Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 149: Ustanın Son Görevi

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Beğeni : 0
Okunma : 47
Tarih : 6 May 2018 18:23:52

Birkaç gün sonra Ana Ork Kabilesi'nin topraklarında sayıları beş yüz bini bulan iki ordu bulunuyordu, farklı yönlerden ilerleseler de hedefleri tekti.

Yavaş ilerleyişleri sonucu Siyahayı'nın kabilesine ilk ulaşan Buzul Bölge'den gelen ikinci ordu olmuştu, daha az yüke sahip oldukları için hızlarında küçük bir fark vardı birinci orduya göre.

Sabahın ilk ışıkları ile güneş etkisini yavaşça hissettirmeye başladığı sırada, kuşatma tarafındaki orklar hayretler içinde önlerindeki yapıya bakıyorlardı. Ana Ork Kabilesi'nin çadırlarının olması gereken yerde, yüksekliği yirmi adıma varan dev duvarlar yükselmişti.

Çekiçdöven hemen birkaç izciyi neler olup bittiğini öğrenmesi için önden yollayacaktı, daha önce gördüğü bir şey nedeniyle aklında birkaç şık belirmişti çoktan.

Haber geldiğinde tamamen emin oldu, Ticaret Bölgesi Ork Kabilesi'ni indirmek için askerleriyle yola çıktığı zaman dev bir delikten içine girdikleri tarzda bir yapıydı bu.

Ana Ork Kabilesi'nin normal şartlarda kapladığı yüzölçümünün onda birini işgal eden, dört tarafından surlarla çevrili bir kaleydi.

Yüksek duvarları üstünde nöbet bekleyen okçular ilk göze çarpan detaydı, tahminlerine göre Siyahayı tüm erzak ve nüfusu içine soktuğu bu kalede savunma yapacaktı onlara karşı.

''Vay! Vay! Vay! Âlemin delikanlısı Siyahayı' ya bak hele, çadırları kale karşılığı müteahhitte vermiş!''

Şaşkın hallerini üzerlerinden henüz atamamış ikinci ordu safları, tiz bir ork sesi ile irkildi. Sahibini gayet iyi tanıdıkları için birinci ordunun da artık kuşatmaya katıldığını anladılar.

Hemen sonrasında, yanlarına gelen bir haberciden ilk emirlerini alacaklardı

''Çadırları güvenli bir mesafeye kurun, kuşatmaya başlıyoruz!''

Dış dünyadan destek alacağını bekledikleri düşmanları, yaşam tarzına aykırı şekilde kendisini surlarla çevirdiği anlarda, Alyon ve savaşçıları hiç panik yapmadan ne için geldiyseler onu yapmanın peşindelerdi.

Önlerine hangi engellerin çıktığının önemi yoktu, istedikleri sonuca ulaşana kadar durmayacaklardı.

Dev ordunun konaklama hazırlıkları bittiğinde, güneş batmak ister gibi ufuk çizgisine doğru yaslanıyordu, yüksek surların arasındaki kapının gürültü ile açılması da tam bu vakte denk gelmişti.

Savunma amaçlı bir mekanik araç yavaşça ilerleyip kale ile kuşatma ordusunun tam ortasında durdu, çıktığı kapı kapanmamış sanki her an geri dönmesi için onu bekliyordu.

Bunu gören kuşatma ordularından da dört kişilik bir grup araca doğru yürümeye başlayacaktı, iki ordunun komutanlarına Nafız ve Kitapkurdu'nun eşlik ettiği bir ekipti bu.

Savaştan önce son kez iki tarafın bir araya gelmesi uyulması gereken bir kaideydi, gerçekleştirilmesi için şu anda iki tarafın temsilcileri yüz yüzeydi.

''Topraklarımı istila eden ikili sizsiniz demek, en sonunda karşılaştık!''

Bir süre birbirini süzen iki taraftan sessizliği bozan, kendini bir kalenin içine hapseden Siyahayı idi.

Sesinin taşıdığı kibir ve kelimelerin sonunda yaptığı küstah baskılar an itibari ile içinde bulunduğu durumla tamamen zıttı.

''Üç bölgeyi almamıza rağmen gül yüzünü göremeyince gelip bir mekânında ziyaret edelim dedik ama ne fayda, artık kime yalvarıp aldıysan bu kaleyi içinden çıkmaya niyetin yok gibi!''

Eğer Siyahayı'nın amacı küstahlık yapmaksa karşısındaki dişi orktan ders alması gerekirdi, zira Ana Ork Kabilesi heyetinin sinirden zıplamasına neden olan sözler ona aitti.

''Senin adın Nafız olmalı, senin aksine ben size son derece saygı duyuyorum, bu nedenle elimden gelenin en iyisiyle çıktım karşınıza!''

Deyim yerindeyse Siyahayı eski kaşardı, böyle ayan beyan yapılan bir kışkırtmaya kanması mümkün değildi.

''Ork Lordu, oğlun hariç herkesi uzaklaştır, seninle yalnız konuşmamız gerekiyor!''

Buluşmanın gerçekleştiği andan itibaren suskunluğunu koruyan Alyon sertçe konuşmuştu, soy gücünü hafifçe salarak yaptığı bu hareket Siyahayı'nın yüzünün şeklinin değişmesine yetecekti.

Aynı anda Nafız' da arkalarında onları dinleyen ikiliye geri çekilmelerini işaret ediyordu, düşmanın hareketlerindeki ciddiyetini gören Ork Lordu' da aynı emri verdi.

''Anlat bakalım Ork Stepleri'nin kurtarıcısı, özgürlüğün erdeminden mi bahsedeceksin bize?''

Arkasındaki oğlu ile beraber çarpık bir gülümsemeyi yüzlerine oturtmuş baba oğul karşısında Alyon çok sakindi, gözlerini Ork Lordu'nun gözlerinin içinden ayırmadan ona bakıyordu.

Bu durumu önemsemeyen Siyahayı, birkaç on nefes sonra içinden gelen bir ürpertinin esiri olmuş gibi huzursuzlanmıştı, anlamlandıramadığı, yüreğinin bir köşesini acımasızca burkan bir enerji akıyordu adeta ona doğru bakan bir çift gözden.

Alyon büyük bir havayı içine çektikten sonra, kendisine ait olmayan bir sesle konuşmaya başladı.

''Nasılsın, amca?''

Düştüğü tuhaf ruh halinin sonrasında duyduğu iki kelime durduğu yerden geriye doğru üç adım sendelemesine neden olmuştu Ork Lordu'nun, arkasındaki oğlunun desteği olmasa ayakta duramayacağı apaçık ortadaydı şu anda.

''Sen! Sen! Olamaz, kimsin sen!''

''Sana soruyorum, bir zamanlar kendine Deliyürek diyen, Ork Lordu Cesuryürek'in kardeşi ve onun oğlunun amca dediği adam, NASILSIN!''

Alyon konuşurken gitgide artan hiddeti nedeniyle son kelimesinde adeta kükremişti, sorusuna tüm savaş alanı şahit olacaktı.

Karşısındaki orkun sesi, bakışları, verdiği hissiyat nedeniyle nefessiz kalan Siyahayı, rüzgârlı sonbahar akşamlarında dalından koparak yere düşmeye çalışan bir yaprak gibi titriyordu. Bilinçsizce yüzüne baktığın Alyon' un bağırması bile onun kendine gelmesine yetmemişti, başka bir dünyada, derin bir rüyadaydı sanki.

''Dö Dö dönelim, hemen ge ge geri dönelim!''

Bir anda oğlunun koluna yapışıp kekeleyerek birkaç kelime edebildi, olaylar üstüne yanına koşan astlarıyla beraber açık şekilde onları bekleyen kapıya doğru yöneldiler.

''Nafız, istersen bu işe son verebilirsin, ustamın son isteğini de yerine getirdim!''

Tekrar kendi sesine kavuşan Alyon yanında duran arkadaşına sessizce fısıldadı, onun yetenekleri dâhilinde bu işin çocuk oyuncağı olduğunu biliyordu.

''Gerek yok, bu işi kan ter gözyaşı dökerek başarmak zorunda kuşatma için gelen ork savaşçıları, topraklarının kıymetini bilmeleri için onu hak etmeleri gerekir!''

Kan Tanrısı'nın acelesi yoktu, gerekenleri yaptıkları sürece sonucun istedikleri gibi olacağına çok emindi. Hain bir saldırı yaparak, yüz sene önce yönetimi kahpece ele geçiren düşmanı gibi olmak istemiyordu.

Böylece kuşatmanın ilk günü tamamlanmış olduğunda, savaş konseyinin kurulduğu çadırın içinde yarının planları yapılıyordu.

''Sangre, kabileyi çevreleyen duvar hakkında bilgi toplamanı istiyorum, hançerlerin herhangi bir zarar verebiliyor mu, zayıflıkları ve yerin altına doğru olan derinliğini öğrenmeliyim!''

Nafız, aşmaları gereken engel hakkında araştırma yapması için öğrencisine emrini verdiğinde aklında iki düşünce vardı; birincisi gerçekten surlar hakkında bilgi edinmekti diğeri ise gece rahat durmayacağını bildiği Kan Savaşçısı'na bir meşgale vermekti.

''Oğlum, yeni silahlarımızın durumu nedir, Çekiçdöven cephedeki yerleşimlerini nasıl yapacaksınız!''

Alyon yan yana oturmuş Kitapkurdu ve damadına sorusunu yönelttiğinde, bakışları ile de cevabı hemen öğrenmek istediği belli eder şekilde yüzlerine bakıyordu.

''Toplam on adet top var elimizde, yarısı ateş diğer yarısı ise buz misketlerini fırlatabilme özelliğine sahipler!''

Kitapkurdu hemen envanterde olan adetleri dile getirmişti.

''Efendim, ana güç olarak düşündüğümüz birinci ordu sekiz adet topa sahip olacak, kalan iki taneyi de bu gece ikinci ordunun saflarına katacağız!''

Başta yapılan plana sadık kalarak düzenlemeyi yapmıştı Çekiçdöven, her ne kadar iki ordu olsa da birinci ordu ana güç olarak görülüyor, diğeri ise ağır yüklerden azat edilerek hareket kabiliyeti yüksek bir destek birimi haline geliyordu.

Yarının kanlı bir mücadeleye gebe olduğunu bilen ork savacıları çevreledikleri yüksek duvarlara sahip kalenin etrafına devasa ateşler yakmış, düşmanın moralini yerle yeksan etmek istercesine bağırarak şarkılar marşlar söylüyorlardı.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Delilik, kişide seyrek görülür; ancak gruplar, partiler, uluslar, çağlar için bir kural halindedir.

Friedrich Nietzsche

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm