Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 150: İkinci Gün

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Beğeni : 1
Okunma : 225
Tarih : 6 May 2018 18:24:54

Ana Ork Kabilesi üzerinde korku ve endişe bulutları geziniyordu, dışarıdan gelen seslerle beraber sinirler yay gibi gerilmişti.

Şu anda simsiyah bir çadırın ortasında, onlara moral vererek savaşa hazırlaması gereken Lordları acizlik içinde kafasını yere eğmiş sessizce oturuyordu. Başında bekleyen oğlu bile neler olduğunun farkında değildi, ilk defa babasını bu halde görmekteydi.

‘’Ölmeli, o mutlaka ölmeli!’’

Bu sözler sakız gibi yapışmıştı Siyahayı’nın ağzına, düşmanla görüşmesinden sonra kabilesine döndüğünden beri aklında ne varsa dudaklarından dökülüyordu.

‘’Oğlum hemen dostlarımıza haber yolla, ödülü iki katına çıkardım, en kısa sürede buraya gelsinler!’’

Emri alan lordun oğlu hızla çadırdan dışarıya doğru yönelmişti, bir anda arkasında beliren öldürme isteğini sezince olduğu yerde çakılıp kaldı, bir nefes sonra babasının sözleri ile kendine gelecekti.

‘’Bir mekanik kuzgunu da Birlik’ e yolla, şartlarını kabul ediyorum, bize yardım etsinler!’’

Kulaklarına inanamayan ork hızla çadırdan dışarı çıktığında, haberleşmek için kullandıkları mekanik aletlerin yanına kendini zor atmıştı. Bütün Ork Stepleri üzerinde Birlik denen oluşumu bilen üç kişiden biriydi ve yardım için öne sürülen şartın ağırlığı nedeniyle içi içini yiyordu.

Oğluna yapacaklarını söyledikten sonra tüm gün stres içinde ezilen yaşlı ork, yorgunluk nedeniyle bir kenara bayılmıştı.

Sabah olup savaşın başladığını, kuşatma ordusunun mancınıklarla attığı kayaların surlara vurarak çıkardığı seslerden öğrenecekti. Hızla yerinden fırlayıp sırtına attığı siyah post ile çadırından dışarı çıktı, etraf bayram yeri gibiydi, savaşçılar bir o sura bir diğer sura doğru koşturuyordu.

‘’Güm! Güm! Güm!’’

Dev kayalar nedeniyle duvarlar sallanıyor, her vuruşunda birkaç ork aşağıya doğru uçuşa geçiyordu. Bu agresif saldırının nedeni Sangre’nin vermiş olduğu rapordu, haberler pek iç açıcı değildi.

‘’Usta, silahlarım duvarların üzerinde işe yaramıyorlar, ölçebildiğim kadarıyla da yerin altına doğru on adım civarı uzanıyor surların uzunluğu!’’

Haberler hoşuna gitmemişti Nafız’ın, ilk aklına gelenler, önceden yaptığı gibi suru kesmek veya altını kazarak devirmekti.

Bunun mümkün olmadığını anladığı zaman mancınıklarla döverek, oluşacak boşluktan üstüne çıkıp istila etme yoluna başvurdu kuşatma ordusu.

Atışın yoğunlaştırıldığı kısmın kenarlarından yüksek merdivenler ile yukarı çıkmaya çalışan savaşçılar ve onların bu isteklerini gerçekleştirmesini engellemek isteyen savunma kuvvetleri birçok yerde çarpışıyorlardı.

‘’Usta müdahale etmeyecek misiniz? Bu şekilde giderse duvarları aşmamız çok uzun sürecek!’’

Hava kararma emareleri göstermeye başladığında, Kitapkurdu tüm gün onunla beraber savaşın gidişatını izleyen ustasına hayret içinde sormuştu bu soruyu.

Onun analizlerine göre, şimdiye kadar çoktan Nafız’ın surlara çıkıp duvarda orduların girmesi için bir delik açması gerekiyordu.

‘’Bugün küçük bir yoklama çekiyoruz düşmana, sence elindeki tek silahın bu duvarlar olması mümkün mü?

Alyon ve Nafız temkinli davranmaktan yanaydı bu sefer, önden basit savaşçıları sürerek ağır topları arkada bekletiyorlardı.

 İlk günün planı buydu, duvarları yoklayarak ne kadar dayanıklı olduklarını test ettiler, gece olduğunda ikisinin de konuşacak çok şeyi vardı.

‘’Duvarlar epey sağlammış değil mi? Tüm gün boyunca dövmemize rağmen yerlerinden kıpırdamadılar!’’

Alyon, elindeki budu bir hamlede ısırmadan önce arkadaşına biraz şikâyet içeren tonda seslenmişti.

‘’Paraya kıymış cici amcan, değil bir gün, bir ay boyunca saldırsak bu şekilde bir sonuca varamayız!’’

Duydukları sonrası Alyon’ un gözleri kocaman açılmıştı, henüz ağzındaki lokmayı bitirmeden konuşmaya çalıştı.

‘’Bu işi çok uzamadan bitirmemiz lazım, her geçen an aleyhimize işliyor!’’

Salyalarını, tükürüklerini saça saça konuşan iri yarı orkun yanından hemen uzaklaşan Nafız, güvenli bir mesafeden cevabını verdi.

‘’Merak etme bir planım var, sen dışarı çıktığı zaman Siyahayı ile ilgilenmeye bak!’’

Ana Ork Kabilesi’ni çevreleyen surlar sağlam ve heybetliydi fakat sonsuza kadar önlerinde bir engel olarak duramazdı, sabah olup çatışma başladığında Nafız ne yapacağını biliyordu.

Kuşatma ordusu pozisyonunu alıp savaş durumuna geçtiğinde, düşman safları da surların tepesindeki yerlerini almış dünün verdiği moralle ilk hamlenin gelmesini beklemekteydi.

İlk gün yapılan hareketin bir diğer nedeni, destek için bekleyen kıta dışından düşmanların varlığını tespit etmekti, artık bir şehir görünümündeki kabileye hücum edilirken, izciler de en az iki günlük bir mesafeyi tarayıp temiz olduğu haberini göndermişti.

Bu nedenle ikinci günde işi bitirmeyi uygun gördü Alyon ve ordusu, Nafız’ da içine bir anda çöken sıkıntının da etkisiyle bunu kabul etti.

Aslında biraz daha savaşarak orkların kendi bilek güçleriyle bu işi halletmelerinden yana olsa da, nedensiz bir kasvet havasına bürünmesini sağlayan içsel sıkıntı bu kararı desteklemesini sağladı.

İlginç bir durumdu, yenidünyasında doğduğundan beri bu duyguyu tecrübe ettiği ilk zamandı, hatta daha önceki hayatında da sadece bir kere yaşadığı ve sonucunu ömür boyu unutamadığı için, planını bir kenara atarak sürüye uydu.

Ailesini kaybettiği gecede aynı sıkıntıyı çekmişti Nafız, uyumak için yatağa yatmış uyuyamamış, yemek yemeğe oturmuş bir lokmayı çiğneyip yutamamış, oyun oynayayım demiş daha birkaç dakika geçmeden kolu fırlatıp atmıştı.

Sabah uyanıp kötü haberi alana kadar devam etmişti bu durum, şimdi aynı hisleri tekrar yaşarken işin keyfi tarafını geçip en yoğun şekilde bombardımana başlanılmasını emretti.

Düne nazaran bir büyük değişiklik vardı, surun kendilerine bakan geniş yüzüne pek atış yapılmıyor, sanki hususi olarak bu bölge izole ediliyordu.

Kenarlardan yukarı çıkmak isteyen ork savaşçılarına okları ile engel olmak isteyen savunma güçleri bu bölgeye yoğunlaşmış, kimseye göz açtırmıyordu. Ana Ork Kabilesi komutanlarının keyfi yerindeydi, yapılan bu hata sayesinde bulundukları suru korumak çocuk oyuncağı olmuştu.

Rehavet insan için olduğu gibi orklar içinde çok kötü bir alışkanlıktı, özellikle doğaları gereği kötü içgüdülerinin kılavuzluğunda yaşayan vahşi orklar bu rahata alışmakta hiç tereddüt etmediler.

Mancınıkların arasına gelen dört yeni silahı görmemelerinin en önemli nedeni buydu, üstü örtü ile kaplı bile olsa neredeyse dört adım yüksekliğinde buz misketlerini atacak toplar yerlerine kimseye hissettirilmeden getirilmişti.

Birkaç nefes sonra tiz bir boru sesi yükseldi, Alyon ve Çekiçdöven’ in ordularında ki herkes bunun ne demek olduğunu biliyordu, hemen saldırıyı kesip son hızları ile geri çekilmeye başladılar.

İşin aslını bilmeyen savunma tarafında bu olay büyük bir sevinçle karşılanacaktı, kaçan düşmana okları ve küfürleri ile eşlik ediyorlardı.

Surların ortasına öbekleşmiş ork savaşçıları sevinçle eğlenip düşmana el kol hareketleri yaparken, Nafız ve Alyon onları acıma duyguları içinde izliyorlardı.

‘’Görüyor musunuz beyinsizleri? Onları ufacık bir kara parçasına sıkıştıran düşmanlarının, en kritik zamanda böyle bir hata yapacağına inanacak kadar eğitimsizler. İşte asıl düşmanımız budur, etini kemiğini keseceğimiz soydaşlarımız değil, onların beynine, kanına işlemiş cahillikleridir!’’

Alyon gerçekten klas bir konuşma yapıyordu, savunma saflarından gelen aşağılama ve küfürlerle sinirlenmiş savaşçılarının gazını alırken, içlerindeki ateşe bir odun daha atmıştı.

‘’Bunlar iyice kızıştı, verin buzu bir ferahlasınlar!’’

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Eğer onur kazançlı olsaydı, herkes onurlu olabilirdi.

Thomas More

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.