Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 151: Delici Darbe

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Beğeni : 0
Okunma : 67
Tarih : 6 May 2018 18:43:45

Nafız’ın sözleri sonrası, yeni silahların başında duran orklar üstlerinden örtüleri yırtarcasına çekip çıkardılar. Güneş ışığı altında hırçınca parlayan, koyu siyah metal gövdelerinde zaman zaman göz kırparcasına parlayan buz mavisi desenler olan toplar açığa çıkmıştı.

‘’Ateş!’’

Saldırı emrini Alyon verecekti, bir nefes sonra gök gürültüsünü andıran sesler eşliğinde dört topta ateşlenmişti, düşman okçularının toplandığı bölgeye doğru dolu yağmasını andırırcasına buz misketleri uçuyordu.

Üstlerine doğru gelen nesneleri gördüklerinde bu savaşçılar çokta korkmadılar aslında, tek yapmaları gereken çömelerek surların onları korumasını sağlamaktı.

Ufacık şeylerin, onları koca bir gün boyunca dev kayalara karşı korumuş duvarlara etki etmesi imkânsızdı onların bakış açısına göre, sadece bedenleri saklayacak bir duruş aldılar.

Sağanak yağış altında cama vuran yağmur damlaları gibi buz misketleri dev sura çarptığında, ortamın sıcaklığı bir anda düştü.

 Neler olduğunu anlamayan okçuların sura dayanmış olanları hızla buz tutmaya başladılar, bu süreç o kadar hızlıydı ki birkaç nefes içinde surun ön tarafı ve üstündeki savaşçıların çoğu donmuş heykellere döndüler.

‘’Mancınıklar atış serbest!’’

Surun bir bölümü donduğundan buradaki materyalin özellikleri bozulmuş kırılgan hale gelmişti, önlerindeki en büyük engeli aşmak için kuşatma orduları bu fırsatı kaçıramazdı.

Dev kayalar, güneş ışığının üzerinde kırılıp her renkten yansımalara dönüştüğü buzla kaplı alana düştüler, bir, iki, üç, beş derken ardı arkası kesilmeyecek bu sağanak, surun çatlayıp koca bir parça olarak yıkılmasına kadar sürdü.

‘’Okçular!’’

Duvarın donan bölümü yıkıldığında etrafı bir toz ve buz bulutu kaplayacaktı, görüşün neredeyse sıfıra indiği bu anlarda yapılacak en büyük hata körü körüne saldırmak olurdu.

Kuşatma ordularının komutanları Ork Askeri Akademisi mezunu savaşçılardı, hemen birliklerindeki okçuları hazır hale getirip neler olduğunu anlayana kadar sağ kalanları öldürmek için bölgeyi ok yağmuruna tuttular.

Saldırı sona erdiğinde etrafı saran toz ve buz bulutu yavaş yavaş dağılıyordu, şimdi yaptıkları planın sonuçlarını daha iyi görecekti Alyon’ un tarafı. Yeni silahların kısıtlı günlük atış hakkından birini kullanmak zorunda kalmışlardı fakat buna değdiğini anlamaları uzun sürmeyecekti.

Yıkılan kısım geniş alan yayılmıştı, bu halde bile neredeyse bir yetişkin ork yüksekliğine sahip enkazın içeriği kan donduracak bir görünüme sahipti.

Binlerce ork cesedi vardı burada, her biri parçalara ayrıldığından dolayı bu sayı sanki on binlerce gibi gelecekti şahit olanlara, metal, buz ve ork etinden oluşan bir deneysel sanat eseri gibiydi ortaya çıkan yapı.

Farklı nedenlerle de olsa şok içinde olan iki taraftan ilk tepki gösteren savunma cephesi oldu, savaşçıların başlarındaki komutanlar deli gibi bağırıyorken, birliklerini açılan deliğin önüne savunma pozisyonuna yollamak istiyorlardı.

Surların içinde gizlenin saldırı tipi mekanik aletlerde son hızla duvarda oluşan boşluğun önüne taşınıyordu, ilk saldırı dalgasını engellemek için, bu kararı verirken bir nefes bile tereddüt etmedi Ana Ork Kabilesi’nin komutanları.

 

Bu anlarda kuşatma ordusu sessiz bir hazırlığın içindeydi yine, suru çökerten topların yanına üstü kapalı olarak yenileri getirilmişti. Ne yazık ki Ana Ork Kabilesi komutanları surda açılan boşluğa o kadar konsantre olmuşlardı ki bu hamleyi görmeleri çok zordu.

Alyon’ un ordusu hücuma geçmedi, ilk ok saldırısından sonra tamamen pasif durumda kalarak düşmanın getirebildiği kadar savaşçıyı ve makinayı saldırıya geçeceklerini düşündükleri yere yığmalarını beklediler.

Savaş bir sanattı, bu dalda uzman bir sanatçının da dediği gibi, düşmanınız hata yaparken araya girmemeliydiniz!

Yeterli kalabalık oluşup düşman komutanları savaşçı sevkini kestiğinde, yaşanacak facianın fitilini ateşleyecek emir kulaklarda çınladı.

‘’Ateş!’’

Örtüler kalkmış, içinde kırmızıya bakan renk geçişleri olan siyah toplar açığa çıkmıştı, ateşlendikten sonra kor kırmızı olacak namlularından, ateş boncuklarını düşmanın üstüne yollayacaklardı.

Sonrasında yaşanacak vahşeti tam anlamıyla açıklayacak bir kelime yoktu, uzun süre kesilmeyecek çığlıklar eşliğinde ork savaşçıları adeta mum gibi eriyorlardı.

Yanık kokusu tüm savaş alanını kaplamıştı, daha önce buz tutmuş okçularında bu meşaleye katılmasıyla yükselen dumanlar, gök ile yer arasında kalın bir siyah sütun oluşturuyorlardı.

Bu manzara sadece Siyahayı’nın cephesinde değil, kuşatma kuvvetlerinin birinci ordusunda da dehşet uyandırmıştı. İlk defa bu silahları görenler ve deneme atışlarına şahit olanlarda dâhil, herkes ellerindeki gücün dehşetini daha iyi kavramıştı.

Kitapkurdu bu işin üstünde uzun süredir çalıştığı için suratında en ufak mimik olmadan olanları gözlemliyordu, bulundukları yer savaş alanıydı, ellerinde ne varsa kullanmaktan başka yolları yoktu.

Sabah yapılan saldırının etkileri güneş tepeye çıkana kadar sürecekti, savunma saflarının tüm çabalarına rağmen ateşin sönmesi anca mümkün olmuştu.

Bu sefer kayıp büyüktü, ilk buz saldırısında surda görevli olan okçular ölmüştü fakat ateş boncuklarının yarattığı facia sonucu arkada bekleyen ana ordunun askerlerinin bir bölümü yanmıştı.

Ellerinden üç bölge gittikten sonra nüfus konusunda sıkıntılı duruma düştü Ana Ork Kabilesi, bitmeksizin devam eden tacizlere karşılık vermek ve kaybedilen yerleri geri almak için sürekli bir mücadelenin içinde olduklarından dolayı eski çoğalma hızları yoktu.

Eskiden milyonun üstünde savaşçıdan oluşan kuvvetleri an itibari le yedi yüz elli bin civarı kalmıştı, düşmanın açtığı gedikten surların içine dolmasını engellemek için bunların yüz elli bin kadarını yolladıklarında sayı altı yüz bine düşecekti.

İşin bir başka yanı ise, komutanları emir verse dahi artık arkadaşlarının yanarak küle döndüğü yere ilerlemiyordu ork savaşçıları. Şimdi Alyon’ un ordusu için fırsat vaktiydi, ikinci ordu diğer taraftan düşmanı meşgul ederken elindeki üç yüz bin savaşçının yarısını peşine takarak hücuma geçti.

‘’Saldırın!’’

Emri ile beraber öne fırlaması sonucu savaşçıları büyük bir şevke gelmişti, önlerinde daha önce görmedikleri bir manzara vardı.

Üç bölgenin hâkimi şefleri, yanında kızı ve torunu ile beraber saldırıya önderlik ediyordu, nasıl olurda kanları kaynamaz ve yerlerinde durabilirlerdi.  

Yeri göğü inletecek savaş naraları ile öne fırladılar, hemen bir bölük ilk çarpışma sırasında düşmanı ezip geçme sevdasıyla şeflerinin önüne geçecekti.

Ana Ork Kabilesi’nin askerleri korku içindeydiler, başlarındaki komutanları ne derse desin oldukları yerden bir adım ileri atmıyorlardı.

Yıkılan surlara kuşatma ordularının savaşçılarının ulaşmasına otuz adım kalmıştı ki, duyacakları bir ses onları kendilerine getirecekti.

‘’Ne bekliyorsunuz, herkes düşmanın üstüne, Hücum!’’

Nerede olsa duydukları anda tanıyacakları bir sesti bu, onları yıllardır demir yumrukla yöneten adama, Siyahayı’ ya aitti.

Ork Lordu savaşın öncesinde girdiği bunalımdan anca ikinci günün öğle vakti çıkmıştı, kendini dışarı attığında gördüğü manzara bir felaketti.

Onları bir ay dönümü boyunca savunacağına adı gibi emin olduğu duvarlar henüz ikinci günde yerde bir olmuş, düşman üstlerine akın ederken kendi savaşçıları adeta put kesilmişti.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Hayattaki en büyük zafer hiçbir zaman düşmemekte değil, her düştüğünde ayağa kalkmakta yatar.

Nelson Mandela

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm