Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 153: Cepheler

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Beğeni : 1
Okunma : 224
Tarih : 10 May 2018 19:39:21

Yerdeki gölgesi ile aynı renge sahip olan devasa bir karga ikinci ordunun olduğu yere doğru ilerliyordu, kanatlarını çırpmadan sadece süzülen bu yaratığa Nafız, ustasının hafızasındaki anılar nedeniyle epey aşinaydı aslında.

Kara Zambak Klanı’na ait bir büyünün şekil almış haliydi tamamen gri gözleri ile sadece önüne bakan karga, bir bilinci yoktu, asli amacı önemli kişilerin seyahatlerine yardımcı olmaktı.

‘’Sadece surlara güvenmediğini biliyordum, yeni dostu Kara Zambak piçlerini ve devamlı müşterisi olduğu Boz Sırtlanları da çağırmış!’’

Kan Tanrısı sözünü tamamladığında duvarda açılan gediğe doğru ilerleyen savaş makinalarına bakıyordu, destek kuvvetleri Ana Ork Kabilesine yardım için gelmiştiler.

‘’Tüm ordu beni takip edin! İleri!’’

Durumu analiz eden Nafız geride bekleyen birlikleri peşine takarak, Alyon ve savaşçılarına arkadan saldırmayı amaçlayan yeni düşmanlara doğru ileri atıldı. Geride sadece Miloş ve Kitapkurdu liderliğinde küçük bir ekip bıraktı, amacı yeni topların düşmanın eline geçmemesiydi.

Miloş’ un aldığı emir basitti, herhangi bir aksilikte silahları imha edip bölgede devasa bir patlamaya neden olacaktı. Buraya gelirken ölme riskini göze almışlardı, ne olursa olsun yanlarına birilerini almadan bu dünyada göçemezlerdi.

Birinci ordunun ikiye ayrılmış kuvvetleri savaşın ateşinin içine balıklama atlarken, ikinci ordu saflarında şaşkınlıkla karışık korku emareleri vardı.

Hayatlarında ilk defa gördükleri bir yaratığın üstlerine doğru inişe geçmesi sonrası atak yapmayı bırakmış, kalkanlarını ellerine alarak savunma duruşuna geçmişlerdi.

Siyah karga yere on adım kadar yaklaştığında üstünden siyah gölgeler aşağıya atlamaya başladılar, sayıları bini geçen bu kişilerin hepsi bir örnek giyinmişti ve etraflarına hiç çekinmeden cinayet niyetlerini salıyorlardı.

En sonunda, gri cüppeli biri yere indiğinde dev karga hiç var olmamış gibi aniden yok olacaktı, bu sahne sayıları yüzbinleri bulan ordunun bir adım dahi ileri atamamasını sağlamıştı.

‘’Delinmiş bir duvarın kimseye faydası olmaz, buraya gelmeleri için onlara bir yol açalım!’’

Yüzü görünmeyen, eski fakat üstünde hiç leke bulunmayan cüppesinin eteklerini savururken konuşan adam, elini beline attıktan sonra arkasında kalan surlara doğru iki kere savurma hareketi gerçekleştirdi.

Kimse ne olduğunu anlamamıştı, duvarların üstünde durarak bu adamın yaptığı hareketi görenler, sadece yüzlerinde hafifi bir esinti hissettiler.

Çok değil en fazla beş nefes sonra işin aslı anlaşılacaktı, surların üzerinde iki kesik izi yavaşça belirmiş akabinde iyice derinleşerek arasında kalan bölümün yıkılmasına neden olmuştu.

Ne bir uyarı ne de işaret verilmişti, düşmanla savaşmak için yerlerini almış ork okçuları ile birlikte devrilmişti duvar, acı çığlıklar eşliğinde gerçekleşen olaydan sonra artık her iki taraftan da delinen surlar iş görmez hale gelmişti.

‘’Sefiller, hemen buraya gelerek bize yardım edin! Düşmanlarınızla yüzleşme vaktiniz geldi!’’

Sesi savaş alanında çınlıyordu gizemli adamın, sözlerin Ana Ork Kabilesi savaşçılarınaydı. Destek için geldiği bu yerde tüm sorumluluğu üstlenmeyecekti belli ki, savunmalarını kendi elleri ile yıkarak kuşatma altındaki savaşçıları yanına çağırdı.

Siyahayı’nın komutanları ne yapacaklarını bilemez haldeydiler, önlerinde Lordları çılgınca savaşıyordu şu anda onların sorularına cevap vermesi mümkün değildi.

 Diğer taraftan savaşın sürdüğü başka bir cepheden gelen istek vardı, tavırlarına bakılırsa sesin sahibi görmezden gelebilecekleri biri değildi.

‘’Birinci, üçüncü, altıncı bölükler sizler hemen Buzul Bölge tarafına desteğe gidiyorsunuz, kalanlar her an savaşacakmış gibi tetikte kalın!’’

Savunma cephesi, an itibari ile surların içinde olan düşmanların sayısının kendilerinden epey az olduğunun bilincindeydi, kısa bir fikir alışverişinden sonra hızla iki yüz bin savaşçıyı ansızın yardıma gelenlere destek olmak için yönlendirdiler.

Bu bölükler hâlihazırda o bölgede savunma yapmak için görevlendirilmişlerdi zaten, surlara ilk giren düşmanın karşısında zafiyete düşmeden arka saflardan eksilmişlerdi sadece.

‘’Kalkanları kaldır, savunma pozisyonu al!’’

Kulakları yırtarcasına tiz bir ses yankılanıyordu bu sefer açık gökyüzünde, Nafız çoktan mekanik araçları ile yardıma koşan Boz Sırtlanlar’ın önünde belirmişti.

Tepede Kitapkurdu mancınıkların mevziini değiştirmiş, atış mesafesine girecek düşmanın kafasını ezmek için bekliyordu.

Vahşi Bataklık yönünden gelen araçlar sanki mancınıkların atış menzilini biliyormuş gibi tam sınırda duracaktı, Nafız’ın çoktan farkında olduğu fakat yanındaki savaşçılarının yeni göreceği bir manzara sunarak onlarla kafaya kafaya gelmişlerdi.

Mekanik araçların en önünde duran taşıtın dışı kanları hala yere damlayan ork kafaları ile süslenmişti, sayıları otuzun üstünde olan bu başları hemen tanımıştı kuşatma ordusu cengâverleri.

Keşif için gönderilen ekibin üyeleriydi bunlar, istisnasız hepsi öldürülmüş, bir hakaret olarak cesetleri tek parça olarak bırakılmamıştı.

‘’Sakin olun, günün sonunda düşmanlarımızın kanında banyo yapmanıza izin vereceğim’’

Homurdanmaların başladığı, hatta birkaç kişinin düzeni bozarak saldırmaya kalktığı ortamda Nafız geç kalmadan disiplini sağlamalıydı, bu nedenle soydaşlarının en çok istediği şeyi vaat etti. İlkel içgüdülerine hitap ederek, canilik arzulayan tabiatlarına bir kurban sundu.

Aracın kapısı açılıp aşağıya inen askerleri izlerken, içlerinden biri Kan Tanrısı’nın dikkatini çekmişti. Üstün özelliklere sahip olduğu ilk bakışta belli olan kamuflajını, gri renkte pelerinle süslemiş kır saçlı bir adamdı bu kişi.

O ve savaşçıları savaş makinalarından inenlere kilitlenmişken, dört köşe bir surata ve iri kemerli buruna sahip pelerinli adamın bakışları sağ taraflarında kalan yüksek duvarlara çevrilmişti.

‘’Bunların bir işi kalmadı, ayakaltından kaldıralım bari!’’

Elini, üstünde bulunan yeleğine ait birçok cepten birine atarak avuç içi kadar bir alet çıkaracaktı adam, üstündeki kırmızı ışıklar saçarak titreşen tuşa basarken bir an bile tereddüt etmemişti.

Akabinde yer sarsılmaya başlarken, Ana Ork Kabilesi’ni çevreleyen duvarlar yavaşça yerin altına doğru iniyordu.

Nafız’ın taşıma halkasında bulunan portatif kalenin çok daha büyük boyutlu olanıydı belli ki yavaşça yok olan surlar. Sahibinin isteği üzerine yok oluyordu, savaşın kora kor mücadeleye döndüğü sırada pelerinli adamın kararı bu yöndeydi.

Herkesin dikkati bu yöne çevrilmişti, bu nedenle duvarların bazıları alçalırken bir kısmının hiçbir şey olmamış gibi ayakta kalması dikkatleri çekmişti.

Üzerinde iki büyük hasar bulunan yapı kurulduğu gibi sağlıklı çalışmıyordu anlaşılan, en sonunda üçte birinin asilik içinde direnmesinden dolayı geniş aralıklı bir elek gibi kalmıştı ortada dev duvarlar.

‘’İş bitince bunu da faturaya eklememiz gerekecek!’’

Malının durumuna üzülmüş gibi bakan adamın ifadesi söylediği sözlerden sonra dramatik şekilde değişmiş, şahin gibi keskinleştirdiği bakışlarını hayretle ona bakan orklara çevirmişti.

Nafız kalkanların arasından adamın hareketlerini süzüyordu, yanında on bin kadar askeriyle gelerek süren savaşta yeni bir cephe açan bu kişiyi yabana atamazdı.

‘’Rap! Rap! Rap!’’

Yıkık surların içinden savaş makinalarının aralarına doğru ilerleyen ork savaşçılarının ayak sesleri yeni başlamış yağmur gibiydi, gri pelerinli kişi gibi istekte bulunmasa da yeni gelen bu müttefike de destek için savaşçılarını yollamıştı Siyahayı’nın komutanları.

Bir kuşatma ve bir savunma ordusunun savaşına şahitlik ederek başlayan gün, henüz ortasını bulmuştu ki üç ayrı cephede sürmesi muhtemel bir mücadeleye ev sahipliği yapmaya başlayacaktı.

Oyun hazırlanmış, oyuncular dikkatlice birbirini izliyordu ki, koca savaş meydanında süren tek mücadelenin taraflarından birinin yeri göğü sallayan savaş narası ayakta kalmış surların bazılarının yıkılmasını sağlamıştı.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------  

İnsan ağaca benzer. Ne kadar yükseğe ve aydınlığa çıkmak isterse o kadar kök salar yere, aşağılara, karanlığa, derinlere, kötülüğe.

Friedrich Nietzsche

 

Yazar Notu

Merhaba

Savaş başlıyor ve farkındayım ki tek tek gelecek bölümler iştahınızı doyurmak bir yana dişinizin kavuğuna bile yetmiyor. Sizden bir hafta daha sabretmenizi rica ediyorum, ufak bir toplu ile savaşın heyecanını kesintisiz sunmaya çalışacağım sizlere

Keyifli Okumalar

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.