Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 154: İkinci Ordu Cephesi

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Beğeni : 1
Okunma : 50
Tarih : 14 May 2018 22:21:01

‘’Gebereceksiniz, hepinizi tek tek kendi ellerimle öldüreceğim!’’

Ruhundan taşan hiddeti gözlerine vurmuştu Siyahayı’nın, her darbede ölen oğlunun acısı kalbine bir çizik daha atıyordu.

Adeta yedekte tuttuğu bir enerji tankını harekete geçirdi ork lordu, son birkaç darbedir rakibi üstünde hâkimiyetini arttırmıştı.

Bu durum Ana Ork Kabilesi cephesinde moralleri yükseltmişti, Birinci Ordu’nun savaşçılarının üstünde ise tuhaf bir baskı oluşmaya başlıyordu.

‘’Kahpe mahlûkat, bugün dünya üzerinde nefes aldığın son gün olacak!’’

Mücadelede pasif duruma düşen Alyon, ağzından köpükler saçarak konuştuktan sonra damarlarında akan kanın içindeki soy gücüne tam gaz yüklenmişti. Kendisi ve askerleri bu gelişme ile rahatlarken sanki ilk defa darbe değiştiriyorlarmış gibi iki ork birbirine girecekti.

‘’Ha ha ha! İhtiyar Siyahayı ciddi ciddi savaşıyor demek!’’

‘’Özenle sakladığı biblosu kırılmış, boşuna dememişler sakınan göze çöp batar diye!’’ 

Arkasında duran yüzlerce astı kendi aralarında durumu değerlendirirken, gri cübbeli adam desteğe gelen ork savaşçılarının yanlarında mevzilenmesini sakince bekledi.

Daha sonra belli ki zamanın geldiğini kanaat getirdiğinden, geniş kol ağzından dışarı çıkardığı sağ elinin işaret parmağını ikinci ordunun yönüne doğru kaldırdı.

Adamları bunun saldırı işareti olduğunu çok iyi biliyorlardı, bir nefes dahi geçmeden hemen oldukları yerden fırlamışlardı.

Yanlarına gelen ork savaşçıları ile birlikte atağa kalmışken, istisnasız hepsinin elinde birbirinden farklı silahlar görünmeye başladı, çevreleri değişik renklerle ışıldayan bu ekipmanların üzerinde uğursuz bir hava vardı.

Kısa sürede düşmanın ilk savunma hattına ulaştılar, onları bekleyen dev kalkanlı orkların üzerine sanki yokmuşlarcasına koşmaya devam ediyorlardı.

Bu özgüvenlerinin nereden geldiği birkaç nefes sonra belli olacaktı, çelikten kalkanları peynir gibi kesmelerini sağlayan silahlarıydı bunun nedeni.

Her rengin farklı bir etkisi oluyordu, kırmızı olanlar kesik attıktan sonra arkalarında keskin bir yanık kokusu bırakırken, yeşil olanlar ıslık benzeri seslerle derin yarıklar açıyordu orkların bedenlerinde.

Cehennem Diyarı’nın büyüsüydü bu, onlar içlerinde büyüttükleri enerjiyi açığa çıkarmak için silah kullanırdı. İyi bir silah en az yüksek bir yetişim kadar önemliydi, kuraklık nedeniyle oluşan derin çatlakların içinden lavlar akan topraklarda.

İkinci ordunun cengâverlerinin bu durumda hiç şansları yoktu, kasabın önüne bacakları bağlı olarak giden koyundular artık. Düşmanlarının çaresiz hali karşısında Kara Zambak Klanı’nın savaşçıları hazzın doruklarına doğru yolculuk yapar gibiydiler, silahlarını her sallayışlarında en az bir düzine ork ölüyordu.

Gülen yüzlerine şen kahkahaları eşlik ediyordu, klanlarından bir savaşa katılmak için ayrıldıklarından beri, ellerinde olmadan endişelenmekteydiler fakat şimdi bunların beyhude kaygılar olduğu görürken içlerini ferahlatmak için kan döküyorlardı.

Ellerinde ölen ork savaşçılarının akıbeti karşısında, birbirlerine attıkları bakışlarla işi yarışmaya çevirdikleri görülüyordu, kim kaç tane öldürecek kavgasına tutuşmuşlardı.

En hırslıları, delice salladığı palası ile saldırının başını çeken siyah maskeli savaşçıydı, her vuruşundan sonra yüksek sesle bağırarak ellerinde can verenlerin şeceresini tutuyordu.

Son darbesinden sonra yine bağırmak üzereydi çılgın savaşçı, ağzını açmadan önce sarı bir ışık gördüğü an durakladı. Bu hareketine ikinci ordu saflarından bir ses eşlik etti

‘’Bir!’’

‘’İki!’’

‘’Üç!’’

Aynı ses en sonunda yirmi diye bağırmadan önce tek tek saymıştı, her sayının bir kesik başa tekabül ettiği bu olay sonunda, herkesin gözleri sahibinin ellerine dönen iki altın renkli Chakram’ın üzerindeydi.

Elit On’ un beş numarası, ekibinin en belirgin özelliği olan simsiyah, adeta üzerine düşen her türlü ışığı yutacak bir koyulukta olan zırhı içinde patlamaya hazır bir volkan gibi dimdik duruyordu.

Birkaç nefes sonra yanına dokuz kişi daha gelecekti, ikinci ordunun içindeki en güçlü oluşumlardan biri sahne almaya karar vermişti.

‘’Siz sadece insan savaşçılarına odaklanın, geri kalanını bana ve ikinci ordunun babayiğitlerine bırakabilirsiniz!’’

Konuşan kişi, zirvenin sahibi olan bir numaradan başkası değildi, elleri ile birkaç mühür yaptıktan sonra küçük bir totemi yere saplayacaktı.

Toprağa değdikten sonra üzerinde tuhaf desenler olan totem hızla büyümeye başlamıştı, çok kısa bir süre geçmişti ki ayakta kalmakta direnen surların boyunu geçerek, altında duran her şeyi küçümser bir tavırla göklere uzanıyordu.

‘’Katlet! Beş Bin Tutsak!’’

Son savaşlarının üzerinden günümüze kadar geçen sürede Elit On boş oturmamıştı, yaşadıkları tecrübenin rehberliğinde delicesine eğitim yapmışlardı.

Eskiden sadece bin tane vahşi yaratık ruhunu çağırabilen bir numaranın, bugün gücünü beşe katlamasının nedeni buydu. Üstlerine akın eden ork sürüsüne karşı, ellerinde can veren tutsaklarını yardıma çağırıyordu.

‘’Bu nasıl olabilir, barbar bir ork pisliği hangi cesaretle ruh sanatını kullanabilir!’’

Savaş alanına geldiğinden beri sakin ve gizemli bir profil çizen gri cüppeli adam, istemsizce haykırmıştı. Klanının uzmanlık alanı olan sanatı, en aşağı bilinçli varlık olarak gördüğü bir orkun kullandığını görmeye dayanamamıştı belli ki.

‘’Okçular, öldürün şu hadsizi!’’

Tüm birliğini savaşa sürerken sadece elini kaldıran bu kişinin, okçulara direkt emir verirken sesi titriyordu.

Aynı anda binlerce ok, göğe meydan okurcasına yükselmiş olan toteme yöneldi, yerdeki gölgeleri büyük bir karanlık oluşturan bu saldırı adım adım toteme doğru ilerliyordu.

‘’Çılıng! Çılıng! Çılıng!’’

Hedefe kısa bir mesafe kala beklenmeyen bir şey oldu, isabet edecekleri yeri darma duman etmesi gereken oklar birbiri ardına kırılmaktaydı.

Hedefine yönelmiş bir yıldırım gibi hızlı ve yıkıcı güçle dolu olan oklar, sağanak yağmur şeklinde yere düşerken bir numaranın gözleri ışıldıyordu.

Az önce hırs içinde saldırı emri veren gri cüppeli adama yönelmiş bakışlarındaki küçümseme, aralarındaki büyük mesafeye rağmen dikkatten kaçacak gibi değildi.

Arkadaşlarına söylediği gibi cisimleşen vahşi yaratık ruhlarını Ana Ork Kabilesi’nin savaşçılarına yöneltmiş, onların önderliğinde Çekiçdöven’ in kuvvetleri de cana gelerek gerçek potansiyellerini göstermeye başlamışlardı.

Bir ve Beş numaranın saldırıları düşman kuvvetleri içinde şaşkınlığa yol açtığı şu anlarda, cephenin farklı noktalarından yakarışlar yükseliyordu. Daha birkaç on nefes önce aldıkları emir gereği yaylarını acımasızca geren okçular, bir bir düşmekteydi.

Siyah Zambak Klanı ve Ana Ork Kabilesi’nin birleşik gücündeki okçuların sayısı binleri buluyordu, hep birlikte hareket ettiklerinde yaratabilecekleri yıkıcı güç muazzam olabilirdi. Sadece bugün şanslı günleri değildi, karşılarında orkların yeni neslinin temel direği olacak Elit On ve onların içinde özellikle okçuluk konusunda kendini geliştiren bir savaşçı vardı.

Herkes toteme doğru giden saldırıya odaklanmışken, o çoktan onlarca oku yollamıştı bile. Göz açıp kapatıncaya dek, beraber savaştığı kişilerden fazla düşman öldürmesinin nedeni buydu.

İkinci ordunun tabii ki bir okçu birliği vardı ve onlarda yapılan saldırıya misli ile karşılık veriyordu lakin isabet ve serilik bakımından on numara ile yarışmaları mümkün değildi.

An itibari ile uzaktan saldırı düzenleyen savaşçılar arasında oluşan besin zincirinin tepesinde on numara duruyordu, savaşı izleyen bir kişinin ilk söyleyeceği bu olurdu.

Elit On’un okçusu, yayını geren savaşçılar arasında bir numara olabilirdi, eğer O kişi burada olmasaydı. Savaşın sürdüğü üç cephede de en iyi okçu unvanı şüphesiz on numaranın olurdu, O harekete geçmek istemeseydi.

 O, uzun yayını sırtından çekene kadar karşılarında duran düşmanları da böyle düşünmekteydi, ta ki yetişkin bir orkun kolunun uzunluğu kadar olan ok, on tane Siyah Zambak savaşçısını delip geçene kadar.

Ne keskin isabeti, ne de insanüstü hızı on numarayı onunla aynı düzeye getiremezdi, ustasından aldığı kutsama ile gün geçtikçe değişen orkun gücüydü bu.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

En kötüsü de sahip olmadığın şeylere ait olmandır.

Franz Kafka

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm