Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 209: Üç Ordu, Bir Sonuç

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Beğeni : 1
Okunma : 126
Tarih : 10 Eylül 2018 13:36:18

“Planımız ne ?”

Yaşlı Tilki, sadece birkaç on nefes düşündükten sonra cevap niteliğindeki sorusunu soracaktı.

“Bana böyle gel canımı ye, karargâhına işkence evi kurdurtmayacak kadar akıllı bir adamdan da ancak böyle bilgece bir karar beklenirdi!”

“Burası artık bizim, yani Druid Kurtuluş Ordusunun ana karargâhı, senin itibarını kullanarak birkaç hamle yaptıktan sonra hem bu üssün hem de tüm bölgenin komutasını elde edeceksin!”

Nafız istediği cevabı aldıktan sonra hızlıca her şeyi Jurij’e anlatmaya başladı, tüm planı öğrenen adam şaşkınlık içinde kalmışken açık ağzından bir damla kan içeri süzülüyordu.

“Aramızda hem iş, hem kan bağı oluştu komutan, yanımda duranlara hep söylediğim gibi, bundan sonra her şey çok güzel olacak!”

Kısa bir süre sonra konukta bulunan üçlüye bir kişi daha katıldı, mühimmat desteğinden sorumlu komutandı gelen.

Beklendiği gibi, üstünün kararını duyan bu kişi de druidlerin saflarına katılma kararı alacaktı. Komuta kademesi genellikle ihtiyatlı kişilerden oluşurdu, tek tabanca yaşayan bu insanların ayaklarına dolanacak aile ve akraba gibi şeylerle işi olmazdı.

“Jurij, gösteri başlasın o zaman!”

Emri alan komutan hızla işe koyuldu, ilk icraatı emrini dinlemeden kaleden yirmi bin asker ile çıkan Victor’u hain ilan etmekti.

Gece karanlık iyice çökünce, üstlerine Boz Sırtlanların üniformalarını giymiş druidler de açılan kapıdan ellerini kollarını sallayarak kaleyi andıran yapıya girmişlerdi.

Kendileri için ayrılan koğuşa ulaştıklarında, bir süredir görmedikleri dişi orku kurulmuş büyük bir sofranın başında onları beklerken bulacaklardı.

“Geçin oturun, tüm gün bir şey yemediniz acıkmışsınızdır!”

Nafız’ın söylediği gibi açtılar ama merak duyguları içlerinde başka hiçbir hisse yer vermeyecek kadar baskındı şu anda.

“Efendim, nasıl oldu bu iş? Hadsizlik olarak görmeyin ama büyük şaşkınlık içindeyiz!”

Dişi ork bu tepkiyi bekliyordu ama gelen sorunun naifliği karşısında gülümsemeden duramadı

“Bu karargâh artık bizim Druid Kurtuluş Ordumuza ait, ben söyleyene kadar da dışarı çıkmanız yasak!”

“Bu arada soramadığın soruna gelecek olursak; bizim sayımız az düşmanın sayısı fazla ise neden onları kullanmayalım ki?”

Lafı ortaya atıp gitmişti Nafız, henüz bu druidlere planlarını anlatması için çok erkendi.

Kale benzeri yapıyı ele geçirmek sert bir virajı dönmek gibiydi, şimdi bu zorluk atlatıldığı için olaylar yokuş aşağı tam hızıyla ilerlemeye başlayacaktı.

Jurij iki haberciyi diğer küçük çaptaki destek birimlerine yollayarak, Victor’un olası saldırısı için asker istemekle işe başladı. Aynı zamanda, içeriden bir ajanın intikam ateşiyle deliye dönmüş abinin yanına gitmesine de izin verecekti.

Çok geçmeden yirmi bin kişilik ordusu ile Victor surların önüne dayanmış, durumu anlamak için komutanla görüşme isteğini iletmişti.

Bilmediği şeyse her iki yanından on bin kişilik başka ordular tarafından kıskaca alındığı olacaktı, savaş başladığında Yaşlı Tilki askerleri ile beraber kalenin içinden çıkmıyordu.

Victor tüm kötü özelliklerine rağmen gerçekten güçlü bir savaşçıydı ve yanına aldığı askerlerini de özel olarak yetiştirmişti.

Ana destek karargâhının askeri kolunun başında bulunmasının ana nedeni de bu üstün becerililere sahip olmasıydı, ilk şaşkınlığını atana kadar verdiği kayıplardan sonra hızlıca organize olup iki ayrı ordu ile başa çıkmaya başlamıştı bile.

“Oklayın!”

Rüzgâr tamamen tersine döndüğünde Dimitar’ın cılız sesi surlarda yankılandı, savaş alanına dost düşman ayırt etmeksizin ok yağmurunu başlattığı an tek bir mimik dahi oluşmamıştı çirkin suratında.

Destek birimlerinin toplam insan gücü yüz on bin civarıydı, bunların yetmiş bini asker, kalanları ise mühimmat sevki ile alakalı kişilerdi.

Kaotik mücadele sürerken kalan askeri gücün yüzde atmışından fazlasını katletme fırsatını kaçıracak değildi Nafız’ın güçleri, her ne kadar asıl işleri savaşmak olmasa da temel eğitimleri mevcuttu ok atan kişilerin.

İlk saldırıyı atlattıklarında ne olduğunu düşünecek kadar vakitleri olmayacaktı pusuya düşmüş askerlerin, hemen ardından gelen ikinci ok yağmuru ile iliklerine kadar ıslanıyorlardı.

“Tuzak! Bizi tuzağa düşürdüler, amaçları hepimizi öldürmek!”

İlk uyanan Victor olacaktı, kurt komutan neler döndüğünü anladığı an avazı çıktığı kadar haykırmaya başlamıştı.

Panik ve katliam dalgasının hâkim olduğu savaş meydanında bu çabası yalnızca yakın çevresini alarma geçirmeye yetmişti, bunun farkında olan Victor gücünü toplayıp bir kere daha bağırmak istedi

“Ahhh!”

Ne yazık ki onun bu isteği, başka birinin yaptığı plana tamamen aykırı bir davranıştı

“Kardeşin gümbürtüye gitmişti ama sen benim elimde ölmeye layık birisin!”

Victor’a acı çığlığı attıran ok boğazını delip geçtikten sonra, arkasında duran dört askerini daha öldürüp ancak beşinci kurbanına saplanarak durabilmişti.

Kıtaya girdiklerinden beri düşük profil tutan Nafız, ilk defa gerçek gücünden ufak bir parçayı gözler önüne seriyordu.

Aslında mecbur kalmasa bunu da yapmaya niyeti yoktu, düşmanı ürkütmeden ne kadar fazla ilerleyebilirlerse onun için o kadar iyiydi.

“Bundan sonrası sende Dimitar!”

Sinsi komutan dişi orkun sözlerini duyunca, bayat bir balığın gözlerini kıskandıracak kadar donuk olan bakışlarını savaş alanına yönlendirdi.

“Oklayın!”

Mühimmat korkuları yoktu zira tüm operasyonun zulasını patlatmışlardı, mirasyedi bebe gibi savurgan davranmaları doğaldı.

Tek bir kişi kaybetmeden toplanan kalabalığın neredeyse hepsini öldürmüştü karargâhın içindeki askerler, ne yaptıklarını bilmeseler de önemi yoktu onlar için.

Komutanlarının emri kesindi ve bunun üzerine kafa yoracak lükse sahip değillerdi, Boz Sırtlanların kurduğu bağnaz düzeni bir ork savaşçısı onlara karşı silah olarak kullanıyordu şu anda.

Kimsenin dikkatini çekmeyen bir yerde, surların güneş ışığından saklanacak kadar küçük gölgeler oluşturduğu ıssız sığınaklarının birinde, ihtiyar yüzünde keyifsiz gülümsemesi ile bir adam sonlanmaya yüz tutmuş savaşı izliyordu.

“Böyle bir canavar, nasıl olurda Ork Steplerinden çıkabilir?”

Son düşmanda ölüp askerleri sevinç naraları atarken sessizce mırıldandı Tilki Jurij, dâhil olduğu işten dolayı tedirginlik içindeyken, gördüklerinden sonra bu düşünce aklındaki yerini korkudan doğan şaşkınlığa bırakıyordu.

Tek günde kırk bin asker ölmüş, düşmanın can damarlarından biri olan destek hattının ana kalesi ele geçirilmişti.

Gerisi çorap söküğü gibi gelecekti, bir hafta sürmeden diğer iki ufak destek karargâhı da savaşmadan ele geçirilmiş Druid Kurtuluş Ordusunun toplam insan gücü kırk bin kişiye ulaşmıştı.

Tabii ki bunların hepsine kan mührü uygulamadı Nafız, önceden kurulmuş düzenin keskin taraflarından faydalanmak için sadece komuta kademesini ölüm korkusunun pençesine atması yetmişti.

Madem planın mükemmelliğinden söz açtık bunun arkasındaki gizli kahramanları da unutmamamız gerekir, çok uzaklardaki birinin başarıdaki payı azımsanmayacak kadar fazlaydı.

Alyon ve Nafız’ın druid yerleşkesine kadar saçtığı iksirlerin en sonunda kalkanın çeşitli yerlerine dökülmesi sonucu, dört istilacı medeniyetin aşamadığı engelin kontrolü Han’ın eline geçmişti.

Ork Lordu rahatlıkla kalkanın şeklini değiştirerek saldırabileceği halde daha kurnaz bir yol izlemeye karar verdi, desteklediği yapının direncinin azaldığını, her an yıkıldı yıkılacak şekilde görünmesini uygun gördü.

Bu nedenle geri hattan gelen saldırı haberlerini mecburen görmemezlikten geliyordu Boz Sırtlanlar, eğer kalkan yıkılır ve onlar başka nedenlerle içeri giremezlerse, bunun hesabını Paralı Askerler kıtasındaki üstlerine veremezlerdi.

İki taraftan kıskaca alındıklarını anlayamadan tüm destek birimlerini kaybetmelerinin kısa hikâyesi buydu ve bu haber şu anda diğer tüm kuşatmacı medeniyetlerin karargâhlarında en önemli konuydu.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çok yol aldım bunu biliyorum ve daha gidecek çok yolum var. Sürünerek gitmek zorunda da kalsam bu yolu gideceğim.

Jack London

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.