Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 210: Yankılar

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Beğeni : 1
Okunma : 83
Tarih : 12 Eylül 2018 17:09:07

“Ha! Ha! Ha!”

“Duydun mu? Paralı Askerler iki tane baldırı çıplak orka tüm destek karargâhları ile beraber elli bin asker kaptırmışlar!”

Büyük beyaz sütunların arasından görülen rengârenk bahçenin ortasında, üzerindeki kar beyaz cüppesinin kolunu neşe ile sallayan bir adam hemen karşısında duran ve görünüşü neredeyse onunla aynı olan başka bir kişiye sesleniyordu.

“Tüm kıta bu haberle çalkalanıyor, işin daha komik tarafı kalkanın her an yıkılabileceği gerçeği ellerini kollarını bağlamış bir halde!”

Devasa bir mermer kütlesinden yontulduğundan dolayı zarif hatlara sahip ayakları, üstünde kalan tabla kısmı ile bir bütünlük içinde insanın göz zevkini okşayan masanın üzerindeki çay fincanını alarak ağzına götüren bu diğer adam da, heyecanlı bir biçimde kendisine son olayları aktaran arkadaşına keyifle cevap vermişti.

“Ben derim ki bırakalım birbirlerini yesinler; bir taraf ezik paralı askerler, diğer tarafsa barbar orklar, ismimizin bu tiplerle beraber anılacak olmasının düşüncesi dahi tüylerimi diken diken ediyor.”

Son zamanlarda kıta üzerinde yaşanan değişimlerin Işığın Toprakları cephesinde yarattığı tek duygu kibirdi, ebedi düşmanların da ise bambaşka bir his, öfke hâkimdi.

Bir olayın, tamamen zıt topluluklarda birbirine kardeş olan duygularla yankı bulması ne kadar ilginçti.

Cehennem Diyarı güçlerinin ana karargâhı, komşu bölgelerinde gelişen beklenmedik vaziyetin önemini anlamak için kurulan bir konseye ev sahipliği yapmaktaydı.

“Sanırım neden burada olduğunuzu hepiniz çok iyi biliyorsunuz, elimizdeki tüm bilgileri masaya yatırmaya başlayalım!”

Gün ortası olmasına rağmen kalın kadife perdeler tarafından karanlığa hapsedilmiş, yüksek tavanlarını destekleyen duvarları büyük tablolarla süslenmiş geniş salonun duvarlarındaki şamdanların, üç kolunda da büyük mumlar yanıyordu.

Büyük masanın iki yanına oturmuş insanların yüzüne yansımış gerginlik ortamın loşluğuna savaş açmışçasına bağırıyordu, sırtlığı heybetli koltuğuna yaslanan adamın sözleri ile beraber her kafadan bir ses çıkmaya başlayacaktı.

“Susun!”

Sınırlarının hemen yanında yaşanan kargaşanın büyüklüğü masaya da yansımış, üzerindeki cübbenin dik yakaları neredeyse kulaklarının üstüne kadar çıkmış olan gür saçlı adam ortamı yatıştırmak için adeta kükremek zorunda kalmıştı.

“Seni dinliyoruz Adriano!”

İlk sözü alan kişi nispeten masanın uzak bölümünde oturan, ismine yakışır bir kıyafet içinde neredeyse görünmeyecek kadar gölgelere karışmış biriydi.

“Lord Galeno, iki orkun kimliklerini tespit ettik. Vahşi Bataklık kıtasında sorunlara yol açan ikili, aynı zamanda Parthenia Ticaret Şehri lordu olan Astute’nin ölümünde pay sahibi olan kişiler!”

“Bunlar, Ork Stepleri üzerinde ilk isyan ateşini yakan Alyon ve kendisine Kan Tanrısı denen Nafız adlı orklar!”

Siyahlara bürünmüş adamın sözleri bitir bitmez, Galeno ‘nun sağında oturan kişinin sandalyesinin el dayama kısmı büyük bir gürültü ile kırıldı.

“Gregoria!”

Masanın başında oturan haşin bakışlı adamın gözleri, şu anda hemen yanındaki çarpıcı görünüşlü kadının üzerine dikilmişti.

Baştan aşağı simsiyah giyinmiş bu kadın oturduğu sandalyenin kolluğunu o kadar sıkmıştı ki, zavallı ahşap parçası en sonunda dayanamayarak hiçliğe karışıyordu.

“Amca daha ne bekliyoruz? Abimin intikamını almak için senden izin istiyorum!”

Kıyafetine tezat oluşturacak şekilde, beyaz teninin dekoltesinden görünen kısımları heyecanla inip inip kalkıyordu genç kadının, açıkta kalan ince uzun boynu görenlerin yüreklerinin atmasına neden olurken, giysisinin üstünde bulunan Kara Zambak desenlerinin tıpa tıp aynısı bir dövme burada, kuğuları kıskandıracak kadar narin olan boynunda zarif bir gerdanlık gibi güzelliğini taçlandırmıştı.

Bir an Galeno ‘nun gözlerinde çaresizliğin yansıması belirse de orta yaşlı adam kendini hemen toplamasını bilecekti, derin bir nefes alıp genç kızı son kez süzdükten sonra bakışlarını masanın diğer tarafında duran birine çevirdi.

“Natal, Boz Sırtlanlar bu konuyu nasıl halletmeyi düşünüyor!”

Soru iki medeniyet arasındaki ilişkilerin derinini bilmeyen biri için tuhaf gelebilirdi ama masanın etrafında bulunan herkes, son elli yıldır aslında Cehennem Diyarı ve Paralı Askerlerin dirsek temasında olduğunun bilincindeydi.

Cehennem Diyarı, yüz sene önce büyük bir felaket yaşadıktan sonra ebedi düşmanı olan Işığın Toprakları’nın baskılarına kendi imkânlarını kullanarak ancak elli sene boyunca dayanabilmişti.

Oluşan durum sonucu bir müttefik arayışına giren Cehennem Kraliçesi, her zaman en zayıf medeniyet olarak görülen Paralı Askerleri ikna edebilecekti.

Karanlık kapılar ardında gerçekleşen bu olaydan diğer toplulukların üst kademelerinin haberi vardı fakat ne olursa olsun antlaşmanın iki tarafı da bu gerçeği itiraf etmiyordu.

“Efendim, Boz Sırtlanlar Organizasyonu adına kuşatma kuvvetlerine önderlik eden komutan Sırrı bizden yardım talep ediyor!”

Gür saçlı adam bunu beklese de bir kez daha paralı askerlerin yüzsüzlüğü karşısında suratını ekşitti, onun aksine sağ tarafında duran afetin ise gözleri parlıyordu.

“Yedekte bekleyen destek birimlerimiz ile kendilerine Druid Kurtuluş ordusu diyen gruba saldırmamızı bekliyorlar.”

“Ne çeşit bir beceriksiz bunlar, ellerine yüzlerine bulaştırdıkları işi temizlememiz için bize mi güvendiler!”

Ortamdaki en yetkili kişinin hiddetlenmesi sonucu ortam gerilmişti, Gregoria dışındakiler fikirlerini beyan ederken genç kadın sonucu bilmenin rahatlığı ile arkasına yaslanacaktı.

Klanlarının tarikat olma yolunda son bir adımı kalmıştı, iki sene sonra yaşanacak buluşmada bu olayın gerçekleşeceğine kesin gözüyle bakılıyordu.

Hal böyleyken Cehennem Diyarı Kraliyet Ailesinin kesin emri olan, Paralı Askerler ile koşulsuz işbirliğini nasıl olurda görmezden gelirdi amcası Galeno.

“Soysuz eşkıyalar durumumuzu aleyhimize koz olarak kullanıyorlar, Gregoria işte istediğin fırsat, destek birimindeki tüm savaşçıları alarak bu sıkıntıya son ver!”

“Emredersiniz!”

En büyük arzusuna ulaşan çarpıcı görünümlü kadın, beline kadar uzanan saçlarını savurarak toplantının yapıldığı odanın büyük kapısından dışarı çıkacaktı.

Galeno kuşatma orduları komutanı olarak belki de en zor kararını vermişti, abisini bir savaşta kaybettikten sonra iki yetimini yanına alarak adeta kendi çocukları gibi büyüten adam, birini kaybetmişken diğerini de intikam ateşiyle yanar halde kardeşinin katilini öldürmeye yolluyordu.

“Naldo, saldırının yardımcı kumandanlığı görevini sana veriyorum, en önemli vazifen yeğenimin sağ salim geri dönmesini sağlamaktır!”

Toplantının başından beri gür saçlı adamın arkasında duran heybetli savaşçı, kendisine verilen emri duyduğu zaman sadece başını öne eğerek ne söylendiğini anladığını belirtti.

İlerleyen saatlerde, en önemli kararın alınmasının verdiği rahatlıkla beraber sevk edilecek birliklerin durumları ve yerlerine gelecek takviyenin zamanlaması gibi daha az önemli konular konuşuldu.

Vahşi Bataklık’ ta bulunan işgalcilerin içindeki belki de en ilginç kuvvet olan mühendislerde ise, kar zarar hesapları çoktan yapılmıştı.

Bir rakibin zayıflaması ve kendilerinin yeni ortaya çıkan tehlikeye sınır olmamalarından dolayı, neredeyse böyle bir olay gerçekleşmemiş gibi hayatlarına devam ediyorlardı.

Tüm bunların yaşandığı günün gecesinde, hile ile ele geçirilen kale benzeri karargâhta da hareketli saatler yaşanmaktaydı. Jurij’ in yıllar boyu uğraşarak kurduğu geniş casusluk ağı sayesinde, diğer üç bölgede ne kararlar alındıysa hepsi Nafız’ın önündeydi.

“Tam tahmin ettiğim gibi, gelin gelin bakalım ben burayı kaleye çevirdiğim zaman nasıl bir savaş olacak!”

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bir yerde okumuştum. İnsanlar acıya sevinçten daha fazla dayanıyorlar.

Kemal Tahir

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.