POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 211: Karargâh Kuşatılıyor

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 100
Tarih : 14 Eylül 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

On gün sonra, sadece tek bir orkun ele geçirdiği karargâhın önünde kırk binden fazla savaşçı vardı. At benzeri bineğinin üstünden kan rengine dönmüş gözleriyle hedefe bakan komutanlarının ardında, nefes nefese bekliyorlardı.

“Orada olduğunu biliyorum, çık dışarı köpek!”

Gregoria öfkesine hâkim olamıyordu, karşısındaki surların içinde senelerdir öldürmek istediği kişi onu beklerken, intikam ateşinin koru yüreğine oturmuştu.

“Hoş geldiniz Kara Zambak Klanı Kuşatma Ordularının ikinci kumandanı, sizi bu kadar uzak bir yere hangi rüzgâr attı!”

Genç ve alımlı kızın aksine, surların tepesindeki orta yaşlı adam gayet sakin bir tavır sergiliyordu, sesinin ufakta olsa dostluk tınıları taşıdığını söyleyebilirdiniz bile.

“Bana laf hokkabazlığı yapma moruk, içindekilerle beraber gömmeye geldim bu karargâhı!”

Geri vitesi yoktu her hali ile zehirli bir çiçeği anımsatan kadının, sözleri sert, bakışları kor ateşte ısıtılmış bir bıçak kadar deliciydi.

“Demek öyle, korkarım ki bu istediğinizi yapmanıza izin verecek değilim. Kalemi ele geçirmek istiyorsanız, bunun için büyük bir bedel ödemek zorundasınız ve görüyorum ki sizin çapınız buna yetecek kadar büyük değil!”

Gülümseyerek başladığı cümlesine, işaret parmağı düşmanı gösterir bir halde son veren Jurij’ in sözleri bittiği anda surlarda mevzilermiş okçuların yoğun atışı başlayacaktı.

Gregoria o kadar öfke doluydu ki, emrindeki güçleri gerekli düzene sokup dinlenmeleri sağlamadan saldırmanın peşine düşmüştü, bu olayın gerçekleşeceğini tahmin eden Nafız ve astları da tüm hazırlıkları yapmışlardı.

“Sakin olun, savunma düzeni alın!”

Tok bir erkek sesi panik içindeki saldırı kuvvetlerinin içinde çınlayacaktı, Naldo isimli iri adam çekici kadının aksine çok sakindi.

Sürpriz saldırı sonucu bir kaç bin savaşçı kaybeden Kara Zambak güçleri toparlandığında, zayiat Jurij’ in beklediğinden az olacaktı.

“Saldırıları biraz yavaşlat, bırak üstümüze gelsinler!”

Tilki kumandanın bulunduğun surun köşesinde, kapüşonlu bir okçu kazağı ile kendini gizlemiş biri vardı, bu kişi yaşanan olayların tek sorumlusu olan Nafız’dan başkası değildi.

Düşman kuvvetleri Paralı Askerlerin topladığı çapulculara benzemiyordu, ilk şaşkınlıklarını atlattıkları an okların onun için ölümcül bir yanı kalmamıştı.

“Saldırın, yıkın şu surları!”

Gregoria üzerlerine gelen saldırının azaldığını gördüğü zaman bunun nedenini düşmanın mühimmatının eksikliği olarak düşündü, toplu hücum emri verdiğinde ise gözlerinin içi parlıyordu.

Ana destek karargâhı eskiden, on adımlık bir su kanalından sonra yüksek duvarların çevirdiği bir yerdi, Kara Zambak güçleri de ellerindeki bu bilgiler dâhilinde buraya gelmişlerdi fakat şu anda gördükleri manzara bambaşkaydı.

Su kanalı ilk halinin en az iki katı büyüklüğe ulaşmış, zaten yüksek olan duvarlar hiç yoksa beş adım daha uzamıştı.

Tamamen düz olan surlar, bu ekleme ile beraber dışarıdaki düşmana karşı saldırı yapacak ufak açıklıklara kavuşarak üzerindeki askerlere çok daha fazla korunma sağlamaya başlamıştı.

Buna rağmen bir an bile olsun duraklamadı Gregoria’nın güçleri, büyük çoğunluğu asma köprünün olduğu yere yığılırken, diğerleri ise dört bir yandan suları aşmak için düşünmeden içine atlıyordu.

“Aaaaaa!”

“Yüzüm, yüzüm eriyor yardım edin!”

“Bacaklarım!”

Hırs ile atılmış saldırı naraları sonrası gelen bu sesler ilk başta şaşırtıcı olmuştu fakat benzer nidalar artık her yerden geldiğinde ise verdiği his sadece korkutuculuktu.

“Çabuk çıkın suyun içinde, hemen durdurun saldırıyı!”

Naldo çılgınca bağırıyordu, kanalın içine giren istisnasız herkesten gelen yakarışlardan sonra işin içinde bir bit yeniği olduğu kesindi.

Henüz ilk adımlarını atan arkadaşlarını sudan geri çıkartan savaşçılar acı gerçekle ilk yüzleşenler olacaktı, kurtarılanların su ile temas eden yerleri artık yoktu, onun yerine erimeye başlamış beden parçaları buluyorlardı.

“Atış serbest!”

Tilki lakabı bir insana sadece laf olsun diye verilemezdi, Jurij düşmanın düştüğü hali görünce nasıl olurda elleri kolları bağlı durabilirdi.

Ok yağmuru kısa bir aradan sonra yeniden başlayacaktı, gün içinde ara ara başlayarak insanı hazırlıksız yakalayan bahar yağmuru gibiydi bugün karargâhtan gelen saldırılar.

Saldıran taraf için en büyük engelde bu değildi, tam olarak ne olduğunu bilmeseler bile içine girenin sağ çıkamadığı bir su kanalı vardı önlerinde.

“Canım sıkılmaya başlıyor, şu işi hallet!”

Siyah deri kıyafetlerinin içinde ateş parçası misali bir sağa bir sola koşturan seksi komutan her daim arkasında duran adam dönerek seslendiğinde, Naldo’ nun elinde neredeyse Ölümün Rüzgârı’nın kargılı baltası kadar büyük bir pala belirecekti.

“Geri çekilin!”

İri yarı adam davudi sesi ile bağırırken, bir yandan da dev silahını iki eli ile kavrayarak başının üstüne kaldırmıştı.

“O taraftaki askerlere suru boşaltmalarını söyle, hemen!”

Nafız bir tuhaflık olduğunu anladığı gibi Jurij’e emrini yüksek sesle verdi, daha önce kaş göz işareti ile anlaştığı kişinin bu hali sonrası yaşlı Tilki hiç zaman kaybetmeyecekti.

“Suru boşaltın, herkes aşağı insin!”

Paralı askerler, her an ölümle yüz yüze gelebileceklerinin bilinciyle yaşayan insanlardı, bu denli bir tepkiden sonra tek nefesi bile boşa harcamadan son hızları ile söylenilen yerden uzaklaşmışlardı.

Naldo hala aynı vaziyetteydi, sadece silahı tutan kolları biraz şişmiş ve dev palanın üzeri, dışı kırmızı bir hare ile kaplanmış gri renge dönmüştü.

“Parçala!”

Tek kelime, an itibari ile sessizliğe gömülü savaş alanında inledi, bir sonraki sahne ise görenlerin tüylerini diken diken edecek kadar muazzamdı.

Vahşice yere vurduğu silahının üstündeki gri katman toprağa geçmiş, yerden üç adım uzunluğa sahip bir dalga misali birçok askerin ölümüne neden olmuş su kanalına doğru ilerliyordu.

Üç nefes sonra topraktan ayrılan gri enerji Nafız’ın marifeti ile delicesine bir aşındırıcı etkiye kavuşan su ile çarpışacaktı, sonuç olarak dev bir su püskürmesinin ardından yoluna tam gaz devam eden Naldo’ nun saldırısı vardı.

Akabinde olacak olan şey gayet açık ve net olarak belli oluyordu, yüksek duvara vuran saldırı dağılmış, ardında surda yerle bir olmuş bir açıklık bırakmıştı.

Surda gedik açılması büyük bir sorundu ama daha da önemli olan, Nando’nun saldırısı sonucu yerde oluşan derin yarığın kanalda ki suların birçoğunu içine alabilecek kadar derin olmasıydı.

İki savunma mekanizmasını da kaybetmişti destek karargâhı, rahatça buraya ulaşan Kara Zambak kuvvetleri hızla içeri dolmaktaydı.

“Zor gerçekten de oyunu bozuyor, şu geri zekâlı karının yanında böyle güçlü biriyle gelmesini beklemiyordum!”

Bir gözü ile düşman komutanını izleyen Nafız, diğeriyle surların içinde oluşan hengâmeyi kesiyordu. Savunmalarının bu kadar çabuk düşmesi sonucu yüzü asılmıştı fakat korku veya ona benzer bir duyguyu üzerinde barındırdığı söylenemezdi.

Son gelişmelerden ötürü surun içi karışmıştı, göğüs göğse savaş söz konusu olduğunda Kara Zambak güçleri su götürmez bir şekilde üstün olan taraftı, gerek silah, gerek savaş teknikleri bakımından şu anki düşmanlarının fersah fersah ötesindeydiler.

İlk çarpışmadan sonra iş yavaşça tek taraflı kıyıma doğru kaymaya başlıyordu, askerlerin hal ve hareketleri de bu doğrular yöndeydi. İçgüdüsel olarak geri çekiliyor, hayatlarını kurtarmak için kaçacak bir fırsat aramaya başlıyorlardı.

“Naldo! Biz de giriyoruz, o ork orospusu benim, sakın elini süreyim deme!”

Gregoria ağzından köpükler saçarak konuştuktan sonra, elindeki kırbaçla altındaki yaratığın böğrüne sertçe vurdu.

Şaha kalkan binek binicisinin isteğine uyarak tam hareketleniyordu ki, surların dışında kalmış Kara Zambak kuvvetlerindeki herkesin gözü yıkık surdan aşağı atlayan bir kişiye takıldı.

Ardından gelen tiz çığlık ve ayaklarının altından ışık hızıyla geçen yazıt desenlerini görmeleri ile beraber, hepsinin kulağında iki kelime yankılanmıştı.

“Kan Kubbe!”

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Dikkatli bakıyor musun?

Christopher Nolan

 

Bu hikâyeyi kim yazıyor diye merak edenleriniz var ise

https://www.instagram.com/engintandogan_/

Takip için dm atarsanız sevinirim :D

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)