Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 212: Alyon Dönüyor

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Beğeni : 1
Okunma : 124
Tarih : 17 Eylül 2018 17:20:38

Üstlerindeki masmavi gökyüzü tek nefes bile geçmeden kan kırmızı bir hal almıştı, manzara karşısında delicesine birbirlerini öldürmeye koyulmuş insanlar dahi donakalacaktı.

♫♫Astute’nin kılıçları kalaylı ah kalaylı, fistanı vardı ölürken alaylı ah alaylı♫♫

Nafız, elindeki iki kılıcı birbirine vurarak tempo tuttuğu şarkısını keyifle söylüyordu bu arada, sanki sahil boyunda yürüyüşe çıkmış kadar rahat ve şendi.

“Geldin mi ablası, duydum ki her yerde beni arıyormuşsun. İşte karşındayım, neyse sıkıntı çözelim bugün!”

En çılgın hayallerinde bile böyle bir manzara ile karşılaşacağını düşünemezdi Gregoria, son birkaç senedir uykularını kaçıran kişi karşısındaydı ve öldürdüğü kardeşinin değerli kılıçlarını sallayarak şarkı söylüyordu.

“Kanını içeceğim senin!”

Genç kadın bastığı toprakta ufak bir göçük açtıktan sonra ok gibi ileri fırladı, iki elinde beliren kısa kılıçlarının etrafı çoktan kül rengi bir dumanla kaplanmıştı.

“Dur!”

Naldo yıldırım gibi hanımının yönüne doğru fırlarken, iki metre boyunda bir metre genişliğinde bir kalkan ellerinde belirdi, iki saniye sonra iri adam Gregoria’nın birkaç metre önündeydi ve uçarak ona doğru gelen iki kılıcı kalkanı ile karşılıyordu.

Metalin metale çarpma sesi kulakları tırmaladığında birkaç kıvılcım havaya karıştı, bunu Nafız’ın hoşnutsuzluk dolu konuşması takip edecekti.

“Hiç aile terbiyesi almamışsın, iki kişi savaşırken araya girilmeyeceğini öğretmediler mi sana?”

“Seni de anlıyorum zira düşmanını öldürmeye gücünün yetmeyeceğini bildiğin birine bunu söyleyememek zor olsa gerek!”

Bir eli belinde, diğerinin işaret parmağı alnına dayalı olarak konuşan Nafız lafını esirgemiyordu, kalkanın üstüne saplanmış kılıçlara bakan Naldo ise dilini yutmak üzereydi.

“Bu kadar şaşırma, eğer kullandığım kılıçlar bu kadar dandik olmasaydı şimdiye ikinizi birden delip geçmiş olacaktı saldırım!”

Sağlı sollu vuruyordu dişi ork, Gregoria ilk yaşadığı aşağılanmanın acısını çıkarmadan ailesinin hazine silahları olan Ölümün Gardiyanları, vahşilikleri ile bilinen orkların içinden çıkma biri tarafından ‘dandik’ olarak sınıflandırılmıştı.

“Çık önümden Naldo, bu bir emirdir!”

Güzellik abidesi çıldırmış olsa dahi iri yarı adam olduğu yerden bir milim bile kıpırdamadı, buraya geliş amacı sadece onu korumaktı.

“Demek öyle, seni miskin ork kaldır kıçını da iş başı yap!”

Nafız herkesin duyabileceği bir ses tonuyla bağırdıktan sonra çağrısına hiçbir yanıt gelmemişti, bu durum Gregoria’yı güldürmeye yetecekti.

“Sanırım arkadaşın korkudan altına yaptı!”

Genç kadın karşılaştıklarından beri onu baskılayan, aşağılayan dişi ork karşısında ilk defa avantajı ele geçirmenin keyfiyle konuşmuştu konuşmasına ama daha ağzını kapatamadan yeri göğü inletecek bir kükreme savaş alanını inletti.

“İçeriyi temizliyorum; şu iri olanı çok hırpalama, onu ben öldüreceğim!”

Karargâhın sağ tarafında kalan ağaçlık alandan fırlayan gölgeden gelmişti bu sözler, hızla ilerleyen bir ayının üzerinde oturmuş olan ork savaşçısı Alyon, düşman askerleri ile dolmuş olan surların içine giriyordu.

“Hanımını korumaya devam edeceksen benim için hava hoş ama yanınızda getirdiğiniz tüm savaşçıların öleceğinin garantisini verebilirim şu saatten sonra!”

Nafız’ın arkadaşına güveninin tam olduğu, cüretkârca söylediği sözlerden açık ve net olarak anlaşılmıştı. Kendisi entrikalar peşinde koşarken onun ne yaptığını biliyordu; güç hayvanı ile girdikleri vahşi mücadeleleri, kendisini geliştirmek için döktüğü terleri, sanki yanındaymışçasına hissedebiliyordu.

Tek başına karargâha sızmadan önce yaptıkları konuşmada, Alyon içindeki değişik histen bahsetmişti ona, sanki uyanmayı bekleyen bir şeyler vardı ama nasıl olacağını bilemez halde bekliyordu derinlerde bir yerde.

Bunları düşünürken hücum etmedi Nafız, bu karşın ne Gregoria ne de onu korumakla görevli iri yarı koruması da tek bir adım dahi atamamışlardı.

Surun dışında kitlenen mücadele nedeniyle savaşın tüm ateşi; yıkılan duvarlardan içeri sızan Kara Zambaklarla, ölümüne bir mücadele veren askerler arasında yanmaktaydı.

Alyon surları aşarak içeri girecekti; önüne çıkan düşmanları eze eze, geri çekilmeye zorlanan askerlerin yanına gelmişti.

“Komutan sen misin?”

Jurij kulağının dibinde hırlayan devasa ayı nedeniyle soruyu duyamasa da, ikinci kere söylendiğinde telaşla cevaplayacaktı.

“Evet, benim!”

“Hemen askerlerine benim yanımda savaşmalarını emret!”

İstek tuhaf değildi, yanında savaşacak kişiler istiyordu ork savaşçısı ama bunu askerlere nasıl söyleyeceğine karar verirken epey zorlanmıştı Tilki Kumandan.

“Askerlerim, Cehennem Diyarı güçleri bizi yok etmeye geldiler! Bu zor zamanlarda yardımımıza kahraman ork savaşçıları yetişmiştir, hepiniz onların peşinde savaşın!”

Jurij avazı çıktığı kadar bağırıyordu, düşmanın niteliğinin yarattığı farkın onları darmaduman edeceğinin bilincinde olarak belki de son kozunu oynamıştı.

“İnsan savaşçıları, bu puştlar tarafından öldürülmek istemiyorsanız peşime takılın!”

Pehlivan’ın üstünden yere atlayan Alyon, yol boyu kestiği düşmanların kanları ile ıslanmış baltasını havaya kaldırarak hücuma geçti, şaşkınlık içinde kendilerine bakan Kara Zambakların içine dalıyorlardı.

Hayatlarını tetikte yaşayan paralı askerlerin, iki cümle ile düne kadar tavşan gibi avladıkları bir orkun peşine takılması mümkün değildi fakat tam şu anda önlerinde gerçekleşen olayları da görmezden gelemiyorlardı.

Az önce üzerlerine ölüm yağdıran savaşçılar ellerini bile kaldıramadan, yanında ayısı ile birlikte saldıran kır saçlı savaşçının baltasına yem olmaktaydılar.

Tahmin edildiği üzere Alyon soy gücünü serbest bırakmıştı ve buna bağlı olarak Kara Zambak savaşçılarının üzerine ağır bir baskı binmişti.

“Anlaşılan biraz daha motive edilmeden harekete geçmeyeceksiniz!”

“Şefin Hiddeti!”

Bu sefer bağırmadı Alyon, ses ağzından çıkıp daha bir adım gidemeden rüzgâra kurban olmuş, kan kokan havada dağılıp gitmişti.

Bunu herkesin duyması gerekmiyordu zaten, gerekli kişilerin içindeki kuşku barajlarını yıkan bir enerji seli başlamıştı bile.

“Bu güç nereden geliyor!”

“Savaşmak istiyorum, ork ise ne olmuş ki?”

“Saldırın!”

“Saldırın!”

Daha önce Alyon’un yakın çevresi ile sınırlı olan etki artık tüm karargâhı kaplamış, düşmanları zayıflatırken kendisi ile savaşmasını istediği kişilerin tutkusunu arttırmıştı.

Rüzgâr tersine dönüyordu, çok değil birkaç ay öncesinin yıkık orku Alyon, yine ardına birçok savaşçıyı katarak kum gibi önüne serilmiş düşmanın içinden geçmekteydi.

En sonunda Soy Gücünün ikinci seviyesini aktif edebilmişti kır saçlı delikanlı, güç hayvanı Pehlivan ile yaptıkları düelloların meyvelerini toplama vaktiydi.

Elinde sıradan bir balta, yüreğinde yeniden harlanmaya başlamış duygularla beraber her adımda etrafına ölüm saçan orkun görüntüsü, arkasından gelen paralı askerlerin belki de hiç olmadıkları kadar yiğitçe savaşmalarına yol açıyordu.

“Vur ulan inlesin, geri dönüşünün şerefine bugün düşmanlarımızın kanları nehir olup akacak bu diyarda!”

Nafız önündeki düşmanlarını görmezden gelerek can dostunun şaha kalkışını soluksuz izliyordu, onu yeniden bu şekilde görmek, duygularının çok uzun süre sonra yeniden köpürmesini sağlamıştı.

“Aslında aklımda olan şey, senin gibi bir salağın düşman saflarında bulunarak bana yardım etmeyi sürdürmesiydi ama bakar mısın? Kardeşim böyle coşmuşken, nasıl olurda ben sakin kalabilirim?”

Yırtıcı bir hayvan misali gözlerini diktiği iki hasmı ile konuşması bittiği sırada, Nafız’ın ellerinde iki hançer belirdi, işte bu an her zaman sakinliğini koruyabilen bir mizaca sahip Naldo’ nun yüzünün rengi atacaktı.

Havasını bulan dişi ork alışılmışın aksine bu sefer düşük profil tutmak niyetinde değildi, ellerinde Abarran’ın yapmış olduğu bilekliklerden çıkmış, en az iki karış uzunluğa erişmiş Kan Hançerleri vardı.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Gök girsin kızıl çıksın

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.