POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 214: Yardım Dilenmiyorum

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 114
Tarih : 02 Ekim 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

 

“Gerçekten, o güzel kızı bana vermeyecek misin sen şimdi?

Tilki Jurij’ in konutunun içinde dört kişi karşılıklı oturmaktaydı, içlerinden iri yarı ve yeşil olanı, kendisi gibi değişik renkte olan arkadaşına seslenirken sanki biraz bozulmuş gibiydi

“Senin özgüvenin yerine geldikçe, diğer kötü alışkanlıklarında peşi sıra kafalarını çıkardılar deliklerinden. Ağzında dil olmayan kadını ne yapacaksın!”

“Ehe! Ehe! Ehe! öpüşmesek de olur canım !”

Alyon’un gevşek cevabından sonra bir hançer loş ışığın içinden kendisine doğru ilerlerken, iri yarı ork hala pişkin pişkin sırıtıyordu.

“Bu kadar boş muhabbet yeter! Jurij, askerlerin son durumu nedir? Bu saatten sonra kiminle beraber savaşacaklarını biliyorlar değil mi?

Son yaşanan savaş sonrası herkes iki orku görmüştü, bu olayın sayıları binleri geçen insanlar içindeki yankısının nasıl olduğunu merak ediyordu Nafız

“Efendim, yaptığınız plan sayesinde neredeyse hiç çatlat ses çıkmadan askerler durumu kabullendi, hayatlarını kaybetmek üzereyken gelen yardım epey etkili oldu bu kararı almalarında”

Kara Zambakların gerçekten hiç acıması yoktu, surları aşıp içeri girdikleri andan itibaren acımasızca kıymışlardı askerlere. Alyon’un desteği olmasaydı önlerine çıkan herkesi parçalarına ayırmak konusunda en ufak tereddütleri olmazdı, bu noktada iri yarı orkun yaptıkları insanların sorgulamadan boyun eğmelerinin kilit noktası olmuştu.

“Bak işte olayı ben çözmüşüm ver şunu bana, öldürecek halim yok ya?”

“Lan oğlum bi git, cidden bozuşacağız, çıktığın depresyona geri sokarım seni !”

Kendisine dönen kan bürümüş gözlerden sonra Alyon şansını fazlaca zorladığını anlayarak bu konuyu bir daha açmamaya karar verdi, ortamda oluşan kısa sessizliği fırsat bilen Dimitar sanki bu anı bekliyormuş gibi hızla lafa girecekti.

“Efendim, istediğiniz şekilde kırılan kalkanın parçaları ve kızın dilini Kara Zambakların komuta merkezine yolladık!”

Sınır karakolunda çıkan olayları bastırmak için yollanan birliğin ikinci adamıyken, bir anda kendisini destek karargâhının iki numarası olarak bulan Dimitar, yeni yerinden gayet memnundu. Kendisine verilen işleri sorgusuz yapıyor, aldığı emirleri kesinlikle ikiletmiyordu.

“ Güzel, önce çok sevdiği ve üzerine titrediği yeğenini elinden aldım, şimdi ise tek kalan yadigârı benim tarafımdan esir tutuluyor. Görev bilinci mi? yoksa aile sevgisi mi?  Yaşlı bunak, hadi bakalım ne yapacaksın!”

***                                ***                                  ***                                 ***                                 ***

Sorunun muhatabı eline ulaşanlardan sonra kimse ile konuşacak durumda değildi, kafasındaki deli soruların yarattığı fırtınanın içinde ateş böceği misali bir yanıp bir sönüyordu.

“Nasıl olabilir, iki tane ork bunu nasıl başarabilir!”

“Gregoria tüm hayatı boyunca benim kanatlarımın altında yetişse de bu kadar zayıf olmamalı, peki Naldo, onun aşılmaz savunmasını kıracak silaha sahip olan kişi kim olabilir?”

Cehennem Diyarı kuşatma birlikleri komutanı Lord Galeno, içten içe olanların sadece iki orkun yapacağı bir iş olmadığına sıkı sıkıya inanmıştı. Gözlerinin önündeki gerçeği inkâr eden bilinci ona tuzakların en büyüğünü hazırlamaktaydı, ipin ucunun ebedi düşmanları olan Kutsal Kan Tarikatına çıkacağına adı gibi emindi.

“Henüz yeğenimi öldürmediklerine göre asıl amaçları bana ulaşmak, bunu klanıma bildirmek zorundayım!”

Kendisi ile olan konuşmasını bitirdiğinde, Galeno titreyen ellerini sıkıca yumruk yaparak önündeki masaya sert bir darbe indirdi, havada uçuşan ağaç parçaları ile beraber yükselen enerji zeminin bir parmak içeri girmesine neden olacaktı.

“O kadar kolay değil, size kiminle uğraştığınızı göstereceğim!”

Ne kadar sinirli olursa olsun sağduyusunu kaybetmemişti ihtiyar adam, biricik Gregoria düşmanlarının ellerindeyken dahi öncelikle kendi canını düşünüyordu.

Karşılıklı bekleyiş içinde geçen on gün sonunda iki tarafında sabrı sınırlarını zorlamaya başlamıştı, her ne kadar belli etmek istemese de Nafız düşmanın bu ketum tavrından hiç memnun değildi.

“İki gün daha bekleyelim, baktık hala ses yok bunun kulakları kesin yollayın amcasına!”

Eski görkemli görüntüsünün izleri, hem bedeninden hem de ruhundan yavaşça silinen genç kız korku dolu bakışlarla kendisine bakarken, kısa saçları ile dişi ork vicdansızlığın anıtı gibi dimdik durmaktaydı.

“Gel vazgeç şu inattan, iyice erpilmeden bırak biraz eğleneyim şununla!”

“Offfffffff, arkadaş ne oldu sana birden, sadece başına değil diline de vurdu galiba senin bu abazanlık?”

Küçük kulübenin kapısını vurduğu gibi dışarı çıkan Nafız bu sefer arkadaşına ret cevabı vermemişti, bunun şaşkınlığı içindeki Alyon bir süre hareketsiz kaldıktan sonra yanlarında gelen bir iki askeri tekme tokat dışarı savuracaktı.

“Komutan Nafız, sizinle özel olarak konuşmam gereken bir konu var!”

Arkadaşının isteklerine en sonunda pes ederek göz yuman dişi orkun ruh hali, hiç beklemediği bir kişinin kendisine seslenmesi sonucu aniden değişecekti.

“Özel bir konu, seninle benim konuşabileceğimiz ne gibi bir konu olabilir acaba?”

“Dur düşünelim, Vahşi Bataklığın iklimindeki değişiklikler, Druidlerin el sanatlarına olan yatkınlığı veya mizacınıza ters gelen şeyleri zorla yaptırdığım üzerine mi konuşmak istiyorsun?”

Beş kökten birinin oğlu olan druide küçümser gözlerle bakan Nafız, biraz dalga geçtikten sonra arkasını dönmüş, sıkıcı bekleyiş süresince dinlendiği yere doğru yürümeye başlamıştı.

“Ben de arkadaşlarım gibi Ruh Hayvanı istiyorum, onları gönderdiğiniz yere gitmek istiyorum!”

Birkaç adım uzaklaşmış olan dişi ork, kafasını çevirerek sesini biraz yükseltmiş olan druide omuzunun üstünden sert bir bakış attı

“Tam duyamadım, ne istiyorsun bir daha söyle!”

Sözlerin ağzından çıkması iki nefes sürmemişti fakat bu geçen zaman daha önce hırsla konuşmuş olan druidi adeta günlerce işkenceye maruz kalmış gibi darmaduman etmeye yetecekti.

“Ben de Ruh Hayvanına sahip olmak istiyorum!”

Dizleri titriyordu genç adamın, terden sırılsıklam olmuş bedeni iflas etmek üzereyken kekeleyerek daha önceki isteğini tekrarlayabilmişti

Aslında karargâhın kuşatması biter bitmez Nafız Kara Zambaklardan bir saldırı daha beklemişti, bu sefer gelecek olan komutan ile Alyon ilgilenecek, bu şekilde arkadaşının yetenekleri daha da bilenebilecekti.

Maalesef bu olay gerçekleşmeyip iri yarı orkun başka tarafa bilenmeleri başlayınca, fırsat bu fırsat diyerek yolda ismini kazanan iki druidi Parthenia’ ya yollamıştı Nafız.

Ne olursa olsun kendisini küçük grubun lideri olarak gören Ainle bu haberle adeta yıkılacaktı, zaten yeteri kadar arka plana atılmıştı, bir de arkadaşları ondan çok daha güçlü olursa ne yapardı?

Düşüncesi bile genç druidin yıkılmasını sağlayan gelişmelerden sonra, gururunu bir kenara bırakıp Nafız’ın kapısına kadar gelmişti fakat dişi orkun onun isteğini gerçekleştirmek gibi bir düşüncesi yok gibiydi.

“Git başka bir yerde bokunu çomakla, senin gibi bir hanım evladına yardım edeceğimi nereden çıkardın?

Nafız, kendisini güç ve bilgelik dağıtan bir Mesih olarak görmüyordu artık, daha önce bu illüzyonun sonuçlarının ne kadar yıkıcı olabileceğini tecrübe etmesi nedeniyle bu sefer genç druidin pek şansı yoktu.

“Yardım dilenmiyorum, size kıtada gizli olan dört zindanın yerlerini göstermeme karşılık olarak istiyorum!”

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İdealleştirmenin her türlüsü hayatı yoksullaştırır. Hayatı güzelleştirmek, onun karmaşık niteliğini ortadan kaldırmak, yok etmektir

Casus, Joseph Conrad

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)