POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 218: Deli Köpek İgor

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 43
Tarih : 03 Kasım 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Neler oluyor Dimitar, düşman saflarında bir karışıklık var gibi?”

Kuşatma birliklerini alarm durumuna geçiren olaya karargâhın içindekilerde şahit oluyordu, umutsuzca savunma yaparken gerçekleşen bu olay, sevinç ve şaşkınlık içinde karşılanmıştı.

“Bilmiyorum, güçlerinin hareketine bakılırsa arka taraflarından gelen bir saldırı ile uğraşıyorlar!”

Tilki Jurij yardımcısının sözlerini merak için dinlemekteydi, kafasında bir olasılık belirmiş olsa da tam emin olmadan düşünmeye dahi cesaret edemiyordu.

“Bu o, Patron Ork ortalığı dağıtıyor!”

Jurij ve Dimitar komuta kademesinde oldukları için doğal olarak cephenin biraz daha gerisinde konuşlanmışlardı, ön taraftaki askerlerden birinin bağırmasını duydukları an yürekleri hoplayacaktı.

Durum, savunma hattının en önünde savaşan askerin heyecan içinde bağırmasını sağlayacak kadar ateşliydi, metal sapından sıkıca kavradığı yeni silahını haşince savuran Alyon, çevresini sarmış ondan fazla düşmanın parçalanmış bedenlerini havaya savurmuştu.

Karargâhın içindekiler bu sahneyi yeni görmüş olsalar da, aslında kır saçlı iri yarı ork cepheye adımını attığında itibaren gerçekleşen şey buydu.

Her saldırıya uçuşan uzuvlar eşlik ediyordu, yeni silahını eline alan Alyon adım attığı yere ölümü de beraberinde getiriyordu.

“Şimdi daha da meraklandım, buna ne oldu zindanda? Çıktığından beri yüzünden düşen bin parça, şu haline bak, terminatör gibi parçalıyor milleti!”

Yara yara yolu açan iri yarı orkun arkasından yürüyen ikiliden birinin aklında, bin bir türlü düşünce cirit atıyordu. Oluşan görüntü çok absürttü, hemen on adım önlerinde yaşanan vahşet tablosunun aksine, bir ork ve insan sanki kırlarda gezintiye çıkmış kadar sakindi.

“Geber!”

Bunu gören kuşatma kuvvetleri askerleri fırsatı kaçırmak istemediler, elindeki kılıca ruh gücünü aktarmış bir Kara Zambak savaşçısı yan tarafından Nafız’a saldırmıştı.

Zamanlama, hız, teknik, her şey mükemmeldi bu saldırıda, zavallı adamın tek hatası ikili içinden yanlış kişiyi seçmiş olmasıydı.

Hedefine bir adım mesafe varken donup kalacaktı, sadece göz ucuyla parıltısını yakalayabildiği kömür karası bir hançer boğazını kesmişti.

“Bir şeyler düşünüyorum, sakın beni rahatsız etmeyi düşünmeyin!”

Ağzından mırıldanma şeklinde çıkan sözlerden sonra Nafız, binlerce insanın kanları ile bilenmiş aurasını sakınmadan salacaktı. Etraflarını saran düşman güçleri istem dışı geri çekiliyordu, içlerinden bir ses bu kişi ile uğraşmamaları gerektiğini fısıldamıştı onlara.

“Sen gel benimle, burada kalırsan kötü ayıklarlar seni!”

Kuşatma kuvvetlerini geri adım attıran aura zavallı Ainle’yi de etkilemişti, zayıf druid olduğu yere çakılmış boncuk boncuk terler döküyordu.

Nafız peşinden gelmesi için genç adamın kolundan tuttuğunda başka bir şey daha oldu. Önlerindeki Alyon öyle bir darbe vurmuştu ki, et peltesine dönmüş bazı cesetler geriye, onların üstüne kadar savrulmuştu.

“Alyon! Şu silahın keskin tarafıyla vur, üstümüz başımız iç organı oldu!”

Ainle boynuna dolanan bağırsakları çığlık atarak üstünden temizlerken, Nafız yaptığı kıyıma bir nefes olsun ara vermeyen Alyon’a çıkışıyordu.

Son bir savuruş yaparak etrafını temizleyen kır saçlı ork, sesin geldiği yere dönmeden önce yeni silahını geniş omuzlarının üstüne yatırarak sırtına alacaktı.

Yaşanan vahşetin bir numaralı sorumlusu olduğundan, şu anda ki görüntüsü başından aşağı kovayla kan dökülmüş gibiydi. Kendisi için bile büyük sayılabilecek silahı ise üzerinden parlayan güneş ışıklarına inat karanlık bir hava yayıyordu.

Sadece sapı neredeyse yetişkin bir ork kadar uzundu, Alyon’un bileğiyle aynı kalınlığa sahip olan bu metal parçasını, normal bir insanın kavraması mümkün değildi.

Abarran bu silahı tasarlarken ne düşündü bilinmez, düşmana darbeyi vuracak yeri iki farklı özelliği aynı anda barındırıyordu.

Bir tarafı büyük bir balta ucuna sahipti, karanlık gecelerde gökyüzünde beliren hilali kıskandıracak bir kavisse sahip olan bu kısım, sadece dokunarak bile bir kişiyi rahatlıkla kesecek kadar keskindi.

Görkemli sapa bağlı bu kısmın diğer tarafında ise devasa bir çekiç başlığı bulunuyordu, bir insan başı kadar olan bu kısım et dövmek için kullanılan aletlere çok benzemekteydi.

Dört köşe yüzeyindeki girinti ve çıkıntılar sayesinde temas ettiği her şeyi koparıp atıyor, düşmanlarının kemiklerini un ufak ederken en ufak bir dirençle karşılaşmıyordu.

“Bugün beni sal Nafız, hiçbir şey düşünemeyecek hale gelene kadar savaşmak istiyorum!”

Konuşması biter bitmez, üzerine akın eden düşmanlarının üstüne doğru atılan Alyon’un arkasından bakan Nafız sadece gülümsedi, görünüşe göre bugün onun hakkında endişelenmesine gerek yoktu.

Sadece tek bir orkun bu kadar karışıklık çıkarması sonucu telaşa kapılan düşman karargâhı da, en az cephenin kendisi kadar hareketli zamanlar yaşıyordu, gelen raporları inançsızlık ifadeleri ile dinleyen komutanların yüzü domuz boku yemiş kadar çirkindi.

“Bu nasıl bir saçmalık!”

“Sadece tek bir kişiydi nasıl başa çıkılamaz!”

“Kuşatma halindeki birliklerin bu işten haberi olmasın sakın!”

Çadırın içinde, bir taraftan gerçekleşen tuhaf olay tartışılırken, aynı zamanda cepheye iletilmesi gereken emirler ulaklar aracılığı ile taşınıyordu.

“Biraz sakin olur musunuz?”

Tüm kargaşanın arasında tok bir erkek sesi bıçak gibi kesmişti ortamı, adeta tüm sesler onun baskısı altında buhar olup havaya karışıyordu.

“Verilen görev ne olursa olsun yerine getirilecek ama size tavsiyem işin içine ben girmeden bunu başarmanız, yoksa Lord Galeno tüm olanları öğrenmek zorunda kalacaktır!”

Kibirli Alano kendisine yakışır bir tavırda gözdağı veriyordu etrafındakilere, bunu yaparken gözlerini bile açma zahmetine girmemesi, kendisinden yaşça büyük olan komutanların sinirden kızarmalarını sağlamıştı.

“Merak buyurmayın genç savaşçı, birazdan her şey bitmiş olacak!”

Hışımla yerinden fırlayan adam çadırdan dışarı çıktığında, kuşatma altındaki karargâhtan dahi rahatlıkla duyulabilecek bir savaş narası savurdu.

Alyon’a saldıranlar başta olmak üzere kuşatma güçlerine mensup tüm askerler bu olaydan sonra durmuşlardı, düşmanları ile aralarına güvenli bir mesafe koymak için yavaşça geri çekiliyorlardı.

“Bu nara, demek o manyağı bile buraya getirecek kadar ileri gitmişler!”

“Kimden, bahsediyorsunuz komutan Jurij!”

Dimitar, kelimleri ağzından titreşerek çıkan üstünün hali karşısında şaşırsa da aklındaki soruyu yöneltmekten çekinmedi.

“Deli Köpek İgor! Sadece büyük savaşların olduğu yerlerde görünen ruh hastası harekete geçtiğine göre, hayatta kalma şansımız epey azaldı demektir!”

Deli Köpek İgor ismini işittiği an Dimitar’ın bedenini bir titreme almıştı, bu lakabın sahibinin hikâyelerini bilmeyen bir Boz Sırtlan üyesi olması mümkün değildi.

Organizasyonun sahip olduğu birkaç saf kan katilden biriydi bu adam, geçmişi tamamen bir sır perdesi ile örtülüyken, gerçekleştirdiği vahşet eylemleri herkes tarafından biliniyordu.

Kan dökmekten canice bir haz alan İgor, gözü döndüğü zaman yaş, cinsiyet ayırmaksızın önüne çıkanları delice öldürüyordu.

Kuşatmanın başından beri sessizce bir köşede oturan bu canavar şimdi harekete geçmişti, Alano’ nun kibirli tavırları mı yoksa Alyon’un tek başına gerçekleştirdiği saldırı mı ilgisini çekti bilinmez, ateş saçan gözleri kurbanını arıyordu Deli Köpek İgor’ un.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.

Sabahattin Ali

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)