POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 227: Kesişmeyen Yollar

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 68
Tarih : 26 Kasım 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Kökleri yerlerine çivileyen bu haber, Işığın Toprakları ve Makinelerin İmparatorluğu birliklerince de çoktan öğrenilmişti. İki topluluk da, ortak bir amaca sahip olmalarına rağmen aynı zamanda rakip oldukları kişilere yardım etmeyi düşünmeyecekti.

 Özellikle ezeli düşmanlarının cephesinde, Kara Zambakların düştüğü durum günün en büyük alay konusuydu, her şeyden habersiz bu insanlar birkaç ork karşısında böyle aciz bir duruma düşen rakiplerine kahkahalarla gülüyorlardı.

Bir gün daha bitip akşam saatleri geldiğinde, Lord Galeno’ nun beklediği haberde kendisine ulaşacaktı.

“Efendim, birliklerimiz üçte ikisi emriniz ile harekete geçmeye hazırlar!”

Durumun farkında olan savaşçılar, komutanlarının gazabından korktuklarından dolayı en kısa zamanda verilecek emre hazır hale gelmeyi başarmışlardı.

“Hedefimiz Paralı Askerlerin ana destek karargâhı, tüm ordular ileri!”

Sayıları yüz elli binden fazla olan ordu, Galeno’ nun sesindeki öfke sanki yüreklerini kamçılıyormuş gibi ileri atıldı. Hepsi neler olduğunun farkındaydı; Kara Zambak Klanı üyesi oldukları için tüm kaderlerini ona bağlamışlardı, burada Klanlarına yaşatacakları bir utancın acısını çekeceklerini gayet iyi biliyorlardı.

Hemen hemen aynı anlarda, Boz Sırtlanların eski ana destek karargâhında askerler ve druidler her şeylerini toplamış, hareket etmeye hazır bir halde bekliyorlardı.

“Düşman harekete geçti, sanırım biz de yavaş yavaş yola çıkmalıyız!”

“Alyon, sen orduya önderlik et, ben birazdan geliyorum!”

Nafız komuta odasındaki konuşmasını bitirince, iri yarı ork ve iki komutanı söylendiği şekilde askerlerin başına geçerek Ork Stepleri istikametine doğru ilerlemeye başladılar.

“Gel bakalım ihtiyar, senin için çok güzel hediyeler bırakacağım burada!”

Dişi ork, bilekliklerinden parmağına süzülen kan yere damlarken, kireçle boyanmışçasına beyaz olan duvara doğru yürüyordu.

Yaklaşık on dakika geçmeden Nafız söylediği gibi arkadaşına yetişmişti, onu gören Alyon’un gözleri ne yaptığını sorar gibi bakmaktaydı.

“Seninki geri geliyor, ona ve amcasına birkaç şey bıraktım. Çok merak ediyorum, acaba hoşlarına gidecek mi?”

Herkes, onun yaptıklarında hep bir gizem olduğundan dolayı sormaya cesaret edememişti fakat düşmanın saldırıya geçtiği zamanı bilmenin anahtarı Gregoria’nın içindeki Nafız’a ait kan özünde gizliydi.

Şu anda ne kadar uzak olsalar da, dişi ork kendisine ait olanın varlığını hissetmeyi başarıyordu, böylece peşindekileri güvenli bir rotadan yürüterek yollarını Kara Zambaklarla kesiştirmeyecekti.

“Bir kere de sorduğumda direkt cevap versen şaşarım zaten, işin gücün şekil yapmak!”

Net bir cevap alamayan Alyon, biraz söylendikten sonra diğer askerlerden ayrı olarak yürüttüğü birliklerinin başına geçecekti, şimdiden rolüne alışmıştı kır saçlı yiğit ork.

Galeno’ nun birlikleri, Druid Kurtuluş Ordusunun mevcudunun üç katı kadardı ve bu sayısal üstünlük bilmedikleri bir bölgede bulunan yoğun ormanların içinde ilerlemeyi onlar için zorlaştırıyordu.

Aralarında druidleri olmaması ne kötüydü; bu lükse sahip olan Nafız ve Alyon’un kuvvetleri adeta hoş bir kır gezisinde gibiydi, ağaç dallarının ay ışığının yere düşmesini engellediği geniş patikalardan hızla yürüyorlardı.

Bu nedenle, azgın bir boğanın öfkesine sahip yüz elli bin kişilik ordu sabah olduğunda ancak yolu yarılamışken, sinsice arkalarına geçen düşmanları yüzyıldır onlar tarafından kuşatma altında olan topraklarına ayak basıyordu.

“Zamanı geldi, şu dakikadan itibaren üç gün dönümü sonra kıtanın en kuzey ucunda buluşacağız. İşini bitirince, askerlerinden sağ kalanları dediğim gibi Ork Steplerine yollamanı istiyorum, bir sonraki adımda onlara ihtiyacımız olmayacak.”

Ana destek karargâhından çıktıktan itibaren, dişi ork aklındakileri arkadaşına anlatmak için bir süre o ve arkasındaki savaşçıları ile beraber yolculuk etmişti.

Buna göre, sayıları yüz civarı olan druidler Kara Zambaklar ile savaşa girmeden önce güvenli topraklara bırakılacak, Boz Sırtlanlardan çaldıkları askerlerse, ancak yaşanacak mücadeleden sağ çıkmaları halinde druidlere eşlik edebileceklerdi.

“Gözün arkada kalmasın, iş yakıp yıkmak olduğunda kim bunu bir orktan daha iyi yapabilir ki?”

Birbirlerinin omuzlarına sertçe vurarak vedalaşan iki arkadaş, yanlarına aldıkları birlikleriyle beraber saldırı durumuna geçerek, ilk hedeflerine doğru ilerlemeye başlamıştılar.

Onların aksine Galeno ve ordusu, girdikleri bu yeni bölgede nedenini anlayamadıkları bazı anormalliklerden dolayı momentumlarını hızla kaybetmişlerdi.

Ordunun büyüklüğüne yaraşır bir görkemde ilerleyerek, kolayca kendi hükmettikleri bölgenin sınırına kadar gelinecekti lakin o andan sonra işler her saat gitgide daha da çirkinleşiyordu.

“Efendim, birliklerimizin hızı dramatik bir biçimde azalıyor; yetiştirmesi düşük olan savaşçılara nedenini sorduğumuzda, üzerlerinde sanki bir dağ taşıyormuşçasına yorulduklarını söylüyorlar!”

Yaşlı komutanın olanları anlaması için her hangi bir rapora ihtiyacı yoktu, hali hazırda kendi bedeninde de bu olayı deneyimleyebiliyordu.

“Tembellik istemiyorum, geride kalan olursa bunu emre itaatsizlik olarak sayarım!”

Galeno, bu işin içinde başka bir iş olduğunu adı gibi bilmekteydi ama gerçeği dile getirmeye ne cesareti, ne de bunun içinde oldukları durumda onlara bir faydası vardı.

Direkt olarak emrindeki savaşçıları tehdit ederek çözüme ulaşmayı amaçladı yaşlı adam, bu onların hızlarını değiştiremese bile en azından bu yolla herkesin son gücüne kadar gayret sarf ettiğine emin olacaktı.

Uzun bir yürüyüş sonunda Ana Destek Karargâhına vardıklarında, güneş yavaşça yerini aya bırakmaya hazırlanıyordu, hesaplarından tam olarak bir gün geride olan büyük ordu ise sarı büyük yuvarlağın bir daha yüzünü göstermesini beklemeyecek gibiydi.

Dışarı kaçışın imkânsız olduğu bir kuşatma çemberi oluşturdular, sularla çevrili surların hemen dibinde, her an saldırıya hazır halde bekliyorlardı.

“Kendinizi gösterin haysiyetsiz orklar, kanımdan gelenlere yaptıklarınızın hesabını sormaya geldim!”

Enerjisini eklediği sesi tüm kuşatma alanında yankılanıyordu Lord Galeno’ nun, taş duvarlara çarparak geri dönen ekosu bile kendi birliklerinin coşku ile taşmasına yetmişti.

Sözlerini sertleştirerek, birkaç kez daha bağırmak zorunda kaldı kızgın komutan, cevap gelmeyen her seferinde, içinde yanan alev bir kat daha büyüyordu.

“Kenara çekilin, yolu açacağım!”

Sabrı tükenmişti intikam peşinde onca yolu aşan Kara Zambak Savaşçısının, alanlar arası halkasından çıkardığı silahını tüm heybetiyle gözler önüne serecekti.

Gecenin en karanlık olduğu zamanlarda etrafa hükmeden o vahşi siyah renge sahipti bu silah, yedi ayak uzunluktaki sap kısmı zambak figürleriyle süslenmişti. Bu gövdeye bağlı olan kesici kısım ise iki ayak uzunluğunda olup ucuna doğru sivrilerek son buluyordu.

Şafak Katili, Lord Galeno’ nun bütün hıncını önünde dikilen taş duvarlardan almasını sağlayacak mızrağın tam adı buydu.

Sol ayağını öne atan yaşlı adam, belini yere yaklaştırarak saldırı pozisyonu almaya başladı, sağ eli ile bitiminden yakaladığı mızrağıysa, sahibinin üzerine akıttığı ruh gücünden dolayı çılgınca titriyordu.

Zifiri karanlık silahın etrafı koyu gri bir sis ile kaplanmak üzereydi, durumu gören Kara Zambak Savaşçılarından bazıları, ilk defa komutanlarının görkemine şahit oldukları için korkudan soğuk terler dökmekteydiler.

“Geberin!”

Lord Galeno, yüklediği ruh gücü nedeniyle çığlık atmaya başlayan silahını, keskin bir saplama hareketi ile beraber ileri doğru savurdu, bir süredir onun tarafından zapt edilen enerjinin önündeki son engelde kalkmıştı.

Her saniye heybeti gitgide büyüyen saldırı, temas ettiği surları bir parça kuru yaprak gibi kesip atıyordu. İhtiyarı tanıyanlar tarafından normal karşılanabilecek bu olay, belki fazla bir yankı yaratmayabilirdi ancak asıl sürpriz ardından gerçekleşenlere şahit olunduğunda ortaya çıkacaktı.

Daha önce Galeno’ nun bir astı da yüksek duvarları rahatça yıkmıştı fakat bu kez yıkılan yerler sadece darbeyi alan ilk surla sınırlı kalmıyordu.

İzleyenlerin kalplerine korku tohumları eken mızrak saldırısı, düşmanlarına ait destek karargâhını ortadan ikiye bölerek geçmiş, ancak yüz adım ilerideki küçük bir tepeyi de yıktıktan sonra durabilmişti.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bana sorarsanız eğer bu hayata ne yapmaya geldin diye size şunu söyleyeceğim Ben bu hayata sonuna kadar yüksek sesle yaşamak için geldim.

Emile Zola

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (5)

646 puan
SWAGNAMENİTE2 hafta önce
Üye
"

32 puan
Sanseiu2 hafta önce
Yazar
@SWAGNAMENİTE, Gayet iyi olmuş, zahmet edip çizmen bile çok kıymetli benim için

646 puan
SWAGNAMENİTE2 hafta önce
Üye
hatta iyi olmuş diyenlerin 1 ay boyunca tüm yorumlarını beğenip puan kazandıracağım

646 puan
SWAGNAMENİTE2 hafta önce
Üye
rezalet oldu ya hiç atasım gelmiyor hele bide alyon un baltası aklıma geldikçe bu yaptığım şafak katilini eldivenle sevesim geliyor

646 puan
SWAGNAMENİTE2 hafta önce
Üye
şafak katili betimlemen ilk okuduğumda aklımda japon mızraklarına benzer bi şekilde canlandıydı ama tekrar okuyunca kabile mızrakları gibi (anca balık yakalama yarayan ucu sivreltilmiş dal parçası) yada biraz zorlayarak avrupayi mızraklar canlanıyor ilk olarak aklıma ilk gelen japon mızrağı şeklinde yapacağım üşenmezsem avrupayi bi mızrak çizip onu da atarım

646 puan
SWAGNAMENİTE2 hafta önce
Üye
mızrak daha önce kullanıldıydı partenia da mı biyerde hernekadar ana karakter kullanmamış olsada kullanıldı

32 puan
Sanseiu2 hafta önce
Yazar
@SWAGNAMENİTE, Elit on içinde kullanan bir ork var