POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 252: Kaçan Kuşların Hazin Sonu

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 84
Tarih : 30 Ocak 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Nafııııızzzzzzz!”

Kara alevlerin içinde yanarak cinnet geçiren Alyon, elinden kaçan düşmanlarının izlerini gördüğünde bir kez daha haykırdı.

İlk seferdeki özgüveni kaybolup gitmişti şu anda, şaşkınlık, öfke ve belki küçük de olsa ihanete uğramışlık hissi vardı sesinde.

Buna rağmen istifini bozmadı Nafız, arkadaşının aksine, gayet sakin bir biçimde gökyüzünden kayan iki yıldızı andıran ikizleri takip ediyordu.

Kır saçlı ork çaresizlik çığlıkları atmaktaydı, Kan Kubbe fiziki saldırıları durdurabilse de, druidlerin Alyon’ un hareketleri karşısında ölümüne korkmalarını engelleyemiyordu.

Çok değil, birkaç gün önce tüm cesaretleri ile önünü kestikleri adam bu muydu?

Taraflar son hamlelerini yaptıktan sonra sonuç neredeyse belli olmuştu, cinnet geçiren ork savaşçısı tatmin olmasa da, Altın Tacın Kutsal İkizleri olarak anılan düşmanlarını kaçmaya zorlamayı başarmıştı.

Yıkılmış köy meydanında öfkesinin esiri olarak çıldıran bir ork ve tüm görkemlerini arkalarında bırakarak kaçan iki insan. Yıkıcı mücadelenin ardından oluşan tablo buydu diye düşünüyordu herkes, ta ki o inadını bırakıp konuşmaya başlayana kadar.

“Kes sesini delibaş Alyon!”

Nafız, zihinsel ve bedensel değişim geçiren arkadaşının beyhude feryatlarını dinlemekten sıkılmıştı, deliliğin elli tonunu barındıran gözlerin hedefi haline geleceğini bilse de, müdahale etmek konusunda kendisini tutamazdı.

İlginç olan şey ise dişi orkun konuşması ile beraber güneyde koyu mor bulutlar peyda olmaya başlayacaktı, aynı zamanda ikizlerin kaçtığı yer olan bu yöndeki ani değişim, tüm dikkatlerin hızla oraya çevrilmesini sağlamıştı.

Işık ışını haline dönüşmüş Altın Tacın Kutsal İkizleri’ de açık havada birden bire beliren mor bulutları görmüştü ama şu anda onları delip geçmek dışında hiçbir seçenekleri bulunmamaktaydı.

Bu onların verdiği bir karar değildi, kaçış kristallerini kullandıkları zaman sadece varılacak noktaya doğru düz bir çizgide ilerleyebilirlerdi. Ne yaparlarsa yapsınlar devam etmek zorundaydılar, mor sisin içinde parlayan iki sarı küreyi görseler dahi duramazlardı.

İçinde dikine siyah bir çizgi beliren kürelere yaklaştıkça, bunların küre değil de aslında bir canlının gözleri olduğunu anladılar.

Işığa dönmüş bedenlerini saran kırmızı çatallı bir dilden önce son gördükleri bu olacaktı, ne kadar zorlarsalar zorlasınlar kurtulamayacakları bir kapana kısılmışlardı.

Beş nefes geçmeden mor bulutlar tüm köyü kapladığında, ikizleri neyin yakaladığını herkes görecekti, siyah pullarının arasında amber sarısı desenler bulunan dev bir kral kobra idi bu.

“Çok iyi gördüm seni baba!”

Çenesinden sarkan keskin dişlerinin arasında kalan dilinin içinde, Işığın Toprakları adına koskoca bir bölgeyi idare eden iki kişiyi tutuyordu bu canlı, kafasının üstünde ise mor cübbeli biri vardı ve söylediklerine bakılırsa sağ kalmış kalabalıktan bazılarını yakından tanıyor gibiydi bu kişi.

“Kitapkurdu, sen misin?”

Siyah alevlerden oluşan bir zırh giyen Alyon gelen kişiyi tam olarak göremese de, sesinden kim olduğunu çıkaracaktı.

“Evet benim!”

“İki küçük kuşun kaçtığını görünce kendimi tutamadım, sanırım Nefertari’ den geçti bu huy bana!”

Kitapkurdu konuşurken güç hayvanı da boynunu eğmiş, onun yere inmesi için platform görevi görüyordu, iki kardeşi de bir kenara tükürmüştü Nefertari, başının kenarlarını süsleyen çıkıntılarını titretirken onlara küstahlık içinde bakıyordu.

 İkizlerin hali perişandı, saflığın sembolü olan beyaz cübbeleri pislenmiş, kenarlarını süsleyen altın işlemeler sökülmüştü. Maskesinin bir bölümü kırılan kardeşin korku dolu bakışlarını artık herkes rahatça görebiliyordu, diğer kardeşin ne olursa olsun bir santim dahi oynamayan saçları da şu anda darma dumandı

“Hoş geldin, oğlum!”

Kitapkurdu, iki senelik inzivadan çıktığında sadece kısa süre görebildiği babası ile o günden sonra ilk defa yüz yüze geliyordu, ilk başta adımları tedirgindi ancak kollarını iki yana açmış olan kır saçlı orku görünce hızlanıp ona hasretle sarılacaktı.

Savaşın tüm izlerini üzerinde taşıyan köy meydanında, siyah alevlerle kaplı iri yarı orkla ile mor sislerin çevrelediği bir kişi sarmaş dolaş olmuştu. Kan Kubbenin içindeyse, bu sahneyi keyifle izleyenler olduğu gibi henüz üzerlerindeki tedirginliği atamamış olanlar da vardı.

“Korkmanıza gerek yok, gelen kişi geçen gün dövmek için etrafını çevirdiğiniz adamın oğlu!”

Keyifli bir kahkaha patlatacaktı Nafız, sağ gösterip sol vurduğu sözlerinin druidler üzerinde yarattığı etkiyi izlerken mest olmuştu.

Druidler aslında korkmuyorlardı, sadece canlarını teslim etmemek için son güçleriyle çabalıyordu zavallılar.

“Başladığın işi bitirmek ister misin baba?”

Alyon oğlunu görünce adeta her şeyi unutmuştu, hemen yanı başında kurbanlık koyun misali yatan iki adam ancak Kitapkurdu söylediğinde görüş alanına girecekti.

Nefertari’nin zehrine maruz kalan kardeşler değil kaçmak, boyunlarını bile oynatamıyorlardı şu anda, daha düne kadar şan ve şeref içinde yaşayan ikilini son hali ibretlikti.

“Alyon bir dakika!”

Keyfi yerine gelen iri yarı ork baltasını havaya kaldırdığında arkasından gelen bir sesle irkildi, tam son noktayı koyacağı an, neyin nesiydi bu?

“Sakın bana tuhaf bir planının olduğunu söyleme!”

Alt limitine kadar zorlanmış Alyon başka bir sürprize açık değildi, bunu da hem sözleri, hem de beden diliyle gayet net anlatıyordu.

Nafız ise ona bakmıyordu bile, yerde çaresizce yatan ikiliyleydi derdi, yanlarına geldiğinde boş bir kabuğu andıran bedenlerini yakalarından tuttuğu gibi havaya kaldıracaktı.

“Tahmin ediyorum ki, üzerinizde son anlarınızın görülmesini sağlayan bir büyü mührü vardır ve sizi öldürdüğümüz gibi ustanız olan her şeyi görebilecektir!”

Eğer iki kardeş hala hareket edip konuşabilselerdi bunlardan başka bir şey söylemezlerdi, karşılarındaki dişi ork adeta duygularına tercüman olmuştu.

Arkalarındaki kişinin adı geçince bir an rahatlamıştı ikili, süresini bilemedikleri bir esaret çektikten sonra, er ya da geç rehine takası ile hayatlarını kurtaracaklarını düşünüyorlardı.

“İlk önce bunu öldür, maskeyi diğerine taktırdığına göre bunu daha çok seviyor olmalı ustaları!”

Gerçek ise akıllarından geçenin tam tersiydi, kardeşlerden biri celladının önüne atıldığında ses bile çıkaramayacak haldeydiler.

Dev balta ustalıkla işliyordu, on nefes geçmeden sarı saçlı adam onlarca parçaya ayrılmıştı. Her vuruşta etrafa saçılan kanlarının büyük çoğunluğu, kardeşinin maskesi ve kırık yerinden görünen yüzüne bulaşırken, atamadığı çığlıkları izleyenlerin kalplerine kazınıyordu.

“Bu olanları iyi izle kahpenin dölü, yoksa sana şimdilerde seslendikleri adınla mı hitap etmeliyim, Altın Tacın Kutsal Prensi?”

“Bugün, iki mert kişinin canları üzerinde inşa ettiğin ömrünün nasıl biteceğini göreceğin gündür, yakında senin içinde geleceğiz!”

“Yüz sene önce yaptıklarının hesabını vereceksin!”

Nafız maskeli adamla konuşurmuş gibi görünse de, aslında hitap ettiği kişi az sonra Alyon’ un baltasının altında feci şekilde can verecek adamın ustasından başkası değildi.

Son anlarını yaşayan öğrencileri aracılığıyla kendisine bir mesaj yollanmıştı, bir zamanlar üyesi olduğu grubun yaptığı eylemin cezasının kesileceği vakit yaklaşıyordu.

Heinrich önderliğinde yönetimi ele geçirmek için başlatılan kalkışma uzun süren günün sonunda nihayete erdiğinde, arkasında yıkılmış bir köy, kıymaya dönmüş bedenler ve hayatlarının en büyük olayına tanık olmuş druidler bırakmıştı.

Şimdi Kan Kubbenin içinde herkes birbirine şaşkınlık içinde bakarken, yanlarında davetsiz bir misafir olduğunu çok geç göreceklerdi, günün erken saatlerinde bir anda ortaya çıkıp üstadı bayıltan gencin elleri, tüm bu tantananın fitilini ateşleyen adamın saçlarını sıkıca kavramıştı.

“Evet Abgesandte, amcanla ne yapacaksın?”

Aralarında geçmişe dayanan bir husumetin olduğu ikilinin hayat tiyatrosunda son perde oynanıyordu, seyircilerin nasıl bir son göreceğine karar verecek kişi ise altın saçlı çocuktan başkası değildi.

“Ustam Leonardo şu anda uyanık olsa, eminim ki seni affetmemi isterdi ve sen de hayatını kurtarırdın ancak ben onun fikirleri uğruna kanımın son damlasına kadar savaşacak olsam da, ne yazık ki seni sağ bırakamam!”

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye, zaman ki sana hasta olmuş, incelikli haytasın, nüksederken raksına mahallenin maşallahı, eyvallahı, güzelleş be oğlum şimdilik ölümüne kadar hayattasın. Şimdilik, ölümüne kadar hayattasın...

Ağır Roman

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

.....


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)