POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 253: Mantar Sote

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 254
Tarih : 01 Şubat 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Abgesandte’nin boştaki elinde çelik bir bıçak parladığında, amcasının kaderi de mühürlenmişti, hayatlarında görmedikleri kadar çok vahşete maruz kalan druidler, son olarak bir zamanlar mühendis olarak saygı duydukları adamın boğazının kesilişini de izlemek zorunda kalmışlardı.

Bu sahne karşısında, kimisi açık kalan ağzını kapatıyordu kimisi de gözlerini ancak istisnasız hepsi gördükleri şeyden olayı dehşete düşmüştü.

“Ne oldu sevgi dolu druidler, alt tarafı bir adamın ölümünü görmeye dayanamıyor musunuz?”

Yavaş yavaş gençliğe adım atmaya başlayan altın saçlı çocuk, bir kenara fırlattığı amcasının kafasının yuvarlanışını izleyen köy halkına hesap sorar bir tonda seslenecekti.

“Hepinizin boğazına bu bıçağın aynısından dayanmamış mıydı? Hatta bu elimdekini kullanarak, beyni yıkanmış bir çocuk diğerini gözünü dahi kırpmadan öldürmek üzereydi!”

Druidlerin olaylar karşısındaki duygusal tepkileri, rasyonel düşünce yapısını hayatının başköşesine koymuş Angesandte’yi çıldırtmaya yetiyordu.

“Yeter huysuz velet, istediğin olmadı mı? Neden hala insanları korkutuyorsun?”

Karsak Ticaret Şehrinin iki numaralı adamının sesi bıçak gibi kesilecekti duyduklarından sonra zira bir nebzede olsa arkasından iş çevirdiği ustası kendisine gelmişti.

“Kalbindeki bu düğümü çözmeden huzur bulamayacaktın, umarım artık kendini mutlu olmaya hakkın olduğuna inandırırsın!”

Olan olmuş, biten bitmişti, bu saatten sonra ancak ilerisi için temennilerini dile getirebilirdi dağınık saçlı Leonardo. Hâkimi olması gereken şehirde gelişen olayları sadece izleyebilen biri için, daha fazlası yüzsüzlük olabilirdi sadece.

“Ainle sen druidleri yolculuk için hazırla, kalanlar lütfen benimle beraber üstadın evine gelsin!”

Görünen o ki tüm hesaplar kapanmıştı, bunu sezen Nafız ileriye bakmak için Leonardo’nun evinde bir toplantı yapmayı düşündü.

Meşhur masanın etrafı yine doluydu, Üstat, Kitapkurdu, Abgesandte, Alyon ve Nafız’dan oluşan grup büyük mücadele sonrası bir araya geliyordu.

Sabah yenen yemekten kalanlar hala aynı yerdeydi, bunu gören Alyon normale dönmesinin üstüne hissettiği yorgunluğun acısı çıkarmak istercesine saldırmıştı onlara.

“Sen nasıl bir tipsin ya, gözümle görmesem Altın Tacın Kutsal İkizlerini parçalayan adamın sen olduğuna kimse inandırmazdı beni!”

Pisboğazlık yapan arkadaşını gören Nafız dayanamamıştı, karnı acıktığı zaman gözü dünyayı görmeyen Alyon’u kendi haline bırakmadan önce bir çift lafı sıkıştırmadan edemeyecekti.

Sözlerin muhatabı olan adamın ise cevap vermeye hiç niyeti yoktu, tek yaptığı iki eliyle birden yemeğe girişmekti.

“Neyse, üstat artık burada kalamazsınız, sizi Ork Steplerine göndermek istiyorum!”

Bu sefer saman altından su yürütecek bir durum kalmadığından, dişi ork direkt olarak yandaşlarının güvenliğini düşünmek zorundaydı, aklına gelen en iyi fikirde Leonardo’yu Han’ın yanına yollamaktı.

Tabii ki hayatının çoğunu adadığı şehrinde ayrılmayı istemeyecekti üstat, bu yöndeki duyguları çoktan yüzüne yansımıştı bile.

“Sevgili Leonardo, bunu sadece geçici bir ayrılık olarak düşünmeni istiyorum, eninde sonunda bu kıta druidlerin kontrolüne geçince, söz veriyorum ki burada gerçekten istediğin hayatı kurabileceksin!”

Yarattığı sahte cennet yıkılmış olsa da dağınık saçlı adam için hala çok kıymetliydi bu şehir, olayın farkında olan Nafız’ da kişisel garantisini vermek zorunda kalmıştı.

“Sözünüze itimadım var ancak oturup beklemek benim mizacıma ters düşecektir, bu nedenle öğrencim ile beraber Karsak Şehrine gitmeyi tercih ederim!”

Bu istek dişi orkun gülümsemesine neden olmuştu, kırılsa da, yıkılsa da, huylu huyundan vazgeçmiyordu belli ki.

“İstediğiniz gibi olsun, çocuklar siz üstadı ve sağ kalan druidleri alarak yola çıkabilirsiniz!”

Daha sonra birkaç küçük ayrıntı konuşulsa da aslında toplantı bu sözlerle beraber bitmişti, ertesi gün Leonardo’nun eseri olan şehirde ne druid köyünün, ne de birkaç gündür ortalıkta görünen orkların izi bile kalmamıştı.

“Daha ne kadar yürüyeceğiz Ainle, nerelere soktun bizi sen!”

İki ork ve bir druidden oluşan üçlü kısa bir molanın ardından yeniden yollara düşecekti, grubun en arkasında ilerleyen Alyon ise girdikleri sık ormanlıktan pek memnun gibi durmuyordu.

“Çok kalmadı tarif edilen yere gelmemize, büyük şelaleyi bulduk mu tamamdır!”

Makineler İmparatorluğu ve Işığın Diyarı’nın kontrolü altındaki bölgelerde karışıklığa yol açtıktan sonra, ekibin ilk amacı kıta üzerinde kalan iki zindanı ziyaret etmekti.

“Abicim, senin ne bataklığın bitti, ne de kanyonun, şimdi de tutturmuşsun bir şelale diye, coğrafi haritasını mı çizeceğiz oğlum biz bu kıtanın!”

Sıcak nedeniyle terden yapış yapış olan Nafız’ da havasız ortam nedeniyle çemkiriyordu cılız druide, zavallı Ainle ise sadece hızlı hızlı yürümek dışında bir çaresi olmadığından el mahkûm katlanıyordu kendisine edilen sözlere.

“Heh buldum işte, bölgenin zindanı buralarda bir yerde olmalı!”

Geldikleri yerde küçük çapta bir göl ve yüksek kayalıkların üzerinden ona dökülen güzel bir şelale vardı, rehberleri yolun sadece bu kadarını bildiği için artık iş başa düşmüştü.

“Sakın suyun içinde olmasın, bıktım bir yerlerden aşağı inmeye!”

Önce çamur deryasına batıp bir başka seferde dik duvarlardan aşağı koşan Alyon isyan ediyordu, kimse bilmese de bu hareketinin temelinde aslında suyu pek sevmemesi vardı.

“Bak şimdi, eğer her zamanki klişe işlerse kebapsın, takip edin beni bakayım!”

Ekip dişi orun peşinde şelalenin kıyısına kadar gelmişti, sırtlarını kayalıklara dayayarak kafalarına düşen suya aldırmadan yan yan ilerliyorlardı.

Islanacak olsa da Alyon’ un arkadaşını takip etmek dışında başka bir şansı yoktu, mecburen grubun hareket planına uyuyordu kır saçlı ork.

Adımları yavaş olduğundan dolayı bir dakika kadar ilerledikten sonra ancak olduğunu düşündüğü tünele varabildi Nafız, izlediği filmlerin hepsinde böyle bir gizli geçit olması ne kadar hoş bir sürprizdi.

“Vay be, şelalenin içinde böyle bir yer olduğunu nasıl bildin!”

“Ya Alyon Efendi, az mı Tomb Raider oynadık be çocukken!”

Kır saçlı orkun gözleri devriliyordu an itibariyle zira arkadaşının zaman zaman konuştuğu ve onun hiç anlamadığı konulardan bahsediliyordu.

“Efendim, bakın ileride birkaç tane sunak var!”

Ainle eli ile mağaranın içlerini gösterirken iki ork da dikkatlerini hemen o yöne çevirecekti, gerçekten de kaba kesimli taşların oluşturduğu bir öbek çıkıntı onlara bakıyordu.

Yanlarına gittiklerinde ise bambaşka bir manzara ile karşılaştılar, boyları normal bir insanın beline gelecek kadar uzun olan taşların üstü dümdüz kesilmişti ve içleri tamamen toprakla doluydu.

İlginç olan ise bu toprakların üstünde yetişen mantar benzeri bitkilerdi, sapları olsun, şapkaları olsun, neredeyse bire bir mantarı anımsatan oluşumların renkleri ise gerçekten göz alıcıydı.

“Bir bu eksikti, binlere adamla boğuş, onca yolu gel, bir de ne gör: sihirli mantarlar!”

Kıta zindanlarının çalışma prensibine aşina olan Nafız, bu seferki transa geçme yöntemini çoktan anlamıştı, onun aksine diğer iki kişi hâlâ neler olduğunu çözmeye çalışıyorlardı.

“Efendim ne oldu, yanlış bir şey mi var?”

“Yok be oğlum, olur mu hiç? Sen şimdi şuradan bir mantar göm, her şey çok güzel olacak!”

Madem kaderden kaçış yok bari biraz eğleneyim diyordu Nafız kendisine bu anlarda, sunaktan kaptığı mantarı Ainle’nin ağzına sokmuştu bile.

İtiraz etme şansı yoktu cılız orkun, yüzünü ekşite ekşite yemişti mantarı, anlaşıldığı kadarıyla tadı görüntüsü kadar iç açıcı değildi oluşumun.

İki dakika kadar druidi inceleyen Nafız bir değişiklik sezemeyecekti fakat bilmediği önemli bir şey vardı, o da mantarın kafasının bir anda geleceğiydi.

“Aeife, sen mi geldin? Nasıl buldun bizi güzel aşkım?”

Kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz misali bir durum oluşuyordu mağaranın içinde. Mantardan dolayı kafası olan Ainle, sevgilisi sandığı Alyon’ un üzerine yürümekteydi.

“Nafız bu delilendi, al şunu üstümden Nafız!”

“Nafııııızzzzzz!”

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Hem iyi, hem de dengeli bir insan olmak imkânsız.

Dr. House – House adlı diziden

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (1)

27 puan
bedalas3 hafta önce
Üye
bir kafası var tam sekiz saat