POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 255: Üç Farklı Çözüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 61
Tarih : 07 Şubat 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Yakışıklılar, bitmedi mi sizin dövüş hala?”

Alyon beşlik simit gibi yayıldığı yerden yarı esneyerek konuşmaktaydı, birbirlerini epeyce hırpalayan iki çocuğa bakarken, gözlerinde sadece sıkılmış olmanın verdiği ifade vardı.

“Neyse, siz biraz daha kavga edin bakalım!”

Kır saçlı ork iki çocukla ilgilenmek için çok üşengeçti, bilmediği ise arkadaşının şu anda üç tane birbirinden sıkıntılı veletle boğuştuğuydu.

“Bana bakın, yavaş yavaş sabrım taşmaya başlıyor, şimdi bağrışmayı bırakıp düzgünce konuşacaksınız, ben de dinleyeceğim.”

Dişi ork sert çıkınca ortamda bir sessizlik hüküm sürmeye başladı, hep bir ağızdan konuşan çocuklar susmuş, uzun süredir hasret kalan sessizlik oluşabilmişti.

“Önce sen başla!”

Nafız, insan halinin çocukluk versiyonuna dönerek konuşması için işaretini verdi.

“Burada en eski olan benim, doğal olarak burasının bana ait olması lazım!”

İnsan Nafız’ın argümanı gayet mantıklıydı, kıdem esasına bakılırsa gerçekten burası onundu ancak ork olan sanki bir şey söyleyecek gibi kıpraşıyordu şu anlarda.

“Konuş bakalım!”

“Evet, eskiden o varmış ama çoktan ölmüş olması gerekiyordu onun, ben yeni sahibim ve kimseyi burada istemiyorum!”

Minik ork sözlerini tamamlar tamamlamaz, tuhaf mobilyalarla döşenmiş taraftan tiz bir kahkaha yükseldi, Mora’nın küçüklüğü sinsice gülüyordu.

“Söyleyeceğin bir şey mi var küçük hanım?”

“Tabii ki var, bu dünyada güç her şeydir ve buradaki en güçlü kişi benim, nasıl olurda sadece zamanın söz konusu olduğu bir değerlendirme ile göz ardı edilebilirim. Şimdi, boyun eğin ya da ben sizi zorla çıkarıp atayım buradan!”

Nafız ne yapacağını bilemez bir haldeydi an itibariyle, dinlediği üç çocuğunda sözlerinde haklılık payları vardı.

“Bu kadar kanıt sahibi belirlememiz için yeterli değil, aynı bu şekilde konuşmaya devam edin bakalım!”

Kararını etraflıca bir düşünme sürecinden sonra vermek isteyen dişi ork süreci biraz daha uzatmaya karar vermişti, bu sırada Ainle ise hıçkırıklarla ağlayan çocukluğunu teselli ediyordu.

“Üzülme ufaklık, babanla abin mutlaka geri dönecektir!”

Genç druid basmakalıp kelimelerle konuşurken dediklerine kendisi de inanmıyordu, aslında o bile inanmazken bunu kendi küçüklüğünden nasıl bekleyebilirdi.

“Yalan söyleme amca, kalkanın dışına çıkan kimse ger dönmedi bu güne kadar. Babam ve abim ölecekler, onları bir daha göremeyeceğim!”

Ainle bunları gayet iyi biliyordu çünkü o zaman aile fertlerinin arkasından bakarken tam olarak böyle düşünüyordu. Bilinçaltına mühürlediği anıları yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlamıştı, küçük çocukla eş zamanlı olarak yaşıyordu olayı.

“Bana ve abin topraklarınızı korumak için yola çıktılar, sence buna değmez mi? Böyle asil bir amaç uğrana çabalamaları ağlanacak bir şey mi?

Küçük çocuğun ağlaması kesilecekti, sümükle dolmuş burnunu çektikten sonra ise neredeyse iki katı olarak geri dönüyordu gözyaşları.

“Neden benim babam, herkesin babası evinde oturuyor, neden sadece benim ailem gidiyor dışarıya!”

Sözün bittiği yere gelen Ainle, iyice kötü olan ufaklığı sıkıca sarıp bağrına bastı ve görünüyordu ki uzunca bir sürede bırakacak gibi değildi.

“Burası gerçekten güzel, dert yok tasa yok ama ben bir orkum, bu kadar rahat bana harbiden batıyor madem siz yenişemiyorsunuz olaya benim müdahale etme vaktim gelmiş demektir!”

Alyon geviş getirir gibi lafları ağzında dolandırarak konuştuğunda, hiddetten gözü dönen çocuk ve siyah alevleri kuşanmış olan diğeri harap haldeydi, ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar birbirlerine üstünlük sağlayamıyorlardı.

Öyle bile olsa durmaya niyetleri yok gibiydi, belki de hiç durmayacaklardı ama kulaklarının dibinde şaklayan tokat onları bu konuda bir daha düşünmeye itecekti.

“Ne yapıyorsun sen?”

“Bana niye vurdun?”

Şaplağı yiyen bebeler biraz öfke, biraz şaşkınlık, biraz da hissettikleri acının etkisinde kalarak bas bas bağırıyorlardı.

“Bana bakın küçük sıçanlar, size bir şans verdim ancak siz bunu boşa harcadınız. Her iki soy gücünü de işime yaradığı zaman, işime geldiği gibi kullanacağım, eğer buna bir itirazı olan varsa hemen şimdi konuşsun!”

Şakası yoktu kır saçlı orkun, tüm zamanını iki küçük orkun birbirlerini hırpalamasını izleyerek geçirmek istemiyordu.

“İyi, bundan sonra birbirinizin kardeşi olacaksınız, öpüşün barışın bakayım!”

İki soy gücü şişmiş gözleri ile birbirlerine bakarken, hareketsiz bir şekilde oldukları yerde bekliyorlardı ta ki onları dayak ile tehdit eden orkun derin bir nefesi içine çekmesine kadar.

Sonra el mahkûm öpüşüp barıştılar, o an farkında değillerdi ama bu ilk temas uzun yıllar sürecek bir dostluğun ilk adımı olacaktı.

“Bitti be en sonunda, yine döndük bu yapış yapış mağaraya!”

Alyon’ un denemesi sona ermişti bile, bilinci yerinde yokken etrafta neler olup bittiğini araştırmak için kafasını çevirdiğindeyse, baygın halde yatan arkadaşını görecekti.

“Vay Nafız vay, demek uyanamadın hala. Dur bakalım ben sana ne yapacağım şimdi!”

Hınzır bir ifade ile üstüne yürüdüğü Nafız’ın bedeni yerde savunmasız yatıyordu, bu büyük bir problemdi, dişi orkun yüzü iki tarafta da gülmüyordu belli ki.

“Sen öldün anlamıyor musun? İşin çoktan bitti!”

Ork Nafız insan olana karşı çok hırçındı, her fırsatta onu baskılamak için sesini yükseltiyordu.

“Öldüm ama bilincim hala burada, ben olmasam ne yapabilirsiniz ki?”

“O zaman beden de bana ait, iyi gideyim bakalım o bilinç ne işe yarayacak!”

İki çocuk Nafız atışırken, Mora’nın minyatür versiyonu nasıl olurda suskun kalabilirdi ki.

“Benim hem bilincim, hem de damarlarda dolaşan kanım var, ikinizden de daha çok paya sahibim!”

Tüm bunlar sürerken dişi ork sadece izliyordu, izledikçe de bir soru gitgide aklına sığmayacak hale gelmekteydi.

“Susun, size bir soru soracağım!”

Bıçak gibi kesilmişti bütün sesler, üç çocuğunda gözleri Nafız’ın üstüne çevrilmişti.

“Hepiniz olayın bir köşesinden tutup kendinizce hak iddia ediyorsunuz ancak unuttuğunuz bir şey var.”

“Ben!”

Üçlü duydukları karşısında kısa bir şok yaşasa da, hemen ardından aynı ilk baştaki gibi birbirlerinin üstüne konuşacaklardı.

“Benim bir parçamsın!

“Ben olmasam hiçbir şey yapamazsın!”

“Sayemde yaşıyorsun!”

Söylenen sözler sayesinde uzun süredir sakin olan Nafız çok sinirlenmişti, seğiren gözü ve titreyen elleri bunu tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyordu.

“Hadsizler, bunca zaman sizi kendi halinize bıraktım diye bu ne kibir? Sen, sen, sen ve gözünüzün gördüğü her şey bana ait, buranın tek hâkimi ve sahibi benim!”

Bir çift göz kapağı tonlarca ağırlığa sahipmiş gibi zorla açılıyordu bu ültimatomun ardından, zindanın diğer bir sakini gerçek hayata dönmüştü.

Evvelki iki zindandan ilk önce ayrılan Ainle kalmıştı sadece içeride, yaşadığı şok ve durmaksızın ağladığı için kucağında uyuya kalan çocuğun sarı saçlarını okşuyordu genç druid.

“Ufaklık uyudun mu?”

Sorusuna cevabını anlamsız mırıltılar olarak alacaktı Ainle, belli ki ufaklık o tam uykuya dalınan ama bir yandan da bilincin açık olduğu anları yaşıyordu.

“Ben senin en çok neye üzüldüğünü biliyorum, baban ve abinin sadece seni korumak için bu yolculuğa çıktığını sanıp, tüm olan bitenden dolayı kendini suçluyorsun. Lütfen bunu yapma, ailenin fertleri sadece seni düşünseydi eğer buradan bir yere ayrılmazlardı, aslında sevinmelisin ufaklık, halkını, toprağını ve doğayı bu kadar çok seven bir bana ile abiye sahip olduğun için!”

Ainle bu sözleri küçük çocuğa söylüyormuş gibi görünebilirdi ancak aslında uzun zamandır aklında olanları kendine itiraf ediyordu.

Ardından kucağındaki çocuk sanki hiç var olmamış gibi havaya karışacaktı, aynı uzun yıllardır yüreğinin içinde yosun tutmuş koca kaya gibi.

“Kim var orada!”

Bu değişimler yaşanırken cılız druid arkasındaki bir yere dönerek bağırdı, görünen sadece boşluktu ama Ainle bunun böyle olmadığını biliyordu.

“Aferin genç druid, seni dördüncü zindanda bekliyor olacağım. Piramidin tepesine çık ve beni bul!”

Bir anda yeşil bir ışıltı Ainle’nin gözlerini diktiği yerde ortaya çıkıp, iki saniye sonra da kaybolmuştu. Bu olay çok kısa sürse de, geride gizemli bazı sözlerin kalmasını sağlayacaktı.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Evrendeki en büyük gösteri, sen aklını keşfettiğin an başlar.

Sigmund Freud

 

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu



Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)