POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 269: Çarpıcı Dönüş

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 73
Tarih : 12 Mart 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Asmodeus neler oluyor?”

Oturduğu yerden bir anda ayağa fırlayan Expulsus’ un olanlara anlam veremediğinden sesinde hafif bir titreklik vardı, kur yaptığı kadının gitgide tuhaflaşan davranışları karşısında kendisinin de dengesi bozulmuştu.

Üç yüz yaşındaki delikanlının haricindeki diğer iki elçi ise gözlerini görüntülerden alabilmiş değildi, iki hançeri ile kalabalığın arasında rüzgâr gibi esen dişi orkun manevraları karşısında büyülenmişlerdi.

“Birincisinde ses etmedim ama bunlar açıkça Cehennem Diyarı’nın dövüş yöntemleri, üstelik her ne kadar zayıflarsa zayıflasın hala Tarikat sıfatına layık bir oluşumun savaşçılarına öğrettiği teknikler bunlar!”

Yüksek mimar kandan oluşan hançerlerin görkemi karşısında dayanamayacaktı, adlı adına söylemese de bu işin arkasında Kutsal Kan Tarikatı’nın olduğunu ima ediyordu.

“Bunlar, medeniyetimdeki bir tarikatın öğrettiği teknikler değildir!”

Genç kadının inkârı beyhude olacaktı, uzun süredir suskun olan Dragan dahi cesaretini toplayıp lafa girmişti.

“Bir çocuk bile bu kan temelli tekniklerin Kutsal Kan Tarikatı’na ait olduğunu anlayabilir”

“Tarikata değil, sadece tek bir kişiye ait teknikler bunlar ve o kişide yüz sene önce Ork Stepleri üzerinde öldürüldü!”

Cehennem Diyarı’nın bir anda zayıflamasını sağlayan gelişmenin oluş şekli ve getirdikleri herkes tarafından biliniyordu ancak diğer tüm gerçekler bir sır gibi saklanmıştı.

Mora’nın mirasını alan Nafız’ın kullandığı tekniklerin Kutsal Kan Tarikatı’nın genel öğretileri zannedilmesi bundandı.

“Keşişler ikiliyi tuzağa çekmeyi başardılar!”

Elçilerin tartışmaları arasında ilerleyen zaman iki orkun ters duran beş köşeli yıldız şeklinin içine hapsedildiği anda duracaktı, Expulsus pür dikkat olacakları izlemekteydi.

Hareketleri kısıtlanan iki orkun üstüne yağan saldırıların ışıkları kömür karası saçlara sahip adamın heyecanını arttırmaya yetmişti, sanki sonucu bilmiyormuşçasına tatlı bir heyecan yüreğini kavrayıvermişti.

“Bu druid kimin nesi böyle!”

Ainle’nin ansızın beliren kalkanı ile beraber, yüksek mimar gemiye geldiğinden beri belki de ilk defa gerçekten yaşadığını ispatlar bir tepki verecekti.

Bir büyü çemberinin içine girmek hâlihazırda yürek isteyen bir işti, bunun üzerine genç druid kendi tekniği uygulayınca yaşlı adamın otokontrolü dağılıvermişti.

Biraz utanmıştı Hank, neyse ki Ainle onun da imdadına yetişecekti, vurduğu darbeyle parçalanan büyü çemberinden çıkan ses, dört elçi ve diğerlerinin tepkilerini gölgede bırakacaktı.

“Efendim!”

Expulsus’ un arkasında sessizce duran kalabalıktan biri öne fırlayarak usulca efendisine seslenmişti, izledikleri karşısında onlarında bir hareket planı yapmaları gerekiyordu.

Büyülenmiş bir biçimde olanları izleyen Işığın Toprakları Elçisi farkından da değildi lakin Hank ve Dragan kendi birliklerine verdikleri emirleri birkaç saniye önce gereken yerlere iletmişlerdi.

Üç yüz yaşındaki delikanlı tüm dış etkilere kendini kapatmıştı, ne karşısındaki elçiler, ne de kendisine ulaşmaya çalışan astlarını görmüyordu gözleri.

Düştüğü çıkmazda, Ainle tüm şehri kaplayan ruhun hâkim olduğu büyü çemberini aktif etmesine kadar mahsur kalmıştı Işığın Toprakları Elçisi.

“Görüntüleri en hızlı şekilde mezhebe ulaştırın, tüm güçlerimizle beraber geri çekiliyoruz!”

Ainle’nin, medeniyetinin müritlerine ait ruh gücünü dev bir topta bütünleştirdiği gören Expulsus nihayet âna dönerek haykırdı, iki ork ve bir druidden oluşan ekip tek bir savaşla yüzyıllardır süren işgalin bitmesini sağlamışlardı.

Dört medeniyete ait güçler üçlünün güzergâhından uzaklaşarak geri çekildiler, sadece Ana Ork Yerleşkesinin etrafında kuvvetler kaldığı için bu iş çok da zor olmayacaktı.

“Baba neler oluyor, insanlar kaçıyorlar!”

Gündelik hayatlarını yaşayan druidler etraflarında olan biteni hayretlerle izliyorlardı, bu sıralarda Kökler’ de durum değerlendirmesi yapmak adına toplanacaklardı.

“Kuşatma kuvvetleri hızla geri çekiliyorlar, önce Cehennem Diyarı güçleri tek başına harekete geçti, ardından onlara Makineler İmparatorluğu ve Paralı Askerler de katıldı!”

Beşinci Kök durumu özetlerken içi içine sığmıyordu, kendisini bildi bileli her gün karşısında görmek zorunda olduğu düşmanlar artık yoktu.

“En son Işığın Topraklarına ait birlikler bulundukları yeri terk ettiler, an itibari ile Yerleşkemizin çevresinde hiçbir düşman hareketliliği görünmüyor!”

Duydukları baştan sona iyi olsa da, yüzleri hiç olmadığı kadar aydınlık bir gülüş ile parlasa da, konsey üyelerinin yüreğindeki bir soru onların rahat etmelerini engelliyordu.

“Neden?”

Binlerce cevaba sahip olabilecek tek soru, sevinçlerinin önünde aşılmaz bir set misali dikilerek umudun yakıcı ışıklarının onları ısıtmasını engelliyordu.

Tüm öğleden sonra, bir zamanlar kesilmeyen seslerin hükmettiği yerlere yeni yeni yerleşmeye çalışan sessizliğin verdiği tuhaf hisse alışmakla geçecekti, ta ki üç kişinin gölgeleri, akşam güneşinin ışıkları nedeniyle eski çağlardan gelen dev canavarların siluetleri gibi yerleşkenin üstüne düşene kadar.

“Orklar geri geldi!”

“Ainle’ de onlarla beraber!”

“Orklar geliyor!”

Ana Druid Yerleşkesi’ni sallayan gürültü elbette Konseyin toplantısını da bölecekti, beklenti içerisindeki kalabalığın toplandığı yere gelen beş kök, daha önce hiç görmedikleri bir sahneye şahit oluyorlardı.

Kendilerini koruyan kalkanın dışına çıkan pek çok soydaşları olmuştu, her seferinde biraz daha azalmanın kederi yüreklerinin en derin köşelerine kadar sızıyordu bu zamanlarda.

Bugün ilk defa dönüşün, kavuşmanın ne demek olduğunu hissedeceklerdi, her an yeni bir şeyler öğrenmesine rağmen son keşfi nedeniyle annesinin eteklerini heyecanla çekiştiren, sevincini onunla paylaşmak isteyen bir çocuğun ruhu yaşıyordu adeta içlerinde.

“Dostlarım, yoldaşlarım, savaşçılarım, göreviniz sona erdi!”

Üzerinde basit druid kıyafetleri bulunan Ainle, elindeki tahta asayı havaya kaldırdığı sıralarda, gözlerinde engin gökler boyunca durmadan seyahat eden bulutların yansımaları bir girdap oluşturmak için bir araya geldi.

Aynı anda yer sallanmaya başladı, nereden geldiği anlaşılmayan kuvvetli rüzgârların sesleri, havada şaklayan binlerce kamçıyı anımsatırcasına kulakları hırpalamaktaydı.

Duyguları, akan nehir suları misali an ve an değişen druidler neler olduğunu anlamaya çalışmaktan aciz, sanki yakın dururlarsa felaket onları es geçer umuduyla birbirlerinin içlerine girmişlerdi.

“Büyük Ruh Kalkanı Dağıl!”

Zaman emekleyerek ilerlerken, Ainle’nin sesi geniş toprakları etkisi altına alan karmaşayı delip geçecekti, toplanan kara bulutlar dağılmış, sallanan topraklar huzur bulmuş ve yüzyıllardır Ana Druid Yerleşkesini koruyan kalkan bir daha var olmamacasına yok olmuştu.

“Kutsal kalkan!”

“Koruyucumuz bizi terk etti!”

Her ağızdan başka feryatlar kopuyordu, kendilerini hayata bağlayan ince ipin son düğümü yitip giderken, duygusal gelgitlere dayanamayan pek çok druid bilinçlerini kaybederek yere düşmekteydi.

“Ainle, neler yapıyorsun!”

Dördüncü Kök, hasretin tüm sıcaklığı ile kavrulmasına rağmen, gölgelerde gizlenmiş öfke tınılarının baskın olduğu sesinin çatallanmasına aldırış etmeden oğluna doğru haykırdı.

Bir avuç kalmış soydaşlarını koruyan en büyük hazinenin, oğlunun eli ile yok edilmesi karşısında annelik duygularını bastırarak hesap sormak istiyordu yaşlı kadın, öyle kaptırmıştı ki kendisini, haylaz ve işe yaramaz oğlunun atalarının yarattığı kalkanı parçalayabilecek kudrete ne zaman eriştiğini sorgulamayı düşünemedi bile.

“Ruh Fedakârlığı Toplan!”

Eskinin cılız druidi her şeyi duysa da başladığı işi bitirmeden durmayacaktı, binlerce parçaya ayırdığı kalkanın havaya saçılan parçalarını asasına emmek için harekete geçmişti.

Batan güneşin son gayreti ile dünyanın üzerine gönderdiği ışıklar, tahta asanın olduğu yere delicesine hücum eden ruh parçacıklarına değdikçe yansıyor, aynı hareketin binlerce tekrarı ise Vahşi Bataklık kıtasında bir devrin kapandığını eşsiz bir görsel şölenle tüm dünyaya duyuruyordu.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Baykuştan pervâmız yok, biz şahinIer sürüsüyüz.

Fatih Sultan Mehmet

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

....


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)