POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 291: İki

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 250
Tarih : 01 Mayıs 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

İki kudretli ork savaşçısı Metal Orman’ın içinde koşmaya başlamışlardı. Her vuruşlarında, dikenlerle beraber parçalanan ölü bedenlerin kanlarıyla kaplandılar. Enli kılıç ve dev çekiç müthiş bir uyum içerisindeydi, sanki onlarda sahipleri gibi eştiler bu anlarda.

“Gelin bakalım, daha bitirmedim! Alev Denizi.”

Dragan, elinde beliren başka bir diski daha savurduğunda, çok uzaklardan mücadeleyi izleyen Leonardo’nun yüzü yine çirkinleşti. Dikenlerden oluşan ormanın içine atılan cihazdan fırlayan ateşlere bakılırsa, bu da üstadın işiydi.

Dalga dalga ilerleyen alevler iki orkun etrafını göz açıp kapayana kadar sarmıştı, yerden fırlamış metal dikenleri bile eriten sıcaklık onlara neler yapmazdı.

“Elemental Kalp!”

“Elemental Kalp!”

Neyse ki yalnız değildi ikili, çevrelerindeki savaş alanında bulunan Druid savaşçılarından biri onları alev saldırılarından koruyacak büyüyü yapmıştı.

Paralı Askerlerin komutanı, düşmanın işini bitirmek adına kullandığı hamle sonucu ortadan kaybolmuş dikenleri görünce, içini de zırhı gibi bir karanlık kapladı. Hemen kaçmalıydı.

“Gel buraya!”

Elinden başka bir cihaz çıkarıyordu Dragan, yere sabitlenen üç bacağının üstünde ağır bir metal gövdeye sahipti yeni görünen alet. Üst kısmındaki çemberin üzeri deliklerle kaplıydı, ardında ise yere kadar uzanan bir kayış göze çarpıyordu.

“Madem büyüyle ölmüyorsunuz, bende sizi delik deşik ederim!”

Kurduğu iki tuzaktan kurtulup üzerine doğru koşan düşmanlarını gören Dragan, yeni silahını bir an önce çalıştıracaktı. Kendisi ile orkların arasındaki alan tümden metal parçacıklarıyla dolmuştu, boyut olarak başparmağın üst boğumu kadar olan metaller o kadar çoktu ki, onlardan başka bir şey görünmüyordu.

“Geberin!”

Bu saldırıya dayanabilecek bir zırh yoktu veya silahını ne kadar ustalıkla kullanırsa kullansın bir kişinin hepsini bloklaması mümkün değildi.

“Yansıtan Kalp!”

“Yansıtan Kalp!”

Unuttuğu bir şey vardı Dört Medeniyetin Baş Kumandanı’nın, Orklar ve Druidler birbirinin sırtını kollamaya başlamışlardı. Sayısız metal parçacık, iki orkun üzerinde beliren yeni kalkana çarparak geri sekiyordu.

Ölümün Rüzgârı soy gücünü onun üstüne kitledikten sonra ne denediyse işe yaramıyordu, sürpriz saldırı, element saldırısı, fiziki saldırı, üçü de geri püskürtülmüştü.

İlk defa gerçekten panikliyordu Dragan, savaş alanlarında geçirdiği uzun yıllar boyunca düşmanlarını bu üç yöntemi kullanarak öldürmeyi başarmıştı. Sanki ilk defa savaşıyor gibi savunmasız kalmıştı, hayatını kurtarmak için kaçmaktan başka çare bulamıyordu.

Heybesinde sakladığı ne varsa saçarak iki ork ile arasında bir saldırı barajı oluşturdu ilk önce, ardından arkasına bile bakmadan kaçmaya başlayacaktı. Şan, şöhret, statü kaybedecek olsa da, canının yanında lafı bile edilmezdi bunların.

Kaotik savaş ortamında kaçış kristalini kullanamazdı, ışık ışınını dönüştüğü an savunmasız kalacağından önce güvenli bir mesafeye çekilmeliydi. İki ork önlerindeki engellerle uğraşırken, o giydiği Kara Delik zırhına güvenerek kaçıyordu.

“Nereye gidiyorsun!”

Kulağı iki kelimeyi duyduğunda Dragan’ın ayakları yerden kesilmişti, sol yanından gelen omuz darbesi sonucu havadaydı. Yere düştüğünde panikle etrafını süzdü, ona darbe indiren kişiyi görmesi zor olmayacaktı.

Elit On’ un iki numarası, yerdeki hasmının birkaç adım uzağında duruyordu. Hemen ters tarafa doğru kaçmak istedi Paralı Askerler’ in komutanı, göğsüne yediği yumruğa kadar iki adım atabilmişti.

Zırhı darbenin çoğunu emse de bedenine sızan şok dalgaları nedeniyle acı çekmişti, görünen o ki dört numara o yönü tamamen kapatmıştı. Önünde tuzaklarla boğuşan iki ork vardı, ardında iki numara sağına ise dört, son çare soluna döndü Dragan.

Tenine batan metal dikenleri hissedeceği yere doğru koştu, etrafının tamamen sarıldığını anlaması için bu gerekliydi. Yedi numaranın çift dikenli kamçısının tadına baktıktan sonra, kapana kısıldığı yerde durarak elini hızlıca yere vurdu.

Toprağa gömülen üçgen şeklindeki bir taş vardı, ondan çıkan ışıklarsa bir saniye içinde Dragan’ın etrafını saracaktı. Sözün tam anlamıyla yolun sonuna gelmişti paralı asker, kendisin hapsedeceğini bile bile kalkan nitelikli son kozunu oynuyordu.

“Beni öldürmek mi istiyorsunuz, önce bunun için uğraşmanız lazım!”

Kuyruğu titrese de dikti Dragan’ın. Düştüğü durumu kendi seçimi gibi göstermek, belki de böyle olduğuna inanmak istiyordu.

Aynı anda tam karşısından büyük bir patlama yükseldi, karı-koca ork savaşçıları onun kurduğu tuzaklardan kaba güçle sıyrılmıştı.

“Hangi deliğe girdiğin fark etmez, bugün ölüm senin için geliyor!”

Uzun süredir soy gücünün etkisinde olan Çekiçdöven, geniş enli silahını havaya kaldırarak şiddetle bariyerin üstüne indirdi. Onu, eşinin çekici, yedi numaranın kamçıları, iki ve dört numaranın yumrukları izliyordu.

“Yadigâr saldır!”

Alyon’ un kızı, güç hayvanını da serbest bırakarak önlerindeki engele girişti. Onun dışında, savaşın başından beri tek başına takılan iki numarada harekete geçmişti.

“Yık geç, Tek Boynuz!”

Kolundaki dövme canlanarak şekle büründüğünde, Elit On’ un iki numarasının yanında iki ork yüksekliğinde, en az yedi adım uzunluğunda kocaman bir hayvan belirecekti.

Büyük kafasının ucunda haşmetli sivri boynuzu bulunan bu yaratık, önce ters istikamete doğru otuz adım uzaklaştı. Koşmaya başlamadan önce birkaç kez arka ayaklarını yere sürdü, kafasını öne eğerek boynuzunu mızrak haline getiren canlının her adımında, yer titriyordu adeta.

Vurduğunda aynı durum kalkan içinde geçerli oldu, tek noktadan büyük darbe alan yapı rengini kaybetmeden edemedi. Canlılığını sembolize eden ışığı bir ton solmuştu, iki numaranın güç hayvanın onun doğal düşmanıydı.

Hızını aldığı zaman kendinden kat kat büyük canlıları dahi süpürebilecek yaratık yeniden geriniyordu, bir kez daha koşarak vuruşunu yapacaktı.

Önceleri parlak sarı renge sahip yapı, ikinci darbeden sonra kahverengiye dönmüştü, Dragan’ın sıfatı ise kireç gibi bembeyazdı.

Yaptığı hesap, köklü iki medeniyetin temsilcileri bir çözüm bulana kadar sağ kalmak üzerine kurulmuştu. İttifak halinde oldukları Cehennem Diyarı nedeniyle en sonunda hayatını koruyabilecekti, geri döndüğünde yaşayacağı aşağılamaları daha sonra düşünebilirdi.

Son demde hesabının çarşıya uymadığını görerek korkunun onu sarmasına engel olamıyor gibiydi, elinde avucunda ne varsa kullanmasına rağmen, ork-druid işbirliği çaresizliğe itmişti kendisini.

Beş ork savaşçı ve onların güç hayvanlarının saldırıları sonucu, Tek Boynuz’ un üçüncü darbesiyle bariyer yıkılmıştı. Eline geçirdiği kılıçları ile bir başına kalmış olan Dragan’ın karşısında, küçük bir ordu vardı.

“Komutanım!”

Elit On’ un üyeleri başlarını eğerek selamlarını verdiler, onların işi bitmişti. Geniş enli ağır kılıcına rağmen havaya zıplayarak paralı askerin tepesine inen Çekiçdöven ile Ölümün Rüzgârına bırakmışlardı meydanı.

Kafasına inen darbeyi güç bela karşılayan Dragan’ın beline vuran çekiç, Kara Delik zırhına rağmen sarmıştı onu. Birkaç adım savruldu ancak rahatlamaya vakti yoktu, Soy Gücü kullanan iki düşmandan çıldırmış olanının kılıcı durmadan üzerine iniyordu.

Bu anlarda her açıktan bir vuruş yapıyordu dev çekicin sahibi, dans edermişçesine hareketlerle düşmanın savunma yapmasını imkânsız hale getiriyordu.

On saniye sonra Dört Medeniyet Orduları Baş Kumandanı’nın ağzından kanlar sızmaya başladı, Makineler İmparatorluğu’nun son icadının da üzerindeki çatlaklar gözle görülecek kadar büyümüştü.

Bir on saniye daha geçtiğinde ellerindeki kılıçlar kırılacaktı, düşmanın geniş enli silahına karşı bu kadar dayanmaları bile mucizeydi. Savunmasız kalan Dragan, karı-koca ork savaşçıları için açık hedefti, her saniye bedenine ağır darbeler iniyordu.

Ölümün Rüzgârı çekiciyle sırtına vurduğunda acı ile büküldü paralı asker, bir an sonraysa Çekiçdöven’ in kılıcı başından girip iki bacağının arasından çıkıyordu.

İki ork Dragan’dan kendi payına düşen parçayı silahlarının ucu ile yakaladılar, havaya kaldırarak kükrediklerinde ise tüm savaş alanındaki yoldaşları düşman komutanının parçalanmış cesedini görecekti.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bir gün her şeyin daha iyi olacağını düşünmek, umudumuz; bu gün her şeyin iyi olduğunu düşünmek, yanılgımızdır.

Voltaire

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)