POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 296: Ork

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 228
Tarih : 13 Mayıs 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Tek kanadıyla göğü kapatan yaratığını feda ederek oluşturduğu saldırının hedefine eriştiğini gördüğünde, heyecandan bir çığlık attı güzel kadın. Fedakârlığını başkalarının anlaması söz konusu dahi değildi, güçlü bir müttefikten öte arkadaşını kaybetmişti.

“Bitti!”

Dudaklarından dökülen tek kelimeye gözlerinden süzülenler eşlik ediyordu, duygusal olarak çökmüştü. Hayatının hiçbir anında bu kadar kötü hissetmemişti, ya da az sonra olacakları görmediğinden dolayı böyle düşünüyordu.

“Yakın bile değil!”

Ölmüş olduğunu düşündüğü dişi orku sesiydi duyduğu, inanamadı Maria de León. Altın Şahin’in yarattığı saldırının bıraktığı parıltıların içine dikkatle baktı, gördükleri onu bu sefer acıyla inletmişti.

“Olamaz, doğru değil.”

Sonuna kadar açtığı gözlerinden akan yaşlar üzerindeki kıyafeti ıslatmaya başladığında, babası elini güzel kadının başının üzerine koyarak onu bayılttı.

Başından itibaren neler olduğunu görmüştü Altın Tacın Üçüncü Büyüğü, sadece tahmin sınırlarını aşan olay nedeniyle konuşamıyordu.

“Ne kadar sağlam bir savunma!”

Kan Tanrısı’nın boğazına saplanmak üzere olan mızrak tamamen yok olduğunda, Ralph de León orkun önünde bariyer olmuş iki kanat gördü.

Sivri kenarları olan, kırmızı tüylerin görüntüsüyle bezenmiş kanatların birleştiği yerde bir çatlak vardı. Şüpheye gerek yok, saldırıyı engelleyen şey bunlardı.

Bir iki nefes sonra, orta yaşlı adamın gözüne çarpan yaralanmada hızla iyileşti. Nafız önünde birleştirdiği kan kırmızı kanatlarını açtığında, lekesiz bir şekilde iki yanında süzülüyorlardı.

Beklemedi Nafız, gözünü diktiği avına doğru hareketlendi. Çok hızlıydı, her saniye arkasında birden çok imaj bırakarak çoktan baba kızın oluşturduğu kalkanın önüne gelmişti.

Hançerleriyle saldırmaya başladı, her vuruşunda rengi solan bariyeri yıkmaktı amacı. Orta yaşlı adam yaklaşan felaket karşısında boş duramazdı, bir yandan kalkanı desteklerken, diğer taraftan düşmana saldırmak için büyülü sözleri mırıldanmaya başladı.

Savaş alanının diğer ucundaki bir kişinin gözü Nafız’ın üzerindeydi. Sürekli geri kaçarak zaman kazanan gri cüppeli adamın rengi, bembeyaz olmuştu.

“Şüphe yok bunlar onun teknikleri, Mora’nın dişi orkla bağlantısı olmalı!”

Klanıyla Mora’nın tarikatı ateş ve su gibiydi, Severo’nun babası nasıl olurda baş düşmanının en önemli umudunu tanımazdı.

“Yüz sene önce ölmüş olmalıydı, cesedini bulsalar bile bu kadar çok şey öğrenememeliydiler!”

Düşmanın, hatta tüm Cehennem Diyarı’nın en yetenekli gencinin öldüğüne emindi ancak yaşananlar onu kendini sorgulamaya itiyordu.

“Baba dikkat et!”

Daldığı düşüncelerden oğlunun sesiyle uyandı Kara Zambakların Lideri. Alyon’ un baltasının keskin tarafından kopan geniş enerji dalgası, ruh saldırılarını parçalamıştı.

Bunu hiç beklemiyorlardı, orkun savuruşunun en fazla ikisinin saldırısıyla eşleşebileceğini düşündüğünden, dikkatini Nafız’ın üzerine vermişti.

Severo öne atılarak babasını sertçe ittirdi, son çare olarak yaptığı hareket babasını büyük yaralanmalardan kurtaracaktı.

Sağ kolunda oluşan büyük kesik dışında önemli bir zarar yoktu, asıl problem oğluyla arasının açılmasıydı.

Farkına vardığı gibi az önce savrulduğu yere doğru hızlandı Kara Zambakların Lideri ama yarım ay şeklindeki siyah enerji önünü kesti.

“Torunum, başladığın işi bitir!”

Alyon ikilinin arasına girmişti bile, belki de başından beri amacı buydu. Bir daha zorladı gri cüppeli adam, normalde bir nefeste alacağı mesafeyi gitmek adına tüm gücünü bacaklarına aktardı.

Ne çare, siyah alevlerle kaplanmış iri yarı ork bir nefes bile durmadan saldırıyordu. Yavaşça yaklaşmış, daha önce saldırılarıyla kapattığı boşluğa bedenini koymuştu.

Çağrıyı alan yarı ork da, Ainle’nin kalkanının dışına çıkarak Severo’nun üzerine yüklendi. Hikâyelerini dinleyerek büyüdüğü dedesi, düşmanlardan birini öldürme görevini vermişti, heyecandan elleri titriyordu.

“Çık önümden!”

Oğlunun kılıcı yarı orkun hançerleriyle çarpıştığında öfkeyle kükredi Kara Zambakların Lideri, eşitsizlik çok büyüktü.

Tarikat olmanın eşiğindeki bir klanın liderlik pozisyonu, sadece şans veya desteği kazanılmış birkaç kişi sayesinde ele geçirilemezdi. Yarı ork yeteneğini kullandığı an her şeyin farkına vardı, Severo’nun ruh gücü enerjisi hançerler tarafından emiliyordu.

Gerçek gücünün sadece yüzde onuyla buradaydı, hayatını kaybetme tehlikesi olmasa da yapabilecekleri kısıtlıydı. Bir de oğlu vardı, kanlı canlı duruyordu karşısında. Kendisinin aksine onun ölümü telafi edilemezdi.

“Diren Severo!”

Alyon tarafından püskürtülmeden önce zor zamanlar yaşayan oğluna seslendi, bir süre daha kendi başınaydı Severo.

Gök gürültüsünü duyduğunda konuşmayı yeni bitirmişti. Göz kamaştırıcı ışık birden tüm savaş alanını kaplayacaktı, ne Kara Zambakların Liderinin grisi ne de Alyon’ un siyahının rengi seçilebiliyordu.

Gök kubbe altın rengi bulutlarla kaplanmıştı, için için yanıyordu bulutlar. Hemen sonra bir girdap oluşmaya başladı, bunu bir diğeri, ardından birkaç tanesi izledi.

Gökyüzünden aşağı altın sütunlar iniyordu, girdapların içinden uzayan hortumlar yere değdikleri an, etrafta ne var ne yok içlerine katmışlardı.

Ork, insan, druid cesetleri kapıldıkları hava akımının etrafında dönerken yavaşça parçalanıyor, değirmenin taşları arasına atılmış buğday gibi toz oluyorlardı.

“İlahi Cezalandırma!”

Ralph de León alan etkili saldırısını serbest bırakmıştı, dost düşman ayırt etmeden önüne kattığı her şeyi parçalıyordu İlahi Cezalandırma.

Nafız dört bir yanını çeviren hortumlara göz ucuyla baktı, sırtındaki kanatlar yavaşça toplanıyordu. Gökyüzü herkes için yasaklanmıştı, tekniğin sahibi olan adamda dâhil olmak üzere kimse uçmaya cesaret edemiyordu.

Kanatları bedenine dönünce beline varan saçları hızla uzamaya başladı, iki nefes sonra topuklarına değiyorlardı.

Ardından saçlar dişi orkun vücudunu sarmaya başladı, kan kırmızı bandajlarla sarılmıştı. İlahi Cezalandırma’nın hortumlarından biri bu sırada ona çarptı. İçine çektiği Nafız’ı, yuttuğu cesetlerle beraber öğütecekti.

Bir iki adım attı Ainle, daha sonra durdu. Kan kırmızısı noktanın durmadan döndüğü hortumu inceliyordu.

Şiddetli patlamayla beraber dağılan hortumun sesi kulaklarına ulaştığında gülümsedi genç druid, “belki de boşuna endişeleniyorum” diye mırıldandı.

Gürültünün geldiği yerden kırmızı bir gölge hızla ileri fırladı, öyle hızlıydı ki diğer hortuma girip çıktığını ancak birkaç kişi görebilmişti.

Nafız’ dı bu gölge, sürekli akan kandan bir nehri anımsatan zırhıyla beraber saldırının sahibine doğru ilerliyordu. Bedenini kaplayan saçları doğal bir zırha dönüşmüştü, kan özünün durmaksızın devir daim ettiği bu yeni yeteneği sayesinde, savunması bir başka seviyeyi çıkmıştı.

Yeni silahları da vardı, eklem yerlerinden çıkan kemik benzeri uzantılar en az hançerleri kadar keskindi. Yolu uzatmadan direkt olarak, parlak cüppesiyle ben buradayım diye bağıran adama yöneldi.

Önüne çıkan ışıktan hortumların içine dalıyor, bir sonraki an hiçbir şey olmamış gibi delik geçiyordu. Gördükleri karşısında nefesi sıklaştı orta yaşlı adamın. Klonunun enerjisini dibine kadar kullandığı halde öldürmek bir yana dursun, yaralayamamıştı bile ork savaşçısını.

Hemen on katmanlı bir kalkan oluşturdu, iç içe geçmiş yüzeylerin ışıltısına bakılırsa kalan tüm gücünü bunun içine koymuştu Ralph de León.

Yayından çıkmış oktu Nafız, bir yandan hızla ilerliyor diğer yandan geçtiği yerdeki cesetlerin kanlarını üzerinde topluyordu. Önünde sivri bir uzantı belirdi, hızını sağladığı oka delici bir başlık yaratıyordu Kan Tanrısı.

İlk katmana vurduğunda kâğıt gibi yırtıldı kalkan, iki, üç, dört derken, beşe kadar gelmesi üç saniye sürmeyecekti.

“Dağıl!”

Asasını parçaladı Ralph de León, ışığa dönüşen silah yarısı parçalanmış kalkanın içine nüfuz ediyordu. Azimle savaşmaya devam etti Altın Tacın Üç Numarası, arkasında baygın yatan kızının hayatı onun ellerindeydi.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Başkalarının gözleri bizim zindanlarımız; başkalarının düşünceleri bizim kafeslerimiz.

Virginia Woolf

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

.....


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)