POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 306: Lâyık Olanı Bul

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 76
Tarih : 17 Temmuz 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Şato’nun batı kanadının en uç köşesinden çıkılan kulenin tepesindeki odaya, yüzyıldan fazla bir süredir ayak basılmamıştı.

Sadece Şato ahalisi veya Kutsal Kan Tarikatı’nın büyükleri değil, kıtadaki hemen hemen her güç odağından bir kişi zamanında şansını denemek için buraya gizli veya aleni gelmişti.

Kule’nin bulunduğu alan, yerden yükselen silindir biçiminde dev bir kalkanla kapatılmış, girmeye çalışanlara direnirken, saldırı düzenleyenlerin ataklarını misliyle geri çevirmişti.

Jashua’nın tedirginliği tamamen bu özelliğinden geliyordu, Nora kılığına bürünmüş Nafız’ın kendini kaybedip yine kendisine zarar vermesinden çekinmişti.

“Sakin ol, aklımda bir plan var!”

Yemek bitince kapının dışında bekleyen dadılarla beraber ayrıldı Nafız, istikameti Cehennem Diyarı üzerindeki birkaç sır noktadan biriydi.

“Demek burası, ne kadar naif bir havası var engelin!”

Uzun koridorun sonundan kuleye açılan kapının önünde durdular, saydam bariyeri eliyle yokladı Nora. Bu sadece emin olmak içindi zira Şato’ ya adım attığından beri burasıyla içindeki bir şeyin rezonansa geçtiğini fark etmişti.

“Beni yalnız bırakın!”

Dadılar ilk söylendiğinde bu sözleri duymamazlıktan geldiler ancak, şahin gibi bakan bir çift göz onlara kararlarını sorgulatacaktı.

“Lütfen çok ileri gitmeyin, zamanında küçük hanım bile içeri girememişti!”

Nafız selamlarını verip ayrılan dadıların ardından bir süre sessizce bekledi, ardından bileklerinden çıkan kanları kullanarak bir isim yazdı. Mora

“Kanlı Ay Derebeyliğinin hanımı ve dünyadaki en büyük üç zanaatkârdan birinin karısı olan İsabel. Biliyorum ruhunun küçük bir kısmı bu formasyonun içinde saklı, beni duyabildiğinin de farkındayım!”

“Kızına bile burayı açmadığını bildiğim halde neden ismini yazdığımı merak da etmiyorsundur çünkü içimdeki parçayı hissedebildiğini de biliyorum!”

“Soru şu: neden buradayım!”

“Cevabını aklımı okuyarak öğrenmek ister misin?”

Nafız elini formasyonun üzerine koyarak derin transa geçmek için nefesini ayarlamaya başladı, doğduğundan beri ilk defa bu kadar savunmasız bırakmıştı kendisini.

Tüm zihnini ve benliğini açtığı saniyelerde şatonun zemini de sarsılmaya başladı, bu sırada eteğini güzelce toplayıp yere çömelmiş olan kızda gözlerini açtı.

Yıllardır kapalı olan formasyonun üzerinde, tam önündeki yerde, bir kişinin geçebileceği kadar büyük bir boşluk açıldı.

“Anlaşabileceğimizi biliyordum!”

Nafız sakince içeriye doğru ilk adımını attı, bunu takip eden adımlarla beraber kulenin merdivenlerini tırmanmaya başladı. Formasyonda açılan gedikse hemen arkasından kapanarak, kuleyi yeniden yasaklı bölgeye çevirdi.

Uzun ve dönemeçli basamakların sonunda kulenin tepesine ulaştı Nafız, dört büyük penceresi bulunan yuvarlak şekilli odanın içinde şöyle bir göz gezdirdi.

“Seni araştırdım, formasyon ve simya konusunda kıtanın en yeteneklilerinden biriymişsin ama en büyük yeteneğinin bunlardan biri olmadığını hepimiz biliyoruz değil mi?”

Nafız’ı izleyen biri olsaydı şüphesiz kafayı yediğini düşünürdü çünkü onların görebileceği kendisi sorup kendisi cevap veren biriydi. Gerçekten de bir cevap duymuyordu genç kız ancak sözlerine karşı aksi bir tepkide almıyordu.

“Bu nedenle öldürüldüğünü ikimizden başka kimse bilmiyor; hayır yanlış söyledim, üçümüzden başka kimse bilmiyor. Eminim o kişiyle sen de karşılaştın ve oyununda yenik düştün.”

“Ardılın olarak sıra bende, hem senin ve kızının intikamını almak hem de hedefime ulaşabilmek için yeteneğine ihtiyacım var!”

Bir kez daha sarsılmaya başladı devasa kule, yer yarılıp içine girecek gibiydi. On nefes sonra sarsıntı dindiğinde, az önce bomboş olan duvarda kocaman bir yazı vardı.

“Lâyık olanı bul!”

Gülmeye başladı Nafız, okuduklarının anlamını çok iyi biliyordu. Mora’nın annesi yeteneğini ona geçirmeyecekti.

“Bulduğunda anlayacaksın!”

İkinci satıra gözleri kaydığı zaman aklına biraz önce düşen sorunun yanıtını da gördü, bugün şans ondan yana değildi.

“İstediğin gibi olacak, bir ay sonra ayrılıyorum ama mutlaka geri döneceğim!”

Geldiği gibi değil hızla indi merdivenlerden Nafız, formasyonda açılan yarıktan geçtiğinde bu sefer tek değildi. Jashua, Alis ve iki dadı korku içinde kendisini bekliyordu.

“Hayırdır, baklavacı açılışında beleş tatlı bekleyen açlar gibi neden toplaştınız?”

İlk kendine gelen Alis olacaktı.

“Yer sarsıldığında buraya geldim, aslında yanına gelecektim ancak bir güç beni engelledi. Daha sonra sırayla herkes gelince, dönüşünü beklemeye başladık!”

“Hadi yeter bu kadar tantana, herkes işinin başına!”

Meraklı bakışlara aldırmayan Nafız hızlıca uzaklaştı, böylece Şato’nun hareketli günleri sona ermişti. Sonraki on beş gün yaprak kımıldamadan geçti, hayat rutin düzenine oturmuştu.

“Düşman, ufukta düşmanlar gözüktü!”

Her güzel şeyin sonu gelirdi ve bu sakin zamanlarında bir sonu olacaktı. Yirmiden fazla nakliye amaçlı araç kasabanın içinden geçip dar yolun başında durdu, surlardaki muhafızlar dikkatle onları inceliyordu.

“Bu araçların dışı biraz tuhaf değil mi?”

“Daha önce hiç görmemiştim!”

Bir an sonra Kont Jashua ve Alis burçlardaki yerlerini almıştı.

“Üzerindeki işareti görebiliyor musun?”

“Herhalde, altın renginde bir çınar yaprağı var üstlerinde!”

“Kapıyı açın!”

Kontun sesi tüm arazide çınladı, onunla beraber dar ve dik yoldan yukarı üç kişi yürümeye başladı. Tam kamuflaj, sert bakışlı ve yapılı vücuda sahip üç erkekti bunlar.

“Altın Yaprak Ticaret Birliği silahlı güçleri adına, sizi selamlıyorum!”

Sağ elini önüne doğru çeken yaşlıca bir adam, belini hafifçe bükerek kapıda onları bekleyen Nafız’ı selamladı.

“Korumak için geldiğiniz yer burası, öncelikle halkın yaşam alanı ve daha sonra Şato’nun güvenliği bundan sonra size emanet. Umarım dedikleri kadar varsınızdır!”

“Şüpheniz olmasın, Altın Yaprak için sözün yerine getirilmemesinin tek nedeni olabilir, o da ölümdür!”

Yaşlı adamın sesi ne sert ne de yumuşaktı, kararlılığını belli edebileceği en mükemmel tonu kullandı.

“Alis size her konuda yardımcı olacaktır, bir sorununuz olursa onunla iletişime geçebilirsiniz?”

Gelenler, Kont Jashua’nın paralı askerlerden kiraladığı korumalardı, Altın Yaprak Ticaret Loncası özellikle seçilmişti. Yıllar boyunca Ork Stepleri üzerindeki en büyük ticaret bu teşkilat üzerinden yapılmış, kurulan ilişkiler derin boyutlara ulaşmıştı.

“Bugün kasabayı çevreleyen surların inşası başlayacak, yarın ileri karakollar ve ertesi gün silahların kurulumuyla üç gün içinde savunma hattımız tamamlanacak. Bu süre içerisinde halk Şato’ da kalabilirse, sonrasında Cehennem Diyarı üzerindeki hiçbir gücün burayı yıkamayacağının garantisini verebilirim!”

Tatmin olmuş bir şekilde gülümsedi Nafız, gerçek profesyonellerle çalışmanın verdiği hazzı çok özlemişti.

Dediklerini tam zamanında ve eksiksiz gerçekleştirdi paralı askerler, halk tedirgindi lakin Nafız kasabayı ve Şato’yu kuşatan şeffaf güç kalkanını bile görebiliyordu.

“Esaret sona erdi, bugünden itibaren eski evlerinize dönüp rahatça yaşayabilirsiniz. Size söz veriyorum, Kanlı Ay Derebeyliği en kısa sürede eski şanlı günlerine dönecektir!”

Bir zamanlar neredeyse klan olmanın eşiğine kadar genişlemiş ve hatta güç olarak birçoğunu aşan derebeyliği, şimdi bir avuç insana sahipti. Jashua moral vermek için böyle konuşsa da, dediklerinin kısa zamanda gerçekleşmeyeceğinin gayet iyi farkındaydı.

Neyse ki halk günden güne yaşamayı öğreneli çok oluyordu, tekrar güvende ve bir çatı altında olmak onlara yetmişti.

“İnsanların güvenliğini hallettik, Jashua hazırlıklarını tamamla yarın esas savaş alanına doğru yola çıkıyoruz!”

————————————————————————————————————————————–

Kuşbeyin yönetiyor dünyayı!

Allen Ginsberg

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)