POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
En Güçlü Sistem Oku
En Güçlü Sistem
Level Atlamama İzin Ver

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 323: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 215
Tarih : 08 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Sisle kaplı boşlukta, binlerce kemik savaşçı genç kızın üzerine akın ediyordu, öyle fazlaydılar ki tek kesişte onlarcası ölse de diğerlerinin üzerine basarak saldırmaya devam ediyorlardı.

“İyi ki sizden önce o kanlı canlı maymunlar vardı, epey kan özü depoladım bilekliğime!”

Kan temelli teknikler sergileyen biri için kaynaklar bazı durumlarda sınırlı olabiliyordu ve şu andaki ortam buna bir örnekti.

“Acaba Jashua ne yapıyor?”

Nafız, Gulag’ın zindanında tanıştığı çocuğun ilk çemberi geçeceğine emindi ama ikinci çemberde ne yaptığını bilemiyordu.

Bazı tahminleri vardı ve bunlar gerçek çıkıyordu, kan olmayan yerde Jashua sıkıntılı anlar yaşıyordu. Genç lord tekniklerinin temelini oluşturan materyalden mahrumdu ve elinde Nafız’ın ki gibi ruhuna bağlı bir silahı da yoktu.

“Başa gelen çekilir, gelin bakalım!”

Kollarını sıvayan Jashua iki bacağını yana açarak geniş bir duruş aldı, yumruklarını kullanacak gibiydi ve öyle de oldu.

Akan bir nehir misali üzerine yığılan iskeletlere doğru sağlam bir vuruş çıkardı genç çocuk, ufak çapta bir patlama gerçekleşecekti bundan sonra.

“İşte bu, Ork Stepleri üzerinde savaştığım iki sene boşuna değilmiş!”

Jashua daha çok gençti, bedeni iyi inşa edilmiş bir kale gibi görünse de, yaş olarak henüz yirmilerine bile ulaşamamıştı ama çoğu kişiden fazla savaş tecrübesi vardı.

Gulag’ın mağarasından çıktıktan sonra Cehennem Diyarı’na gönderilmiş, Ork Stepleri üzerinde işler karışınca da geri dönmüştü. Nafız, Kitapkurdu ve Han’ın inzivada geçirdiği iki sene boyunca hep ana vatanındaydı ama kimse yüzünü görmemişti.

O zamanlar kıtaya çıkarma yapan güçlerin arasında bir efsane dolaşıyordu, elinde orakla geceleri ortaya çıkan maskeli bir yaratığın hikâyesiydi bu.

Gündüz orklarla savaşan insanlar geceleri kamplarına çekiliyordu, bu düzen ilk başlarda kolaylıkla sürdürülebilmişti.

Düşmanın en önemli ismi ortadan kaybolmuş, diğer ana kuvveti bir çadırın içinde kendini çürümeye terk etmişti. Kıtadaki Ticaret Şehirlerinin kuvvetleri ve ork güçlerini komuta eden Ölümün Rüzgârı önlerindeki tek engeldi ama bir gece aniden başka bir şey ortaya çıktı.

Ön cephedeki kamplar iki yüz kişilikti, gece saldırılarına alışık olmayan işgalciler birkaç on nöbetçi bırakıp yarın yapılacak mücadeleler için dinleniyorlardı.

O gece de yataklarına bu düşüncelerle girmişlerdi ama sabah cesetlerini bulmak onlardan haber alamayan arkadaşlarına kalmıştı.

İlk başta düşmanın sürpriz saldırısı sandılar, nöbetçi sayısını arttırdılar ama daha sonra bunun sadece tek bir kişinin işi olduğunu anladılar. Aslında onlar bunu yapana kişi veya insan demiyorlardı, onun adı Gece Kesen’di.

Yüzünde kan kırmızı bir maske, baştan aşağı siyah kıyafetlerle geliyor, elindeki orakla kim var kim yoksa biçiyordu.

Birkaç baskından sonra insanlar işe uyanmış ve bir gece ona pusu kurmuşlardı. Zor da olsa elindeki silahı kırmayı başardılar ama büyük bir sürpriz onları bekliyordu.

Siyahlar içindeki Gece Kesen yumruklarıyla savaşmaya başlamıştı ve her vuruşunda oluşan şok dalgaları hedeftekileri içten parçalıyordu.

İki sene boyunca her gece korku içinde yaşadı işgalciler ta ki Han inzivadan çıkıp hepsini kıtadan sürene kadar. Bu arada, onca zaman boyunca gündüz orklar, geceleri oraklı yaratık durmadan savaştı.

İşte o yaratık, şu anda ikinci çemberin denemesi olan Kemik Denizi içinde yüzüyordu ve her kulaçta yarattığı şok dalgaları yolunu açmaktaydı.

“Kan tekniklerimi kullanamadığım iki yılda, Ork Akademisinde öğrendiğim bu teknikle hayatta kaldım, sizin gibi boş kemiklere mi yenileceğim!”

İki Yıl Savaşları’nın bilinmeyenler kahramanlarından Jashua rüzgâr gibi esiyordu, onun aksine İkinci Çemberin içindeki bir başkası, savaşını yerde sürdürüyordu.

Alis minik beyaz tavşan moduna geçmişti ve besleyici kemiklerden oluşan yemeğin keyfini sürüyordu.

“Önce et tadında enerji, şimdi kemik kıtırdatma keyfi, bu deneme hiç bitmesin istiyorum!”

Kanlı Ay Derebeyliği üyeleri ne kadar rahatsa, Kanlı Yıldız Klanı adına ikinci çemberde bulunan Antuan o kadar sıkıntılı anlar yaşıyordu.

Hayatı boyunca silahıyla dövüşen biri olarak, sel gibi akan düşmana karşı sadece bedenini kullanarak savaşmak büyük enerji tüketimi anlamına geliyordu.

Genç çocuk boş biri değildi, klanının bu nesildeki en iyisi olarak mükemmel bir bakıma sahip olmuştu. Doğal yeteneği de yaşıtların üzerindeydi. Şeyh Atractivo haklıydı, üç ucube olmasa bu senin yıldızı kesinlikle oydu.

“Lanet olası kemik torbaları ne zaman biteceksiniz?”

Bir önceki çemberde sergilediği artistik hareketler gitmiş, onların yerine daha sonuç odaklı teknikler gelmişti. Bu bile enerji harcamasını dengeleyemiyordu, etrafının sarılmasının ölüm olduğunu bilen Antuan barajın kapaklarını açmıştı.

“Şu çocuk terliyor mu?”

“Evet haklısın, Kanlı Yıldız Klanı müridi zorlanıyor sanki!”

Halk katılımcıları izlerken tüm dikkatler ikinci çemberdeydi, kalabalıklar her zaman göz önünde olanı takip ederdi.

“Cahiller, Antuan sadece enerjisini hızlı tüketiyor!”

Genç çocuğun babası da konuşulanları duyuyordu ama işin aslını bildiğinden pek itibar etmiyordu. Orta yaşlı adamın sözleri doğruydu ama eksikti de, fazla güç tüketimi savaşta kontrolün onda olmadığını gösteriyordu.

İnsanları bu fikre iten, biraz da diğer üç kişinin haliydi. Güzel kız gözleri kapalı sakince duruyordu, uzun boylu yakışıklı gençse kadim bir kaya gibiydi.

En tuhafı beyazlar içindeki Alis’ti, bir kulağından diğerine kadar uzanan gülümsemesi insanın kanını donduracak kadar tuhaftı.

“Benimki epey eğleniyor gibi, umarım ilk üçe girer. Yoksa tarikatın bir senelik kan taşı stoğunu kaybedeceğiz!”

Şeyhin sözlerinden sonra İkinci Büyük’ ün oturdu koltuktan tuhaf sesler çıktı. Heybetli adam patlamamak için kendini öyle sıkmıştı ki tüm tepkimeyi zavallı koltuk çekmek zorunda kalmıştı.

Duydukları hazmetmesi kolay şeyler sayılmazdı. Değil dış klanları beslemek, kendi müritlerine bile kan kristali yetiştiremezken, tarikatın lideri keyfi için hazineyi kullanacağını söylüyordu.

Belki tek başlarına olsalar bu kadar tepki vermezdi ama Atractivo’nun sözlerini meydandaki herkes duymuştu.

Seslerini çıkaramıyor olmaları, yaşananlara hak veriyor olduklarını belli etmezdi. Yarın kendi klan topraklarına döndüklerinde, tarikatın düşmanlarına daha fazla destek verebilirlerdi.

“Her şeyi çok ciddiye alıyorsun İkinci, rahatla biraz, keyfine bak!”

Yapacak hiçbir şey yoktu, Atractivo kumar düşkünü bir zamparaydı ama aksi gibi bu topraklardaki en güçlü kişi de oydu. Biraz ciddileştiğinde neler olacağının ufak bir ön gösterimini, henüz birkaç saat önce yapmıştı.

Düzen kurulduğundan beri geçen üçüncü saate girildiğinde ak koyun kara koyun iyice belli oldu, ilk çemberde dökülenler toplandı, kalan herkes ikinci çemberin içine girdi.

Zaten içinde olanlardan biriyse önünde açılan lahit kapağına bakıyordu, yerin altına doğru ilerleyen basamakların sonu zifiri karanlıktı.

“Ölmeden mezara girmek, demek ki böyle bir şeymiş” diye düşündü Nafız.

İkinci Çember’ in ikinci seviyesine inen merdivenlerin başında dururken, yerin altından gelen rüzgâr saçlarıyla beraber bol eteğini de havalandırıyordu.

Yavaşça adımlamaya başladı, karanlık merdivenlerin sonu görünmese de inmekten başka çaresi yoktu.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İnsanlar şüpheci ve meraklıydılar, başkalarının felaketine sevinmek gibi kötü bir alışkanlıkları vardı.

Zehirin Kalorisi Yoktur, Alfred Hitchcock

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)