POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
En Güçlü Sistem Oku
En Güçlü Sistem
Bir Grup Çöp Gelin Vurun Bana

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 327: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 206
Tarih : 08 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Ufak olmak Alis’in en büyük avantajı olmuştu, dev mahlûkat koca pençesiyle yolu rahat açsa da, kendi bedeninin geçeceği kadar büyütmesi zaman alıyordu.

 Kesinlikle rakibinden önce hedefe ulaşacağına inanan minik beyaz tavşan, son hızıyla çenesini çalıştırıyorken dev mahlûkat bölünmeye başladı.

Önce ikiye, sonra o parçada ikiye derken, yüzlerce şekilsiz akışkan varlık bedeninden ayrıldı. Değişen koşullara adapte olmak konusunda sıkıntı yaşamıyordu dev mahlûkat.

“Bok çuvalına bak sen!”

Hızını koruyan Alis rakibinin değişen görünümden etkilenmiş gibi durmuyordu ta ki yanından kocaman bir matkap ucu geçene kadar.

“Bu ne böyle?”

İlk anda farkına varmasa da, kendisini sola doğru savurarak kurtulduğu ikinciden sonra anlayacaktı, dev mahlûkattan ayrılan parçalar şekil değiştirip onu hedeflemeye başlamışlardı.

“Alayınız gelsin ulan!”

Alis kızacaktı, hızını daha da arttırarak ilerlemeye devam etti. Artık iki şeye dikkat etmesi gerekiyordu, birincisi aynı hedefe ilerledikleri rakibi ve ikinci olarak ondan koparak kendisini hedefleyen matkap başlığına dönen parçalara.

Hedef epey derindeydi, beş dakikadır kazmasına rağmen hâlen ona ulaşamamışlardı. Bu kadar iyi saklandığına göre mutlaka, değerli bir şeyler olmalı diye düşündü Alis.

Birbiri ardına gelen saldırılar da hiç bitmeyecek gibiydi, tahmin edilmeyecek açılardan üzerine geliyorlardı. Yaralanmaması mümkün değildi, sağ arka bacağında derin bir yarık ve küçücük bedenin üzerinde sayısız kesik oluşmuştu.

Tabii ki bunların gerçek dünyada yansımaları olacaktı, bembeyaz gömleğinde büyük kırmızı lekeler oluşuyordu ve ağzının kenarından sızan ince kan çizgileri git gide kalınlaşıyordu.

“Ne kadar inat ettin be piç kurusu, gebersene!”

Atractivo tarafından azarlanan klan temsilcilerinden bir tanesi kendisini tutamayacaktı, uzun süredir Alis’in ikinci çemberde tökezlemesini bekliyorlardı.

“Ne kadar da heveslisin, belki de önden gidip ona yol göstermek istersin!”

Şeyh nasıl olurda bu sözleri duymazdı, hiddetle karşılığını verdiğinde klan stantlarında soğuk rüzgârlar esti.

“Az sonra düşecek aptallık etme!”

Arkadaşları ses iletimiyle yaşlı adamı uyardı, sonucu belli bir olay için canından olmasına gerek yoktu. Mecbur sustu klan kıdemlisi, kendi topraklarında tanrıyken burada üzerine basılmayı bekleyen küçük bir böcekti.

Hep öyle değil miydi, içinde bulunduğumuz ortamların gereği olarak gözümüzde büyüttüğümüz insanlar, aslında hepimiz gibi kırılgan ve zarar görmeye açık kişilerdi.

Dev Mahlûkat’ da böyleydi, dış dünyada korkusuz bir biçimde savaşırken, toprağın altındaki bir şey için deli gibi paniğe kapılmış, kendi varlığını hiçe sayarak düşmana saldırmaya başlamıştı.

Minik beyaz korkmadan ilerledi, sonucunda önünde hiç beklemediği bir manzara buldu. Anne karnındaki çocuk gibi kıvrılmış embriyo, etrafını sarmış şeffaf zarın içinden ona bakıyordu.

“Merhaba ufaklık, tanıştığımıza memnun oldum. Umarım lezzetlisindir!”

Yayından çıkmış ok gibi fırladı Alis, tam o sırada dev mahlûktan geriye kalan parçada önüne doğru hareketlendi. Matkap başı şeklindeki varlıklar yağmur gibi yağıyordu, dümdüz bir çizgide ilerleyen Alis bedenine çarpmalarına aldırmadan devam etti.

Dev Mahlûkatın boyutu normal bir insan kadar olmuştu, iki elini açıp embriyonun önünde son kalkan görevi görmek istedi ama minik beyazın dişleri göğüs etine girip sırtından çıktıktan sonra, şeffaf zarı da geçip küçük insanımsı varlığın bedenine saplandı.

Acı bir haykırış kopardı dev mahlûkat, yüzlerce yara almasına rağmen tek ses çıkarmayan varlık çığlığıyla toplu mezarı inletiyordu.

Onun aksine Alis mest olmuş bir halde ikinci ısırığını aldı, gözyaşları içindeydi.

“Ben böyle lezzetli bir şey yemedim!”

Ardı ardına ısırmaya devam etti, şeffaf zarın içindeki sıvıyla beraber insanımsı varlığı komple yuttu. Yaralanmış bedeninde büyük bir yaşam enerjisi dolaşmaya başladı, yaraları hızla kapanmaya, akan kanlar buhar olup havaya karışmaya başladı.

Kutsal Kemik Tarikatı’nın toplu mezara gömdüğü binlerce insanın son yaşam arzularından oluşmuş embriyo şimdi Alis’in midesindeydi, onca insanın son yaşam tutkusunu silip süpürmüştü minik beyaz.

“İşte bu, intikam soğuk yenen bir yemekmiş gerçekten!”

Ağzındaki embriyo parçalarını saçarak bağıran Alis gözlerini açtığında bambaşka bir yerdeydi, ona çevrilmiş binlerce gözün altında düzenin ikinci çemberinin içindeydi.

“Sonunda be, gebermedi ama atıldı çemberden!”

Gülen yüzlerle izleyen klan stantlarının aksine, halk çok üzülmüştü. Üçlü onlara her seferinde sürpriz yaşatıyordu ve bu garip insanlar bunun bitmesini istemiyorlardı.

“Tebrik ederim sizi Şeyh Atractivo, ben bile bu gencin ikinci çemberi geçebileceğini beklemiyordum!”

Ekaterina sakince ayağa kalkan gence bakarak konuştu, onun bu sözleri halkın yoğun tezahüratıyla karşılanacaktı.

“Gördün mü geçmiş!”

“Beyaz abi geçecek demiştim ben size!”

Sevinçle birbirlerine sarıldı kalabalık, içlerinde alıcı gözle Alis’e bakanlarda yok değildi.

“Aslında çok seksi bir çocuk değil mi?”

“Kıyafetleri biraz ilginç olsa da yüzü çok güzel!”

Genç kızlar kendi aralarında dedikodu yapa dursun, ikinci çemberin içindeki Alis yavaş yavaş gömleğinin düğmelerini açmaya başladı.

“Geçse ne olur, aldığı iç ve dış yaralarla daha fazla ilerleyemez!”

“Doğru söylüyorsun, limiti ancak üçüncü çember olmalı!”

Üst bedeninden sızan kanlar ceketine kadar işlemişti, önce beyaz ceketi çıkarıp attı Alis. Ardından tek tek düğmelerini açtığı gömleğe geldi sıra, gömlek neredeyse tamamen kırmızı renge dönüşmüştü.

Alacalı gömleği de çıkarıp attı, kanlarla boyanmış bedeni gözler önüne çıktı. Tek bir fazla kas kütlesi yoktu, tonlanmış kasları simetri örneği verircesine gövdesinin iki yanında dizilmişti.

“Kutsal Kan Tarikatı deneme yarışmacısına da ancak böyle bir görüntü yakışır!”

Şeyh neşeliydi, kan gövdeyi götürürken bu hali herkesi şaşırtıyordu. Elli bin kan kristali gömdüğü adamın her yanı yara bereyle kaplı olmalıydı ama öyle olmadı.

“Beyaz çocuk üzerindeki kanları temizlemeyi düşünmüyor musun? Gördüğüm kadarıyla tüm yaraların kapanmış!”

Atractivo çoktan favori yarışmacısının durumunu kontrol etmişti, onun bu sözlerinden sonra klan stantlarındakiler de enerjilerini yollayıp Alis’in iyi olduğunu gördüler.

“Nasıl olduğumu anlamayan kalmadıysa ben üçüncü çembere doğru ilerliyorum, dördüncü çembere geçerken görüşürüz!”

Alis sağ elinin orta parmağıyla üst bedenindeki kanı sıyırdıktan sonra kaldırıp klan stantlarına çevirdi. İşaretin ne anlama geldiğini çözemeyen temsilciler şaşkındı, halksa coşkuyla bağırıyordu.

Yarı çıplak Alis tezahüratlarla beraber üçüncü çembere girdi, görüntü yeniden değişmişti. Donmuş göller, suları çağlarken kaskatı kesilmiş nehirler ve buzdan oluşan dağlar onu karşılıyordu.

Bu manzarayı gören üçüncü kişiydi Alis, ondan önce buraya gelmeyi başaran Jashua ve Nafız çoktan ilk düşmanlarıyla karşılaşmıştı.

Kalın kürklü, dev boynuzlu yaratıklar geniş hortumlarıyla saldırıyor, her adımda üzerinde durdukları buz tabakasını kırıyorlardı.

“Burası da soğuk mu oldu ne?”

Nafız yüzlerce yaratığın arasında süzülürken bir adam boyu uzunluğa ulaşmış hançerlerini sallıyor, Üçüncü Çemberin adı olan Buz Karnavalı sıcakkanlarla ıslanıyordu.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ne zaman hayata tutunmaya çalışsak, hep mahrem yerleri geldi elimize.

Oğuz Atay

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)