POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Altı Medeniyetin Dünyası Bölüm 328: Bölüm

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 198
Tarih : 08 Eylül 2019
Önceki Bölüm Tüm Bölümler

“Belgeselinden çizgi filmine kadar izlediğim hayvanı gelip burada gördüm, ne de şekersiniz ama mecbur kesmek zorundayım sizi. Kusura bakmayın mamutlar, enerjiden oluşuyorsunuz ama yine de biraz vahşi oluyor sanki!”

Nafız, dev cüsseleriyle kendisini ezmeye çalışan hayvanların bedenini onlara karşı kullanıyordu. Hortumlarıyla ağır darbeler indiren mamutlar, her ıskaladıklarında ya yere ya da başka bir soydaşlarına vuruyorlardı.

“Önceki çemberde mundar eşek eti gibi tipleri giyemeyen Alis ne yapıyor acaba, o buruşmuş suratını keşke görebilseydim!”

Tam bu sırada, üstü çıplak bir halde buzun hâkim olduğu topraklarda dolaşan Alis hapşırdı.

“Biri beni andı, hadi bakalım hayırlısı!”

Alis’in küçük beyaz tüyleri diken dikendi, son yediği yemeğin verdiği sıcaklık da yavaş yavaş gidiyordu.

“Böyle yarı çıplak olmayacak, ben minik beyaz moduna gireyim en iyisi!”

Alis kar tavşanıydı, orijinal formunu aldığında minik beyaz tüyleri uzamış, bedeni saf beyaz bir kürkle kaplanmıştı.

Jashua’ da buradaydı, silah kullanabilen Nafız’ın aksine o hâlen çıplak elleriyle savaşıyordu. Bu halde bile mamut sürüsü tarafından durdurulması mümkün değildi, Birinci Şeyh’in soy hattını taşıyan kalıntıyı yuttuğundan beri değişimi durmayan gencin önünde, bu canlılar duramazdı.

Üçüncü çemberde sadece Kanlı Ay Derebeyliği’ nin müritleri vardı, diğerleri ikinci çemberi henüz geçememişti. İkinci çember birinciye göre daha da zordu ve dayanamayan deneme katılımcıları birer birer dışarı atılıyordu.

“Şeyhim, bu sene birkaç sivri isim olsa da genel sayı yine çok düşük kalacak!”

Üçüncü Büyük iki elini ovuşturarak konuştu, yılan misali tıslayan diliyle kıvrak bedeni uyum içindeydi.

“Bugün sen de bir salaklık var ama anlayamadım Üçüncü, ben sabahtan beri ne anlatıyorum?”

Dilinin kemiği yoktu yakışıklı adamın, tüm klanların, derebeyliklerinin hatta halkın önünde Kutsal Kan Tarikatı Üçüncü Büyük’ ünü paylamıştı.

“Yirmi kişi kalsa ne olur, on kişi kalsa ne olur. Tarikatım hiçbir zaman sayılara güvenmedi, istediği bir şey olduğunda gitti aldı. Önüne çıkan kim olursa olsun ezdi geçti, önceki şeyh bu konuda istisna olsa da, benim o bunağa benzemediğimi herkesin bilmesi gerekir!”

Atractivo ustasına laf söyleyince İkinci al mor oldu, yerinden ha kalktı ha kalkacak vaziyetteydi.

“Sinirlendin mi İkinci ustana laf söylenilince. Haksız mıyım, o değil mi ki Tarikatının en iyisini yüz üstü bırakan, o değil mi kan kardeşini esir bırakan. Böyle birine bunak demek iltifat olur, o yüzden otur oturduğun yerde!”

İkinci kafasını öne eğip denileni yaptı, Şeyh’in bahsettiği kişileri çok iyi biliyordu ve bu konuda edecek tek kelime lafı yoktu.

Atractivo üç kere ağzını açmış, sırasıyla İkinci Büyük, Ekaterina ve Üçüncü Büyük’e gönderme yapmıştı. Güzel kadına gidenler epey üstü kapalı olsa da, yardımcılarını yerin dibine sokmuştu.

“Genç Hanım, bunun ayarları bozulmaya başladı. Ayrılsak iyi olacak!”

Güzel kadının arkasındaki korumalar, yakışıklı adamın tavırlarının an ve an dengesizleştiğini sezdiklerinden dolayı, vakit kaybetmeden uzaklaşmanın peşine düştüler.

“Gerek yok, ateş olsa cürmü kadar yer yakar!”

Ekaterina cüretkârdı, gözlerini diktiği Kutsal Kan Tarikatı Şeyhi’nin hareketleri onun için tehdit unsur değildi.

“Hanımım, yanında içki ve kadın olmayınca kendini kaybediyor. Zamanı gelince emanetleri kullanmak için izninizi istiyoruz!”

“Sakin olun!”

Arkasında duran iki adamın aşırı korumacı tavrı canını sıkmıştı, ona göre Atractivo’nun bu hareketleri dişisini etkilemeye çalışan bir hayvanın yaptıklarından farklı değildi. Tamamen içgüdüleriyle hareket eden Şeyh, onu elde etmek için yapıyordu bütün bunları.

“Çocuklarımız canıyla uğraşıyor, bu piç neyin derdinde?”

“Sabret, az kaldı, bunlar son artistlikleri!”

Klan stantlarındaysa ses iletimiyle dönen sohbetler böyleydi, Atractivo’nun umurunda olmasa da onlar İkinci Çember’ de mücadele eden müritlerini merak etmekteydi. Bunlardan biride Kanlı Yıldız Antuan’ dı, dev mahlûkatın olduğu toplu mezarın girişinde bekliyordu genç adam.

“Üçüncü Büyük sağ olsun buranın nasıl geçileceğini biliyorum ama yine de biraz gücümü toplamam lazım.”

İçerideki adamları sayesinde püf noktasını öğrenen Antuan ve yoldaşları, kısa bir uğraştan sonra İkinci Çemberi bitirdiler. Onlara Kara Zambak müridi ve birkaç kişi daha katılacaktı.

Üçüncü çemberin içinde üç, ona girmeye hazırsa on iki kişi vardı, kalanların hayalleri sukuta uğramıştı. Bu sefer kimse delikanlılık yapıp süresini kullanmadan ileri atılmadı, yere oturdular ve yenileyici ilaçları kullanıp sonuna kadar kendilerini iyileştirmeye çalıştılar.

“Bir önceki üçlüye bak, bir de şunlara!”

“Kutsal Ay Derebeyliği’ nin eline su dökemezler!”

Kalabalık da olan biteni inceliyor, üçlü ve diğerlerini birbirleriyle kıyaslıyordu.

“Nora bu testte herkesin önünde ilerliyor, o güzelliğin altında nasıl bir güç yatıyor olabilir ki?”

“Beyazlı olan zorlanmış gibi görünüyordu ama tamamen sağlam bir şekilde üçüncü çembere geçti!”

Psikolojik baskı bile kalan on iki kişiyi yerinden oynatamadı, denetmenlerin on dakika doldu anonsuna kadar oldukları yerde çakılı kaldılar.

Onlar çembere giriş yaparken içindekiler ikinci kısma geçmişti, Alis insan formundaydı ve üstünde mamut kürkünden yapılmış bir palto vardı.

Beyaz takımının içinde kırmızı gömleği yoktu ama onun yerini kanlı izler taşıyan çıplak üst bedeni alacaktı. Karnındaki kas grupları ayrı ayrı belirgindi, geniş göğüs kafesinin üzerindeki kaslarda onlarla birleşince, göz kamaştırıcı bir vaziyette yürüyordu.

Yol daralıp bir vadinin içine girene kadar da keyfi gayet yerindeydi, önüne çıkan dev aynanın onu engellemesiyle sinirlenmeye başladı ama yansıyan görüntüsüne de incelemeyi ihmal etmiyordu.

“Hay yavrum be, erkek güzeliyim vallahi. Kim derdi ki Nafız’ın içindeki insan tarafını temsil eden güç hayvanı bu kadar yakışıklı olacak diye!”

Baştan aşağı süzdü kendisini, keyfi yavaşça yerine geliyordu ki yüzey dalgalanıp bir şekil dışarı çıkarak bunun önüne geçti.

Sarı saçlarını kalın örgüler halinde toplamış, boyu iki metreyi bulan bir adamdı ortaya çıkan, beyaz teni ve kirli sakallarını buz mavisi gözleri tamamlıyordu.

Elindeki kısa saplı balta ve büyük kalkanıyla beraber hücuma kalktı adam, hedefinde Alis vardı. Destursuz saldırı karşısında şaşırmadı genç çocuk, sırtındaki kürkü düşmanın üstüne doğru savurup o da harekete geçti.

Görüş alanı kapanan adam silahını sallayarak mamut kürkünü ikiye ayırdı ve kalkanını düşmanın durduğu yere doğru çevirip savunma duruşu aldı. Mantıklı bir hareketti ama bilmediği şey minik beyazın ayaklarının dibinden çenesine doğru yola çıktığıydı.

Mermi gibi ilerleyen Alis, boynun üst kısmından girip kafatasını kırıp geri çıktı. Tek hamlede dağ gibi savaşçının işini bitirdi ama bunun burada bitmeyeceğini de biliyordu.

Ondan önce üçüncü çembere girmiş olan Jashua, etrafını sarmış üç kişiyle karşı karşıyaydı. Aynı Alis’e saldıran adam gibi bir ellerinde kısa saplı balta, diğerinde büyük kalkanla beraber her seferde bir adım şeklinde genç lordun etrafında dönüyorlardı.

“Birdiniz iki oldunuz, ikinizi ezdim üç oldunuz. Hepiniz bir anda çıksanız olmaz mı, beni boşuna oyalıyorsunuz!”

Jashua, ayaklarının altında oluşan pentagram’ın içinde sakince dururken, gözlerine kan rengi hâkimdi.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Özümseme: fethetmenin en sinsi yolu.

John Updike

 

 

Önceki Bölüm Tüm Bölümler
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)