POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Babam Galaksinin Yakışıklı Prensi Bölüm 10: Yükselişteki Zavallı

Çeviri : CatInTranslation
Düzenleme : CatInTranslation
Okunma : 348
Tarih : 05 Eylül 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Yan... Amca.” Yao Si’nin kafasını karıştıran bir konu vardı. “Mavi Gezgen Halkının soyu tükendi dememiş miydin? Hayatta kalanların tamamı da kan yerlisine dönüştürüldüyse, nasıl yeni doğanlar olabiliyor hala?” Madem sadece Mavi Gezegen halkı kan yerlilerine dönüştürülebiliyordu, o zaman mantıklı değildi ki bu durum.

“Güzel bir soru!” Yan Xuan soruyu beğenmişti ve övdü. “Bu sorunu anlayabildiğine göre, bebeğim çok zeki olmalı.”

“…”

Optik bilgisayarındaki ders kitabını açtı ve kimi materyaller çıkarıp açıklamasına devam etti.

“Haklısın, biz kan yerlileri üreyemiyoruz ve her kan yerlisi tek bir kişiyi dönüştürebiliyor.” dedi sert bir ifadeyle. “İşte bu yüzden ilk ısırık ömründe bir kez gerçekleştirebileceğin özel bir şey. Kıyamet günü yaşanan olay gibi acil bir durum yaşanmadıkça —aceleye getirilecek bir durum yok. İşte bu yüzden kan yerlilerinin her neslindeki birey sayısı aşağı yukarı üç bindir. Bu yüzden de bize üçüncül ırk deniyor.”

Üçüncül ırk demek... Bu yüzden mi Dr. Wang ve diğerleri Dünya’ya üçüncü gezegen diyordu?

“Artık Mavi Gezegen olmasa da”—Yan Xuan iç çekti— “Günümüzdeki teknolojiyle, elimizde Mavi Gezegen halkının genleri olduğu sürece  insanların kopyalarını yapabiliyoruz.”

“Klonlama!” Yao Si’nin gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Evet. Ancak...” Acı içinde başını salladı. “Her gen şahsına münhasır, başarıyla kopyalayabildiklerimiz oldukça nadir. İşte bu yüzden günümüz teknolojisiyle bile, başarı oranı oldukça düşük ve başarılı olanların da, az ya da çok, kimi genetik kalıntıları oluyor.”

“Genetik kalıntı mı?” Bu ne anlama geliyordu?

“Geçmiş hayattan kalan anılar gibi gibi...” Yao Si’ye baktı, gülümsemesi gözlerini ince bir çizgi haline getiriyordu. “Aynı senin gibi benim minik bebeğim.”

Yao Si’nin aklı başka yerdeydi. Anlattıklarının genetik anıları olduğunu söylerken demek bunu kastediyordu. Bu yüzden de şaşırmamıştı kimse söylediklerine.

“Bebeğim hiç endişelenme, zamanla anıların silinip gidecek.” Kafasını okşayıp teskin etti, “Çok yakında gerçek kimliğine bürüneceksin, uslu, tatlı bir bebek. O zamana kadar öğrenmen gereken tonla şey var bebeğim.”

“…”

Bu yüzden mi ona bebek deyip duruyordu? Ama Yao Si klon değildi ki!

“Önceleri kimi başka eksikliklerin de olmuş olabilir.” Yan Xuan tahminde bulundu. "Muhtemelen bu yüzden de baban seni bu genç yaşta uyku komasına yatırmış olmalı. Tabii gezegen imhası yüzünden erkenden uyandırılacağını tahmin edemedi.” Kaşları çatıldı ve yüzü hiddetlendi.

“Ama merak etme bebeğim. Eve döner dönmez olayları etraflıca inceleriz. Bu sırada da bebeğimin neslini öğreniriz.”

“Neslimi biliyorum.”

“Oh?” Yan Xuan şaşkın bir suratla sordu. “Uykuya yatırmadan vasin söylemiş miydi sana? Neslin neymiş bebeğim?”

Tereddütle avucunu açıp beş parmağını gösterdi. “Beş.” Beşinci nesil zayıf bir kan yerlisiyse ne olmuşmuş.

“Elli mi? Yoksa beş yüz mü?”

“...Ne?” Yao Si sorulan sorularla afallamıştı, bu büyük sayılar da neydi?

“Hatırlayamıyor musun?” Yan Xuan soluk verdi ve ‘her şey yolunda’ der gibi Yao Si’nin başını okşadı. “Sorun yok, beş rakamını hatırlamak bile senin için zor olmalı, aferin sana. Ellili nesil kan yerlileri oldukça nadir. Onlara ulaşmamız sorun olabilir ama beş yüzlülerden birilerinin neslindeysen işimiz kolay.”

“Dur... Dur bir dakika!” Aklına gelen saçma bir düşünceyle içi titredi. “Yan... Amcacığım acaba siz hangi nesildiniz?”

Yan Xuan’ın gözleri ‘Çocukların merakını gideren iyi bir amcayım’ tarzı bir gülümsemeyle ince bir çizgi halini aldı “Amcanın nesli ilk nesillere oldukça yakın. Kırk sekizinci nesil bir kan yerlisiyim.”

“Kırk sekiz!” Yao Si’nin gözleri duyduklarının etkisiyle yuvalarından fırlayacaktı. Yok artık, bu nasıl mümkün olabilirdi? Bu ilerleyiş fazla hızlıydı, daha geçen ilk üç neslin it dalaşını izlemiyor muydu? “Peki ya ilk on nesil?”

“İlk on nesil kan yerlileri kıyamet gününden önce yok oldu şimdilerdeyse efsanelerin bir parçası," dedi Yan Xuan sabırla. “Majesteleri haricinde herkes otuz ve sonraki nesil.”

“Otuz ve... sonraki!”

“En genç kan yerlilerinin nesliyse yedi yüzlere dayanıyor. Bebeğim merak etme, en genç nesillerden değilsin.”

“Yedi... Yedi yüz!” Çok büyük bir rakamdı.

“Evet.” Yao Si’nin hoşnutsuz suratını gören Yan Xuan, neslinden dolayı hayal kırıklığına uğradığını düşünüp teselli etmeye başladı. “Bebeğim endişelenme, neslini daha kesin bilmiyoruz, belki beş yüzden büyük değilsindir. Hatta eğer ellili nesillerdensen, işte o zaman bebeğim ırkımızın prensesi olabilirsin.”

“Prenses mi? Hayır, hayır, hayır...”

‘Prenses olamam, atanızım ben!’

Kan yerlisi neslinin bu kadar uzun soluklu olmasını beklemiyordu.  Galaksi’deki her kan yerlisinin nesli iki rakamlılarla başlayıp daha da büyüyordu. Doğa kanunlarını düşünürsek, sayı ne kadar küçükse o kadar güçlü olmalıydın.

Bunun anlamı ilk beş nesle ait zayıf Yao Si etrafta kasılarak yürüyebilecekti. Kimseden tırsmasına gerek yoktu artık.

Ha, haha, hahaha...

Onun gibi zayıf birinin gün gelip yükseleceği kimin aklına gelirdi ki!

Mutluluk Yao Si’yi çok hızlı çarpmıştı, kendine gelmesi için zamana ihtiyacı vardı.

Şansın böyle yüzüne gülmesine alışkın değildi.

“Bakan Yan, aslında ben...”

Biip biip biip…

Cümlesini, Yan Xuan’ın bileğindeki optik bilgisayara gelen bildirim tonu, yarıda kesmişti. Yarı saydam kırmızı bir çiçek ekrandan süzülerek çıktı, ışıl ışıldı.

“Ne kadar hızlı geldi.” Ayağa kalkıp Yao Si’nin de kalkmasına yardımcı oldu. “Bizi almaya gelecek kişi gelmiş. Bebeğim eğer başka soruların varsa, neden eve gittiğimizde sormuyorsun?”

Cümlesini bitirip kapıdan dışarı sürükledi. Yao Si dilinin ucundakileri yutmak zorunda kalmıştı.

Gerçi, gördüğü bu bebek muamelesini düşününce, beşinci nesil olduğunu söylese de karşı tarafın inanacağını pek sanmıyordu. Nasıl olsa dönünce nesli test edilmeyecek miydi?

Telaşa ne gerek vardı. Döndükleri zaman nasıl da harika bir varlık olduğunu yüzlerine çarpabilirdi!

“Bizi almaya gelecek amcanın ismi Li Yue, Yan amcanın başka bir ırktan arkadaşı.” Yan Xuan onu Dünya’nın hiçliğe karıştığını izlediği platforma getirmişti.

O sırada etrafına bakan Yao Si bir sürü insanın toplandığını —tahminen birkaç yüz kişi— ve mükemmel bir düzende beklediklerini gördü. Çıkışlarını fark eder etmez, resmi bir selama durdular. En önde duran kişiy dudağında acı bir gülümseme taşıyan Lu Ren’di. Onun arkasındaysa komutan yardımcısıyla Dr. Wang duruyordu.

“Bakan Yan, bu kadar erken mi ayrılıyorsunuz?” Lu Ren’in suratı ağlasa bu kadar çirkin olamayacak bir gülümsemeye büründü. “Kızıl Gezegenle burası arasındaki mesafe oldukça uzun ve Bayan Yao oldukça genç. Yolculuk onun için yorucu olabilir. Uzay İstasyonumuzda bir süre daha dinlenebilirsiniz. Biz de o sırada Birlikle iletişime geçeriz. Sizin için uğurlama filosu talep ederiz. Ne dersiniz?”

“Gereği yok!” Yan Xuan direkt reddetti. “Göksel ırktan bir arkadaşımla temasa geçtim. Çoktan almaya geldi.”

Lu Ren’in yüzü iyice soldu. Etrafında ‘tutunacak dalım kalmadı’ yazılıydı.

Yan Xuan, Yao Si’yi ortadaki iniş platformuna götürüp göz ucuyla baktı. Yalvarmaların mı bir etkisi olmuştu, yoksa aniden merhamet duymaya mı başlamıştı bilinmez ama Yan Xuan aniden dönüp, “Aklıma gelmişken önceki yaşananlar hakkında, bebeğimin ricası üzerine, artık sizi sorumlu tutmuyorum.” dedi.

“Bakan Yan!” Lu Ren sevinçten dört köşe olmuştu. Saniyeler içinde koca insan hayata yeniden tutunmuştu. Yüzündeki gülümseme açmaya hazır bir çiçek gibiydi. “Bakan Yan, anlayışınız için müteşekkirim!”

“Ancak...” Yan Xuan’ın ses tonu aniden değişti, dudaklarında şeytani bir gülüş belirdi. “Uyku komasındaki bir yeni doğanı uyandırdın, vasisinin yaşananların peşine düşüp düşmeyeceği beni bağlamaz.”

Kan yerlilerinin ölümsüzlüklerinden de ürkünç sahiplenicilikleri aklına gelen Lu Ren aniden durdu. Az önce açan çiçek oracıkta kurumuştu, vücudu çatlaklar içinde bir fosile dönüşmüştü.

Yao Si, Yan Xuan’ın gözlerindeki zor bela sakladığı sinsi gülümsemeyi görünce dudağının kenarı seğirdi.

Bu şerefsiz bilerek yapıyordu bunu değil mi? Tam da giderken bu darbeyi vurmasa olmaz mıydı?

"Bebeğim bak, Li amcan geliyor.” Yan Xuan yukarı işaret etti.

Yao Si işaret ettiği yere doğru kafasını kaldırıp baktı.

...ve donakaldı.

Dalga geçiyor olmalısınız!

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu



Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (4)

5 puan
Solo1 ay önce
Üye
Ne zaman bölüm gelecek😭😭😭😭

115 puan
OkuyucuS01 ay önce
Üye
Lu ren ne çok güldüm

36 puan
AdelMyron1 ay önce
Üye
Heyecanla yeni bölümleri bekliyorum umarım hızlı hızlı gelir Emekleriniz için teşekkürler 💜

314 puan
musti1 ay önce
Üye
Hohohoo, yeni bölüm için rez, neden bu kdr erken keşfettim ki ahh...