POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
En Güçlü Sistem Oku
En Güçlü Sistem
Bir Grup Çöp Gelin Vurun Bana

Babam Galaksinin Yakışıklı Prensi Bölüm 17: İstediğiniz Yaban Tavşanları

Çeviri : CatInTranslation
Düzenleme : CatInTranslation
Okunma : 225
Tarih : 06 Kasım 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Köyün dışı geniş, ormanlık bir alandı. Belki yeni başlayanların işini kolaylaştırmak için, ağaçlar çok uzun değildi. Aralarında uzanan patikalar belli oluyordu. Zaman zaman çimenlerin arasından ıslık sesiyle birlikte minik bir varlık sıçrıyordu.

Başlangıç seviyesi bir görev olduğu barizdi, hiç zaman kaybetmeden görev yaratıkları beliriveriyordu. Yao Si’nin keskin gözleri ve maharetli elleri vardı, hızla ilerleyip yerdeki tavşanı yakaladı ve sıradakini aramaya başladı.

On dakikadan kısa sürede iki tane yakalamıştı bile. Sonra köye dönüp direkt et tezgahına yöneldi.

Tezgahtarın kesme tahtasına hala seğiren iki tavşanı koydu!

Tezgahtar Qin öylece bakakaldı.

Zavallı yaban tavşanlarına sessiz bir dehşetle on saniye baktı. “Sayın müşteri, bunun anlamı ne?” Neden ona yaban tavşanı veriyordu ki?

Yao Si sessizliğini korudu.

Demek oyunda belirli bir olay örgüsü vardı, acaba iki yabani tavşanın ödülü ne olacaktı?

Qin bir süre aval aval baktı, karşısında duran insanın ismini görünce olayı kavradı. “Ah, demek ‘Nezaket Zehri’ne maruz kaldınız sayın müşterim. Bu yüzden de bir iyilikle negatif özelliği kaldırmak istiyorsunuz. O zaman bana getirdiğiniz yaban tavşanlarını kabul ediyorum. Teşekkür ederim sayın müşteri!” Zeki bir NPC olarak müşterisinin niyetini hemen kavrayıvermişti tezgahtar Qin.

Yaban tavşanlarını kesme tahtasının altına yerleştirdi.

Ödülünü bekleyen Yao Si bir şey demedi.

Ney? Ne oluyordu? Görevi bitirmemiş miydi, ödülü neredeydi? Yoksa getirdiği yaban tavşanı sayısı yetersiz miydi? Ama az önce gelen kişi de iki tane vermişti!

Yao Si'nin kafası karışmıştı. Eskiden oynadığı oyunları ayrıntılarıyla hatırlamaya çalıştı. Bu görev tekrar eden görevlerden miydi? Yaban tavşanı sayısı rastgele mi veriliyordu

Öyle olmalıydı.

Olayı anlayan Yao Si dönüp yaban tavşanı avlamaya devam etmeye karar verdi.

“Bekleyin hanımefendi!” Satıcı Qin sonunda bir şey hatırlamıştı. “Geçen sefer aldığınız onur belgemi geri verin lütfen!”

Maalesef çoktan köyü terk eden Yao Si tezgahtarın sözlerini duymamıştı.

“…”

Yao Si bir saat boyunca yaban tavşanı yakalamakla debelendikten sonra hepsini köye taşıdı.

Görev plaketiyle birlikte topladığı yaban tavşanlarını NPC’nin tezgahına koydu. Bu sefer yeterli olsa gerekti.

“Onur belgem!” Satıcı Qin sıçrayıp uzun bir nefes verip tahta plakete sarıldı “Ah sayın müşteri, nasıl telaşlandım bir bilseniz! Onur belgesini çocuklarıma, çocuklarımın çocuklarına, onların da çocuklarına yadigar bırakmayı planlıyordum. ‘Nezaket Zehri’nin etkileri o kadar da büyütülecek bir şey değil ki kolayca kaldırılabilirdi, neden benimle uğraştınız böyle.”

Tezgahın üzerindeki yaban tavşanlarını topladı. Bir bardak çay doldurup Yao Si’ye uzattı. “Yoruldunuz mu? Buyurun, susuzluğunuzu gidermek için bir bardak çay için.”

Hiçbir şey anlamayan Yao Si bardağı aldı.

Görevin ödülü... Bu muydu?

Aynı beklediği gibi çaylak köyünün görev ödülleri de inanılmaz cimriydi! Her neyse, öğretmen bir şeyler fark edip Yao Si’yi oyundan çıkarana kadar biraz vakit öldürebilirdi böylece.

Çayı içti ve yaban tavşanı avına devam etmek için ormana döndü.

Belki de ona öyle geliyordu ama çayı içtikten sonra sanki vücudu hafiflemişti. Kırmızı adlı çocuğun gitmesiyle üzerine çöken ağırlık aniden gitmişti.

İçtiği çayla negatif özelliği mi kaldırılmıştı?

Geleceğin oyunu ne kadar da iyiydi, NPC’ler dahi oyuncuların ihtiyaçlarına göre ödül veriyordu.

Çok daha motive olmuş bir şekilde ‘görev avı: Yaban Tavşanları’ için dikkatle etrafı aramaya başladı. İki saatlik bir sürede... On tavşanla dönmüştü.

Tezgahtar Qin öylece baktı.

Tezgahın üstünde, ipten kurtulabilmek için tüm güçleriyle tepinen yaban tavşanlarına bakınca içine huzursuzluk çökmüştü. Bu kadın niye döndü yine!

“Ha... Hanımefendi, ‘Nezaket Zehri’nin etkisinden kurtulmuş olmanız lazım çoktan.”

“...” Ödülü bekliyorum. 

“Tüm bu yaban tavşanlarıyla ne yapmayı planlıyorsunuz?”

“...” ne uzun hikaye.

“Saygıdeğer müşterimiz, dükkanımızın artık yaban tavşanı etine ihtiyacı kalmadı, şey mi yapsanız...?”

“...” Daha bitmemiş miydi söyleyecekleri?

“Başka bir dükkana satsanız?”

“...” Bu sefer ödül neydi?

Qin’in nutku tutulmuştu, daha kötüsüyse reddetmekte ısrar edemeyecek olmasıydı. Komutadaki Göksel Varlıklar, Galaktik Ağ’daki en popüler oyundu. Oyun deneyimini derinleştirmek için oyundaki her NPC’nin kendi düşünce sistemleri, hatta kimilerinin bilinçleri bile vardı. İşte bu yüzden çaylak köyü dışında çoğu yerde, oyundan doğrulama talep etmediğiniz sürece, oyuncularla NPC’leri ayırt etmek oldukça zordu. Oyunda, oyuncuların NPCler tarafından kandırılması yaygın bir durumdu.

Ancak, NPC’ler ne kadar zeki olursa olsun, oyunun dengesini bozmamak için hiçbirinin uymamazlık edemeyeceği sıkı sistem kuralları vardı. Örnek olarak, tezgahtar Qin gidip manav açabilirdi ama oyuna girip oyuncular gibi seviye atlayamazdı.

Oyunun bir diğer kuralıysa: Kurallar yalnızca NPC’ler için geçerli değildi, her oyuncunun uyması gereken belirli kurallar da vardı. Tüm bu kuralların amacıysa oluşabilecek hataları engelleyip sistemin çökmesini önlemekti.

Yao Si’ye yapıştırılan ‘robot oyuncu’ etiketi de bunlardan biriydi. Komutadaki Göksel Varlık Efsanesi her bireyin tek bir hesap açması gibi bir kural koymuştu, ancak elbette online oyunlar olduğu sürece bu tarz hileler yapmaya çalışacak oyuncular daima olacaktı. Kimi oyuncular, hesaplarını kasmaları için başka oyunculara Galaktik Para ödüyorlardı. Bu insanlar özel programlar yazıp oyuna bilinç gibi girmelerini sağlıyordu.

Bunun gibi emek hırsızlığı denemeleri oyunda ‘kasma’ olarak geçiyordu ve oyun ne kadar popüler olursa bu tarz kişilerin sayısı da artıyordu.

Her ‘kasma’ sürecinin ortak amacıysa seviye atlamaktı. Tekrar tekrar aynı noktada aynı şeyi yapmak, canavarları öldürmek, uzun süre hareketsiz kalmak gibi.

Belli bir seviyeden sonra, bu tarz oyuncular oyunun dengesini bozuyordu, bu yüzden de hile önleyici sistem geliştirmişlerdi. Oyundaki her NPC’nin kimlik doğrulama yetkisi vardı, karşısındaki oyuncunun hareketlerini gözlemleyip zihnini tarayarak boş dolaşan oyuncuların amaçlarını tahmin edebiliyorlardı.

Etrafta boş dolanarak alabileceğiniz en hafif ceza ‘nezaket zehri’ydi. Bu negatif özellik zihin taramasından geçen ancak şüpheli davranışlarda bulunan oyunculara verilen bir cezaydı. Mesela – hiçbir şey yapmadan saatlerce başlangıç noktasında bekleyen Yao Si.

Ancak, ‘nezaket zehri’nin etkisindeki oyuncular için NPC’lerin özel bir kuralı vardı. Oyuncuların nezaketini de geri çeviremezlerdi, verilen her şeye karşılık bir ödül vermeleri gerekiyordu. Yoksa NPC’lerin yüksek zeka seviyeleri göz önüne alındığında oyuncuların negatif özellikleri kaldırıp da normal bir şekilde oyuna dönebilmeleri oldukça zor olurdu. Bu da oyunun oyuncu kaybetmesiyle sonuçlanırdı.

Bu tarz negatif özellikler oyuncular için oldukça sinir bozucu görünse de yapacağınız küçük iyiliklerle kaldırılabiliyordu ki bu pratik bir çözümdü. Yakındaki NPC’lere hediyeler vermek yaygın yöntemlerdendi. Elbette negatif özellik kalkınca kimse NPC’lere hediye vermeye devam edecek kadar işsiz değildi, özellikle de NPC’ler uzattıkları hediyeleri reddedince.

Sonuçta bir NPC’yi kızdırmanın hiçbir mantıklı tarafı yoktu.

Böyle bir sistemin mantıken hiçbir eksiği yoktu. Oyun açıldığından beri bunca yıl geçmişti ve daha hiç açık vermemişti.

Ta ki... NPC’lerin konuşmalarını anlamayan Yao Si oyuna girene kadar.

Verdiklerini kabul etmese de karşısındaki müşterinin gitmediğini gören Qin’in tezgahın üzerindeki on yaban tavşanını kabul etmekten başka seçeneği kalmamıştı: oyuncuların nezaketini ikinci kere reddedemezdi.

Arkasındaki malzeme kutusunu karıştırdı ve içinden paslı demir bir kılıç çıkarıp Yao Si’ye uzattı. Ne olursa olsun oyuncuya karşılığında bir ödül vermeliydi.

Aynı Yao Si’nin beklediği gibi, görev ödülü bu sefer farklıydı! Buranın NPC’leri ne kadar da zekiydi.

Olaylar hakkında tek bir fikri olmayan Yao Si neşeyle demir kılıcı kabul etti ve yaban tavşanı avına devam edebilmek için bir kere daha ormana daldı.

Belki de çok fazla avlandığından, bu sefer ormanın dışında hiç yaban tavşanı bulamamıştı. Ormanın derinliklerine ilerlemekten başka seçeneği yoktu. Demir kılıcın da yardımıyla avlanmak çok daha kolay hale gelmişti.

Tek bir kılıç hamlesiyle bir yaban tavşanı avlayabiliyordu. Kısa sürede on tane yakalamıştı.

Yaban tavşanlarıyla büyük bir tepe oluşturmuştu. Bunca şeyi koyabileceği bir çantası olsaydı harika olurdu diye düşündü ve yerdeki tepeyi sürüklemek için uzandı. Kolunu bir şeye değmeden öylece havada salladı ve aniden yaban tavşanları hiçliğe karıştı.

Olamaz! Ne oluyordu?

Yaban tavşanları neredeydi? Öylece nasıl yok olmuşlardı? Nasıl geri getirecekti? 

Yerde bir ışık parladı ve ayaklarının dibinde az önceki tavşanlar aynı şekilde belirdi.

Yao Si şaşırmıştı! Bu onun oyun envanteri miydi?

Kafayı çalıştırdı, eliyle yaban tavşanlarına bastırırken zihninden ‘envanter’ dedi. Yaban tavşanları saniyeler içinde bir kere daha yok oldu. Bir kere daha düşündü ve yaban tavşanları bir kere daha çimenlerin üzerinde belirdi.

Bu süper kullanışlıydı!

Bu müthiş bir şeydi, bu şekilde tek seferde çok daha fazla yaban tavşanı avlayabilirdi.

Ve böylece... İki yüz tavşan yakaladı!

Önünde, kendisine getirilmiş, tepe oluşturan yaban tavşanı leşlerini gören Qin “...”

Tanrım! Beni rahat bırakıp başka bir NPC’yi lanetleyemez misin?

Hiç tavşana ihtiyacı kalmamıştı!

O sırada Kraliyet Kreşi’nde.

Ekselanslarının oyununu bozmamak konusunda kan yerlileri düşünüyordu, “Atamız oyundan çıkıp bizle buluşmayacak mı artık?”

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu



Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (1)

278 puan
deden184 hafta önce
Üye
Çeviri için teşekkür ederim 😎