Babam Galaksinin Yakışıklı Prensi

27 Kasım 2019
Çeviri: CatInTranslation
Düzenleme: CatInTranslation
364 Görüntülenme
Bu bölümü 3 Kişi beğendi.

Babam Galaksinin Yakışıklı Prensi Bölüm 25: Bir Kere Daha Dövemez miyim?

“Ah! Ha?” Qu Ze afalladı, yüzünde kabız olmuş birinin yüz ifadesi vardı. Sanki duyduğu şeyleri anlayamıyormuş gibiydi.

“Qu Ze beni aptal mı sanıyorsun?” Yao Si alayla konuştu, “Birlik, Zergler, kan yerlilerinin maruz kaldığı tüm sıkıntılar. Bunların herhangi birinin sebebi ben miydim? Tüm bunların benimle ne alakası var? Şu ‘Ekselansları’ zımbırtısı ya da senin Kızıl Gezegen’e çağrılman, tüm bunları ben mi ayarladım? Seni bir şey yapman için zorladım mı, sakın sanki benden daha ahlaklıymışsın gibi davranma! Hayatın iyi değil diye herkesi suçlayabileceğini mi sanıyorsun? Herkesi annen mi sanıyorsun!”

“...” Dili tutulmuştu.

“Nasıl bir amaç güttüğün umurumda değil son birkaç günde yaşananlar için mantıklı nedenlerin de olabilir. Ama bunların hiçbiri beni alakadar etmez!”

“Sen...” Qu Ze sanki bir şeyler daha söylemek istiyor gibiydi ama gümbürtü sesleri sözünü yarıda kesti.

Qu Ze bir süre kalakaldı. Sonra kıkırdayıp düzeldi. “Hızlı geldiler, fena değil!” Avucundaki bir şeye dokundu ve aniden etraflarını saran beyaz duvarlar yok oldu ve dışarısı görünür hale geldi.

Böylece Yao Si kırmızı bir çimenlikte durduklarını fark etti. Hem de burası konutuna çok yakındı. Daha önce yürüyüşe çıktığında geçmişti.

Kafasının üzerinde, kan yerlilerin taşıyan düzinelerce hava taşıtı vardı. Hepsinin suratı endişeyle solmuştu.

“Ekselansları!” İlk inip Yao Si’nin yanına giden kişi Yao Qian olmuştu, “İyi misiniz?” Şöyle bir baktıktan sonra aceleyle tarama cihazımsı bir şeyle fiziksel durumunu kontrol etti. “Çok acı çektiniz ekselansları. Hepsi benim suçum. Burada olduğunuzu ancak fark edebildik.” Sanki her an gözyaşlarına boğulacak gibiydi.

“İyiyim” Yao Si ancak bir gülümsemeyle cevap verebilmişti.

“Nasıl iyi olursunuz, bunca zamandır ortalarda yoktunuz bir de şununla...” Sanki bir şeyi hatırlamış gibi dönüp Qu Ze’ye bağırmaya başladı, “Saygın büyük çok ileri gittin bu sefer! Nasıl ekselanslarını kaçırır bir de sinyalini engellersin. Ekselanslarına ne yaptın?”

“Hahaha, tatlı on üç, iyi değil mi işte!” Benim durumum daha kötü değil mi?

“Buna mı iyi diyorsun!” Yao Qian çamura, toza bulanmış Yao Si’yi işaret etti. Daha da fazla ağlamak istiyordu. Dönüp de Qu Ze’ye bakınca tuhaf göründüğünü fark etti. “Saygın büyük, bir şey mi oldu, neden eğiliyorsunuz?”

“Aa, küçük bir kaza yaşandı da.” Qu Ze elini kaldırıp problemin küçüklüğünü baş parmağıyla işaret parmağı arasındaki boşlukla gösterdi. Az önce yediği dayağı hatırlayınca, kasıklarının acısı daha da kötü olmuştu. İşte ırklarının atası, attığı dayak bile ne kadar da profesyoneldi!

Yao Qian’ın kafası hala biraz karışık olsa da Yao Si Qu Ze’yi havaya kaldırıp diğerlerinin önüne fırlattı. “Bu herifi size bırakıyorum. Nasıl isterseniz öyle cezalandırın. Sadece sonucu bana bildirin yeter.”

Yao Qian adamı tam zamanında yakaladı ve arkasında duran büyüklere teslim etti.

“Ekselansları iyi olmanıza sevindik,” Bir bakış attıktan sonra büyüklerden biri konuştu. Derin bir nefes verdi, dönüp Qu Ze’ye baktı. “Saygın büyük, kendi başınıza kalkıştığınız işler ve yol açtıkları göz önüne alındığında ırkımızı çok büyük hayal kırıklığına uğrattınız. Bu olayların cezasına da katlanmanız lazım.”

“Tamam, tamam, tamam!” Qu Ze iki elini de kaldırıp teslim olduğunu gösterdi. “Ardınızdayım, gidince nasıl isterseniz öyle cezalandırın.” dedi ve kasıklarını kapatarak güç bela büyüklerden birinin hava taşıtına bindi. Bu sırada dönüp Yao Si’ye el sallamayı da ihmal etmemişti. “Görüşürüz, minik ekselansları.”

Ölü domuzun kaynayan sudan korkmadığını gören büyüklerin yüzünde karanlık bir ifade oluşmuştu. Aceleyle Yao Si’yi selamlayıp Yao Qian’ı bilgilendirdikten sonra hava taşıtlarına binip ‘Büyükler Kurulu’na doğru yola çıktılar.

Çimenlikte sadece Yao Si ve Yao Qian kalmıştı.

“Nasıl cezalandırmayı planlıyorsunuz?” Yao Si sormadan edememişti. Büyüklerin bakışlarındaki ciddiyet göz önüne alınırsa bunca gün onu kaçırmış olmak büyük bir mesele olmalıydı. “Ebedi uyku olmaz değil mi?”

“Ekselansları...” Yao Qian’ın suratında değişik bir ifade vardı. “Neden sordunuz?”

Qu Ze’nin az önce söylediği sözleri aktardı. “Beni kaçırmasının nedeni kan yerlilerini korumamama rağmen statümün böyle yüksek olmasıymış.”

Tüm bunları duyan Yao Qian’ın suratı değişmişti. Eskisinden de tuhaf olmuştu yüz ifadesi, sanki kabız olmuş gibiydi.

Biraz zaman geçtikten sonra konuştu, “Ekselansları, sizce... Bizim gibi özelliklere sahip bir ırkın korunmak için birilerine ihtiyacı var mı?”

Yao Si afalladı ve vücudu aniden katılaştı.

“Siktir!” “Siktir!” “Siktir!” “Siktir!” Kabız ifadesiyle söylediği onca şey aynı tahmin ettiğim gibi saçmalıktan ibaretti.

“Anladığım kadarıyla, saygın büyüğümüz muhtemelen bir deney için sizi manipüle ediyordu.”

“...Ardından gitsem şimdi, bir kere daha dövebilecek vaktim olur mu?”

Çevirmen Notu


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
OkuyucuS0 (159 puan) Üye
2019-12-07 19:06:37
Teşekkürler
Solo (21 puan) Üye
2019-11-28 17:34:03
Skkekdkd akıllanmayacak kaç kere dövsen bile
LepiFro (1364 puan) Üye
2019-11-28 09:50:12
Kum torbası olucak şimdi Qu Ze :D elinize sağlık bölüm için teşekkürler (ɷ◡ɷ)