Babam Galaksinin Yakışıklı Prensi

08 Aralık 2019
Çeviri: CatInTranslation
Düzenleme: CatInTranslation
388 Görüntülenme
Bu bölümü 4 Kişi beğendi.

Milyarlarca Yıldır Sapına Kadar Bekar

Mu Xuan neslinin çağırmasıyla uyanmıştı. İlk uyandığında, başka birinden kendi varlığını hissedebildiğine inanamamıştı. Değişik bir histi. Vücudun burada olsa da sanki kalbin başka bir insanda atıyordu. Atış oldukça sağlıklı ve enerjikti. Aklına ‘yavrunla karşılaşmanın nefes almaya başlamaya’ benzeten kan yerlisi gelmişti.

Kalbi göğsünde alışık olmadığı bir ritimde atıyordu, acaba yavrusunun olması böyle bir his miydi?

Daha önce kendi yavrusu olsun istemişti. Belki en başta istemediğini düşünse de, sonradan zaten istese de sahip olamayacağını fark etmişti!

Gözlerinin önündeki kıza bakınca, yavrularını kaybedip de düşmanlarını kendileriyle cehenneme sürüklemek için ellerinden geleni yapan kan yerlilerini anlamaya başlamıştı. Yavrusu bir talihsizlikle karşılaşacak olsa... Tüm bir galaksiyi yok edeceğinden emindi.

Önünde uyuyan kişiyi istemeden olsa da heyecandan uyandırmıştı.

Sonra fark etti ki yavrusu... Diğerlerinin anlattığından birazcık farklıydı.

Yetenekleri inanılamayacak kadar zayıftı. Mantıken çoktan ‘Galaktik Çağ’dalardı, yani onun gibi beşinci nesil bir kan yerlisinin, ne kadar kalın kafalı olursa olsun, bu kadar güçsüz olması mümkün değildi. Maalesef en ufak bir güç kımıltısı yoktu yavrusunun içinde! Kan yerlileri gücünü nesillerinden alırdı, yani bu kadar güçsüz müydü kendisi?

Mu Xuan hayatında ilk defa, gücünden şüphe duyuyordu.

Yavrusunun sorularını duydukça, zamanında aynı çağda yaşadıklarını fark etti. Yavrusu da kendi gibi milyarlarca yıl önce Mavi Gezegende doğmuştu. Aklına bir şey takılmıştı, böyle zayıf biri nasıl olmuştu da hayatta kalabilmişti?

“Özel yeteneğin ne?” Merakını yenemeden sordu.

“Ne...” Yao Si durdu. “Bu sorunun cevabını ben de merak ediyorum açıkçası!”

“Daha gücünü uyandıramadın mı?” Mu Xuan şok olmuştu.

“Sebebi birazcık karışık.” Yao Si boğazını temizleyip nasıl koca bir gezegenin ömrünü uyuyarak geçirdiğini anlatmaya koyuldu.

“Yani... Dönüştürüldükten kısa bir süre sonra uykuya yatmak zorunda mı kaldın?” Dinledikçe Mu Xuan’ın kaşları daha da çatılıyordu.

“Evet, kısa süre önce uyandım.”

“Bunun anlamı da kan yerlisi olarak geçirdiğin süre yarım yılı geçmediği mi?”

“Öyle de denebilir.”

Mu Xuan’ın gözleri karardı. Yine de belli belirsiz Yao Si’nin anlamlandıramadığı memnun ve anlayışlı bir bakış vardı gözlerinde… Aniden elini uzatıp kafasını okşamaya başladı. Öncekinden birkaç ton daha yumuşak bir sesle konuşmaya başladı. “Öyleyse... Hala yenidoğansın.”

“Ne?”

Hey hey, hadi ama! Nasıl bir kere daha yenidoğan olmuştu? Tam da yenidoğan olayından paçayı sıyırmışken bir kere daha dönüp dolaşıp başladığı noktaya gelmişti. Kreşe dönmek istemiyordu.

“Beni takip et.”

Mu Xuan gitmek için hazırlanıyordu ki aniden bir şey hatırlamış gibi Yao Si’ye döndü. Tepki vermesine fırsat bile vermeden, Yao Si’yi kucaklayıp havada yükseldi.

“Dur bir dakika.” Hop nereye götürüyorsun beni!

Saniyeler içinde, durdurmaya fırsatı olmadan kendini havada bulmuştu.

Yao Si arkalarında bıraktıkları yıkıntıya bir göz attı. Her kan yerlisi peder bu kadar güvenilmez miydi? Kapı yan tarafta olmasına rağmen, neden kucağında Yao Si’yi taşırken üçüncü katın penceresinden atlamışlardı?

-

Mu Xuan endişeliydi. Nesilleriyle olan bağlantı oluşmaya yeni yeni başlandığından yenidoğanlar görece daha güçsüz olurlardı. Bu yüzden de dönüştükleri andan itibaren vasileri yardım edebilmek için yanlarında olurdu. Kan yerlileri hakkında bilgi edinirken yardımcı olurlardı ve güçlerini öğrenirlerken yol gösterirlerdi. Yani yenidoğanlara hayatlarının en zorlu döneminde destek olan kişi vasisiydi. Bu yüzden de genellikle vasiyle yavrusu arasında kan bağlantısı dışında psikolojik yakınlık da olurdu. Her biri bir diğerinin yaşamının önemli bir parçası haline gelirdi.

Ancak... Yaşanan bazı kazalar sonucu Mu Xuan bir yavrusunun olduğunu bile yeni öğrenmişti.

En başta yavrusunun hayatındaki tüm önemli olayları kaçırdığını sanmıştı. Açık açık bir şey söylemese de içten içe muhakkak bir dargınlığı olmalıydı. İşte bu yüzden karşılaştıklarında Yao Si’nin onu kabul etmemesine hatta uzunca bir süre ayak diremesine hazırdı.

Beklediğinin aksine yavrusu Mu Xuan’ın varlığını hemen kabullenmişti, hem zaten daha yenidoğandı. Kan yerlileri hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. En basitinden nesil çağırmasından bile habersizdi. Daha hiçbir şey için geç değildi. Normal bir şekilde büyütebilirdi yavrusunu. Zaman kan yerlileri için bir şey ifade etmiyordu, zayıflığıysa sorun değildi. Mu Xuan yanındaydı sonuçta.

Geriye tek bir sorun kalmıştı. Yenidoğanları nasıl yetiştiriyorlardı?

(⊙_⊙)

Bunca yıl yaşamış olmasına rağmen Mu Xuan’ın yenidoğanlar hakkında hiçbir bilgisi yoktu. Yavrusunun gözünün önünden ayrılmayacağı bir yere götürmekle başlayacaktı.

Ne zaman yavrusunun kan yerlilerinin iç savaşına karıştığını ve yıllarca uykuya yatmaya zorlandığı aklına gelse, kaynağını bilmediği bir öfke sarıyordu vücudunu. Yavrusu bilmediği yerlerde ne çok acı çekmişti. İkinci ve üçüncü nesiller tarihe karışmamış olsaydı, peşlerine düşüp hıncını çıkarabilirdi... Hatta galaksideki sarı saçlı her birey gözünde 100 puan kaybetmişti.

Şöyle bir düşününce, denyonun tekinin gelip de onları rahatsız etmesini engellemek için en iyisi gidip ırkının büyüklerini şöyle bir selamlamalıydı.

Büyükler, görüşmelerle geçen bir gecenin sonunda sıkıntıya düşmüşlerdi. Koca bir gece ortadan kaybolan ve gezegenin hiçbir yerinde bulamadıkları majesteleri, aniden kendiliğinden belirivermişti.

“Ma… Majesteleri!”

Şükürler olsun, cidden de uyanmıştı! Heyecanla, oradaki herkes aynı anda diz çöktü. Sanki gece boyu biriken yorgunlukları uçup gitmişti. Ne kadar da dokunaklı bir sahneydi. Aynı krallarından beklendiği gibi girişinin zamanlaması da harikaydı.

Yanına gelip hâl hatır sormak istemişlerse de Mu Xuan ciddiyetini korumuştu. Çok belli olmasa da sanki hava atar gibi bir duruşu vardı majestelerinin. Aceleyle birkaç talimat verdikten sonra oradaki herkesi ağzı açık bırakıp ortadan kaybolmuştu.

İlk olarak: Ekselansları Yao Si’nin evi yıkılmıştı bu yüzden ekselansları Görkemli Kale’ye taşınmıştı.

Yıkık bir evde yaşanmazdı, oldukça mantıklı bir hareketti.

(ˇ_ˇ)

İkinci olarak: Ekselansları Yao Si uykuya yatmadan önce dönüştürüleli yalnızca dört ay olmuştu, bu yüzden de teknik olarak hala yenidoğandı.

Ekselanslarının bilgisizliğinin sebebi de buydu. Evet bu da gayet mantıklıydı.

(ˇ_ˇ)

Üçüncü olarak: Yao Si’yi bizzat eğitecekti.

Dördüncü ve beşinci nesil soy olarak yakınlardı, bu yüzden de majesteleri kendi ırkına olan sevgisini gösteriyordu. Aynen bu da mantıklıydı.

(ˇ_ˇ)

Dördüncü olarak: Yao Si onun yavrusuydu.

Yavrusu olmadığından bu da mantıklı... Kıçımın mantığı!

(╯‵□′)╯┴─┴

Majestelerinin yavrusu vardı, kimin... Peh... Majestelerinin bir yavrusu olabileceği... Dahası... Ekselansları Yao Si, majestelerinin yavrusuydu. Yanlış duymamışlardı değil mi? Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi?

Tüm galakside kan yerlilerinin en güçlü bireyinin, majestelerinin, milyarlarca yıldır sapına kadar bekar olduğunu bilmeyen mi vardı!

Mavi Gezegen halkının soyu tükenmişse de artık yavru edinmek oldukça meşakkatli olsa da imkânsız değildi. Kan yerlilerinin hükümdarı, yegâne kralı olarak kendine bir yavru isteyecek olsaydı kan yerlileri elinden geleni yapardı. Ancak sorun şuydu ki, majestelerinin genleri milyarlarca yıl önceki Kıyamet Günü Savaşı’nda mutasyona uğramıştı. Majestelerinin kanı oldukça özeldi, fazlaca derişikti, bu yüzden de dönüşüme dayanabilecek hiçbir varlık yoktu. Bunun anlamı da majesteleri hariç herkesin istediği sürece yavrusu olabilirdi!

Hatta bu yüzden bunca yıl sonra yalnız hükümdarları, uyanmamak üzere uykuya yatmıştı. Nasıl olduysa, uyanışında gelip yavrusunun olduğunu ilan etmişti. Çoktan bir... Bir...

(⊙_⊙)

“İkinci Büyük, yani diyorsunuz ki...” Üçüncü büyük tereddütle konuşmaya başladı.

“Demek istediğin...” İkinci büyüğün rengi attı. Odada bulunan herkesle göz teması kurdu ve anında herkesin aklında aynı düşünce belirdi.

Allah korusun, majesteleri yavru meselesine kafa yora yora sonunda kafayı mı yemişti? Sokaktan rastgele bulduğu bir beşinci nesli kendi soyundan ilan etmişti. Bekar insanlar çok korkunçtu!

Herkes yeni ekselansları için sessizce mum yaktı.

“Sizce de... Gidip ekselanslarını uyarsak mı?”

“Kim gidiyor peki?”

“...”

Saniyeler içinde konferans salonu sessizliğe bürünmüştü.

Çevirmen Notu


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
OkuyucuS0 (1479 puan) Üye
2019-12-09 21:11:42
Şey krala söylesek mi neyi Kafayı yediğini 2 dk sonra Beyler kabul edelim gitsin çocuk onun musgibi yaparız Neden Kral tek atar da ondan
JNXL (36 puan) Üye
2019-12-08 22:04:15
Sen galaksiyi yıkacak güce muktedir ol ama gel de bebek büyütme işinde cahalın önde gideni. :D