Babam Galaksinin Yakışıklı Prensi

08 Aralık 2019
Çeviri: CatInTranslation
Düzenleme: CatInTranslation
464 Görüntülenme
Bu bölümü 4 Kişi beğendi.

Majesteleri Rica Ediyorum Kendinize Gelin

Aniden pedere sahip olmak nasıl bir şey miydi? Yao Si, tam anlamıyla uğruna öleceğin bir deneyim olduğunu söyleyebilirdi.

“Iııı BabaPeder! Oldukça sağlıklıyım, uyurgezerlik gibi bir sorunum yok.”

“Peki."

Küçüklüğümden beri yetimim yani yalnızlığa alışkınım. Karanlıktan da korkmuyorum.”

“Peki."

“Kan yerlileri için yeni doğan kabul edilsem de Mavi Gezegende yetişkin olarak görülüyordum.”

“Peki."

“Öyleyse...” Derin bir nefes aldı. “Uyurken yanı başımda durup da beni izlemeyi bırakır mısın?”

Her uyandığında birinin seni izliyor olduğunu fark etmek çok ürkünç bir şeydi tamam mı? Bir de bazen bütün bir gece bakıyordu. Ne kadar kibarca uzaklaşmasını söylerse söylesin, adam anında geri geliyordu!

“Yorulmuyor musun?”

Kafasını salladı.

Sen yorulmasan da ben yorgunum!

“Daha yeni iki yüz yıllık uykudan uyandım.” dedi yavaşça. Aslında zor bela kavuştuğu yeni doğan yavrusunu kaybetmekten korkuyordu.

Yao Si’nin yüzü gerildi. Ben de bir gezegen ölene kadar uyudum!

“Acıktın mı?”

Elini uzatıp kafasını okşayarak konuyu değiştirdi. Yüzünde belirgin bir ifade olmamasına rağmen kırılgan bir eşyayla ilgileniyormuşçasına nazik davranıyordu.

Yao Si’nin tüm vücudunu dolduran öfke sönüvermişti. Dışarıda göğe baktı. Tamamen aydınlanmıştı. İyi madem, yemek daha önemli.

Hızlıca elini yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltı için Mu Xuan’ın peşinden aşağı kata indi. Sandalyelerin birine yerleşti. Dün çok geç döndüklerinden etrafını pek inceleyememişti. Aniden sahip olduğu pederin evini araştırmak için mükemmel bir fırsattı.

Yan Qian'ın yaşaması için düzenlediği oda ya da daha sonra oturduğu yerler, her yerde görülebilen yüksek teknolojili evlere kıyasla ilginç bir şekilde nostaljikti.

Masa, sandalye, koltuk, çalışma masası, televizyon sehpası... her şey gözüne normal geliyordu. Sanki Mavi Gezegen’deki yaşantısına dönmüştü. Odadaki her mobilya yaşadığı dönemdeki günlük eşyalardı.

“Burası...” Yao Si konuşmayı bıraktı, nasıl devam edeceğinden emin değildi.

“Bu tarz mobilyalarla daha rahat edersin diye düşündüm.” Bir kâse kan pudingini uzatırken Mu Xuan cevap verdi. Dün geceyi Mavi Gezegen hakkında okuyarak geçirdiği kısmı nasılsa atlamıştı.

“Teşekkür ederim.”

Yani tüm bunlar onun için yapılmıştı. Çok küçük yaştan beri Yao Si yetimdi, yani daha önce kimse onun için böyle bir şey yapmamıştı. Aniden içi sıcak duygularla dolmuştu. Boğazı düğümlenmişti. Aniden kazandığı pederin belki de o kadar kötü olmadığını düşünmeye başlamıştı ki...

“Kan pudingini taşırken çaydanlık kullanmasan olmaz mı?”

“...” Yan Xuan’ın elleri hareket etmeyi bıraktı. Çaydanlık mı? Yanlış mı hatırlamıştı?

“Şu da çalışma masası değil, sehpa. Neden orada duruyor?”

“...”

“Yanılmıyorsam şu da bir ayakkabılık. Neden içinde bir sürü kitap var? Hem sence de biraz yamuk durmuyor mu?”

“...”

“Yemek yediğimiz masa bilgisayar masası değil mi? Klavye çekmecesi bile var baksana!”

“...”

Yavrusuyla yakınlaşmak isteyen birileri aniden on binlerce darbeye maruz kalmıştı. Ne yapabilirdi ki, üzerinden çok fazla zaman geçmişti. Tüm bu antikaların nasıl kullanıldığını unutmuştu. Bilen var mı, çok acil cevap bekliyorum!

Yemek odası aniden ürkütücü sessizliğe bürünmüştü.

Ta ki kapı çalıncaya dek...

Sonunda malum kişi rahat bir nefes alabilmişti. Sakince çaydanlığı masaya bırakıp kapıyı açmaya gitti. Bir şeyden kaçarmışçasına hızlı yürüyordu.

Sabahın erken saatlerinde Qu Ze’yi Kızıl Gezegen’den göndermekle meşgul olan dördüncü büyük işini bitirir bitirmez majestelerine elinden geldiğince laf anlatıp ekselanslarını kurtarmak için aceleyle gelmişti. Kapı açılıp başını kaldırdığında majestelerinin yüzünde morali bozuk bir ifade gördü.

(⊙_⊙)??

Majesteleri kapıyı bizzat açmıştı. Buraya geliş amacını çakmıştı da gözünü korkutmaya mı çalışıyordu? Aniden dizlerinin bağı çözülmüştü. Neredeyse arkasına dönüp Büyükler Kuruluna koşmaya başlayacaktı.

“Ma... Ma... Majesteleri!”

“Bir sorun mu var?” Mu Xuan yüz ifadesini düzeltti ve anında her zamanki değişmez donuk ifadesini takındı. Bu sırada farkına varmadan soğuk bir hava yayıyordu.

Dördüncü büyüğün dizleri daha da şiddetli titremeye başlamıştı. “Hayır… Hayır, önemli bir şey yok.” Cidden de çakmıştı köfteyi majesteleri!

“Ne, neden geldin o zaman buraya?” Elinde bir kaseyle olaylara göz atmak için Yao Si belirdi. Oraya yürürken yol boyu düşünse de Yao Si karşısındaki adamın adını hatırlayamamıştı. “Yanılmıyorsam ikinciüçüncüdördüncü büyüktünüz değil mi yoksa...” Beşinci miydi?

“Ekselansları...” Cümlesini bitiremeden dördüncü büyük ‘hayran modu’na bürünmüştü bile. Gözlerinde yıldızlar fışkırıyordu ve yüzünde heyecanlı bir ifade vardı. “Tek bir kere karşılaşmış olmamıza rağmen dördüncü büyük olduğumu hatırlıyorsunuz demek. Onur duydum!”

“...”

Yao Si beceriksizce elindeki kaseyi bıraktı. Cidden hatırlamıyordu ama sorunun kendisinde olmadığından emindi. Bu kadar çok büyük varken hepsini nasıl ayırt edebilirdi! Kısacık bir iki gün her şeyi hafızasına kazımak için yeterli olmamıştı. “O zaman sabahın köründe burada ne yapıyorsunuz? Yoksa evin tamiratı bitti mi?” Yao Si, evi hakkında konuşmak için geldiğini düşünüyordu.

“Ev mi?” Dördüncü büyük afallamıştı, suratından şaşkınlık akıyordu. Bir süre sonra nihayet anlamıştı. Ekselanslarının gözünde gördüğü şey sessiz bir rica mıydı? Görkemli Kale’yi terk etmek istediğini mi anlatmaya çalışıyordu yoksa? Biliyordu, ekselansları zorla burada kalıyordu işte. Şimdiyse yardım istiyordu.

Yetenekli bir büyük olarak ekselanslarının umudunu boşa çıkaramazdı. Bu yüzden de majestelerini uyarma planı çok daha önemli bir hale bürünüyordu.

Derin bir nefes alıp öne çıktı, bir yandan da ekselanslarını kurtarma görevini planlıyordu. “Ekselansları buraya gelmemin sebebi...”

Cümlesini bitiremeden vücudu ağırlığını kaybetti, aniden havada süzülüyordu. Kafasını kaldırdığında ona bakan buz gibi bir çift gözle karşılaştı. Majestelerinin her bir sözcüğü dördüncü büyüğe acı verici darbeler indiriyordu. “Söyleyecek bir şeyin varsa oradan söyle!” O benim yavrum, neden bu kadar yaklaşıyorsun?

Dördüncü büyüğün bacakları bir kere daha titremeye başladı. Az önce kazandığı öz güven yerle bir olmuştu.

Olayları anlamaktan yoksun majesteleri, karşısındaki adamı havaya kaldırırken dönüp de yavrusuyla konuşmayı da ihmal etmemişti, “Kahvaltını bitir, yemeğini yazık edeceksin.”

“Aa.” Yao Si hiç düşünmeden hızlıca masaya döndü, birkaç yudumda kasedekileri bitirdi. Sonra dönüp konuşmaya başladı. “Dördüncü büyük bana ne demek istemiştiniz?”

“Şeyi… Şey… Şeyi...” Majestelerinin bakışları çok korkunç! Sinirlenmiş! Sinirlenmiş olmalı! “Şeyi diyecektim Qu Ze iki saat önce Kızıl Gezegen’den ayrıldı.” Çok özür dilerim ekselansları Yao Si, dördüncü büyük sessizce özür diledi. Majestelerine karşı koyacak gücü yoktu!

“İyi.” Tamir masrafları için geldiğini düşünmüştü!

#KesinlikleFarklıTeldenÇalıyorlar

Yao Si ‘Büyükler Kurulu’nun işleri böyle hızlı halletmesini beklemiyordu. Daha dün Yao Qian’la Qu Ze’yle nasıl baş etsek diye konuşmuşlardı, bugünse herif çoktan gezegeni terk etmişti. Dördüncü büyüğe baktığında bayılacak gibi göründüğünü fark etti. Anlaşılan onun da Qu Ze’yle sorunları vardı.

“Bunca yol gelip de haber verdiğiniz için teşekkürler.”

“Hiç... Hiç önemli değil!” Ekselansları durumuna yardım etmediği için onu suçlamıyordu bile. Ne kadar da nazikti ekselansları. Durumsa ne kadar üzücü ve acınasıydı!

“Başka bir şey var mı?” Mu Xuan aniden umursamadan ekledi. Yavrumun yemeğini böldün, ya hazımsızlık çekerse? →_→

“Hayır, hayır, hayır... Başka bir şey yok!” Dördüncü büyük titriyordu. O an yok olmak istemişti. Ardına bakmadan tabana kuvvet kaçmak istiyordu ki aklına bir şey geldi. Mor bir küre çıkarıp Yao Si’ye verdi. “Aklıma gelmişken ekselansları, Qu Ze’ye, göz kulak olması için böyle bir şey vermişsiniz. Ben de size getireyim dedim.”

Yao Si afalladı, “Göz kulak olsun diye bir şey emanet etmemiştim ki?” Biraz daha dikkatli bakınca, Ne! Oburların etrafını çevrelediği küre değil miydi bu? Neden Qu Ze bunu ona veriyordu?

Umursamadan eline almasıyla mor küre ‘çıtır’ diye bir sesle ortasından çatladı.

“...” Yao Si’nin aniden içine kötü bir his doğdu.

Aynen tahmin ettiği gibi, hemen ardından gök gürültüsünü andıran bir kükreme duyuldu. Zemin sarsıldı ve gökyüzünden gelen, Kızıl Gezegenin her köşesinden duyulan hiddetli bir ses duyuldu.

“Qu Ze, oğluma yaptığını ödeteceğim sana!”

Sıçayım!

Çevirmen Notu


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
OkuyucuS0 (1479 puan) Üye
2019-12-09 21:18:46
Yanlış kişiye şaka yapti