Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

09 Kasım 2020
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
181 Görüntülenme
Bu bölümü 13 Kişi beğendi.
Cilt 20

Deniz Sıçanlarını İmha Etmek

Düşman filosu çıplak gözle görülecek mesafeye gelene kadar sancaksız kaldıktan sonra üzerinde tipik kurukafa ve kemiklerin olduğu siyah bir şey yükseldi ve onların bir korsan grubu olduğunu tescilledi. Artık menzile girene kadar kendilerini başka biri gibi tanıtmaya gerek duymuyorlardı; denizin öte tarafından bize bağırmaya başlayan denizci şerefsizlerin gırtlaklarından çıkan savaş çığlıklarının ardından siyah-beyaz bayrak, gözdağı açısından ikinci sırada geliyordu.

 

Gemimizde bulunan çoğu denizci bir miktar gerilmişti ve iki güç arasındaki sayı farkına bakıldığında gayet anlaşılırdı.

 

Pekala, ne yapsak? Carlotta bana onları korkutmamı istemişti, ki açıkçası bu diğer seçenekten çok daha zordu... Batan saldırganlar çok daha kolay olurdu, ama hasar vermeden gemilerini ele geçirmek, çok fazla düşünme gerektiren bir işti. Belki de dördünden birini ibret olsun diye patlatıp onlara teslim olmalarını söylemeliyim... Yok, bu berbat bir fikir. Sadece sebepsiz yere bir gemiyi boşa harcamış olurum, özellikle enerjimin bittiğini falan düşünüp teslim olmayı seçmezlerse.

 

“Bir dakika, sadece emin olmak için soruyorum, hasarsız derken, gemileri mi yoksa üzerindekileri mi kastediyorsunuz?”

Tereddüt etmeden, “Gemileri.” dedi Carlotta “Sorumlu kişi her kimse, onunla birlikte tayfanın üçte birini yakalamanı tercih ederim. Geri kalanlara ne olduğu umurumda değil. İstediğini yap."

 

Sözleri öyle soğuktu ki, farklı hissetmiyor olmama rağmen istemeden kendimi gülümsemeye zorlamıştım. Bir aziz değildim ve bir aziz olmaya dair hiçbir niyetim de yoktu. Olabildiğince çok hayatı kurtarmak boş ve peşinden gitmeye niyetimin olmadığı bir hayaldi. Bana kalırsa, eğer saldırmak istiyorlarsa o zaman ölürlerdi. Nokta.

 

“Peki öyleyse, şu sinirli deniz kurtlarını balık yemi yapma zamanı.” Her zamanki deniz ejderhası büyümü öylece yaptım ve bunu yaparak korsanlar için cehenneme tek yönlü bilet almış oldum.

 

Büyü enerjisini ihtiyaç duyduğum suya dönüştürmek yerine, ejderhaların yapımı için etrafımızdaki tuzlu suyu yükselttim. Bu sayede vücutları öyle kalın olmuştu ki, yılansı gövdeleri kalyonun ana direğini bile geçmişti. Toplamda sekiz inorganik yaratık kendilerini gemimiz etrafında çevreleyerek, her an harekete hazır hale geldiler. Öyle yükseklerdi ki, az sonra yutacakları zavallı korsanlara bakmak için boyunlarını aşağı bükmek zorunda kalmışlardı.

 

Şu anda büyüyü yapmakta öyle ustalaşmıştım ki, bunun hakkında bir aptallar için kitabı yazabilirdim. Bir süredir istediğim zaman yapabildiğim bir şey olmuştu. Bir yanım ona olan takıntım hakkında bir şeyler söylemek istiyor gibiydi, ama bu düşünce ortaya her çıktığında onu kovalamaya hazırdım. Bende bir sorun yoktu. Ya da onda. Hatta tam olarak bu yüzden onu bu kadar sık kullanıyordum. Çabuk ve kolay yapılabiliyor olmasının yanında hem güçlü hem de düşük maliyetliydi. Onu isteklerime göre ayarlamam için ihtiyacım olan tek şey, bir fikir değişikliğiydi. Suyun kenarında olduğu için fazladan değerli olmasını hesaba katmasak bile mükemmel bir büyüydü. Böyle harika bir büyü yarattığım için kendimle bayağı gurur duyuyordum. Ve en önemli kısmı ne biliyor musunuz? Çok havalı olması.

 

“Bu da ne!?”

“Saldırı altındayız!”

 

Büyünün bana ait olduğunun hiç farkında olmayan gemimizdeki bazı denizciler panik içinde çığlık atmaya başladı.

 

“O-onlar nedir komutanım?” Bir yandan en kötü korkularını inkar etmesi umuduyla zırhlı leydiye sorusunu sorarken, kaptan bile ürkmüştü.

Carlotta, “Endişelenecek hiçbir şey yok.” diye karşılık verdi. “Onları Maskeli yarattı.”

“Bu... saçmalık. O kadar saçma ki beni korkutuyor.”

 

Gözleri cansız yılanlara saplanmış kalmışken kaşından soğuk bir ter damlası damlamıştı.

 

“Onları sevdiğine sevindim.” dedim. “Ama görünüşe göre henüz seni tamamen ikna edememiş gibiler, o zaman sana aslında neler yapabildiklerini göstermek zorundayım.”

 

Sekiz ejderha okyanusun yüzeyinde atıldılar, kurbanlarına yaklaşırken ikişerden dört gruba ayrıldılar. Mesafeyi kapatmaları bir dakikadan kısa sürmüştü, ki bu, beklenildiği üzere, korsanların tepki vermesinden çok daha kısa bir süreydi. Sessiz, şaşkın bir hayranlıkla bakmaya devam ettiler, ta ki kıyametin koptuğu ana kadar.

 

“Onları yiyin! Acımayın!”

 

Her bir geminin etrafındaki iki ejderha, emri verdğim anda güverteleri süpürmeye başladı. Ağızlarını açtılar ve iştahla yakalayabildikleri her korsanı yuttular. İçleri her zamanki gibi, yüksek hızlı mutfak robotu olarak çalışan kumla doluydu ve yuttukları her bir adamı kısa sürede parçalara ayırdı.

 

“Ne sikim şeyler lan bunlar!? Siktir siktir siktir!”

“Topların başına! Tereddüt etmeyin ve ateş etmeye başlayın!”

 

Bir kısmı paniklemiş ve koşuşturuyorken, diğerleri harekete geçmeleri gerektiğinin farkına varmışlardı. Hem de çabucak. Başlangıç senaryosunda onların saldırgan olmaları gerekirken, şimdi onlar vahim bir savunma pozisyonuna geçmeye zorlanmıştı. Yavaş ama kesin bir şekilde hareket etme yetilerini kazanmışlardı. Yılanlarıma, hem top güllesi hem de kılıç şeklinde saldırılar yapılmaya başlanmıştı ama nafileydi. İki saldırı türü de hiç hasar verememiş ve doğrudan sıvı vücutlarının içinden geçip gitmişti.

 

Karşılığında misilleme gelmişti. Ejderhalarım topları yönlendirenlere dönmüş ve onları, yolda karşılarına çıkan diğer silah taşıyan deniz sıçanlarıyla beraber bütün olarak yutmuşlardı.

 

“Vay canına, görünüşe göre tayfalarında çok sayıda büyücü de var.” Birkaç düzine kurban verdikten sonra korsanlar, fiziksel saldırının hiçbir işe yaramadığını fark etmiş ve nihayet büyüye dayanan savunma türlerini denemeye başlamışlardı. Bazıları suya suyla karşılık vermeyi düşünmüş ve su duvarları yapmışlardı. Bazıları ejderhaların temeli olan suyu buharlaştırmak için ateş topları atmışlardı. Hatta üçüncü bir grup da rüzgar büyüsü kullanarak gemilerini ters yönde hızlandırarak ejderhaların pençelerinden kurtulmaya çalışmışlardı.

 

Ama hiçbiri en ufak bir başarı yakalayamamıştı. Benimkine kıyasla onların büyüleri tamamlanmamış ve büyü enerjisinden yoksundu. Ejderhalar zararsız ateş toplarını havalı olsun diye savuşturduktan sonra doğrudan duvarların içine daldılar ve kaçaklardan çok daha hızlı ilerleyerek onları yakaladılar. Dahası, görevlerini de bölüşmüşlerdi. Birisi güvertede cinayet serisini devam ettirirken, diğeri başını bir hidra gibi bir dizi küçük kafaya ayırdı ve topları kullanmak için açılmış deliklerden geminin içini istilaya geçmişti. Doğal olarak bu ikinci yaklaşım, sadece gemiye en az hasarı vererek fethetmek için alınmış bir karardı.

 

Her ne kadar beyinsiz bir kanlı bir saldırı içerisindeymişim gibi görünse de, bu aslında hiçbir şekilde öyle değildi. Aslında Carlotta’nın isteğine uymak için çok fazla korsan öldürmemek için dikkat ediyordum. Büyülü üçte bir sayısını acıdığından söylediğini biliyordum ama gemileri yüzdürebilmek ve geriye dönebilmek için adamlara ihtiyacı vardı. Çok fazla korsanı öldürmek bu görevi imkansız hale getirmese de inanılmaz zor bir hale sokardı. Mantıklı. Eğer Karayip Korsanları bana bir şey öğrettiyse bu, bu çağdaki herhangi bir gemiyi kullanmak istiyorsanız, pek çok insana ihtiyacınız olduğudur.

 

Çok dikkatli olduğum bir diğer emir ise kaptanı yakalamaktı. Benim gibi Carlotta’nın da, sorgulamak için onu tek parça halinde istediğini biliyordum.

 

Bu tanıma uyan birini dört geminin içinde ararken, “Hmm... bir bakalım... kaptan, kaptan... kaptan...”  mırıldanarak tekrarlamıştım. “Sanırım onu buldum.”

 

Bir süre sonra tayfasından daha çok sakin görünen bir adamda karar kılmıştım. Kendilerini soktukları durumu düşününce çoğunlukla mantıklı gelen emirler yağdırmaktaydı. Pekala, kelepçenin vakti geldi.

 

Onun gemisine saldırmakta olan su ejderhalarımdan biri güvertedeki diğer heriflerle uğraşmayı bıraktı ve ona doğru dümdüz ilerledi. Talihsiz bir ısırık sonrası kaybolmuştu.

 

“Kaptan!?”

“Hay sıçayım! Kaptanı aldılar!”

 

Hey, şuna da bakın! Galiba tahminim doğruymuş!

 

Taşırken onu öldürmemek için, onu yakalayan su ejderhasının içindeki akıntıyı yavaşlattığımdan emin oldum. Yol boyunca su hapishanesinden kaçmaya çalıştı, ama boşunaydı. Su altında olmak bütün çabalarını boşa çıkarıyordu. Yakalandıktan sonra kendini güverteye kusmamak için tutmaktan başka yapabileceği bir şey yoktu.

 

“Lanet olsun! Yemin ederim hepinizi öldüreceğim!”

 

Bir süre yuvarlandıktan sonra kendini artık dünyanın dönmediği bir durumun içinde buldu. Bu yüzden doğal olarak kılıcına uzandı. Ve yine doğal olarak, onu hizada tutmak için üzerine çıktım.

 

“Hey Carlotta! Sana kaptanı getirdim!”

“Harika iş. Askerler, onu bağlayın.”

 

Tam da bu an için bütün araç gereçlerini hazırlamış bir şekilde bekleyen paladinler çabucak onu hem bağlamış hem de ağzını tıkamışlardı. Yakalandıktan sonra bağırmaya ve kıvranmaya çalışmıştı ama etrafta yuvarlanmak dışında pek bir şey yapamadığını fark etmişti. Pekala, mükemmel. Artık direnirse ona yanlışlıkla çok sert vurup öldürmeyeceğim.

 

“Pekala, patronlarını aldık ve bir kısmını da temizledik. Şimdi ne yapıyoruz? Sürüyü azaltmaya devam edeyim mi?”

“Hayır, sanırım onlardan yeterince öldürdün.” diye yanıtladı. “Artık bize karşı, daha doğrusu sana karşı bir şansları olmadığını anlamış olmalılar. Çağırdıklarını bir süreliğine durdurur musun?”

“Anlaşıldı patron.”

 

Emirlerimi aldıktan sonra soykırımımı erken bitirmek zorunda kaldım ve ejderhalarımın düşman gemilerinin etrafında daire şeklinde durmalarını sağladım. Eğer daha fazla direnişle karşılaşırlarsa saldırıya geçmeye hazır oldukları belli olduğundan, ejderhaların pozisyonları korsanlara bir teselli vermemişti. Yine de rahatlamışlardı ve güverteye çıkıp tayfa üyeleri arasında bilgi alış verişi yapmaya başlamışlardı.

 

Bir oraya bir buraya gidip gelmenin ardından siyah sancaklarını indirdiler ve yerine, teslim olduklarını gösteren beyaz sancak çektiler.

 

***

 

Gemimizdeki denizcilerin ve dostlarımızın kalan korsanları silahsızlandırması ve bağlaması için yaklaşık yirmi dakika geçmişti. Kısa bir incelemenin ardından düşman gemilerini hasarsız ele geçirme görevimi aşağı yukarı yerine getirdiğim sonucuna varmıştım. Topları tamamen imha edilmiş ve küpeşteleri, demirbaşları ve malzemeler bir miktar hasar almıştı, ama ana direk ve diğer önemli kısımları hala onları ilk gördüğümüz zamanki koşullardaydı. Eh, bana göre bu yeterliydi. [1]

 

“Pekala korsan, iki seçeneğin var. Birincisi, tüm sorularımızı cevaplar ve yaşarsın. İkincisi, sessiz kalırsın ve seni doğrarım.” dedim. “Ah ve şüpheli şeyler denemeyi düşünme bile. Yaşaman ya da ölmen umurumda bile değil.”

 

Hayatının, en azından benim için, tamamen değersiz olduğunu belirtmek, adamın bana kindar bir bakış atmasına sebep olmuştu. Onu soğukkanlılıkla öldürmekte tereddüt etmeyeceğimi onun da benim kadar iyi bildiği açıktı.

 

Cıkladıktan sonra, “Peki ya adamlarım?” diye sordu. “Konuşursam onların canlarını da bağışlayacak mısınız?”

 

Etrafta tuttuğum su ejderhalarını saymasak bile, korsanların dezavantajlı bir durumda olduğu kaptan için de belirgindi. Karşılaşmamızın başında sayıca bizden üstün oldukları kesin olsa da, cinayet serim durumu tersine çevirmiş ve sayımızı onlardan fazla hale getirmişti.

 

“Bir korsan için adamlarına çok düşkünsün.” dedi Carlotta. “Her ne kadar ağır iş cezasına çarptırılmayacaklarını garanti edemesem de, tanrı şahidim olsun artık bir başka anlamsız katliama maruz kalmayacaklar.”

“...Peki. Ne bilmek istiyorsunuz?” diye sordu korsan.

“Bir çok şey.” dedi şövalye. “Ama her şeyden önce... sizi kim tuttu?”

 

Tek kati bir soruyla Carlotta, doğrudan sorunumuzun kalbine inmişti.

Çevirmen Notu

[1] Küpeşte: Bir iki farklı kullanımı varmış ama benim kullandığım anlamı, gemi güvertesinde yanlardan dikey olarak çıkan, korkuluğumsu kısım. Diğer anlamı; kayıkların gövdesinin en üst kısmını çepeçevre çeviren, gövdeden biraz daha kalın kesim.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
ASİLZADE (3638 puan) Üye
2020-11-13 21:00:19
Ve bir boş bölüm daha...
DeliDana (2651 puan) Üye
2020-11-10 09:17:19
Çeviri ve edit için teșekkürler.
Ker!m (245 puan) Üye
2020-11-10 08:44:11
E. S. Reis çözdü galiba.
Kalender (25 puan) Üye
2020-11-10 07:09:30
çeviri için teşekürler
maahhaam (4472 puan) Üye
2020-11-10 02:18:38
Çeviri için teşekkürler
Kunai 52 (115 puan) Üye
2020-11-09 23:42:28
Emeginize sağlık teşekkürler.
OkuyucuS0 (1636 puan) Üye
2020-11-09 21:54:53
MC gucun en iyi ler arasında niye emir aliyon gucluysen emir almazsın çoğu japon yazari kitap yazmayı bilmiyor bu yazar kesinlikle onlardan biri yazardım git başka kitap oku mantık öğren iblissin kendi cinsini öldürüyor bakan sana şantaj yapıyor klişe sana emir veriyo ben anlamıyor TM eğlenceli ama mantık hatası var yazar git Çinlilerin yazdığı kitapları oku ve ders al
Ulaş (1404 puan) Üye
2020-11-10 10:09:26
@OkuyucuS0, yazarın bu yorumunu oldukça ciddiye alacağından eminim.