Cehennem Online - Bölüm 23: Seçilmişin Silahı

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Beğeni : 0
Okunma : 96
Tarih : 2 Eylül 2018 14:55:34

Tam gaz geliyorlardı, bir önceki seferde toplanan kadar kalabalık yoktu belki ama bunlar gerçekten gözleri kararmış olanlardı şüphesiz.

Yalnız biz de telaş içinde kaçan bir grup değildik, kalkanla aramızdaki mesafeyi o kadar güzel ayarlamıştım ki, en fazla iki saldırı dalgasından sonra kendimizi içeri atabilecektik.

Nitekim tam da beklediğim gibi oldu sonuç; önde yıkılmaz tank Şükrücük, yanlarda ben ve Toraman ile beraber, durdurulamaz ok formumuzla adeta farmlamıştık ördekleri.

Durum böyle olsa bile kalkanın içine girince kendimizi sanki yorgunluktan ölecekmişiz gibi yere attık, hatta Rimel’i korkudan ağlıyormuş gibi yapması için epey zorlamıştım.

Bir kere yedirmiştik bu dolmayı, neden bunun sayısını arttırmayalım ki? Hala kaçak halde geçireceğimiz bir sürü zaman vardı, elimizde ölmemiş olanların azap korkusu an ve an daha da artıyordu.

Değerlerimiz dolunca bir daha ileri fırladık, bu zaman zarfında yeniden doğan Düşmüşler bize hem deneyim hem de koruma olarak yardım ediyordu.

Ne kadar ilginç bir hal almıştı durumumuz, buraya ilk düştüğümüzde ölesiye korktuğumuz mobları kullanmaya başlamıştık. Yeterli güce sahip olduğu zaman, insan en büyük korkularına bile zincir vurabilir, hatta daha önce kendisine yaptıkları gibi onları parmağında oynatabilirdi.

Bulunduğum yer bir tarikatın gelişim için ayrılmış, yer ve gök ki sinin zenginliği ile göz kamaştıran, cennetten koparılmışçasına huzur veren bir bahçesi olsaydı, hemen meditasyona başlayarak yaşadığım aydınlanmayı sindirmek istedim fakat o sadece hikâyelerde olacak bir şeydi.

Biz cehenneme düşmüş günahkârlar için tek yol, mücadele ederek kurtuluşumuza uzanan yolda yürümek olmalıydı.

Bu nedenle aynı tiyatroyu bu sefer farklı kişilere oynamak zorunda kaldık, seyirci yine kalabalık ve aynı oranda coşkuluydu. Sağ olsunlar, Kaçak statümüz bitene kadar iki elin parmakları kadar gösteri sergileyebildik.

Hatta sonuncu turda geri kaçmadan önce isimlerimiz çoktan eski şeffaf haline dönmüştü bile, elimizi kolumuzu sallayarak döndüğümüzde istisnasız hepimizin suratlarında bir tatminsizlik belirmişti.

“Akıyor bu gün akıyor!”

İş ganimet paylaşımına geçildiğinde ise kaçan keyifler depar atarak geri gelmişti, ilk güne nazaran yoğun tempo geçen son yirmi dört saatte güzel kazanımlarımız vardı.

Seri mob kesmemizden önce sadece Rimel’ de olan ekipmandan artık ben hariç herkeste vardı.

Münzevi Çarığı

Seviye – 0

Hayat puanı: +1

Dayanıklılık: +1

-Kullanıcının Hızının %1 arttırır

Bunun yanında toplam para miktarımız 180 altın civarına ulaşmıştı, yani içimizden birine silah alabilecek yeterliliğe erişmiş bulunuyorduk.

Çarık, kalkana yakın bölümdeki moblardan düşmüştü, zamanla biraz daha içlere girdik ve oradan da iki adet eşya düşürmeyi başardık.

Sert Kolluk

Seviye-0

Savunma: +1

Dayanıklılık: +1

İlk seviyelerde kullanılabilecek iki kolluk elimizdeydi, biri doğal olarak tanka gitti, ikincisi ise Toraman’ın isteği ile Rimel’ in olmuştu.

İlk eşya da katakulliye getirmiş olsam da, bu ikincisinde genç irisinin içten gelen fedakârlığı beni şaşırttı, umarım ileride başıma bir aşk hikâyesi sorunu açılmaz.

Belki birkaç iksir düşer diye beklemedim değil ama ne yazık ki o konuda biraz şanssızdık sanırım, belki de biraz daha içlere doğru ilerlememiz gerekiyordur.

Bu arada en büyük gelişim seviyelerimizde gerçekleşti, Şükrücük ve ben 5, Rimel ile Toraman’da şu anda 4. Seviyeye ulaşmıştı.

Sosyal Medya Bölgesinde yaptığımız toplu kesimin sonuçlarını analiz ederek yürürken bir de baktım ki, bana yasaklanmadan önce tabelasında Silah Dükkânı yazan yerin önüne kadar gelmişim.

“Toraman, hadi sana bir silah alalım!”

Şaşkınlık içinde bakan üç kişinin o halini belki hiç unutamayacaktım; neler düşündüklerini anlayabiliyordum, üzerinde donanım olmayan tek kişi bendim ve silah dükkânının önünde durmuş başka biri için alışveriş yapmayı teklif ediyordum.

“Max, ne düştüyse bize dağıttın senin de bir şeylere ihtiyacın yok mu?”

Şükrücük ilk konuşan kişi olacaktı, yarı abimsi yarı babacan bir tavırla beni verdiğim kararı sorgulamaya davet ediyordu.

“Şu anda benim yeteneğimin patlayıcı özelliği yetiyor, Toro kalabalık kapışmalarda epey etkili olduğu için onun saldırı gücünü arttırmamız daha yerinde olur!”

Gerçekten de aklımdaki düşünce buydu, Sosyal Medya Bölgesi bize güzel bir hasat verse de düşen ekipmanlar nispeten daha az önemli olanlardı.

Düşmüşlerin pasif olması sanırım bunda büyük pay sahibiydi, daha gerekli nesneler düşürebilmek için diğer bölgelerde savaşmalıydık.

Dükkân bana yasaklı olduğundan sadece eskiden bulunduğu yeri biliyordum, bu sefer işlerini kendileri halletmek zorundaydılar.

“Toraman al şu 100 altını, ben bu dükkânın satıcısıyla biraz gerildim o nedenle göremiyorum tezgâhı. Sen savaş stiline en uygun silahı seçiver!”

Evet, tezgâhı göremiyordum ama önceden olduğu yerden üzerime doğru çevrilmiş iki kem gözü hissetmemek elde değildi. Aramızdaki husumet bitmemişti, şöyle bir el hareketi yapmamak için kendimi zor tutuyordum gerçekten.

Neyse ki hımbılların şahı konu dövüş olunca pek tez canlı oluveriyordu, henüz iki dakika geçmeden elinde yeni silahı karşımda belirmişti.

“Toro, bu nedir böyle paşam!”

Yani, silah almak için para verdiğim için silah diyordum ama adamın elindeki bildiğin budaklı meşe odunuydu.

Boyu 1 metreyi bulurken, kalınlığı yetişkin bir erkeğin bileği kadardı, işin ilginci üzerindeki kabuğu dahi soyulmadığından sanki ağaçtan koparılan bir dal izlenimi veriyordu görenlere.

“Yadırgama birader bu benim için en uygun silahtır; hani var ya Kral Arturun taştan çıkardığı kılıç, o ne ise bu dalda benimle beraber aynı sınıfta bir silahtır!”

Genç irisi bir anda hiç olmadığı kadar ciddileşmişti, elindeki oduna laf söylenmesinin bu kadar gücüne gideceğini düşünemezdim bile.

“Kızma hemen canım, insan görünce biraz şaşırıyor işte. Sadece, neden bunu seçtiği söyler misin bize?”

Tüm tepkiyi göğüslemişken Şükrücük imdada yetişmişti, sözlerine bakılırsa o da en az benim kadar hayrete düşmüştü.

“Abi ben küçük yerde büyüdüm, bizim oralarda çocuklar kendilerinden farklı fiziksel özellikleri olan yaşıtlarına karşı biraz acımasız olurlar. Ben hep iriydim, bunu kıskanan diğer çocuklar toplanıp toplanıp beni döverlerdi!”

Yüzü kasılan Toraman, çoktan unuttuğunu sandığı zamanları sanki yeniden yaşamaya başlamıştı, elindeki odunu sıkıca kavraması sonrası biraz daha rahatlayarak konuşmaya devam edecekti.

“Zamanla, üç beş kişiyle baş edebilecek kadar dövüşmeyi öğrendim ama durmadılar, daha kalabalık gelmeye başladılar. Bir gün yine tarla dönüşü on kişi beni sıkıştırdı, kaçtım fakat bir ağacın altında kıstırdılar beni, etrafımı çoktan sarmışlardı!”

“İşin daha da kötüsü, dün dövdüğüm iki çocuğun abileri de gelmişti, anlayacağın fena sopalamak istiyorlardı bu sefer. Korkudan ağaca çıkmaya çalıştım ama malum, kilolardan ötürü ilk tuttuğum dal elimde kaldı, yere düşünce hemen içlerinden bir sırtlan üstüme atlayacaktı!”

“Sen korku de, ben refleks, elimdeki dalı savuruvermişim, bir ses çıktı evlere şenlik. Tam kafasına denk getirmişim çakalın, o an benim için dönüm noktası oldu, elimde bir odun varken yenilmezdim artık!”

 

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.