POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 29: Halay Çemberi

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 36
Tarih : 03 Kasım 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Bey amca sen yavaştan yol al, zaten epey fazla kalmışsın yanımızda!”

Toraman biraz sinirlenmiş gibiydi bu olaya, önümüze çıkan engelin de verdiği huzursuzlukla beraber her an yaşlı adamın boynunu çubuk kraker gibi kırabilirdi.

“Manşet, kendine çok iyi bak.”

“Yarın tekrar görüşeceğiz değil mi evladım?”

Moruk bugünlük nemalanma faslının bittiğini anlamıştı fakat mutlu yarınlar için durmadan çalışıyordu.

“Evet, ben verdiğim sözü tutan bir adamım!”

Soruya biraz bozulmuş gibi kaşlarımı çatarak cevap verdim, bunun üzerine peşime gönüllü olarak taktığım kuyruğum sessizce kalkanın içine doğru yol almaya başlamıştı.

“Biz işimize dönelim arkadaşlar, elimde görmüş olduğunuz pantolonu buraya gelene kadar kestiğimiz moblardan kazandık ve inanmazsınız bundan bir tane daha var stoklarımızda!”

Kadife Fitilli Pantelon

Seviye – 0

Dayanıklılık: +2

Savunma +1

-Kullanıcının hareket hızını %1 azaltır.

Ekipmanı ilk gördüğümde aklıma küçüklük yıllarımda üzerimden hiç çıkarma fırsatımın olmadığı, koyu yeşil ve paçaları normalin iki katı bolluktaki pantolonum gelmişti.

Ne tesadüftür ki aklıma gelen başıma da gelecekti, yaratıcı bizi modası geçmiş kıyafetlerle de sınayordu sanırım.

“Şükrücük abi biri senin için bunun, diğeri de Toraman’a uygun olacak gibi. Hareket hızının düşmesi Rimel’i kötü etkiler diye düşünüyorum.”

Parti arkadaşlarım benimle hemfikirdiler, hemen eşyalarını onlara verdim ve delice dönmesi bir nebze olsun yavaşlayan halay çemberini izlemeye koyuldum.

“Ne yapacağız? Bunlar durunca yarıp geçelim mi yoksa hepsini öldürene kadar uğraşalım mı?”

Sabırsızlığı hat safhaya varan genç irisi, kulağımın yanına kadar geldiğinin farkında değilmişçesine yüksek perdeden böğürüyordu.

“Dur hemen dellenme sende kardeşim, sakin kafayla bir izleyelim şunları yavaşlıyorken!”

Yalandan çıkışır gibi konuşmamın ardından, boşta kalan kulağımın dibinde bu sefer fısıltıların rüzgârı esmeye başladı

“Bu oğlanın sinirini atması gerekiyor acilen, yoksam bize sarması an meselesi Max kardeşim!”

Tedirginliğimi paylaşan biri daha vardı bu anlarda, partimizin tankı Toraman’ın hal ve hareketlerinden işkillenmeye başlamıştı.

Bu arada halay çemberi gittikçe yavaşlıyordu, bir karar vermek zorundaydım acilen, madem öyle ben de durumumuza en uygun hareketi yaptım.

“Toraman, bundan sonraki yavaşlamasıyla beraber halayın sonundan giriyoruz. Elini korkak alıştırma, ver sopayı bellerine bellerine!”

Dememe kalmadan, genç irisi saniyesinde çemberin en sonunda bayrak gibi sallanan düşmüşe ver etti dal budağı, yayından fırlamış ok gibiydi Toraman, bir nefeste son halkayı silip atmıştı.

“Abi bizde dalalım, şurayı bir an önce geçelim artık!”

Talimatımla beraber tankla tüfekle giriştik büyük gruba, işin ilginci dışta kalan üç çemberi alaşağı etmemizi rağmen henüz karşı bir tepki gelmemişti.

Keşke sonuna kadar böyle gitse diye düşünmeye başlamıştım ki altıncı çemberde işler değişmeye başladı, ilk öldürdüğümüz Düşmüşten sonra tüm çember üstümüze hücum ediverdi.

Biz buna zaten hazırlıklıydık, Rimel arkamızda konuşlanmış, etki alan olursa hemen yeteneği ile normale döndürüyordu onu.

Onuncu çembere geldiğimizde mobların seviyeleri 7 ile 8 arasında değişmeye başladı, bir seferde üstümüze hiç gelmiyorsa yüz kişi yığıldı.

“Şükrücük sen tanklamaya başla hemen, ilgiyi üstüne çek ama sabit durma, sürekli hareket halinde ol!”

Yeni bir taktik geliştirmek istiyordum, Şükrücük Şap Dudak ile savaşırken yerinde durup Battal Gazi gibi tüm darbeleri üzerine almıştı.

Biraz tecrübesi olan oyuncular bu işin böyle olmayacağını bilirdi; evet, tank saldırıların çoğunu alacaktı ama hepsini de karşılamak zorunda değildi.

Üç, bilemedin dört vuruştan birini savuşturmayı başarması gerekiyordu, bugünü kurtarmaktan ziyade ileride karşılaşacağımız daha büyük düşmanlar için hazırlık yapmalıydık.

Şap Dudağın arkasındaki mobların en düşüğü 15. Seviyedeydi, sonsuza kadar burada kalmak istemiyordum, bu nedenle önce parti arkadaşlarımı tam donanımlı hale getirmek zorundaydım.

“Gelin ulan buraya şerefsizler!”

Tankımız agro çekmek için çalışmalara başlamıştı lakin üzerimize doğru koşan grup bu söylemden hiç etkilenmiş gibi durmuyordu.

“Max bunlar bana doğru gelmiyor, ne yapacağım şimdi?”

Sıçtığımızın resmiydi, eğer bunlar böylece üstümüze yığılırsa bizi ufalayıvermeleri birkaç dakika sürmezdi.

“Abi, başka bir şeyler düşün gözünü seveyim!”

Öncü liderlik bitmiş, hadi koçum hadi aslanım modeli Türk tipi gazlama yürürlüğe girmişti an itibari ile.

Hızlı adımlarla geri çekiliyorduk fakat moblar dörtnala üstümüze gelirken kaçacak yerimiz kalmamıştı, eğer geriye doğru daha fazla gidersek bu ölmekten beter olurdu bizim için.

Boss ayrı bir hikâye idi kabul edelim ki ama normal Düşmüşler karşısında da geri çekilirsek moral olarak biterdik.

“Ulan hepiniz takıda sahte altın takmışsınız, püh sizin kalıbınıza!”

Dans, halay derken Şükrücük’ ün aklına onu buraya düşüren sahnenin yaşandığı yer gelmişti galiba, geleneksel bir olayın üstünden yürüyordu şu anda mobların üstüne.

“Oldu valla oldu, abi dediğim gibi yap!”

“Geri kaça kaça dövüş, sabit durma!”

Tankımızın attığı zar düşeş gelecekti, tüm kalabalık hedef değiştirip sadece onun üstüne doğru yükleniyordu.

Bağırmayı bitirmemle beraber, partimizin diğer iki elemanını kolundan yakaladığım gibi koşmam bir oldu. Düşmüşlerin istikametinin tersine hızlanıp, onlara arkadan saldırmak için harekete geçmiştik.

Birkaç saniye sonra öyle bir durumdaydım ki ne siz sorun ne ben söyleyeyim dostlar; sekreter diye işe alınmış ama akabinde en az iki iş daha kitlenmiş ofis çalışanı gibiydim.

Bir gözüm Şükrücük’ ün Hp barında, diğer gözüm kaçış rotasındaydı, bu sırada durmadan koşarken önümdeki moblara nasıl isabet ettiriyordum belli değildi.

Sağ olsun Toraman ve efsanevi sopası vardı yanımızda, sadece saf gücü ile saldırı yaparken enerjisi de neredeyse hiç gitmiyordu deli oğlanın.

Yaklaşık yarım saat sonra yüz düşman telef olmuştu, kolay geçmemişti bu süre ama ne olursa olsun büyük bir sınavdan alnımızın akıyla çıkmıştık.

Üç kere, Düşmüşler tarafından etrafı çevrilen Şükrücük’ ün yanına giderek Durdurulamaz Yumruk yeteneğimi kullanmak zorunda kalmıştım, hatta bir seferinde Rimel’ in gelip beni aldığım etkiden kurtarması için beklediğimi hayal meyal hatırlıyorum.

Aramızda en fazla yorulan şüphesiz Toraman’dı, her şey bittikten sonra ona şöyle bir bakınca, gerdanı süzülmüş gibi gelecekti gözüme.

“Geri çekilin hemen!”

Kendimizle uğraşırken bir noktayı atlamıştık, yarıdan fazla üyesini kaybeden halay çemberinin durduğunu son anda görecektim.

Çıkarabildiğim kadarıyla dört çember kalmıştı yaptığımız kıyımdan sonra, kaba bir hesapla önümüzde 200 mobluk bir grup bulunuyordu.

Yalnız en dikkat çekici nokta, büyük halay çemberinin içinde oynayan Düşmüşlerin seviyelerinin diğerlerine nazaran yüksek olduğuydu, birbirlerinin omuzlarından kollarını çeken halaycı zadelerin en düşüğü 8. Seviyeydi.

İlk defa karşılaştığımız bu manzarayı güvenli bir mesafeden inceliyorduk, saldırı başlatmadan önce, az sonra yüzleşeceğimiz düşmanımızı tanıma çabasıydı bunlar.

Cesur kişilerdik, karşımızdakilerden korkmuyorduk lakin körü körüne kendimizi onların kucağına atacak kadarda aptal değildik.

Bu mantalitemizin meyvelerini yememiz çok uzun sürmeyecekti zira 9. Seviyedeki beş mobun birbirine girdiğini hayretle izliyorduk ekipçe.

“Halay başı olmak için kavga ediyorlar, bu itiş kakışı nerede olsam tanırım!”

Anlam veremediğimiz olaya Şükrücük olabilecek en mantıklı cevabı posta pulu gibi yapıştırıverdi, halay varsa bir başı olmalı ve bu şanlı unvan için nice yiğitler birbirini kırmalıydı.

“Plan şu, yeni halay başı seçildikten sonra yavaşça dönmeye başlayacaklar. O an saldırıyoruz, tekrar tam hızlarına kavuşamadan işlerini bitireceğiz!”

“Abi, sana saldırdıklarında sanki halay çekiyormuş gibi daire çizerek kaç onlardan, etrafını saramasınlar bu sefer!”

Gördüklerim bana ilham vermişti, son dört çemberde tankımız mobları kendi silahları olan halay ile vuracaktı. Eğer bu şekilde tanklamayı becerebilirse hepimiz rahat bir nefes alabilecektik, belki son iki halkayı aynı anda bile alabilirdik kim bilir.

 

 

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)