POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 39: Sorumluluklar

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 32
Tarih : 04 Aralık 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Sanırım, yarım gün boyunca bu şekilde hem içtiler hem dertleştiler bizimkiler, üçlü mob grubu Toraman’la baş edemeyeceklerini anlayınca yakınlarda dolaşan bir ikiliyi daha yanlarına çağıracaktı.

Yer sofrasına çökmüş altı adam çay bardaklarını tokuşturarak yemişti zamanı, ben araya girip bizimkini çekip almasaydım korkarım ki bu iş çok daha uzun sürecekti.

“Ya abiii, ne güzel içiyorduk yaa!”

Toraman harbiden olmuştu bu sefer, ayı boğan gibi oğlanın kolunu kaptığım gibi girecektim koltuk altına.

“Yarasın aslanıma ama yeter, tam kararında bırakmak en iyisi bu işleri!”

Af edersiniz boku çıkmadan sıyırmak istiyordum kendimi bu durumdan, aradaki seviye farkı yüzünden moblar Toro’yu öldüremeyecek bile olsa, uzatmanın lüzumu yoktu.

“Sen bu gönül işlerini biliyon dimi Max, bana da öğretsene!”

Hay aklıma! Nereden de bunu aldım götürdüm Alkolik Mobların içine bıraktım, Rimel’ in yanına varıp da Arındırma ile ayıltmadan önce yol boyu dinleyecektim artık bu muhabbeti.

“Biliyorum bilmesine de, ben de kendime kadar biliyorum; aşk, sevgi, öğrenilecek bir şey değil ki sana anlatayım. Bir an gelir oluverir, sen daha anlamadan bir bakmışsın ki biliyorsun işte!”

Verdiğim cevap bizim iri kıyımı memnun etmemişti, zar zor açık tuttuğu göz kapaklarının arasından bir sağa bir sola devirdiği gözleri ile boş boş bakıyordu bana.

“Ben sana her şeyi öğrettim diyelim, bu sevgi senin olur mu hiç? Ancak benim hislerimin kötü bir kopyasını yaşarsın, üstelik belki çok daha müthiş duygular hissedecek iken kendini benim çizdiğim sınırlarla kısıtlamış olursun!”

Bende buna laf anlatıyorum, hıyarağası çoktan sızmış bile omuzlarımda. Nasıl da ağır gâvurun evladı, belim kopacak taşırken kocamanı.

“Aman Max abi, sen zahmet etme, biz kardeşi nereye gidecekse taşırız hiç sorun değil!”

Altında boğulduğum Toraman bir anda kuş olup uçmuştu ellerimden, üç tane Günahkâr benim konuşmama imkân vermeden kaldırıp vurmuşlardı onu sırtlarına.

Bedavacı, Boşboğaz ve Aragaz isimlerine sahip bu arkadaşlar, adeta yardım meleği kesilmişlerdi fakat ben onları çok önceden, Kaçak durumuna düşüp kalkanın içine zar zor kaçabildiğimiz zamandan tanıyordum.

“Hayırdır beyler, hangi rüzgâr attı sizi böyle bizim yanımıza?”

Sözlerimi duyduktan sonra çok kısa bir sürede olsa yüzleri düşmüştü yeni ortaya çıkan bu tiplerin, sanırım yaşanan kargaşa içinde onları unuttuğumu sanıyorlardı.

“Valla biz bir hata ettik, sen affet abi!”

İki kişi Toraman’ı tutarken boşta kalan bir tanesi koşarak gelip belime sarılmıştı, kafasını sıkıca yan tarafıma bastırarak af diliyordu.

“Ne oluyor ulan; çekil, çekil üstümden!”

“Yok, bırakmam, sizi affettim demezsen vallahi de billahi de bırakmam!”

Oğlum Max aldın mı başına belayı, sen misin Cehennemin Birinci Katında kaçamak yapan!

“Tamam, unuttum olanları!

Baktım yakamı kurtaramıyorum, bari biraz iyilik kasayım dedim kendi kendime. Sağ olsun sistemde, bu ince düşüncemi anında ödüllendirecekti.

İyilik Puanı Alındı +5

“Hadi beyler bizim işimiz var, daha fazla tutmayın beni!”

Tam Toraman’ı almak için hareketleniyordum ki, üçlü savunma yine önüme çıkıp atağımı faul ile kesecekti

“Olur mu hiç abi? Biz Toraman abimizi taşırız gereken yere kadar!”

Anlaşılan bunlardan kurtuluş yoktu, mecbur kabul ettim tekliflerini ve yavaşta olsa bizimkilerin yanına doğru yürümeye başladık.

Vardığımızda durum aynen bıraktığımız gibiydi, Rimel verdiğim görevi layığıyla yaparken Şükrücük’te kendi tarzıyla ona yardımcı oluyordu.

“Sıra bu iki arkadaşta kızım!”

Partiye kimin alınacağına karar verme işini kimseye kaptırmamıştı tankımız, etrafına toplanan kalabalıktan en ateşli olanlarını gönderiyordu Rimel’ in yanına.

“Max abi, bizi de partiye alır mısınız?”

Bunca yalakalığın bir amacı olduğunu bilmiyor değildim ama bunu ne zaman yumurtalayacaklarını da merak etmiştim biraz.

“O işlere Şükrücük abiniz bakıyor, bence çok geç olmadan gidip onu razı edin!”

Konuşmamı daha yeni bitiriyordum ki Toraman’ı bir anda kucağımda bulmuştum, sanki yüz metre startı verilmiş ve atletler önümden depara kalkmıştı. Önceden vukuatlı olduğumuz üç günahkâr, en fazla beş nefes sonra ekipman şov yapan orta yaşlı adamın yanına varacaktı.

“Nerede kaldınız Max abi, Toraman’a ne oldu böyle?”

Genç irisi kollarımda sızıp kaldığı için tüm soruları cevaplama işi bana kalmıştı, ağır bedeni bırakmadan nefes dahi alamayacağım için, önce onu sıcaktan çatlamış toprağın bağrına yatırdım.

“Biraz işimiz vardı, Toraman benim bölgedeki moblarla takıştı biraz. Anlayacağın etki altına girdi, sen şimdi ona ilişme ama yola çıkacağımız zaman yeteneğinle ayıltırsın.

Yüzündeki masum gülümsemeye bakılırsa Toraman onu mutlu eden bir rüyanın içindeydi şu anda, daha ne kadar böyle belirsiz bir şekilde savaşacağımızı bilmediğim bir durumda, yakaladığı bu güzel fırsatı ondan çalamazdım.

“Şükrücük abi, on tur daha yaptıktan sonra mob kesmeye geri dönüyoruz!”

Kafasını anladığını belli eder bir biçimde sallayan tankımız, aynı zamanda delici bakışları ile etrafına toplanmış kalabalığı tarıyordu. İlk başlarda sadece birkaç on kişiden oluşan bu grup, partiye alacağımız kişiler içlerinden seçilmeye başlayınca Gülhane Parkı Halk Konserleri kıvamına gelmişti.

Ağırdan caka satan Şükrücük ise halinden çok memnundu, ilgi odağı olmasının verdiği sarhoşlukla istediklerini sekiz saatlik azaptan kurtarıyordu.

Ne kadar tuhaf bir durumdaydık; hali hazırda kendimiz de birer Günahkâr olmamıza rağmen, yine de bazı insanların yaşayacaklarının sorumluluğunu üstümüze almıştık.

Akıncı olmak kaderimizde vardı ama sonrasında yapacağımız tüm hareketler bizim özgür irademize bırakılmıştı. İstersek bir tanesini bile azaptan kurtarmaz işimize bakar, istersek de tüm günümüzü herkesin mob kesmesini sağlamak için harcayabilirdik.

Burada bile özgür irademiz tam olarak bastırılmıyorken, hala nefes alırken başka insanların bunu yapmasına nasıl da izin vermiştik.

“Arkadaşlar, bugünlük bu kadar. Size söz, her gün gelip bazılarınızın azap çekmesine engel olacağız!”

Sözlerim infial yaratacaktı, henüz hiç mob kesememiş kalabalıktan çatlak sesler yükseliyordu.

“Biz ne olacağız!”

“Neden, biraz daha beklemiyorsunuz ki”

Feryatların çoğu bencilce sebeplerden kaynaklanıyordu, sadece içlerinden biri bana düşünmek için fazlaca nedenler sunmuştu.

“Yarın, yine aynı kişiler mob keserse haksızlık olmaz mı?”

Hemen kafamı bu mantıklı kelimeleri sarf eden kişiye dönecektim çünkü böyle bir durumda sistematik düşünen insanlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardı.

“Sen ortadaki! Evet, kısa boylu olan sana sesleniyorum!”

Yığınların içinden onu seçmek zor olacaktı ama neyse ki aradığım kişinin ilginç bazı özellikleri vardı. Sanırım bir buçuk metreden yüksek değildi boyu, öne çıkıp konuşmamış olsaydı her şeye rağmen onu kesinlikle bulamazdım.

Bu handikabına nazaran yer tutması gayet iyiydi, bembeyaz saçı, kaşı, kirpikleri ve teni ile de kavurucu sıcağın içinde pırlanta gibi parlıyordu. Hızlı adımlarla yanıma gelirken ismini de okuma şansına erişecektim lakin sanki okumasam sanki daha iyiydi.

“Kakao, seni net duyduğuma emin değilim, her gün aynı kişiler mob keserse ne olacak diye mi sormuştun?

Aslında, gayet iyi duymuştum arkadaşın ne dediğini fakat albino bir insana Kakao diye isim takan sistem yüzünden ağzım dilim tutulmuştu.

“Evet, seçimi yapan kişiyi uzun süredir izliyorum ve bu işi tamamen keyfi bir şekilde yaptığına üzülerek şahit oldum. İnanamazsınız belki ama aynı kişinin iki defa partiye alındığını bile gördü bu gözlerim.”

Ah ulan Şükrücük abi, yıkama yağlaması kuvvetli olanı yollamışsın kalkanın içine. Görüyor musunuz, sorumluluğumu iki dakika başkasına verdiğim an başıma neler geldi, kendimizi bu köyün lider ekibi olarak görürken insanların gözünde nasıl bir imaja bürünmüştük.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)