POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 47: Şapdudak Düşer

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 25
Tarih : 08 Ocak 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Önceden kalma bir hesabımız olduğu içindi belki tüm bu tavrı Şükrücük’ ün, neyse ney diyerek kapışan ikiliye katılacaktım. Mana âleminden çıkarak yarım kalan işimizi bitirme vaktiydi, benimle aynı fikirde olan Toraman ile beraber darbelerimizi indirecektik.

Tek turda yüzde 30 Hp çekmiştik, Şapdudak’ın özelliğinden dolayı darbelerinin şiddeti artmalıydı, acaba tankımız buna nasıl karşılık verecekti?

“Bu nasıl hafif vuruşlar, görende adam sanır diyicem ama o konuya hiç girmek istemiyorum!”

Şükrücük makarasındaydı, istatistiklerini savunma ağırlıklı dağıtması, yüksek özelliklere sahip ekipmanları ve eşsiz yeteneğinin yardımıyla yıkılmaz bir kale gibi dikiliyordu hasmının karşısında.

“Parçalarım siziiii, terbiyesizlerrr, adammısınız sizzzzzz?”

Saldırılarının etki etmediğini gören boss çileden çıkarken orta yaşlı adamın kahkahaları gök kubbeyi çınlatmaktaydı, aynı anlarda bizimde elimiz armut toplamıyordu, veriyorduk yumruğu ağzına, sopayı beline Şapdudak’ın.

Kalan canı %10 u gördüğünde tam anlamıyla deliye dönmüştü düşmanımız, tuhaf yumruk ve tokat hareketleri ile tankımıza nefes aldırmıyordu.

“Eee sıktın ulan, gel bakayım sen buraya!”

Şapdudak için yolu sonu gelmişti, kıçından ateş bile çıkarsa şu anki haliyle Şükrücük’ ün savunmasını aşmasına imkân yoktu. Bunun farkında olan tankımızda yeteneğini kullanmayı bırakarak, bir süredir kendisine saldıran düşmanının iki elini de bilekten yakalayacaktı.

Orta yaşlı adamın bir sonraki hamlesi hepimizin ağzını açıkta bırakacak cinstendi, tam olarak bu dövüşteki Retro ruh hali yansıtacaktı saldırılarına.

“Lan oğlum ne vuruyorsun kendine, bak yine yaptı!”

“Ben yapmıyorum, dur bırak beni!”

Şükrücük yakaladığı ellerle hasmına kendi kendisini tokatlatıyordu, vururken ağzı da boş durmuyor, Şapdudak’a bunu neden yaptığını da soruyordu.

Çıktığımız yolculuğun hemen başında bize ilk aşağılanmamızı tattırdığına inandığı bossu, yerin dibine sokuyordu şu anda tankımız. Her vuruştan sonra bir süre bekleyip kaç hp si kaldığına bakmasından anladığım kadarıyla da, geleneği bozmaya niyeti yoktu.

“Rimel, senin sıran!”

%1 canı kalınca son vuruş için bölgenin sahibi sayılan kişi sahneye davet edildi, başından beri en çok merak etiğim yere gelmiştik nihayet.

“Şükrücük abi sen halledemez misin?”

Bir şey de tahmin ettiğim gibi çıkmasa şaşarım zaten, partimizin gülü iş şiddete gelince hemen yan çiziyordu.

“Olmaz, bunu senin yapman lazım!”

Kızmıştı orta yaşlarını yaşarken hakkın rahmetine kavuşan tankımız, bileklerini büktüğü bossun böğürmelerine aldırmadan çatık kaşları ile Rimel’e bakıyordu.

Bu sırada genç kızın destek arayışları başlayacaktı, bir Toraman’a bir bana çevrilen yüzünde, ‘ne olur beni bundan kurtarın’ bakışı hâkimdi.

“Rimel, parti içindeki herkes bunu senin yerine yapabilecek yeteneklere sahipken, neden ısrarla sana yaptırmak istediğimizi hiç düşündün mü?”

Hazır tankımız bossu kıskıvrak yakalamışken iki çift laf edeyim dedim, olayın mantığını anlatmak belki genç kızın bakış açısını değiştirebilirdi.

“Eğer bir gün, şartlar hepimizin hayatını senin tek vuruşu yapıp yapamayacağına bağlı hale getirirse yine şimdiki gibi endişe eder misin?”

Rimel’e bir şeyler anlatmam gerekmiyordu aslında, cevabını bildiği fakat düşünmeye cesaret edemediği soruları sormam yeterliydi.

“O zaman, ben, …”

Kafasında bin bir düşünce tozu dumana katar bir biçimde dolaşırken, bazıları genç kızın dudaklarından mırıltı şeklinde dışarı çıkmaktaydı.

“Tamam, yapacağım!”

Küçük ve titrek adımlarla çaresiz bir durumda onu bekleyen bossa doğru yürüyen Rimel’ in hali, ağzından çıkan sözlerdeki kararlılıkla ölümüne çatışıyordu.

Tam bu işi başaramayacak diye düşünmeye başladığım sırada imdadıma hiç beklemediğim biri yetişecekti, eli kolu bağlı Şapdudak’ın silikon bir çerçeveye sahip ağzı boş duramamıştı.

“Iyyy tipsize bak, insan bir iki makyaj videosu izler de öyle çıkar sokağa!”

Yaşa be, bizim sabaha kadar dil döksek beceremeyeceğimiz işi tek cümle ile halletmişti az sonra ağzının ortasına şaplağı yiyecek olan boss.

“Kapa çeneni aptal!”

O koca dudaklardan geriye kalan tozlarda yavaşça dağılırken, yere düşen eşyalar dışında bir şey kalmamıştı geriye bosstan.

“İşte bu, bunları kesmemiz için bırakmışlar buraya!”

“Ne de güzel vurdun, çıkan sesle kulaklarımız bayram etti!”

Bölgesindeki bossu öldüren Rimel bir anlık öfke ile yaptığı eylemin şokunu atamamışken, Şükrücük’ ün övgülerinde boğulmak üzereydi.

Benim ise aklıma bambaşka bir konu takılmıştı, Şükrücük’ ün söylediği bir şey eski moda ekran koruyucu yazısı gibi dönüp duruyordu aklımda.

“Bunları kesmemiz için bırakmışlar buraya!”

Gerçekten de şu ana kadar öldürdüğümüz tüm Düşmüşler önceki hayatımızda her an rastlayabileceğimiz tiplerdi, onların mob bizim oyuncu konumunda bulunmamızın illa ki bir nedeni olmalıydı.

“Max, her bosstan sonra neden donup kalıyorsun sen, hadi hediyeleri dağıtsana!”

“Cehenneme düştüm ya insana iki dakika olanları düşünme fırsatı vermeyin sakın, varsa yoksa ekipmandır eşyadır kovalayın durun!”

İçimden yüksek sesle çıkışmamın ardından, heyecanlı hareketleri ile beni bekleyen iki ekip arkadaşıma dönecektim, anlaşılıyor ki full item dizmeden bunların açlığı dinmeyecekti.

“Hay hay arkadaşlar, bakalım eski dostumuz bize ne hediyeler bırakmış?”

“İlk eşyamız bir pelerin, kim ister bunu?”

Biliyorsunuz ekipmanla pek işim olmaz, partide sadece bende olan bir eşya yeniden düşünce diğer arkadaşlarıma sormak istedim sadece dersem inanır mısınız?

İnandınız mı tabii ki değil mi? Rimel’e göz kırpmam ve sırtım tankımıza dönükken kaşlarımla Toraman’a hayır dememden niyetim belliydi.

“Şimdi, darbelerin çoğunu aldığım için bu eşyayı da benim almam yanlış olmaz, siz ne dersiniz?”

Kıskanç Şükrücük ben de olup onda olmayan bir item için nasıl olurda öne çıkmazdı, sazan gibi atlayacaktı eli mahkûm kurduğum tuzağın üzerine.

“Doğru söylüyorsun abi, buyur lütfen!”

İkiletmeyecektim isteğini abimizin, diğer arkadaşlarımda beni destekler birkaç kelime ederek itirazları olmadığını belli etmişlerdi.

Üzerinden ne kadar uzun zaman geçerse geçsin o yüz ifadesini unutabileceğimi sanmıyorum, bir hevesin kırılarak saçılmasından doğan parçaların aldatılmışlık sosuna bulanmasının kısa filmi vardı karşımda.

“Ya ben vazgeçtim, bu eşya Rimel kızımıza daha uygun düşer!”

Kıvırma seansları hızlı başlamıştı, ben biraz daha bekler diye düşünürken, tankımız hızlı bir manevra ile topu elden çıkarmak istiyordu.

“Olur mu hiç Şükrücük abi? Sen bizi koruyorsun, en çok sana lazım bu eşya!”

Genç kız benden sinyali aldıktan sonra, ne yapıp edip kendisine dönen rüzgârı savuşturması gerektiğini anlamıştı, tankımızın kıvrak hamlesini aynı tarzda bir manevrayla püskürtecekti.

“Sahi abi bize söylemeyecek misin eşyanın özelliklerini?”

“Sadece söylemeyle olur mu? Kuşansın bir, görelim yeni pelerinini abimizin!”

Partimizin içinde oluşan ikili takımlar sürekli değişiyordu, an itibariyle Toraman ve ben bir olmuş, orta yaşlı delikanlıya yürüyorduk.

“Ulan ben size ne diyeyim, utanmıyorsunuz değil mi babanız yaşındaki adamla oynamaya!”

Tatlı sert bir çıkışla soruna çözüm bulacağına düşünen Şükrücük, gelen cevaplarla yıkılabileceğini düşünmüyordu.

“Çok ayıp ettin şimdi abi, kendin istemedin mi ekipmanı?”

Toraman sinirden al mor olmuş adamın yüzüne baka baka konuşurken, kendi tutamayıp pis pis de sırıtmaktaydı.

“İnsaf yani insaf, üzerimde iki parça eşya olmasına rağmen bir kere şikayet ettim mi bundan dolayı? Neredeyse baştan aşağı kuşanmış olduğun halde, sen mi bunun lafını ediyorsun abi?”

Açığı çoktu bizimkinin, evvelce hepimizin görmesine izin verdiği hırsları nedeniyle şu an da köşeye sıkışmış kedi gibi sadece yalandan tıslayabiliyordu.

 

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)