POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 51: Yapay Afet

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 64
Tarih : 22 Ocak 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Geri zekâlı karı, senin yüzünden aç kaldım!”

“Bu nasıl bir şişkodur sayın seyirciler, haydi ona dersini verelim!”

Can boğazdan gelir sözü ne kadarda doğruymuş, hiç elimizi sürmeden iki bossun birbirine girmesini sağlamıştık bu düşkünlükleri sayesinde.

Şimdi diyeceksiniz ki ne var bunda, Anadolu’nun aç programcılarına yiyecek temin eden mobları kestiniz ve durum bu hale geldi.

Yalan yok, olaylar tam olarak bu şekilde gelişti lakin tam bu noktada Cehenneme girdiğimizden beri ilk defa vicdani bir sınav vermek zorunda kaldık.

Bundan önce öldürdüğümüz tüm Düşmüşler, biz Günahkârlara öyle ya da böyle saldırıp, ölümümüzü sağlamak için var olmuşlardı.

Elleri ile hamur açan yaşlı teyze, yaptığı tatlının şerbetini döken yeni gelin, köylerine televizyoncular geldiği için şuursuzca sevinen ahali, gerçekten sonuna kadar pasiftiler.

Kendilerine verilen görev, doymak bilmeyen iki bossun besin ihtiyacını karşılamak olmuştu belli ki, ateşlerde yürümekten beter bir sınavdı bu.

Evet, olanları sınav olarak görüyorum, biz nasıl yolumuza çıkan Düşmüşleri keserek ilerlemek zorundaysak, onlarda ceza olarak bu kısır döngüye hapsolmuş durumdaydılar.

Bu nedenle catering moblar adını taktığım insanların sayısını azaltırken çok zorlandık, özellikle köylük yer çıkışlı Toraman ve Şükrücük ölüp ölüp dirildiler.

Ben en iyisi neler olup bittiğini size kısaca anlatayım, ilk önce çift gerdanlı kadının olduğu yerden yanaşmaya başladık, gördüğüm kadarıyla agresiflik seviyesi diğerine göre daha yüksekti bu bossun.

“İlk önce Türk sofralarının ana malzemesini keseceğiz, hedefimiz lavaş ve ekmek yapan tayfa!”

Sinsice kocaman bir tandır fırınının olduğu yere doğru akmaya başladık, öyle küçük bir alanı kapladığını düşünmeyin bossların sofrasının.

Bir seferde çokça çıktığı ve hafif soğusa da yemeğin sıcağıyla idare edilebileceğinden ötürü, ekmek türevlerinin imal edildiği yer en dıştaydı.

“İşaretimle giriyoruz, hızlıca işi bitirip çekileceğiz!”

Direktiflerimi verirken son derece serttim, büyük bir mücadelenin başlangıcına yakışır bir ciddiyetle hareket ediyordum ancak saldırı timini oluşturan diğer iki erkekten cevap gelmeyince, mecburen onlara doğru dönmek zorunda kaldım.

“Ah anam, çilekeş anam, garip anam!”

Hayda! Şükrücük salya sümük ağlıyordu, elini bacağının yanına vura vura neredeyse çürütecekti etini.

“Eppek yap bana anne, içine biberli salçadan da sür!”

Peki, yanındaki genç irisine ne demeli; koca eşşek gitmiş, yerine on yaşında bir tosuncuk gelmişti sanki.

Belki Düşmüşlerin fiziki saldırılar yapmadığını gözleyebilmiştik ancak bir konuda yanılıyorduk, bu moblar da etki atıyordu.

Ölmeden önceki hayatlarının ilk yıllarını köylük yerde geçirmiş iki üyemiz, açıkça Düşmüşlerin zihinsel saldırıları altındaydı. Hâlihazırda kendileri de böyle bir hayatın özlemini taşıdığı için parti içinde sadece onlar etkilenmişti.

İlk katmanda çeşitli bölgelerle belirlenmiş saldırı tipleri vardı, eğer kişi bunlara karşı bağışıklığa sahipse bir problem çıkmıyordu.

Görülüyor ki ikinci bölgede durum biraz farklıydı, burada Günahkârların içlerindeki gizli arzu ve heveslere hitap ediliyordu.

Rimel ve benim hiçbir şey hissetmemize rağmen, diğer iki kişinin hadi gel köyümüze geri dönelim moduna girmesinin başka izahı yoktu.

“Hemen hallediyorum Max abi!”

Çoktan 3. Seviyeye ulaşan yeteneğinin belirtileri Şükrücük ve Toraman’ın üzerinde ışıldadığı an, ikili sanki bir rüyadan uyanmışçasına silkindiler, yüzlerindeki ifadeden neler olduğunu anladıklarını çıkarmıştım lakin aynı zamanda bu rüyadan uyanmak istemedikleri de görülüyordu.

“Beyler! Kendinize gelin, işin sonunda sekiz saat azap olduğunu unutmayın!”

Etrafımızı saran ilginç moblar, yenmek zorunda kaldığımız birbirinden tuhaf bosslardan sonra bulunduğumuz yerin neresi olduğunu unutmuş gibiydik, her an bir terslik ile karşılaşıp kendimizi hiç istemediğimiz yerde bulabileceğimizi hatırlamamız lazımdı.

“Max doğru diyor, haydi Toraman hızlıca halledelim şunları!”

Şükrücük, kendisini eskiye götüren mobların bir an önce gözünün önünden gitmesi için saldırıya geçmişti, peşine takılarak kısa sürede kadın bossun ekmek ve lavaş tedariğini imkânsız hale getirdik.

“Anneee! Teveci ablanın ekmeği bitti, çabuk ne kadar yaptıysanız bana verin!”

Karadelik gibi yutuyordu ne varsa önünde kadın boss, zavallı çocuk hiç durmadan yemek peşinde koştururken, sıra bizim yok ettiğimiz yere gelmişti.

“Çektiğin eziyet kısa bir süre içinde olsa bitecek ufaklık, hoşçakal!”

Veledin işini kendim bitirdim, ne olursa olsun bir zamanlar o mobun yerinde olmuş olma ihtimali yüksek iki arkadaşıma bu görevi yükleyemezdim.

“Burada işimiz tamam, istikamet diğer bossun mutfağı!”

Bir bossun ekmeğini kesmiştik, şimdi hedef diğerinin çorbasındaydı, Düşmüşler yüksek seviye olsa bile sadece etki saldırıları yapabildikleri için kolayca kesiliyorlardı.

Bana neden ikisinin de ekmeğini değil de farklı tedariğini kestin diye sorabilirsiniz? Cevap basit, biri yer biri bakar kıyamet bundan kopar ilkesi çerçevesinde birbirlerine düşmelerini sağlamaktı amacım.

“Hey şişko bana biraz ekmek versene, hala getiremedi buradakiler!”

“Hadi ya, neden verecek mişim? Hiç işim olmaz, ekmeksiz ye!”

Çok geçmeden ilk sürtüşme başlamıştı, konu sadece bir tarafın yetersizliği olduğundan dolayı kıvılcım çıkmamıştı ama az sonra çorbası gelmeyen erkek boss da sıkıntıya düşecekti.

“Ya sen de çorba var mı?”

Hiç utanması yoktu bu adamın, daha reddedişinin üstünden on saniye geçmemişken pişkin pişkin çorba istiyordu diğerinden.

“Pışıkkkk! Kuru kuru yut, midene oturur umarım!”

“Hımmm, kabahat bende, senin gibi reytingi düşükten bir şey istedim!”

“Ne dedin, sen ne dedin? Benim programım seninki gibi gece yarısı kuşağında değil, prime time da yayınlanıyor müptezel!”

Çarşı karışıyordu, son darbe olarak ana yemeklerden birini hallettik mi başlasın cümbüş! Böylece iki bossu birbirine düşürdük, şimdi mücadelelerinin en hararetli yerindeyken son darbeyi indirecek planımız başlıyordu.

“Abla koş, senin yemekleri yiyorlar!”

Şükrücük kadın bossu üstümüze çekmeye çalıştığında, birden bire aklıma bu cümlenin çok değişik bir versiyonu geldi, aynı anda tankımızın zırhının üstündeki yüzü de görmem tuz biber ekecekti duruma.

Sesi duyan açların tanrıçası kavgayı bırakıp üstümüze doğru hızlandı; ilk hedefimiz, ikili arasındaki daha güçlü olduğunu düşündüğüm Yapay Afet adlı bosstu.

Aslında ismi tüm özelliklerini özetlese de, ilk görüşte elinden hiç bırakmadığı mikrofonu dikkatimi çekmişti, her yemek istediğinde bunu getiren kişinin yüzüne tutarak abuk sabuk sorular soruyordu.

“Bu ne cüret, annelerimin teyzelerimin benim için yaptığı yemeği nasıl yersiniz?”

Dizinin üstündeki eteğinin altına çektiği uzun çizmelerine aldırmadan depara kalkmıştı bossumuz, rızkına dikilen gözleri oymak için bir saniye bile geç kalmak istemiyordu.

İlk darbeyi Şükrücük karşılamak zorundaydı, elindeki kalkanı göğüs hizasına kaldırıp bedenini alçaltarak iyice yere yaklaştı.

Temas ile beraber korkunç bir patlama sesi çıktı, yerden yükselen toz bulutuna bakarsak Yapay Afet yediğinin hakkını veren bir tipti.

“Oğlum ne bekliyorsun orada, baksana diğer sofrada her şey var!”

Kalkan, zırh ve yetenek üçlüsü sayesinde tankımız %15 hasarla saldırının altından kalkacaktı, şu anda ise düşmanımızı zayıf düşürmek için diğer hasmımızı kullanma vaktiydi.

Şükrücük bağırdığı anda erkek boss kocaman açılmış gözlerini bize saldıran bossun masasına dikti, onda eksik olan tüm yiyeceklerin olduğu yere kitlenmişti.

“Sakın aklından bile g…!”

“Ulan ben seni konuşturur muyum? Yedin bitirdin, iliğini kuruttun milletin!”

Yapay Afet’in boğazdaş kankasına uyarıda bulunacağını bildiğimiz için hemen saldırıya başladık, bu sırada özellikle Toraman çok haşin davranıyordu.

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)