POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Cehennem Online Bölüm 54: Ga

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 119
Tarih : 31 Ocak 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Hayırdır dans pistlerinin en çılgın çocuğu, ne buldun?”

Bizimkinin yanına koşarken biraz takılmaktan kendimi alamadım, muhtemel kötü haber öncesi eğleniyordum sadece.

“Bırak geyiği gel buraya, bak bakalım neye benziyor bu şey!”

İlk başta tankımızın başımıza bir bela açacağını düşünüyordum fakat adım adım yaklaştığımız yerdeki görüntü beni benden alacaktı.

“Abi, bu bir zindan girişi galiba!”

Galibası fazlaydı, ikinci katmanı dışarısı ile ayıran kalkanın üstünde oyuk gibi duran bir çıkıntı vardı, sanki bağlı olduğu büyük kütleden ileri doğru uzayarak içinde bulunduğumuz alan girmiş gibiydi.

Sahip olduğu ışıktan perdenin rengi koyu kırmızıydı, yanılmıyordum, bu muhakkak bir zindan girişi olmalıydı.

“Girmeyi deneyelim, bakalım ne olacak?”

Dediğimi yapacaktım, sadece bir önceki kalkan deneyimime dayanarak kolumu bacağımı değil, ilk olarak parmaklarımı sürecektim girişi kapatan ışık perdesine.

Akıncılar Partisi Zindan Giriş Talebi Reddedildi

Gereken Şartlar Yerine Getirilmedi.

-İlk Katman Bosslarını Temizle

-İkinci Katman Bosslarını Temizle

-????????????

Genelde bu tip uyarılar görüş açımıza yansıtılsa da, bu sefer hepimizin duyabileceği yükseklikteki bir metalik ses de tekrarlamıştı.

“Abi bu ne diyor böyle, hadi ilk ikisini anladım, sondaki soru işaretleri ne demek oluyor?”

Toraman bana neler olduğunu soruyordu, parti lideri olarak sorumluluğum büyüktü ancak ben de her şey bilemezdim ya.

“Hiç anlamadım, tek bildiğim ne olursa olsun bu katmandaki kalan bossları öldürmeden zaten giremeyeceğimiz. Önce belli olan koşulları halledelim, belki diğeri o zaman görünür!”

Akla gelebilecek en mantıklı açıklama buydu, simit şekline sahip olan ikinci katmanın üzerindeki yolculuğumuzu tamamlamak önceliğimiz olmalıydı.

“Şükrücük abi düş önümüze, hemen şu bossları bulmak istiyorum!”

Ekibin diğer üyeleri gibi genç irisini de heyecan basmıştı, savaş ve kurtuluşa ulaş adlı planımızın dışında, ilk defa kısa vadeli bir hedef belirmişti önümüzde.

Bulunduğumuz yer itibari ile üzerimizdeki ölü toprağını atarak canlanmıştık demem ne kadar uygun kaçar bilemiyorum ancak hızımızın dramatik bir biçimde arttığı aşikârdı.

İşi laubaliliğe vurmadan, maksimum verimlilikle adeta biçerdöver gibi ezip geçmeye başlamıştık Düşmüşleri, bölgenin slot mantığını anladıktan sonra önümüzü çok daha rahat görüyorduk.

Böylece yarım gün boyunca ilerledik, Cehennemde değil de bir fantastik âlemin içinde olsak eminim ki gözlerimizin içine kadar kanla kaplanmış olabilirdik.

Ekipmanlar, istatistikler, yetenekler işin çok önemli bir kısmını oluşturuyorlardı, elbette onlar olmadan olmazdı fakat partinin gözünü kararttığında yakaladığı uyum, bana kalırsa kilit noktayı oluşturuyordu.

Toraman tamamen hasar vermeye odaklandığı an kolay kolay durdurulamaz bir ivme kazanıyor, Şükrücük konsantrasyonunu arttırdıkça hamle zamanlamalarını daha kolay tutturuyor, ben ise alan saldırı özelliği olan yeteneğimle en kritik anlarda fişi çekiyordum.

Sağ olsun şifacımızda nefesini eksik etmiyordu üzerimizden, moblarla arasına mesafe koyarken bize en ideal mesafede durmayı öğrenmiş, Şükrücük’ ün ekolayzır misali oynayan Hp barını okumayı çok daha yüksek yüzdeyle başarıyordu.

“Nerede bu bosslar?”

“Max, başladığımız yere geldik neredeyse baksana!”

Arayan Mevla’sını da bulur belasını da diyerek düştüğümüz yolda bir sonucu varamamak, iki parti arkadaşımı biraz sinirlendiriyordu.

“Buralarda bir yerde olmaları lazım, aramaya devam, eninde sonunda çıkacaklar ortaya!”

Başka çare var mıydı sanki? Zindanın giriş koşullarını karşılamak için mecburen ikinci katmandaki tüm bossları temizlemek zorundaydık. Ah birinci katman ne güzeldin, herkesi kestik mi boss dikiliveriyordu karşımıza.

“İleride bir şeyler görünüyor!”

Partinin başını çeken Şükrücük bağırdığında çok tuhaf olmuştum, içinde gemi olan filmlerde klasik bir replik vardır ya ‘Kara göründü!’ diye, bağırır birileri ve tüm tayfa heyecanla oradan oraya koşturur, işte tam olarak öyle bir ruh hali içindeydik.

“Arkadaşlar dikkatli oluyoruz, bir önceki bosslardan anlaşılıyor ki burada işler bambaşka yürüyor!”

Heyecana kapılıp ölümün kucağına koşmamamız için son uyarımı yapmıştım, bundan sonrası benim için bile koca bir bilmece olacaktı.

“Aslanım, hani bizim kahve?”

Bu ne ya? Cehennemin ortasında, her iki tarafında çeşit çeşit kafe ve restoranlar olan bir caddenin hakikaten işi ne?

“Affedersiniz, ben sipariş verirken kapari olmamasını özellikle belirtmiştim!”

Sadece bunla biter miydi hiç tuhaflıklar, son nefesimi verdiğim ülkenin neredeyse her büyükşehrinde olan, bir cadde iki farklı dünya konsepti burada da karşıma çıkmıştı.

Şık taşlarla döşenmiş yolun sağ tarafı başka, sol tarafı ise bambaşka bir âlemdi, birbirlerinin tam zıttı olayların yaşandığı tuhaf bir duruma şahit oluyorduk.

“Koçero hani köz, kurudu yengen, kurudu!”

“Pişşşt müdür, bak bi buraya!”

“Canım ben şeker kullanmıyorum, hemen gel çay kaşığını geri al!”

Kulaklarım sağ tarafa odaklandığında bunlar gibi bir dünya muhabbete şahit oldum, hadsiz müşterilerin zavallı garsonlara eziyet etmesinin tablosu çiziliyordu adeta.

Sola bakınca ise roller bir anda değişmişti, nasıl kibar, nasıl rafine müşteriler vardı, buna rağmen garsonların yaptıkları yenilir yutulur cinsten değildi.

“Tükür oğlum tükür, bok içsinler!”

“Ye işte be, kapariyi tabakta bırakırsın!”

“Ondan kalmadı, ondan da yok! Sen menüye bakma, iki çeşit var sadece!”

Gerçekten ölmeden önceki zamana dönmüş gibiydim, nezaket ve hoşgörü sahibi olan kimselerin ağzına sıçılıyordu her tarafta.

“Şunlara bak ya, nasıl da terbiyesizlik yapıyorlar müşterilere?”

Bu sesi tanıyordum, besili köy tosunu kafasını sola çevirmiş sinirle saydırmaya başlamıştı.

“Zavallı insanlar, ne yaparlarsa yapsınlar şımarık müşterilere beğendiremiyorlar!”

E bunu da biliyorum, partimizin şifacısı Rimel bu.

“Ne yani garsonlar mı haklı, baksana yaptıklarına!”

“Sen kör müsün? Müşterilerin aşağılık kompleksleri ile uğraşan insanlarını nasıl görmezsin?”

Bir terslik çıkacağını biliyordum ancak nasıl olacağı gerçekten meçhuldü, bunun şifacımızın etki alması olduğunu görünce, elim ayağım boşaldı.

Sadece o olsaydı bir şekilde idare edebilirdik, genç irisinin sağladığı saldırı gücünün de eksilmesi hiç iyi olmayacaktı.

“Abi, kendinde misin?”

“Herhalde, kim kime çemkirmiş bana ne, ben hep evde yiyorum nasıl olsa!”

Ulan tam eskiye döndüm sayende Şükrücük, iki tarafın birbirine girdiği anda, bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılar nasıl ortaya çıkmazdı ki.

“Kap Toraman’ı abi, hemen çıkıyoruz buradan!”

Tankımız genç irisini kaptığı gibi yolun sonuna doğru koşarken, ben de Rimel’i kolundan yakalamış peşlerinden gitmeye başlayacaktım.

“Bırakır mısın beni, şu kaba adama haddini bildireyim!”

Tahmin edersiniz ki kaba adam bizim Toro idi, kendisine yöneltilen sözlerden sonra o da coşacaktı.

“Ne oldu kibarcık, haksız çıkınca sinire mi kestin?”

Mevzu saniyede kişiselleşmişti, sözlü düellodan çıkıp fiziki mücadeleye dönmesi an meselesiydi derken, arkadaş bir kere de aklıma gelen başıma gelmesin be, an meselesi dedim ya, o kadar bile sürmedi, boşta kalan eliyle ileri hamle yapmaya çalışan Rimel şamarı ağzımın ortasına indiriverdi.

Gözüm mözüm döndü, darbeyi beklemediğim yerden alınca, kafamda kuşlar uçmaya başlamıştı. Bu sırada tankımızda çetin bir mücadele veriyordu, insan azmanı gibi olan Toraman’ın saldırılarına rağmen yolun sonuna koşmaktaydı.

Parti olarak tam bir kargaşanın içine düşmüştük, daha da kötüsü Hp barlarımız hızla iniyordu. Toraman ve Rimel zihinsel saldırının etkisi ile can kaybederken, biz de iki takım arkadaşlarımızın attığı dayağın kurbanı olmuştuk.

%40

%30

%20

%10

Tamam dedim, hikâye buraya kadarmış, o meşhur azabı bizde göreceğiz yakında!


Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

...


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)