Cephenin Kralı

23 Mart 2020
Çeviri: deantrbl
Düzenleme: Residenttt
108 Görüntülenme
Bu bölümü 12 Kişi beğendi.

Mavi Tapınak (3)

Pat. Pat.

Muyoung, Mavi Tapınak’ın dışında bulunan korkuluklara vurmaya devam etti.

Her gün, canavarlar tapınağa baskın yapmaya çalışırdı ancak son üç gün boyunca ilk günden başlayarak korkuluğa vurmayı asla unutmadı.

"Bu herif hiç yorulmuyor mu?”

“Dünyada her türlü tuhaf insan var.”

Etrafındaki tüm insanlar ne kadar çalışkan olduğuna hayran kalmıştı ama kimse onunla antrenman yapmak için dışarı çıkmadı.

Her gün bir canavar baskını ile savaştıktan sonra zaten tükenmişlerdi.

Hiç kimse tüm bu eğitim ile kendilerini aşırı çalışmaya zorlamak için istekli değildi.

Onlara göre Muyoung'un kendini bu kadar zorlaması aptalca görünüyordu.

En iyi avcı unvanını almaya devam etmesi de inanılmazdı ama hiç kimseyle muhatap olmadığından bunun için ona iltifat edecek kimse yoktu.

Eğer bir şey olursa erzakını veya suyunu kimseyle paylaşmadığı gerçeğinden isyan eden insanlar vardı.

<Korkuluğa özenle vurduğu için güç 1 arttı>

Ama Muyoung bunu umursamadı.

Başkalarına arkadaşlık etmeden önce, ona göre güçlenmeye öncelik vermek daha önemliydi.

Ve kendi yolunda, kendi kararında kendinden emin hissetti.

Bu korkulukları kullanarak gücümü ve dayanıklılığımı maksimum 20'ye çıkarabilirim ‘’

Yeraltı Dünyası’nda herkes bunu biliyordu ancak yeni çağrılan bu insanların bunu bilmesi imkansızdı.

Bilgi güçtür.

Ve şu anda, Muyoung buradaki tüm insanlardan daha fazla bilgiye sahipti.

Bu bilgiyi paylaşmayı hiç düşünmedi.

Hazır bilgiyle beslenen insanların Yeraltı Dünyası’nda hayatta kalması zaten imkansızdı.

Hayatta kalmak için hızlı düşünme, kararlılık ve en önemlisi azim olması gerekiyordu.

“Neden bunu yapıyor?”

"Boş ver onu, boş ver onu. Zaten yiyecek fazla bir şey yok.”

Muyoung'un yanındaki insanlar onun hareketlerini kopyaladı, ancak çabucak vazgeçti.

Pat! Pat!

Saldırı hızını yükseltti.

Sonuçları görmek için korkuluklara en az on bin kez vurmak zorunda kalacaklardı.

Kendisi ile bir savaştı ama onun için bu hiçbir şey değildi.

Her 100 acemide Ölüm Ormanı'nın eğitiminden sadece bir ya da iki kişi kurtulup hayatta kalmıştı.

'Bunu denemek için gücümün ve dayanıklılığımın en az 20 olması gerekiyor.’

İmkansızın üstesinden gelirse bir derse girebilirdi.

Geçmişte bile gizli bir ders alan 100'den fazla insan yoktu.

Ama onların bütün gücünü hiçe sayan bir mantık vardı. Tabii ki, eşdeğer miktarda risk vardı ama kesinlikle riske değerdi.

Ve ‘Büyücü’ gizli dersine ulaşmak için ilk olarak belli bir seviyede vücudunuzu eğitmeniz gerekiyordu.

Muyoung baktı.

Mavi Tapınak’ı çevreleyen uzun uçurumları gördü.

O sonsuz uçurumların üzerinde bir yerlerde bir yuva vardı.

Bir büyücü olmak için, o canavar yığınlarıyla mücadele ederken, uçurumları tırmanmak ve beş bekçiyi öldürmek zorunda kalacaktı.

Şu an itibariyle bu hedef hala çok uzaktaydı.

Biri tapınaktan ayrıldıktan sonra genelde Orklar ve Tepecikler ile mücadele ederdi ancak şanssızsanız aslan tipi bir yırtıcı olan 'Dev Leo’ ile karşılaşabilirdiniz.

Bu yüzden beş bekçiyi öldürmek yeni başlayanlar için çok zordu.

'Güç ve dayanıklılığın yanı sıra bir silaha da ihtiyacım var.’

Her gün canavarların baskını yendikten sonra, performanslarına bağlı olarak ödüller alacaklardı.

Her 10 günde bir gelen patron canavarı öldürmenin ödülü, önceki günlerin ödüllerini dengelemek için yeterliydi.

Patronların bu kadar güçlü olduğu anlamına geliyordu ama en azından ilk patronu öldürdükten sonra taşınmak istemişti.

“Affedersiniz.”

Tam o sırada, iki kadın Muyoung'a yaklaştı.

Biraz dağınık görünseler de diğerlerinden çok daha iyi bir görünüme sahiplerdi.

Ağır makyajlı iki üniversite öğrencisiydi.

Uzun, düz saçlı ve yumruğunu takdire şayan bir şekilde sıkan kişi konuştu.

Korkuluğa biraz daha yumuşak vurdu.

“Onlara vurmanın bir anlamı var mı?”

Pat! Pat!

Fakat Muyoung sadece eylemlerine devam etti.

Gereksiz hareketlerle sert bir şekilde vurdu.

Korkuluk tehlikeli bir şekilde sallandı.

“Bana cevap vermeyecek misiniz?”

Kız korkuluğun hemen yanına adım attı.

Bakışlarını acınacak bir ifadeyle indirdi.

Bunun üzerine beyaz bluzu çıplak omuzlarını açığa çıkardı.

Bu sahne çoğu erkeği büyülerdi.

Aşırı güzeldi ve çevredeki erkeklerin birkaçı Muyoung’a kıskanç bakışlarla baktı.

"Siktir git.”

Ama bu Muyoung'da işe yaramazdı.

Ölüm Ormanı'nın sert eğitimini geçen Muyoung'a bu baştan çıkarma seviyesi sevimli davranan bir çocuk gibi geliyordu.

Hepsi bu kadar değildi...

İnsanların Yeraltı Dünyası’nda en temkinli olması gereken şeylerden biri güzelliklerdi.

Muyoung'un cevabını dinleyen kız gururu incinmiş gibi sendeledi.

Sonra başını indirdi ve kaşlarını çattı.

'Çılgın piç! Harem ağası falan mı o?’

Kim Soyoung, bu tür bir davranışa alışık değildi çünkü aniden ona siktir olup gitmesini söyleyen pek çok erkek yoktu.

Okulunun epey tanınan 'idollerinden' biriydi.

Erkekler sadece elini tutmak için bir şans elde etme sırasına girerdi.

Böyle değer gördüğü için güzel olduğunu biliyordu ve erkekler için son derece yüksek standartları vardı.

Doktorları ya da avukatları bile düşünmemişti.

Buraya çağırılmasaydı abartılı bir akşam yemeğinden sonra bir spor arabada gezinti yapmanın tadını çıkarırdı.

Onunla konuştuğu için gözyaşı dökerken ona teşekkür etmeliydi ama ona siktir olup gitmesini söylemeye mi cesaret ediyordu?

‘Biraz savaşmayı biliyorsun diye...’

Ona yaklaşmasının nedeni yalnız bir kurt gibi görünmesiydi.

'Biraz savaşmak’ demesine rağmen tam tersi olduğunu biliyordu.

Son üç gün boyunca sürekli yaşamı tehdit eden durumlara maruz kalmışlardı.

Tapınağın dışında onları bekleyen daha fazla canavar olduğunu biliyorlardı.

Fiziksel olarak güçlü olmak bu durumdaki en büyük varlıktı.

Daha da ötesi önündeki adam karşılaştığı tüm canavarları parçalayacak bir kurda benziyordu.

Muyoung başkalarına yaklaşmamıştı ve özel aurası nedeniyle kimse ona yaklaşamamıştı.

Eğer bu adam olursa bir süre onunla olmasına izin vereceğini düşünmüştü.

Ama en başından beri, planı onun tarafından çiğnenmekti.

Pes etmeyi reddetti.

Başını kaldırdı ve kıyafetlerini düzeltti.

Büyüleyici gülümsemesini ortaya çıkardı ve konuştu, "Sözleriniz biraz sert değil mi? Biraz incitti beni.”

Muyoung bir an duraksadı.

İfadesiz bakışlarıyla ona baktı. Bunu bir ‘sinyal’ olarak algılayıp konuştu, “Birkaç gündür sizin performansınızı gördüm. İnsanlar oppadan bahsediyor, ah, size oppa[1] diyebilirim, değil mi? Her neyse, insanlar çokça oppadan bahsediyor.”

Gizlice yaklaştı ve hafifçe elini onun eline sürttü.

Böyle bir fiziksel temasa karşı koyabilecek hiçbir erkek yoktu.

‘Benim kadar güzel biriyle ne zaman el ele tutuşurdun?’

Muyoung'un görünüşü normaldi, çok ortalama bir tipti.

Sıradan bir gün olsaydı ne niteliklere sahip olursa olsun Muyoung’un görünüşüne sahip biriyle asla tanışmazdı.

Onun gibi bir güzelliğin önünde nasıl davranacağını bilmediği için o sert sözleri söylediğine inanıyordu.

"’Savaşmakta iyi ve başlangıçta tapınakta yaşıyordu ama biraz açgözlüydü. Ah, ama endişelenme oppa. Hepsi yüzüne söyleyemeyen korkaklar. Ayrıca bu kadar çok canavarı öldürdüğün için en çok ödülü senin alman doğal değil mi?”

Göz teması.

Gözlerine bakarken olabildiğince doğal gülmeye çalıştı.

Bunun son hamle olduğu söylenebilirdi ancak Muyoung'un gözlerine bakar bakmaz vücudunun hafifçe titrediğini hissetti.

'İnsan gözlerinin böyle olması...’

Gözlerinde bir duyguya dair hiç ipucu yoktu.

Güzel kadınlara baktığında gözleri diğer erkekler gibi titremiyordu.

Gözleri sonsuz bir uçurumdu.

Korkunç manzarayı açıklamak zordu.

Sonunda Muyoung ağzını açtı.

“Konuşman bitti mi?”

“Ne? Ah, e-evet, bitti.”

“O zaman siktir git.”

“Ne... dedin sen?”

Pat!

Muyoung korkuluğun yüzünü paramparça etti.

Onun niyeti belliydi ve onu dinlemek için zaman yoktu.

Bir aydan daha az kalmıştı.

Bir ay dolunca Yeraltı Dünyası’nın kapısı açılacaktı.

Ve sonra... Ölüm Ormanı ve Beş Büyük Klan gibi büyük loncalar onları bekliyor olacaktı.

Eğer onlar tarafından itilmek istemiyorsa gücünü birazcık bile arttırmak zorundaydı.

“Bunu tekrar denersen yüzünü korkulukla aynı hale getiririm," diye sessizce kulağına fısıldadı.

Asker olacağını söylemişti ama bu herkesi kurtarmaya çalışacağı anlamına gelmezdi.

Yoluna çıkan biri olursa onlardan kurtulmaktan çekinmezdi.

'Ben iyi bir adam değilim.’

Belki de kötü biri.

Yoldan çok ileri gittiği için asla iyi bir adam olamazdı.

Olmak istediğinden değildi.

"Hı!”

Soyoung hıçkırdı.

Bu doğru. Bir kurdun somutlaşması gibiydi.

Kaba ve evcilleştirilemez.

“Hı! Hı!”

Bacaklarındaki güç yavaş yavaş zayıfladı.

Muyoung'un bakışları o kadar korkunçtu ki hareket edemiyordu.

“So-Soyoung, iyi misin?”

Sonunda, onunla birlikte gelen kız onu bileğinden sürükledi.

Soyoung'un yerde sürüklendiğine baktıktan sonra başını çevirdi.

Pat! Pat!

Bir kez daha korkuluğa vurmaya başladı.

'Patron baskını sırasında yüksek rütbeli olursam oldukça iyi bir ödül alabilirim.’

Her 10 günde bir gelen patronlar zordu.

Ne kadar iyi savaşırlarsa savaşsınlar kaçınılmaz olarak birkaç kişi ölecekti.

Ama patron üzerinde ezici bir zafer kazanması mümkün olursa ‘C’ rütbesinde bir silah alabilirdi.

'Bir ‘C’ rütbesi yeterli.

Uçuruma tırmanırken canavarları yenmek için bir ‘C’ rütbesi silah fazlasıyla yeterliydi.

Daha küçük bir silahtaki boşluğu doldurmak için yeterince deneyime sahipti!

Çevirmen Notu

[1]: Koreli kadınların kendinden yaşça büyük erkeklere/sevgililerine hitap şekli

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Farazgul (245 puan) Üye
2020-03-28 02:13:04
Çeviri için teşekkürler.
manyetikkarpuz (1407 puan) Üye
2020-03-24 00:54:14
bölüm için teşekkürler umarım devam eder
Labaroka (1509 puan) Üye
2020-03-23 22:23:18
Bu seriyi sevdim. Çeviride küçük hatalar var ama zamanla düzeleceğini umuyorum. 👍🏿
maahhaam (4109 puan) Üye
2020-03-23 20:54:55
Çeviri için teşekkürler.
Generali (21 puan) Üye
2020-03-23 19:50:17
Seri güzel Umarım çeviri seri halde gelebilir Emekleriniz için teşekküler