POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Chronicles of Primordial Wars Bölüm 11: Sayıları Sayma ve Kaydetme

Çeviri : prynn
Düzenleme : Residenttt
Okunma : 178
Tarih : 14 Şubat 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Bugünler de mağaradaki bütün çocuklar çok heyecanlıydı. Bir anda zenginleşmiş fakirler gibi ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Heyecan tarafından kontrol edilmenin sonuçları belliydi; kavga. Balık avlamadıkları zamanlarda, mağarada birbirleriyle kavga ettiler. 


Eskiden yiyecek için savaşırlardı, şimdi hala yiyecek için savaşıyorlardı, ama farklı bir amaçla. Şimdi birilerini soymak veya diğerlerinden çalmak yerine, kendi yiyeceklerini başkalarından korumak için savaşmaları gerekiyordu. Sadece; avlarını mağaraya taşırken, ‘kazayla’ avlarını almaya çalışanları ‘yanlışlıkla’ dövüyorlardı.


Shao Xuan gruplarının küçük bir av ekibinden farklı olmadığını söylediğinden beri, kavgalar eski bire bir usulle değil çocukların yeni keşfettiği çete kavgaları şeklinde oluyordu. Bu çeteler arasındaki kavgalar önceki bire bir kavgalardan çok daha yoğundu.


Shao Xuan bir köye oturdu ve iç çekti, bu işi kendi başına o açmıştı. 


Bir çocuğun yanlış balığı almasının başka bir çete kavgası başlattığını gördükten sonra Shao Xuan bir süre düşündü ve bakışlarını mağaranın dağınıklığından etkilenmemiş gibi görünen temiz, düz bir duvarda sabitledi. 


Uzun zaman önce, kabiledeki herkes mağarada yaşarken bu duvarı düzleştirip, temizledikten sonra onu çizim tahtası olarak kullanmışlardı. Zamanla mağarada sadece çocuklar yaşamaya başladığı için oraya başka çizimler eklenmedi. Bir şeyler eklemek isteyen birisi olsa bile sadece tabana yakın yerlere çizim yapabilirdi. Daha yüksek yerlerde sadece eski izler kalmıştı. 


Duvardaki çizimler farklı çağlarda yapıldığı için her birinin çizim yöntemi ya da kullanılan desenler farklıydı. Bazıları bitkilerden elde edilen boyalarla çizilmiş bazıları ise taş aletlerle oyulmuştu. Birçok iz çoktan rengini kaybetmiş ve silikleşmişti. Kimse orijinal anlamlarını anlamadığından onları orada tutmak gereksizdi.


Shao Xuan, bu süper heyecanlı ve süper enerjik ‘yavrukurtları’ bir araya topladı ve onlara taş duvarı temizlemek için gerekli malzemeleri toplamalarını söyledi. 


Mağaranın derinliklerindeki, nispeten daha büyük taşları birlikte girişe taşıdılar, çünkü onların boyları kısaydı ve duvarın yüksek yerlerine ulaşmak için, bu taşların üstüne çıkmaya ihtiyaçları olacaktı.


Zaman öldürebilecekleri bir şeyler olduğundan çocuklar biraz daha kontrollüydü. Ayrıca bu Shao Xuan’ın emriydi, bu yüzden kimse karşı çıkmadı. Bunu yapmayı istemeseler bile bir taşın üstüne çıkıp sessizce duvarı temizlediler. 


Duvar, mağaranın önceki sakinleri tarafından zaten yontulmuş olduğu için çocukların tek yapması gereken yüzeydeki izleri silmekti. İşin çoğu bittiğinde, Shao Xuan büyük bir taşın üzerine çıktı, elinde kalem olarak kullanmayı planladığı ucu yanmış bir dal parçası vardı. Duvara beş ekibi temsil eden beş rakam yazdı ve çocuklara hangi gruba ait olduklarını ayrıntılı bir şekilde açıkladı. Yine de ek bir güvenlik önlemi olarak her grubun altına o gruba ait çocukların ismini yazdı.


Ara sıra kabileden biri çocuklara kısa bir süreliğine bazı basit bilgileri öğretmek için gönderilirdi. Sık kullanılan kelimelerin anlamları ve sayı saymak da bunlara dahildi. Shao Xuan burada kullanılan dili bu sayede öğrenmişti. Mağaraya bir öğretmen geldiğinde dikkatli bir şekilde dinleyen tek kişi Shao Xua’dı. Ne yazık ki, mağaradaki diğer çocuklar ders dinlemek istemiyorlardı, doğal olarak çok az şey öğrenebilmişlerdi. 


Mağaradaki her çocuk üzerinde kendi isimleri yazılı küçük taş bir tablet takardı. Bu sebeple okuma yazma bilmeseler bile kendi isimlerini tanıyabiliyorlardı.


Gruplar ve isimler yazıldıktan sonra getirdikleri her balığı duvara kaydettiler. İlk başta Shao Xuan her grubun kaç tane balık yakaladığını kaydetmek için basit sayılar kullanmayı planlıyordu, ama sayı saymayı bilmeyen çocuklar bundan memnun değildi. Mağarada asılı olan balıklara bakan Shao Xuan duvara birkaç çizgi çekerek basit bir balık çizdi. Çizilmesi oldukça kolay ve tanınması zor olamayan soyut bir balık resmiydi.


Sonunda bu ‘yavrukurtların’ isteği yerine gelince, gruplarındaki en zeki kişiyi duvardaki balık resimlerinin sayısıyla mağarada asılı olan balıkların sayısının eşleştiğini doğrulamak için gönderdiler.


Balık çizmek kolay olduğu ve toplamda sadece bir düzine kadar balık oluğu için Shao Xuan tabloyu kısa sürede bitirdi. Ayrıca duvar oldukça geniş ve uzundu, üzerine binden fazla balık çizilse bile hala boşluk kalırdı. 


Shao Xuan’ın balıkları çizdiği yeri tam karşıdan gören duvarda bir havalandırma deliği vardı. Gündüz vakitleri günışığı bu delikten geçip balıkların çizildiği duvarı aydınlatıyor, tüm çizgileri ve işaretleri belirgin hale getiriyordu. Böylece çocuklar balık avlamadığı zamanlarda duvarın karşında oturup hasır iplerinin örerken, önce duvardaki balık sayısına sonra mağarada asılı balıklara bakıp sayıları tekrar tekrar karşılaştırabiliyorlardı. Bu sayede sayı sayma yetenekleri çok çabuk gelişti. Eskiden zorlasanız bile sayı sayma ile uğraşmayan çocuklar, şimdi kimse zorlamadan günde en az on defa balıkları sayıyorlardı.


“Ah-Xuan ondan sonraki sayı on iki mi?”


“Hayır, on bir.”


“Tamam… On bir, on iki, on üç, on dört… bu yanlış, Ah-Xuan neden ekibimizin on dört balığı var? Duvarda on beş tane var! Biri kayıp! Bizim balığımızı kim aldı?”


Daha cümlesini tamamlamadan önce çocuk ve ekibindeki diğer dört kişi aynı anda sopalarını ve taşlarını alarak ayağa fırlayıp, mağaradaki başka çocuklara şüpheli gözlerle bakmaya başladı. 


Shao Xuan derin bir nefes alarak sakinleşti ve bir dal parçasıyla duvarı işaret etti; “Duvardaki ilk balığın üstünün çizildiğini görmedin mi? Bunun anlamı o balığı çoktan yemiş olduğunuz! Aslında, o balığı dün gece yediniz! Onaylamak için midelerinizdeki şeyleri kusmak ister misiniz? Size… Bu… Konuda… Yardım… Edebilirim!”


Çocuk bir an düşündükten sonra kendi kafasına vurup rahatlamış bir şekilde tekrar otururken mırıldandı” ... Bu doğru.”


Diğer çocuklarda taşlarını, sopalarını yere koyup oturdu ve hiçbir şey olmamış gibi hasır ip örmeye devam ettiler. 


“Ah-Xuan, Ge amcadan yarın havanın iyi olacağını duydum. Tekrar nehir kıyısına gidelim mi?” Çocuklardan biri beklentiyle sordu. 


Bu soruyla birlikte tüm çocuklar Shao Xuan’a odaklandı, umut dolu bakışlarla cevap vermesini bekliyorlardı. Shao9 Xuan ‘hayır’ cevabı verirse hepsinin kalpleri kırılacakmış gibi görünüyordu. 


“Evet, yarın her zamanki gibi nehir kıyısına gideceğiz.”


Shao Xuan mağaradan çıkarken gökyüzüne baktı. Şimdi düzinelerce çocuk hep birlikte çalışıyorlardı. Aslında hepsi cesur çocuklardı ve sabahtan akşama kadar tek başlarına balık avlayabilirlerdi, ancak içten içe biliyorlardı ki en iyi hep beraber çalışmalarıydı. Böyle yapmaları gerekiyordu ve bunun asıl sebebi taş kurtlarını kendilerinin bulamıyor olmasıydı. 


Shao Xuan kabiledeki birçok solucan türünü yem olarak denemişti, ama en verimli olanı taş kurtlarıydı. Emirlerine uymayıp tek başına hareket edenlere bir tane bile taş kurdu vermeyecekti. 


“Disiplinsizsin, ama hala taş kurdumu istiyorsun? Güzel, git ve kendin bul.” Sezar olmadan, birisi bütün gün taş kurdu arasa bile bir taneyi zor yakalardı. Taş kurtları normal solucanlardan çok daha hızlıydı birisi onları gördüğü anda tutamazsa, boş elle geri dönerdi. Herkes taş kurtları konusunda Sezar’ın yardımına muhtaçtı. 


Birlikte çalışmak zorunda olmalarının ikinci nedeni siyah olta mantarını kendilerinin yapamamasıydı. Bunu yapmak için Kara Bataklıkta yaşayan siyah bir solucanın yakalanması gerekiyordu. Sezar’dan başka kimsenin Kara Bataklığa yaklaşamaması, o kadar utanç vericiydi ki…


Bu iki nedenden ötürü Sezar’ın mağaradaki konumu çok yüksekti. En azından, artık onu yiyecek olarak görmüyorlardı, hatta bazı gevşek çocuklar ona nasıl yalakalık yapacaklarını bile öğrenmişti. Sezar’ı hayvan kemiklerini kemirirken gördükleri için balık kılçıklarını ona verirlerdi. Ne yazık ki, Sezar balık kılçıklarıyla ilgilenmiyordu. 


Ne olursa olsun bu çocuklar Sezar’la ilişkilerini geliştirmişti bu yüzden Shao Xuan Artık bir araya gelip Sezar’ı kızartma yapacaklarından korkmuyordu. 


Ertesi sabah Shao Xuan çocuklar tarafından uyandırıldı ve taş kurtlarını yakalamak için çakıl bahçesine götürüldü. Sezar’ın yakaladığı her taş kurdu Shao Xuan tarafından sırayla ekip liderlerine dağıtıldı. Bir taş kurdu yakalandıktan sonra iki parçaya bölündü. Birkaç dakika sonra iki parçada iki ayrı taş kurduna dönüşür, yeterli zaman verildiğinde hiç kesilmemiş iki ayrı taş kurdu gibi büyürlerdi.


Her şey hazır olduğunda Shao Xuan onları nehir kıyısına götürdü. 


Devriyeden sorumlu savaşçılar öncekinden farklıydı, ama Shao Xuan onlarla da kısa sürede samimiyet kurmuştu. Böyle günlerde balık tutan tüm çocukları akşama kadar gözetirlerdi ve gün sonunda Shao Xuan onlara bir balık hediye ederdi. Bu, savaşçılar üzerinde iyi bir izlenim bırakmıştı ve aynı zamanda mağaradaki çocuklar hakkındaki görüşlerini de değiştirmişti. 


Suyu görünce bütün ‘yavrukurtlar’ heyecanlandı. Aceleyle yemlerini hazırlamaya başlamışlardı ki Shao Xuan tarafından durduruldular.


“Durun! Geri çekilin! Hepiniz! Suya dokunmayın! Yemlerinizi atmayın!”


Shao Xuan önündeki ilk çocuğu yakaladı ve çatık kaşlarıyla su yüzeyine bakarken çocuğu geriye çekti.


Bugün bir şeyler yanlıştı...


Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (1)

24 puan
MasterKiller541 ay önce
Üye
Hacı eline sağlık da hani 12 2 3 gündür gelmedi 12