POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Chronicles of Primordial Wars Bölüm 12: Patakla Onları

Çeviri : prynn
Düzenleme : Residenttt
Okunma : 355
Tarih : 18 Şubat 2019
Önceki Bölüm Tüm Bölümler

Güneşli bir gündü.


Su yüzeyi sessiz ve sakindi. Birkaç gün önce rüzgârla taşınan dalgalar kıyıyı dövüyordu; ancak bugün hiç rüzgâr olmadığı için böyle bir sahne de yoktu. 


Nehir çok sakindi, bu garip bir sakinlikti. 


Suyun berraklığı bile garipti. Kıyıda son derece berraktı, ama birkaç metre ileriye bakıldığında hiçbir şey görünmüyordu. 


Hiçbir şeyin sağduyuya uymadığı bu dünyada, en ufak detaylar bile göz ardı edilemez ve küçümsenemezdi. Dikkatsizlik öldürürdü. Daha kötüsü tıpkı Kara bataklık gibi, nehir de kabile tarafından yüksek riskli bir bölge olarak kabul edilirdi. Geçen bir kaç günde onlarca balık avlasalar da bu nehrin güvenli olduğu anlamına gelmezdi. 


Shao Xuan’ın böyle davrandığını görünce, tüm çocuklar şaşırdı. Her ne kadar bir dakika önce çok heyecanlı olsalar da yapmakta oldukları işleri bıraktılar ve bir kaç adım geri çekildiler.  Evet, onlar açgözlü çocuklardı ve hiç kimse onları zeki olarak tanımlamazdı, ama onlar aptal da değildi ve her biri hayatını seviyordu. Ayrıca Shao Xuan’ın geçmiş günlerdeki liderliği güvenlerini kazanmıştı ve birkaç adım geri çekildikten sonra bile emir vermesi için Shao Xuan’a bakıyorlardı. 


Shao Xuan sakin sulara düşünceli bir şekilde bakarken nehir kıyısına oturdu. 


Su yüzeyinin hala sakin olması dışında her şey normal bir günde olduğu gibiydi. Suyun rengi değişmemişti ve başka şüpheli bir şey görünmüyordu. 


Sadece paranoyakça mı davranıyordu? 


Aniden Shao Xuan’ın gözerinin önünde beyaz, yarı saydam yaratıklar belirdi. Çok sayıda bıyık benzeri dokunaçları ile, baş aşağı duran badminton toplarına benziyorlardı ve dokunaçlarını çırparak hareket ediyorlardı. 


Geçmiş tecrübelerinden yola çıkarak, Shao Xuan böyle ‘görülerin’ sebepsiz yere ortaya çıkmadığını biliyordu. Suda bu tür yaratıkların olması ve muhtemelen çok tehlikeli olmaları gerekiyordu. 


Shao Xuan, ucuna taş kurdu bağlı olan bir hasır ip tuttu ve onu nehre attı. İp kıyıdan iki metre uzakta suya girdi. Bununla birlikte Shao Xuan tuttuğu hasır ipin diğer ucundan, yemi almaya çalışan Piranalar varmış gibi bir çabalama hissetmedi 


Siyah olta mantarı usulca titreşiyordu. Birisi dikkatli bir şekilde bakmadığı sürece titreşimlere taş kurdunun neden olduğunu var sayardı, gelgelelim Shao Xuan balık avlama konusunda tecrübeli olduğundan, taş kurtlarının suyun altındaki hareketlerine çok aşinaydı. Şimdi gerçek şu ki, siyah olta mantarının titreşim aralığı öncekinden daha küçüktü ve gittikçe daha da küçülüyordu. 


Shao Xuan hasır ipi geri çekti ve taş kurdu kendini gösterirken tüm ‘yavrukurtlar’ Shao Xuan’a doğru toplandı.


Taş kurdu ısırılmamıştı, ama tüm vücudu sararmıştı. Biraz küçülmüştü ve suya düştüğü için sıkı bir şekilde kıvrılmıştı. 


Taş kurdunu yere koyan Shao Xuan bıçağının arkasını ona vurmak için kullandı. 


Click!


Hafif, tiz bir çatırtıdan sonra, taş kurdu sanki camdan yapılmış gibi küçük parçalara ayrıldı. Artık eskisi gibi yumuşak bir vücuda sahip değildi. 


Kenarda dikilen tüm ‘yavrukurtlar’ aşırı bir dehşet hissetmeye başladılar. Bir insan nehre girseydi aynı şekilde kurur ve gevrekleşir miydi?


Hiç kimse denemeye cesaret edemedi ve suya dokunmayı akıllarından bile geçirmeden uzaklaştılar. 


Shao Xuan birkaç taş kurduyla aynı şeyi denedi, ama sonuç hiç değişmedi. Sadece birkaç saniye sonra canlı taş kurtları kuruyup gevrekleşti ve suyun içinde ne kadar uzun süre durduğu fark etmeksizin hiçbir balık onları yemeye gelmedi.


“Ya balıklar kuru taş kurtlarıyla ilgilenmiyor ya da yakınlarda hiç balık yok. Belki de suyun içinde korkunç bir şey olduğundan tüm balıklar kaçtı. Sanırım sadece bu yaratıklar gittikten sonra dönecekler.” Shao Xuan hasır ipini toplarken analizlerini söyledi.


“Öyleyse… Balıklar ne zaman dönecek?” bir çocuk sordu. Şimdilerde mağaradaki çocuklar korkunç görünümlü piranalardan korkmuyor onun yerine onları görmeyi dört gözle bekliyordu ve piranalar sadece bir gündür görünmemesine rağmen onları çok özlüyorlardı. 


“Emin değilim, yarın tekrar gelir ve bir daha yoklarız.” 


Shao Xuan kafasını salladı ve Devriye görevindeki savaşçılara durumu açıklamaya gitti. Onları kabiledeki insanların nehre girmelerini engelleme konusunda daha dikkatli olmaları için uyardı. Ayrıca üzerinde inceleme yapabilmek için kurumuş bir taş kurdunu yanına aldı.


“Hadi, geri dönelim bir daha ki sefer için ip öreriz” dedi Shao Xuan. Hasır ip kullanımı oldukça fazlaydı, normal hasır ip çok kalitesiz olduğu için birkaç balık tuttuktan sonra kullanılamaz hale geliyordu. Bugün balık tutamayacakları için Shao Xuan onlara yeterince ot topladıktan sonra mağaraya gidip hasır ip örmelerini söyledi.


Kurumuş taş kurdunu görmek çocukları korkutmuştu, kalpleri isteksizlik ve tereddütle doluydu.


Bugün de diğer günler gibi balık tutabilselerdi kaç tane yakalayabilirlerdi? En az dört! Sezar daha fazla taş kurdu çıkarmış olsa bu sayı artabilirdi bile. Kendi yaşamlarını hiçe sayıp, bugün balık tutmak düşünülemezdi. Ah-Xuan’ın dediği gibi, yarın tekrar gelip kontrol etmeliydiler, ama yarın da değişen bir şey olmazsa? Ya da sonraki gün? Sonsuza kadar böyle olursa? O zaman bir daha asla balık tutamayacaklar mı?


Bunu düşünmesi bile çok korkunçtu.


Çocuklar endişeliydi ve mağarada hasır ip örerken akıllarında hep bu sorular dolaşıyordu. 


Shao Xuan gün ışığı altında gördüğü yaratığı tekrar takrar düşünürken mağaranın girişinde oturuyordu. Bir süre sonra düşünceleri yaratıktan uzaklaşıp yaklaşmakta olan kışa doğru kayacaktı. 


O gün nehre gitmeye çalışan pek çok insan devriyeler tarafından engellendi. 


Birkaç gün önce dağın eteklerinde yaşayan insanlar, yetim mağarasında yaşayan çocukların gayretle çalıştığını fark ettiler. Eskiden sadece yer içer ve uyurlar, ara sıra da birilerini soyarlardı; ancak şimdi her gün dışarı çıkıyorlar ve sadece öğleden sonra yemek dağıtımı sırasında mağaraya geri dönüyorlardı. Ayrıca, her dönüşlerinde yanlarında kol uzunluğunda, devasa bir kafaya ve sayısız küçük dişlere sahip, hasır iplerle bağlanmış balıkları sürüklüyorlardı. 


Meraklı insanlar onları takip ederek nasıl balık avladıklarını öğrenmek istedi. İlk olarak taş kurtlarını yakalamaları ya da yem olmadan sadece ip ile balık tutmaları çok zordu. İkinci olarak taş kurtlarını yakalasalar ya da yem olarak alternatif bir şeyler kullansalar bile, hala Shao Xuan ve çocuklar kadar kolay balık yakalayamazlardı. Bazen yakaladıkları şey balık değil; garip şekilli dokunduğun zaman her yerinin davul gibi şişmesine neden olan şeyler de olabiliyordu. 


Son olarak bu adamlar Shao Xuan’ın siyah olta mantarını fark ettiler ve bu Shao Xuan’da olup onlarda olmayan tek şeydi. Doğal olarak bu şey olmadan balık tutmak hayalden öteye gidemezdi. 


Shao Xuan aslında bunun neden olduğunu analiz etmişti. Muhtemelen piranalar nehir dibinde yaşamıyordu ve nehir dibine inmeyi sevmiyordu. Olta mantarı olmadan yem nehir dibine battığı için piranalara cazip gelmiyordu. Ayrıca suyun dibindeki kuma ya da bir taşa temas ettiği anda, taş kurdu kaçabilirdi. Bu iki sebep birleşince olta mantarı olmadan balık tutmak imkânsıza yaklaşıyordu. 


Bu günlerde, Shao Xuan Sezar’dan Kara Bataklıktaki solucanlardan daha fazla yakalamasını ve daha fazla siyah küre elde etmesini istemişti. Bunları hayvan kürkü ve et karşılığında takas edip, mağaraya götürmüştü. Aldığı et çok fazla değildi getirdiği gün çocuklara bölüştürmüştü. Kürkler ise çok kaliteli olmasalar da yaklaşan kışı onlar için biraz daha kolaylaştırmaya yardımcı olacaklardı. 


Bu takastan sonra, mağaradaki çocuklar gibi dağ eteğinde yaşayan insanlarda balık tutabiliyordu. Kimse fazla yemek bulmaktan şikâyet etmezdi. Kış geliyordu ve ancak yeterince yiyecek olduğunda güvende hissedebilirlerdi. 


Ancak bugün herkes hayal kırıklığına uğramıştı. 


Shao Xuan, bir kez daha nehir kenarından dönen bir grup öfkeli ve tatmin olmamış insan gördü. 


Yanında yatan Sezar aniden ayağa kalktı ve bir yöne doğru baktı. 


Shao Xuan’da aynı yöne baktı. 


Mağaranın girişinden yaklaşık yirmi metre uzakta, kocaman birkaç kaya vardı. Havanın güzel olduğu zamanlarda çocuklar onların üstünde yatar ve güneşlenirdi, ancak şimdilerde çok az kişi gidiyordu, çünkü gün boyunca meşgullerdi. Şu sıralarda kayaların orada kimse olmamalıydı, ancak Shao Xuan kayaların arkasında saklanan birilerinin olduğunu fark etti. Hayvan derisi kıyafetlerinin ucu görülebiliyordu. 


Kıyafetlerin küçük bir kısmını görse bile Shao Xuan daha önce onu soymaya çalışan ve bir kez de onun tarafından eğitim alanında dövülen Sai’nin kıyafetlerini tanıyabilmişti. Genelde Zhan ve Ye de Sai’yi takip ettikleri için bugün de burada olmaları muhtemeldi. 


İki gün önce, Shao Xuan Sezar’ı bataklık solucanlarını yakalamaya götürdüğü gün; bu üç çocuk çakıl bahçesinde onun önünü kesmiş ve siyah küreleri soymak istemişti. Shao Xuan ve üç çocuk kavga ederken yetim mağarasından çocuklarında gelmesiyle üçü hızlıca kaçmıştı. Belki de bu üç küçük piç hala pes etmemiş ve mağaradan bir şeyler çalabileceklerini düşünmüşlerdi. 


Balıkları çalmaya cesaret edemezdiler, çünkü kabilede yetim mağarasındaki yiyeceklere dokunulmaması konusunda kesin bir kural vardı, gel gör ki balık tutmak için kullanılan aletler ‘yiyecek’ kategorisine girmiyordu. 


Bir süre çenesini kaşıdıktan sonra Sezar’ın sırtına hafifçe vurdu ve mağaraya dönmesini söyledi. Ardından mağaradaki çocuklara baktı ve bağırdı; “Hey çocuklar!”


“Son zamanlarda hepiniz oldukça çalışkandınız ve hep birlikte birçok balık yakaladık ki bu çok iyi bir şey! Eğer böyle devam ederse, kabileden gelen yemeklerinde yardımıyla bu kış aç kalmayacağız, ama peki ya birisi buraya gelirde bizim eşyalarımızı soymak isterse? Ne yapacağız?”


Shao Xuan’ın sesini ilk duyduklarında çocukların gözleri parlamıştı, çünkü balığa çıkacaklarını düşünmüşlerdi, ancak bunun balıkla ilgisi olmadığını anlayınca, coşkuları bir anda söndü. Taki Shao Xuan’ın ne söylediğini anlayana kadar, o zaman heyecanlarının yerini öfke aldı. 


Eşyalarını soymak? 


Patakla onları!


Balıkları değil de onları yakalamak için kullanılan aletleri çalmak istiyorlar?


Bu da olamaz!


‘Çalmak’ derken? Ah… Bu sahibinin haberi olmadan almak olan, ‘çalmak’ mı? Bu aslında ‘soymakla’ aynı! Daha fazla patakla!


Shao Xuan’ın daha önce söylediği gibi; bu küçük ‘yavrukurtlar’ için yemek kelimesi dünyanın en güzel kelimesiydi. Yiyecek kelimesinin onlar için anlamı çok farklıydı. Onların yiyeceğini soymak isteyen biriyle tüm kalpleriyle dövüşürlerdi. Yiyeceklerini çalmak, en değerli şeylerini çalmakla eşitti. 


O sırada Sai ve iki yardakçısı siyah küreleri nasıl kimseye görünmeden alıp sessizce kaçabileceklerini tartışıyordu. Sezar aniden üstlerine atladığında tartışmaları zirveye ulaşmıştı. 


Her şey bir anda olmuştu, sadece refleksleriyle yana sıçramayı başarsalar da tamamen dehşete düşmüşlerdi. 


Sai elinde sıkıca tuttuğu bir sopa ile Sezar’a bakarken kalbi gümbür gümbür atıyordu. Hala dehşete düşmüş olsa bile kurt bir adım daha ilerlerse sopasını sallamaya karar verdi. 


Sezar’a o kadar odaklanmıştı ki yanındaki çocuklardan biri dürtene kadar çevresindekileri fark etmedi. 


“Ne diye dürtüyorsun? Görmüyor musu…


Sai bağırarak döndü ancak Ye ve Zhan’ın baktığı yere bakınca sözlerini bitiremedi. Mağaranın girişinde ellerinde taşlar ve sopalarla, gözerinde parlayan öfke kıvılcımlarıyla duran iki düzine ‘yavrukurt’ vardı.


Önceki Bölüm Tüm Bölümler

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (1)

308 puan
osmanlitank03 ay önce
Üye
kıggķıggğğğ heheh