POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Chronicles of Primordial Wars Bölüm 5: Benimle Dalga mı Geçiyorsun?

Çeviri : prynn
Düzenleme : Residenttt
Okunma : 270
Tarih : 08 Şubat 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Sai yere uzandı ve yüzünü ovuşturdu, şişmiş yüzünü ya da kanayan burnunu umursamıyordu. Gözlerini bir şeyler toplayan Shao Xuan’a dikmişti, ama baktığı açıdan Shao Xuan’ın ne topladığını net bir şekilde göremedi. En az birkaç günlük yiyecek almasına yetecek kadar güzel taş topladığından emindi.


Shao Xuan, Sai ve Zhan'dan bakışları algılayabilse de zaten buna alışmıştı. Birkaç eşya topladıktan sonra, oldukça geç olduğunu ve geri dönme zamanı geldiğini fark etti. Onun standartlarına göre hala çok sayıda güzel taş kalmıştı, ancak bir gün için yeterince kazandığını biliyordu. Çok fazla eşya toplamak, Özellikle genç ve savunmasızken onun için iyi olmayabilirdi. Çok fazla olsaydı hepsini kaybedebilirdi.


Şu anki gücü yeterli değildi. Totem gücünü uyandırana kadar sabretmeye ihtiyacı vardı.


Sezar tarafından sürüklenen Ye’nin iyi olduğundan emin olduktan sonra, Sezar’ı çağırdı ve ağzına kadar dolmuş olan deri çantasını alarak tepeden inmeye başladı.


Ye geri döndüğü zaman, Sai’yi kan içindeki yüzü ve sıkılmış dişleriyle yerde yatarken gördü, Zhan yanında, hala korkudan titriyordu. 


Sai biraz daha iyiydi ve biraz daha toparlanmıştı. Ye ve Zhan’a takas edilebilecek kalite taşlar bulabilecekler mi diye bakmalarını söyledi. Kendi kendine saldırgan bir şeyler mırıldandı ve bir daha ki sefer karşılaştıklarında bugünün intikamını almak için Shao Xuan’ı dövüp tüm eşyalarını soyacağına dair yemin etti.


Bilmedikleri ise, çok da uzak olmayan bazı savaşçıların tüm olaya tanık olmasıydı. Fakat Shao Xuan gittikten sonra onlarda birer birer ayrıldılar. 


“O delikanlı kimdi?” Diye genç bir savaşçı arkadaşına merakla sordu.


“Kurtla beraber olanı mı kastediyorsun? Ona Xuan diye seslendiklerine ve yetim mağarasında yaşadığına inanıyorum. Kurda gelince ellerini ondan uzak tutsan iyi olur, çünkü o şamana ait.” Diye uyardı yaşça büyük olan savaşçı. Ne şaman’ın hareketinde gizli bir anlam olup olmadığını biliyordu, ne de umursuyordu. Kurdun bir şamana ait olduğunu ve avlanmaması gerektiğini bilmesi yeterliydi. Ona göre çocuk sadece şaman için kurda bakıyordu. 


Taş parçalarıyla dolu dağınık saçlarını karıştıran genç savaşçı “Tabii ki bir şamanın işlerini düşünmeyeceğim. Ha-Ha, sadece oradaki çocuğu düşünüyordum. Az önceki davranışlarına bakarsak, totem gücünü uyandırdığında iyi bir savaşçı olacak. Belki onu bizim av ekibinde işe alırız.” dedi.


“Daha çok erken, iki ya da üç yıl bekleme ihtimali var. Sizin dağ eteği bölgenizden birkaç çocuğun kötü olmadığını düşünüyorum, ama mağaradaki çocuklar için…” Yaşça büyük olan savaşçı sözlerini bitirmek yerine kafasını sağa sola salladı, ama herhangi biri sözlerinin ardındaki anlamı hissedebilirdi.


Kabile üç ana bölgeye ayrılmıştı, bir savaşçı ne kadar güçlüyse o kadar yüksek bir bölgede yaşardı. Dağ zirvesi kabilenin merkez noktasıydı. Kabilenin ateş çekirdeğinin orda olduğu ve oranın en soğuk alan olduğu söyleniyordu.


Birçok savaşçının gözünde, mağaradaki çocuklar dağın eteklerinde yaşayan çocuklardan daha yeteneksizdi ve totem güçlerini diğerleri kadar erken uyandıramadılar. Totem güçlerini uyandırdıkları zaman bile, çoğu av ekibi onları kolayca kabul etmezdi. Takım çalışması, avcılık için en önemli kısım olarak kabul edilir ve zayıf bir bağlantı beklenmedik trajik sonuçlar doğurabilir.


Shao Xuan, savaşçıların konuşmasından ve onun hakkındaki düşüncelerinden haberdar değildi, ama etrafta gözetleyen birisinin olması gerektiğini biliyordu, çünkü bir şeyler duymuştu ve tahminde bulunabiliyordu. 


Savaşçılar eğitim yaparken çevredekilere aldırış etmese de dinlenirken oldukça meraklıdırlar. Oradaki gürültü birkaç savaşçının dikkatini çekmiş olmalıydı ve muhtemelen Ye yardım için bağırdığında yakınlarda bir yerdeydiler. Sadece müdahale etmemişlerdi.


Shao Xuan, durum kontrol altında olduğu sürece yandan gözlemlemeye devam edeceklerinden emindi. Eğer Shao Xuan değneği yere değil de Sai ya da Zhan’a hedefleseydi belki çocukların hayatı tehlikede olacağından müdahale etmek zorunda kalırlardı. Bu onlara Shao Xuan’ın düşüncesiz olduğu izlenimi vereceğinden, bu kabilede yaşamak istiyorsa bunu yapması onun için iyi olmazdı, bu yüzden o saldırı sadece bir tehdit ve uyarıydı. 


Shao Xuan çantası tamamen dolu bir şekilde geri döndü. Devriye görevindeki savaşçılar ve yerleşim yerinin sınırında bekleyen gardiyanlar onun dolu çantasını gördüklerinde sadece bir, iki soru soruyordu. Onu soymaya çalışmadılar, çünkü Shao Xuan’ın ganimetini yeterince değerli görmediler.


Sabah eğitim yaptığı çakıl bahçesine dönen Shao Xuan takas yapmak için iki taş ayırdı ve kalanını gömdü. Bu taşları işleyecek zamanı yoktu ve mağaraya götürmesi için aptal olması gerekiyordu. Mağarada her et parçası ya da yiyecek alabilecek her şey için savaşacak ‘bir grup aç kurt yavrusu’ vardı. Shao Xuan bu yüzen yiyeceklerini ya da takas için kullanabileceği şeyleri asla mağaraya götürmezdi. Eşyalarını sakladıktan sonra dinlenmek için oturdu. Dövüşmekte tırmanmakta oldukça yorucuydu. 


Shao Xuan önce uzaktaki dağlara sonra kabilenin yerleşim bölgesine baktı. Dağ eteği bölgesindeki evlere göz gezdirdikten sonra yumruklarındaki kurumuş kana bakarken düşüncelere daldı. Sadece yarım yıl geçmişti ve o, mağara adamı gibi vahşi bir insan olmuştu. Hayatta kalmaya çalışmanın verdiği baskı bir vahşiye dönüşme sürecini daha da hızlandırmıştı. 


Sahi, medeni zamanlarında nasıldı?


 Shao Xuan ilk başlarda birkaç rüya görmüştü, ama zaman geçtikçe sahneler gitgide bulanıklaştı, oysa daha bir yıl bile olmamıştı. Buradaki yaşam insan eti yiyen barbarların hayatından daha iyi olsa da bir zamanlar Shi Qi’nin anlattığı gibi; Onlarınkinden çokta farklı değildi. Eskiden Shao Xuan ebeveynler çocuklarına bağırdığında müdahale ederdi, hatta çocuklarını döverken görürse onlarla kavga bile ederdi. Çocuklara asla zarar vermezdi. Peki ya şimdi?


Elbette ortam farklıydı ve kabiledeki çocuklar geçmiş yaşamındaki çocuklarla aynı değildi. Aynı yaşta olsalar bile karakterleri arasında dağlar kadar fark vardı. Mesela yetim mağarasındaki çocuklar; ortada yiyecek varken onları bir kez dövseniz bile, bir sonraki sefer tekrar ayağa kalkıp daha sert bir tavır ve daha sert yumruklarla karşınıza dikileceklerdi. Duyguları tarafından kontrol edildikleri zaman hiç kimse, Shao Xuan gibi kendini tutmazdı. Tahta ya da taş olması fark etmez kavga ederken ellerinde ki her şeyi silah olarak kullanırlardı. Birinin kalbinde tek bir merhamet parçası bile varsa kaybedecektir. Örneğin Zhan, daha önce korkmuş ve teslim olmuştu, ama bir sonraki sefer hala silahını savurup, Sai’yle beraber onu soymaya çalışacaktı.


Tanrı aşkına, Shao Xuan’ın uyandığı ilk gün insanların mağarada yiyecek dağıttığı bir gündü. Diğer çocuklar birbirine nefretle bakarken Shao Xuan bir kurt mağarasına düşmüş olabileceğini düşündü. Hepsi altıyla on üç yaş arasında çocuklardı ve aralarında yalnızca birkaç tanesi on üç yaşındaydı. 


Vahşilik bulaşıcıdır…


Yeterince dinlendikten sonra, Shao Xuan yanına aldığı iki taşı bir taş ustasıyla ikisi kemikli diğer ikisi kemiksiz, dört parça kurutulmuş et karşılığında takas etti. Kemikli olanları Sezar’a verdi ve kemiksiz olanların birisini kendisi yedi. Diğerini orta boyutta bir hayvan postu karşılığında takas etti. Kış yaklaşıyordu ve onun önceden hazırlanması gerekiyordu.


Shao Xuan Yetim mağarasına döndüğünde yemek dağıtılmak üzereydi. Dağıtımdan sorumlu adam yemeği çoktan hazırlamış ve dev bir taş çömleğin içine doldurmuştu. Sadece totem gücüne sahip olanlar bu kadar büyük bir çömleği kaldırabilirdi. Kabile, oradaki çocuklar totem güçlerini uyandırana ve kendi evlerini inşa etmek için ayrılana kadar yetim mağarasına yiyecek getirecekti. Bazen menüde et olurdu, ama yeterli değildi ve etin elde edilmesi zor olduğu için çocukların yalnızca temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu. Et haricinde genellikle yemeklerinde çeşitli bitkiler olurdu örneğin Shao Xuan’ın baktığı kırmızı tüylü meyve. 


Bu koyu renkli bir ağaçtan elde edilen yumru biçiminde bir meyveydi, dışındaki çok sayıda kırmızı renkli saçak güzel saçlar gibi görünüyordu. Büyük olanlar Shao Xuan’ın geçmiş yaşamındaki balkabaklarının boyutunda, küçük olanlar ise bir yetişkinin yumruğu kadardı. Tadı patates gibiydi ve yiyen kişi çabucak doyduğunu hissederdi. Tek problem bu kırmızı tüylü meyvenin yan etkisiydi. 


Yan etkilerinden bahsedersek, kırmızı tüylü meyve mide ve bağırsak faaliyetlerini düzenlemede iyidir. Daha açık sözlerle, çok fazla gaz yapar. Üstelik birisi bu meyveyi yanında et olmadan tek başına yerse etkisi daha fazla olurdu. Et yokken geriye sadece yan etkisi kalıyordu ve birisi ancak et yiyerek yan etkisini dengeleyebiliyordu.


Yetim mağarasındaki çocukların çoğu gün içinde sadece yemek yiyip uyuyordu, sadece birkaç çocuk fazladan yemek bulmayı denemek için dışarı çıkıyordu. Genellikle sadece kabilenin gönderdiği yiyeceklerin yenildiği mağaraya kırmızı tüylü meyve her geldiğinde, mağaranın havası son derece benzersiz ve ‘özel’ olacaktı.


Shao Xuan’ın rengi solmuştu. 


“Hey, Ah-Xuan!”


Ku yiyecek dağıtmaktan sorumluydu ve elindeki bir parça haşlanmış kızıl saçlı meyvesiyle Shao Xuan'a doğru koştu. Bu büyük bir parçaydı, en azından diğer çocukların sahip olduğundan çok daha büyüktü. 


Ku mağaradaki en yaşlı çocuklardan biriydi. On üç yaşındaydı. On üç yaşında olan iki kişi daha vardı, ama Ku kadar güçlü değildiler, bu yüzden Ku mağarayı idare etmekten sorumluydu ve her gün yiyecek dağıtımına yardım ediyordu. Bu işi yapmanın birçok avantajı vardı, bunlardan biri kendine diğer çocuklardan daha fazla yiyecek alabiliyor olmasıydı. Bu Ku'nun diğer yetimlere göre daha güçlü büyümesini sağladı, hatta neredeyse ailesi olan çocuklar kadar güçlüydü.


Normalde Ku tüm gününü dışarıda geçirdiği ve sadece yamek dağıtımı sırasında mağaraya geldiği için diğer çocuklarla fazla konuşmazdı. Shao Xuan’la da fazla muhabbeti yoktu, fakat neden ona elinde büyük meyve parçasıyla yaklaşıyordu?


Shao Xuan, Ku’ya baktı ve elindeki meyve parçasını aldı. 


Ku iyi bir moddaydı ve bir şeylere heyecanlanmıştı. 


“Ah-Xuan, yarın dağ yamacına gideceğim ve bütün kışı orada geçireceğim. Yokluğumda mağarayı sen yönetmelisin.” Dedi.


Shao Xuan, Ku’nun sözlerini duyduğunda neredeyse elindeki meyveyi düşürüyordu. Ku ayrılsa bile, mağara diğer büyük çocuklar tarafından yönetilmelidir. On üç yaşında iki tane ve on bir, on iki yaşlarında epeyce çocuk vardı. Bu iş neden on yaşından küçük olan ona düştü?

Bu atama Ku tarafından yapılamazdı, bu yüzden Shao Xuan sordu; “Bunu kim söyledi?”


Ku, taş çömleğe yaslanıp parmaklarıyla dişlerini karıştırmakta olan, her gün yiyecek getirmekten sorumlu kişiyi işaret etti 


Yetim mağarasında şiddetli bir şekilde yiyecek için savaşan çocuklara baktığında, Shao Xuan sorumlu adamın yakasını kapmak ve bağırmak istedi; “Benimle dalga mı geçiyorsun, teslimatçı herif?

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)