Ejderha İmparator

06 Ekim 2020
Çeviri: Aratal
Düzenleme: Aratal
46 Görüntülenme
Bu bölümü 0 Kişi beğendi.

Geçmişin Savaşı

 


Uçan yaratık gittikçe Zeng'in şuan olduğu konuma yaklaştı ve yaklaştıkça yaratığın özellikleri ortaya çıkmıştı. Yaratık simsiyah bir renge sahip 4 kanadı ve 2 başı bulunan bir aslana benziyordu. Bunun yanı sıra 2 adette kuyruğu vardı. Kuyrukları yeşilimsi bir renge sahipken gövdesi de kanatları gibi simsiyahtı.

Yaratığın üstündeki kişi ise orta yaşlarında görünüyor olmasına rağmen etrafına canlılık yayan bir auraya sahipti. Uzun saçları sahip olduğu kırmızı renkli gözlerini açığa çıkarmıştı. Sırtındaki peleriniyse ayrı bir hava katıyordu.

Sadece bir kaç nefes içinde yaratık ve üstündeki insan Zeng'in bulunduğu konuma gelmiş hatta onu geçmişti.

"BOOM"

Zeng yaratığa ve üstündeki kişiye şaşkın şaşkın bakarken arkasındaki kuleden bir patlama sesi geldi. Kara kule şuan komple yıkılmış vaziyette enkaza dönmüştü.

Yaratık ve üzerindeki insansa hala gökyüzünde uçuyor ve kara kulenin enkazlarının üstünde daire çiziyorlardı. Zeng'in varlığından bir haber gibiydiler.

"BOOM"

Kara kule yıkıldıktan bir kaç nefes sonra enkazlarlar tekrar patladı. Bu seferki patlama enkazları etrafa dağıtmıştı.

Zeng bir kaç kaya parçasının kendisine doğru geldiğini gördüğünde ani bir refleksle kenara atılmaya çalıştı. Fakat geç kalmıştı. Geç kalmasına rağmen üzerine gelen kaya parçaları Zeng'e zarar vermek yerine içinden geçip gitmişti.

"Bana zarar vermedi." 

Zeng az önce üzerine gelen kaya parçalarının kendisine neden zarar vermediğini anlamamıştı. Kayalar o yokmuş gibi sadece yoluna devam etmişti.

"Bu ne cüret! Seni şerefsiz."

Zeng duyduğu ses üzerine başını gökyüzüne kaldırdı. Şuan gökyüzünde bir kadın havada süzülüyordu. Kadın oldukça çirkin bir ifadeye ve öfkeye sahipti.

Havada duran kadın elleriyle yaratık ve üstündeki insanı işaret ederek bağırdı."Benim ayinimi yarıda kesmeye nasıl cüret edebilirsin!"

"Sen aşağılık bir insansın ve tüm o insanları sadece yetişim seviyeni arttırmak için kurban ettin. Aynı diğer 6 şehre yaptığın gibi." Hava yaratığın üstünde duran insan sakince konuştu.

"Evet yaptım. Güç her şey demektir. Ben güçlü olarak bunu yapma hakkına sahibim. " Kadının öfkesi biraz sakinleşmiş gibiydi. "Sen de diğerleri gibi beni durdurmakta başarısız olacaksın ve onlar gibi ellerimde öleceksin." 

Yaratığın üstündeki adamın yüzünde şuan bir aşağılama ifadesi belirdi. "İnsanlara... Hayır daha doğrusu yaşama saygısı olmayan bir kişi her zaman başarısız olmaya mahkumdur. Bugün ben seni burada durduramasam bile emin ol yarın bir başkası bunu yapacaktır."  Adam derin bir nefes aldı ve sağ elini sol kalçasına doğru götürdü. "Ben diğerleri gibi seni küçük görmüyorum ve buraya hazırlıklı geldim." Sözlerini bitirdiği an elinde bir kılıç belirmişti.

"Kralların Kılıcı!" Kadın çirkin ve şaşkın bir ifadeyle bağırdı. "Kralların kılıcına sahip olmanı beklemiyordum." 

"Bu kılıç..." Zeng insanın elinde beliren kılıcı gördükten sonra mağaradaki kılıcı hemen tanımıştı. Bu kılıç mağarada elinde tutmuş olduğu kılıçtı.

Yaratığın üstündeki insan kılıcı kadına doğru işaret etti ve bağırdı."Bugün burada seni durduracağım! Ne pahasına olursa olsun, bunu yapacağım!"  

"Adaletin Şafağı." 

Kılıcı tutan insan şiddetli bir şekilde bağırdı ve kılıcın ucunda minyatür bir güneş oluşturdu. Bu açıkçası kılıca özgü tekniklerden biriydi. Oluşan güneş bir göz açıp kapayana kadar insan boyutuna ulaştı ve kılıcın işaret ettiği kadına yöneldi.

"Gecenin Çöküşü."

Kadın gelen kılıç saldırısını görerek çirkin bir ifade sergiledi ve iki eliyle hızla bir mühür oluşturdu.

Mührün oluşmasıyla beraber çevrede bir kaç yüz metre alanı kaplayan gökyüzü ve yer yüzü tamamen karanlığa büründü. Karanlığın ortasındaki tek aydınlık ise kılıç saldırısının oluşturduğu minyatür güneşti. Fakat karanlığın çöküşü ile güneşin de belli bir oranda küçüldüğü barizdi.

"Kaosun Öncüsü."

Kadın ilk teknikten sonra hemen bir tekniği daha serbest bıraktı ve elleri arasında güneşle aynı boyutta olan bir küre oluşmuştu. Bu açıkçası bir kara güneş idi.

Kara güneş  ve Normal güneş havada çarpışarak ortaya bir şok dalgası çıkardı. Oluşan şok dalgasıyla beraber Kadın ve yaratığın üzerindeki insan bir kaç metre geriye doğru savruldu.

Tüm bu olanları anlatmak uzun sürse de hepsi sadece bir nefes içinde olmuştu. İkilinin kısa bir andaki birer saldırısı çevreyi kaotik bir duruma sürüklemiş ve çevrede canlı bir bitki bile bırakmamıştı.

"Bir Yin yang gelişimcisinin alt dalına ait bir kara büyücü olarak zirveye ulaşmış sayılırsın. Fakat içinde aydınlık olarak tek bir nokta yok. Asla bir Zirve yin yang gelişimcisi olamayacaksın." Yaratığın üstündeki adam sakince konuştu.

"Yin yang gelişimcisi olmak istemiyorum zaten. Ben saf karanlığı eğiterek bu dünyanın zirvesine ulaşan kara büyücü olacağım." Kadın umursamaz fakat hırslı bir ifadeyle konuştu.

"Bu dünyanın tepesine mi ulaşacaksın. Oraya daha çok yolun var. Karanlıkta gizlenen ve sürekli olarak saklı kalan insanların yanında sen şuan sadece bir karıncasın. Aynı zaman da bende öyleyim." Adam kadının sözleri üzerine kıkırdayarak cevap verdi.

"Kralların Kılıcı Yüce Adalet."

Yaratığın üzerindeki insan bir kılıç saldırısını daha serbest bıraktı.

Sözler ortaya çıkar çıkmaz Kılıç parlak ve huzur veren bir ışık yaydı. Işık anında ortaya toplanarak bir kılıç imgesi oluşturdu. Oluşan Kılıç imgesine yakından bakıldığında kabza üzerinde bir terazinin resmini görmek zor olmazdı.

"Kaotik Gökyüzü Yıldırımı."

Kadın oluşan kılıç imgesini görür görmez kendi saldırısını hızla serbest bıraktı. Saldırı serbest bırakılır bırakılmaz gökyüzü üzerinde kara bulutlar toplandı ve kara yıldırımlar çakmaya başladı.

Kılıç üzerine hızla kara bir yıldırım düştü ve oluşan kılıç imgesinin üzerinde çatlaklar oluşturdu. Fakat bununla kalmadı ve ilk yıldırımın peşinden hemen bir ikinci yıldırım daha kılıç imgesine düştü. Düşen iki kara yıldırımın etkisiyle kılıç imgesi daha fazla dayanamadı ve parçalandı.

Kılıç imgesinin parçalanmasıyla beraber ortaya tekrar bir şok dalgası çıkmıştı. Oluşan şok dalgası bu sefer savaşan ikiliyi bir kaç yüz metreden daha uzağa savurarak yere çarpmalarına neden olmuştu.

Yaratığın üstünde yere çakılan adam ve kadın bir süre ayağa kalkmaya çabaladı ve aynı anda kalkabildiler.

"Sevgili borzağım." Adam yaratığının hareket etmediğini görerek onun başını okşadı ve gözlerinin kenarlarından iki damla yaş süzüldü. "Uzun zamandır benim yanımda savaşıyordun. Bugün seni kaybettim." 

Adam yaratığı bir kere daha okşadıktan sonra önünde duran kadına daha öfkeli ve kin duyar bir şekilde baktı.

Kadın şuan perişan bir haldeydi. Oluşturduğu kara yıldırımlar ona geri tepme etkisi yaratmıştı. Kendisine bakan bakışları gördüğündeyse tüm acılarını bastırdı. "Kralların kılıcına sahip olduğun için gücüm şuan seni öldürmeye yetmez. Seni öldürürsem büyük bir bedel ödemek durumundayım. Hatta bu bedel benim ölümüm olur." Kadının bakışları daha da ciddi bir hal alarak konuşmasına devam etti. "Bugün burada benimle ölmeye razı mısın?" 

"Seni durdurmak için ne gerekiyorsa yapacağımı söylemiştim.O yüzden ölmem sorun değil." Adam kılıç tutuşunu daha da kavrayarak cevap verdi.

"Kralların Kılıcının Dünya Kesişi."

Adam yeni bir kılıç saldırısını serbest bırakmak üzere konuştu. Fakat gözleri bir anlığına canlılığını kaybetti. Gözleri canlılığını geri kazandığındaysa bir aydınlanma yaşamış gibiydi. Çabucak saldırıdan vazgeçti ve yeni bir saldırı oluşturdu.

"Kralların Kılıcı Form Laneti."

Adam kazandığı yeni aydınlanmış bakışlarla beraber bir kaç sözcük söyledi. Bu sözler açıkçası bir saldırı değildi. Bu sözler bir laneti temsil ediyordu.

Kadın yeni bir saldırı geldiğinden şüphelenerek ellerini bir mühür oluşturmak için kaldırmıştı. Fakat elleri üzerinde gördüğü değişimler kendisininde bir paniğe yol açtı. "Bu.. Neler olara oluyor?"

Adam sakince kılıcı kadına doğru işaret etti. "Sen Qi Soan. Kralların Kılıcı adına seni kötülüğün haberci olarak ilan ediyor ve seni lanetliyorum. Bundan sonraki hayatında bir örümcek olarak yaşayacak ve tutsak olacaksın." 

Kadın duyduğu sözler karşısında şaşırmış olsa da şuan bedenin de gerçekleşen dönüşümü engellemek için bildiği her tekniği kullandı. Fakat ne kadar denerse denesin dönüşümü yavaşlatamadı bile.

"Sen... Seni adi kılıç. Seni bir gün yok edeceğim." Qi Soan bedenindeki dönüşümü engellemeyi durduramayınca duyduğu kini sözlerle ortaya çıkarttı. Fakat bu kin kılıcı tutan kişi yerine direkt kılıcaydı. "Ve sana gelince Kralların Kralı olan Mex. Serbest kaldığım gün seni öldüreceğim. Eğer ben serbest kalmadan önce ölmüş olursan tüm soyunu yok edeceğim!"

Qi Soan sözlerine ilk başladığında dönüşümün yarısı tamamlanmıştı. Son kelimesiyle ise dönüşümü bitmişti. Qi Soan şuan bir örümcek şeklini alarak devasa bir yaratığa dönüşmüştü. Bu örümcek 8 göze ve oniki bacağa sahipken oldukça kıllı görünüyordu. Oldukça büyük olan cüssesiyle beraber gören herkesin tüylerinin ürpermesine ve hatta zayıf olanların kalp krizi geçirmesine sebebiyet verebilecek bir auraya sahipti.

Olan biten her şeyi bir köşede izleyen Zeng gördükleri karşısında tamamen şaşkına uğramıştı. Şahit olduğu savaş hayal gücünün ve kendi gücünün oldukça ilerisindeydi. Şayet kendi bedeniyle burada olsaydı. Kara kulenin en kaz parçalarının ona değmesiyle çoktan ölmüş olurdu.

Zeng son olarak örümceği gördüğünde bunun daha önce konuştuğu hapsolan kraliçe örümcek olduğunun farkındaydı. Fakat onu en çok şaşırtan şey kılıcı tutan kişinin ismiydi. Zeng bu kişinin ismini Qi Soan'dan duymuştu. Kılıcı tutan kişinin adı Mex idi.

Zeng gözlerini kapattı ve tekrar açtığında önünde olan manzara değişti. Şuan çevresinde gördüğü her şey daha önce gördüğü olan mağaraya aitti. Zeng bir an elinde tuttuğu kılıca baktı.

"Anlaşılan bana göstermek istedin." Zeng kılıca bakarak mırıldandı.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar