Ejderha İmparator

06 Ekim 2020
Çeviri: Aratal
Düzenleme: Aratal
62 Görüntülenme
Bu bölümü 0 Kişi beğendi.

***********

Bölüm 107: ***********


"Anlaşılan bana göstermek istedin." Zeng kılıca bakarak mırıldandı.

"Az önce şahit olduğum ve izlediğim savaş... Açıkçası benim gücümün kat ve kat üstündeydi. Eğer bu Qi Soan şuan serbest kalırsa onu bu kılıcın yardımıyla bile öldüremem. Ayrıca beni öldürmese bile kesinlikle bu kılıcı bir daha lanetlenmemek için yok edecek." Zeng kılıcın kendisine gösterdiklerinden yola çıkarak bir değerlendirme yapmaya başladı.

"Kesinlikle daha önce yaptıklarını yapacak ve güçlenmek uğruna kurban sunacak. Eğer kılıcı yok ederse onu durduracak kimse kalmaz. Ne yapmalıyım?" Zeng şuan bir ikilem içine düşmüş gibiydi.

"İlk seçenek olarak kılıcı yerine koyarım ve formasyonu tazelerim. Kılıca sahip olamasam bile masum hayatları tehlikeye atmış olmam. İkinci seçenekte kılıcı buradan alıp hızlıca burayı terk edebilirim. Fakat kaç masum insan bu yüzden acı çeker?"

"Asla aç gözlü olma insan oğlunun en büyük günahlarından birini asla işleme" Zeng düşüncelere dalmış haldeyken zihninde bir anı canlandı.

.......

"Moruk... Balıkları yedim. Ama biraz daha yakalayalım olur mu?" Zeng önünde duran kılçıklara bakarken konuştu.

"Neden biraz daha yakalamak istiyorsun? Karnın doymadı mı senin velet?" Jianta huzurlu bir şekilde izlediği doğaya bakmaya devam ederken konuşmuştu.

"Doydum. Ama daha sonra yine acıkacağım. Şimdi toplasak da daha sonraları tekrar buraya gelmesek olmaz mı?" Zeng masum ve zeki bir görünümle gülümsedi ve kafasını Jiantaya doğru kaldırdı.

Jianta bir süre düşündükten sonra kafasını kederli bir şekilde salladı. "İnsan oğlunun belirli bir kaç büyük ahlaksızlığı vardır. Bu ahlaksızlıklardan biri nedir biliyor musun?" Jianta gerçekten bir soru sormasına rağmen bir cevap beklemeden devam etti. "Düşünme boşa bilemezsin henüz çocuksun. Bu yüzden ben söyleyeyim. Aç gözlülük." 

"Aç gözlülük mü o nedir? Gözüm nasıl aç olabilir ki?" Zeng aç ve göz kelimesinin anlamlarını bilmesine rağmen aç gözlülük ten bir anlam çıkaramamıştı.

"Yani bir şeyi ihtiyacından fazla olarak almak ve bu aldığının aşırı gereksiz olması. Hatta bu yüzden birden fazla canlıyı kötü yönde etkilemesi. Şimdi sen burada daha biz burada daha fazla balık yakalarsak ne olur?" Jianta olduğu yerden doğruldu.

"Ne olur?"

"Diğer büyük balıkların veya başka hayvanların yemeklerini almış olursun. Beslenemeyen hayvanlar zayıf düşer hastalanır. Yada buradaki balık türü tamamen yok olma tehlikesi yaşar. O yüzden bunu sana şimdi söylüyorum ve sakın unutma. İhtiyacın olan kadarını al her zaman ve eğer bir şeyi aldığında başka canlılar zarar görecekse onu almamayı seç. Aç gözlü olmamak budur." Jianta pençesini Zeng'e doğru uzattı. "Hadi artık gidelim.."

Zeng, Jianta'nın söylediklerini pek anlamamıştı. Ama ses tonundan söylediği şeyden hoşlanmadığını hissedebiliyordu. Bu yüzden tek bir kelime etmedi ve Jianta'nın pençesine atladı.

......

"Sanırım aç gözlülük bu oluyor." Zeng zihninde canlanan anıdan sonra o gün babasının ne demek istediğini sanırım artık az da olsa anladığını düşünmeye başladı.

Zeng düşüncelerini sakinleştirdikten sonra ne yapacağına karar verdi ve elinde tuttuğu kralların kılıcını daha da sıkarak havaya doğru kaldırdı.

"Qi Soan. Sen gerçekten kim olduğunu hatırlamıyor olsan bile ben senin kim olduğunu ve neler yaptığını az çok biliyorum. Sen gerçekten kötülüğün bir habercisi olacak niteliktesin. Bu yüzden seni öldürmeden buradan ayrılmana izin veremem." Zeng sesini daha da arttırdı. "Seni şuan ki sahip olduğum güçle öldüremem fakat burada kalmanı sağlayabileceğimi biliyorum." 

Zeng sözlerini bitirir bitirmez hızla geldiği yola doğru bedenini çevirdi ve hızla koşmaya başladı. Zeng geldiği yolu çok net hatırlıyordu ve tüm gücünü koşmak için harcamadan çekinmedi.

Kısa bir süre koştuktan sonra nefes nefese kalan Zeng şuan Kralların Kılıcı'nı ilk aldığı yere varmıştı. Hiç tereddüt etmeden elindeki kılıcı orijinal yerine bıraktı ve daha önce formasyonun olduğu parşömeni ortaya çıkarttı.

Zeng kısa sürede formasyondaki talimatları uyguladı ve  kılıç dişli alabalığın dişlerini talimattaki gibi kılıcın etrafında genişçe bir alana hızla yerleştirdi. Yerleştirilen dişler aslında tamamen rasgele saçılmış gibi görünüyordu. Zeng elinde kalan iki adet dişten birini  ise kılıcın ucunun altına koydu ve tekrar parşömene baktı.

"Seni de öldüreceğim pis insan oğlu! Sadece bekle biraz daha... Az sonra bu hapishane beni tutamayacak!"

Zeng parşömene bakarken duyduğu çığlık şeklindeki öfkeli konuşmadan sonra yutkundu ve parşömeni daha hızlı okumaya başladı.

"Büyü enerjin aktifken kendi kanını akıt. Akıtılan kan üç halka şeklinde olmalı. Halkalardan ikisi kılıcın etrafında ve bir parmak uzağında olmalıyken sonuncusu sizin etrafınız da olmalıdır."


Zeng bunun oldukça fazla kan olacağını düşünmeden parşömende yazılanı hızla yaptı ve boyut kolyesinden bir çakı çıkartarak sol kolunu dirsekten bileğine kadar gözünü kırpmadan kesti.

Zeng akan kanı tıpkı okuduğu gibi kılıcın etrafına iki ve kendi etrafına bir halka şeklinde akıttı. Ardından tekrar parşömeni okumaya başladı.

"Son kalan dişi bedeninizde kestiğiniz bölgeye yerleştirin ve aşağıdaki sözleri okuyun."

Zeng hızla son kalan dişi de kolundaki yaranın arasına koydu ve parşömende yazan sözleri okumaya başladı.

"Sonunda tamamen serbestim. Geliyorum pis insan! Kaçacak bir yerin yok." 

Zeng sözleri okumaya başladığı anda kulağına Qi Soan'ın sesleri ilişti. Bir anlık bir duraksamayla sözleri okumaya devam etti.

Zeng sözleri bitirmeye yaklaşmışken mağaranın derinliklerinden gümbürdeme sesleri gelmeye başladı ve kısa zamanda bu sesleri sallantılar takip etti.

Yaklaşık iki nefes içinde Qi Soan'ın 8 gözü Zeng'e sabitlenmişti. Qi Soan, Zeng'in ne yaptığını gördüğünde hiddeti ve öfkesi katlanarak büyüdü ve bir çığlık kopardı.

"Kiiiiiieeeeeeeccchhhh"

"Beni tekrar hapsetmene izin vereceğimi mi sanıyorsun! Sen.. Sana ölümü ben vereceğim!" 

Qi Soan bir anlık durduktan ve sözlerini bitirdikten sonra  daha hızlı bir şekilde Zeng'e doğru atıldı. Şuan 12 tüylü bacağıyla adım attığı zemin içinde küçük çukurlar oluşuyordu.

"Sen öldün!"


Qi Soan Zeng'in olduğu yere vardı ve ön iki bacağını kaldırarak Zeng'in gövdesine doğru indirdi.

"Scha blay Kizash"


Zeng tüm bu olayların gerçekleştiği sırada parşömendeki sözleri okumaya durmadan devam ediyordu. Çünkü durursa öleceğinin kesin olarak farkındaydı.

Qi Soan bacaklarını Zeng'in gövdesine doğru indirdiğindeyse artık son sözleri söyledi ve başını çevirerek yanındaki devasa örümceğe baktı.

Zeng başını çevirdiği anda gördüğü şey iki adet büyük kıllı mızrak gibi bacağın saç tellerine değdiği fakat hareket etmeden sabit durduğuydu.

"La.. Lanet olsun sana insan."


Qi soan tüm gücüyle bacaklarını Zeng'in kafasından geçirmeye çalışıyordu fakat devasa örümcek bedenini kıpırdatamıyordu. Ne kadar denerse denesin ne havadaki bacaklarını indirebiliyordu. Nede ileri veya geri gidebiliyordu.

Zeng sendeleyerek sırt üstü yere düştü ve olduğu yerde Qi Soan'a bakmaya devam etti. Açıkçası Zeng'in bedeni şuan titriyordu. Sözleri bir nefes daha geç bitirmiş olsaydı büyük ihtimal ölmüş olacaktı.

"Swisshhh Swisshh"

Zeng Qi Soana bakmaya devam ederken mağaranın derinliklerinde güçlü bir rüzgar akımı ortaya çıktı. Ortaya çıkan rüzgar akımının hemen ardındansa iki adet sarı ışık hüzmesi belirdi ve Qi Soan'ın örümcek bedenini hızla sarmalamaya başladı.

"Hayır. Hayır. Hayır! Bunu reddediyorum."

Qi soan ışık hüzmesinin bedenini sarması ve kendisini tekrar mağara derinliklerini çekmeye başlamasının ardından bağırarak konuştu ve sahip olduğu öfkeyi dışa vurdu. Anlaşılan vücudunun kontrolünü geri kazanmıştı. Fakat kendisini saran ışık hüzmelerine engel olamıyordu.

"Dördüncü ve bu testin ana görevi tamamlandı." 

Zeng mağaranın derinliklerine doğru çekilen koca örümceğin bedenine bakarken daha önce duyduğu ses tekrar ortaya çıktı ve önünde bir parşömen daha belirdi.

Zeng havadaki parşömeni yakaladı ve okumaya başladı. "Bu testin ana görevini geçtiniz ve erdemli bir kişi olduğunuzu kanıtladınız. Aç gözlülüğe düşmediniz ve kralların kılıcından vazgeçtiniz. Bu kararınız size hayatınızı kazandırdı. Ayrıca Kralların Kılıcına hakim olmaya hak kazandınız."

Zeng sözleri okuduktan sonra parşömen hiçliğe dönüştü ve koluna yerleştirdiği kılıç dişli balığın son dişi parıldayarak kolundaki yaranın içine gömüldü.

Zeng olanı kolundaki fenomeni izlerken bir parşömen daha görüşünde açığa çıktı.

"İleride hapsedilen kötülüğü öldürebilecek güce ulaştığınızda vücudunuzdaki diş sizi uyaracak. Bu olduğunda buraya tekrar dönün ve Kralların kılıcını alarak kötülüğü öldürün. Kılıç sizin olacak." Zeng parşömeni içinden sessizce okumaya başladı. "Bu Test alanı siz geri dönene kadar veya hayatınızı kaybedene kadar başka kişiyi içeri almayacak. Şimdi kanınızdan büyü enerjinizi bu parşömene aktararak buradan çıkabilirsiniz." 

Zeng parşömeni okumayı bitirdikten sonra bir kaç tütsü süresi boyunca olduğu yerde kaldı. Sonunda daldığı düşüncelerden çıktığındaysa parşömene büyü enerjisini aktardı.

Parşömen büyü enerjisini algıladıktan sonra yeşil ışık huzmelerine dönüşerek yok oldu. Oluşan yeşil ışık huzmeleri Zeng'i kısa sürede kuşattı ve bir kaç nefes içinde parlaklığını kör edici bir şekilde arttırdı. Zeng gözlerini daha fazla açık tutamayarak yavaşça kapattı.

Zeng ışığın kaybolduğunu hissederek gözlerini tekrar açtığındaysa şuan önünde tanıdık bir mekan bulunuyordu. Bu mekan ilk olarak seçim yapmasının istendiği 25 manzaranın bulunduğu yerdi.

"Acaba şimdi hangi manzarayı seçmem gerekli" Zeng önündeki 25 manzara bakarken bulunduğu yere oturdu ve meditasyon yapmaya başladı. Amacı Zihnini sakinleştirmekti.

....................

Şuan kuyruğunda altın alevlerle birlikte alevli kanatlara sahip bir kaplan önünde duran kişiye bakıyordu. Kaplanın bakışları karşısındaki kişi karşı hiç hoş görülü olmamasına rağmen tam olarak da düşmanca sayılmazdı. Sadece temkinli davranıyordu.

"Demek Adın Lynx." kaplanın karşısında havada süzülen figür sakince konuştu.

"Evet peki siz söylediğiniz sözlerde ciddi misiniz?" Lynx temkinli ifadesini koruyarak konuştu.

"Oldukça ciddiyim. Buraya gelen ilk kişi sensin bir insan değilsin ama tam olarak bir kaplanda sayılmazsın. Dediğim gibi 3 hamlemi ölmeden karşılayabilirsen sana Şeytan doğan tekniği vereceğim." Figür kayıtsız olmasına rağmen verdiği sözü tutacağını gösteren asil bir hava yayıyordu.

"Bu test neden bu kadar basit?" Lynx bir şeylerin yanlış olduğu fikrinden kendini alamıyordu.

"Sebebi bariz değil mi?" Havada süzülen figür gülümseyerken bir elini arkasına doğru götürdü.

......................

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm 107: İlk Test Tamamlandı.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar