Ejderha İmparator

17 Aralık 2020
Çeviri: aratal
Düzenleme: aratal
177 Görüntülenme
Bu bölümü 0 Kişi beğendi.

Üçüncü Hamle


Elçi tekrar sağ elini yumruk yaptı...


Lynx, elçinin tekrar harekete geçtiğini görerek kendi bedenindeki yoğun acıyı bastırarak zar zor ayağa kalktı. Fakat her ne kadar hala ayakta görünüyor olsa da aslında hafif bir rüzgar karşısında yere serilecek gibi bir his yayıyordu.


Lynx doğası gereği asla vazgeçmeyen asla geri durmayan ve hiç bir zaman bir savaş karşısında aciz görünmeyen biri olmuştu. Şuan ayakta güçlükle durabilmesine rağmen doğasını son noktasına kadar yansıtıyordu ve bundan taviz vermeyi bir an bile düşünmemişti.


Lynx, elçinin yumruk yaptığı sağ eline dikkatle baktı. Tekniğinde bir kusur görmeye çalıştı. Fakat içten içe bunun imkansız olduğunu bilerek çabucak vazgeçti. Şuan bu hamleyi atlatabilmesi için tek şansının elindeki her şeyi limitlerini aşarak kullanmaktan geçtiğini biliyordu.


Elçi yumruk yaptığı elini sonunda ileriye doğru hareket ettirdi. Elçinin hareketi ne kadar yavaş görünsede aslında oldukça hızlıydı. 


"Nihai Yok Oluş."


"Çekirdek Koruması."


"Kaplan Isırığı."


"Ve son olarak Düşüşün Yükselişi!"


Lynx elçinin yumruğunun hızlı bir şekilde harekete geçtiğini görerek bir biri ardına toplam da dört tekniğini serbest bıraktı. Her bir teknik bir sonrakine destek olarak sıralanmıştı. Lynx'in Kullandığı son teknik ise atalarından kalma ve zihninde mühürlü olan bir teknikti.


Normal şartlarda Düşüşün Yükselişi adlı teknik zihninde bir süre daha mühürlü kalmalıydı en azından büyücü seviyesine ulaşana kadar. Fakat azmi ve Limitlerini aşan büyü enerjisini kullanması farkında olmadan zihnindeki ata tekniğinin mührünü kırdı. 


Lynx aslında şuan düşüşün yükselişi adlı tekniği kullandığının farkında bile değildi. Sadece içgüdüsel davranıyordu.


"BOOM"


Lynx'in saldırı ve savunmaları elçinin yumruğuyla karşılaştı ve büyük bir gümbürtü bulundukları alanda ortaya çıkarak yayıldı. Oluşan Şok dalgasıyla gölette bulunan su dalgalandı ve yanındaki ağacın yaprakları uçuştu.


Elçinin yumruğu hızla nihai yok oluşu geçti ve çekirdek korumasını ulaştı. Yumruğun etkisi burada azalsa da hala yeterli değildi. Hızla Kaplan ısırığı ile Lynx'in yüzünde patladı. Son olarak düşüşün yükselişi tam da bu anda devreye girdi ve elçinin yumruğuna karşı son savunma hattı olarak Lynx'in tüm bedenini altın alevlerle sarmaladı ve onu geçici olarak büyücü seviyesine çıkardı.


Sadece bir an olsa bile, bir göz kapatıp açma süresinde olsa bile Lynx Düşüşün Yükselişi sayesinde büyücü seviyesine ulaştı ve Elçinin yumruğuyla karşılaştı. 


Tüm bu olanları anlatmak uzun sürse de olayların tamamı aslında bir buçuk nefeste gerçekleşmişti.


Oluşan şok dalgası tamamen sakinleştiğinde elçi hala havada süzülerek duruyordu. Hiç bir şey olmamış gibi sanki tüm bunların hiç biri yaşanmamış gibi sakin ve huzurlu görünüyordu.


Lynx ise  yüz metrelerce geride, yerde bilinci kapalı bir şekilde yatıyordu. Kanatlarındaki tüyler tamamen kopmuş ve dağılmıştı sanki kanatlarının tüylerinin tümü kesilmiş gibiydi. Bedeninde bulunan kılların tamamı ise ya yanmış ya da sürüklendiği yol boyunca tüylerinin  etrafına saçılmıştı. Adeta kürksüz ve kanatsız sadece derisiyle yatıyordu. Kuyruğundaki alevse mum ışığı kadar küçülmüş ve her an sönecek gibi titriyerek zar zor yanıyordu.


Tüm bedeni kürksüz bir şekilde göz önünde olmasının yanı sıra her tarafı kan içindeydi. Kesikler ve yaralar bedeninin her tarafından görünebiliyordu. Bir zamanlar canlı, parlak olan kürk ve kanatlarının yerini şuan pembemsi deri ve üzerine saçılmış kanlar almıştı.


Elçi havada süzülerek bilinçsiz yatan Lynx'in yanına doğru ilerledi. 


"Azmi sayesinde hala hayatta. Bu azmi çok az kişide görebildim. Gördüğüm kişi sayısıysa yaşadığım yıllar boyunca sadece bir elin parmakları olarak tabir edilebilir." Elçi bir an için  kanlı canlı yaşadığı yılları düşündü. "Eğer azmin bu durumda hayatta kalabilmeni sağlarsa şeytan doğan tekniği söz verdiğim için senin olacak."


Elçi sözlerinin ardından Lynx'in bedenini kavrayarak göletin yanında bulunan ve artık çok az yaprağı kalmış ağacın altına doğru götürdü. Lynx'in bedenini nazik bir şekilde bıraktıktan sonra kendisi de yanına oturarak gözlerini kapadı ve meditasyon pozisyonuna geçti.


Belli bir süre sonra 2 gün geçti ve Lynx hala bilinçsizdi. 15 gün geçti ve Lynx'te hala en ufak bir hareketlenme yoktu. Bir ay geçti ve Lynx hala bilinçsiz bir şekilde elçinin bıraktığı gibi cansız duruyordu. Nabız ve nefes alışı hala ilk günkü gibi zayıftı. Tek fark artık yeniden çıkmaya başlamış kürkü ve kanat tüyleriydi.


Şuan tam 3 ay geçti. Lynx'in yeniden oluşan kürkü ve tüyleri artık daha da büyümüştü. Fakat hala parlaklığından yoksundu. Bugün 3 aydan sonra elçi sonunda gözlerini açtı ve bilinçsiz yatan Lynx'in bedenine baktı.


"Kuyruğundaki alev artık çok daha küçük. Sanki bir kıvılcım gibi yanıyor." Elçi kısa bir iç çekti. "Sana yardım edemem küçük dostum. Ama umarım hayatta kalırsın." Elçi kendi kendine mırıldandıktan sonra tekrar gözlerini kapattı. 



"Zeng! Zeng! Zeng neredesin? Yalnız kalmak istemiyorum!"


Lynx şuan zifiri karanlık bir yerde kaplan formunda duruyordu. Gözünün önünü dahi göremiyordu. Kuyruğunda yanan alevler her zamanki gibi parlak ve kürküyle kanatları canlıydı. Fakat kuyruğundaki alevler bile bulunduğu zifiri karanlığın bir parmak ötesini aydınlatmıyordu. 


Lynx aslında bu zifiri karanlık ortamda 3 aydır duruyor ve sürekli birilerini bulma uğruna önünü göremeden ilerliyordu. Yaşadığı tüm zaman boyunca ilk defa bu kadar korkmuş bir tavır yüzüne yansımıştı ve bugün kuyruğundaki alevlerin kıvılcım gibi göründüğü gündü.


Lynx artık daha fazla kendisini tutamadı gözlerini kapattı ve olduğu yere çökerek umutsuzluğu kapıldı şuan yumurtasından çıktığından beri ilk defa gözlerinden yaş akıyordu. İlk defa ağlıyordu ve farkında olmasa da bilinçsiz kuyruğunda ki alevler daha da sönüyordu.


"Lynx."


"Bu ses?" Lynx kapattığı gözlerini tekrar açarak sesin geldiği yöne doğru baktı. Şuan önünde parlak ve kocaman bir ışık küresi duruyordu.


"Lynx"


Işık küresinin hemen yanında bir tane daha ortaya çıktı ve aynı şekilde Lynx diye seslendi.


"Lynx, Lynx, Lynx..."


Bir biri ardına ışık küreleri daha çok ortaya çıkmaya başladı. Hepsi de bir öncekiyle tamamen aynı parlaklığa sahipti ve hepsi de Lynx diye sesleniyordu. Sonunda ortaya çıkmayı bitirdiklerindeyse Lynx'in çevresi tamamen ışık küreleriyle kaplıydı.


"Lynx... Artık bize katılabilirsin. Yeteri kadar savaştın." İlk ortaya çıkan ışık küresi bir ejderha şeklini alarak Lynx'e yaklaştı.


"Ji... Ji.. Jianta... Bu gerçekten sen misin?" Lynx ortaya çıkan ejderhaya inanamayarak baktı ve kekeledi.


"Evet... Benim artık savaşın son bulabilir... Bize katılabilirsin. Tek yapman gereken bana bir adım atmak." Jianta yüzünde bir gülümsemeyle konuştu.


"Ama.. Ama Zeng? O ne olacak peki?" Lynx hala yaşadığı şaşkınlığı ve şoku atlatamadan gözleri yaşlı bir şekilde konuştu.


"Endişelenme o kendi yolunu bulacaktır." 


Lynx'in sözleri üzerine bir ışık küresi daha bir ejderhaya dönüştü ve konuştuktan sonra Jianta gibi Lynx'e yanaştı. 


"A... Aki... Bu sensin." Lynx ortaya yeni çıkan ejderhayı, Aki'yi tanıyor olmasına rağmen şaşkınlığı devam ediyordu.


Aki, Ariana'ya kalbini veren ak ejderhaydı.


"Evet benim küçük dostum. Görüşmeyeli uzun zaman oldu." Aki yüzünde yumuşak bir gülümsemeyle karşılık verdi.


"Lynx. Bize katılabilirsin." Akiden sonra bir biri ardına tüm ışık küreleri dönüşerek Lynx'e karşı hep birlikte konuştu.


Lynx ortaya çıkan tüm bu ejderhaları tanıyordu. Bu ejderhaların hepsi Titanın bakımında kendisiyle beraber büyüyen ejderhalardı.


"Ben... Ben gerçekten artık size katılabilir miyim?" Lynx çevresini kaplayan tüm ejderhalara bakarak konuştu.


"Evet katılabilirsin. Artık savaşmana ve devam etmene gerek yok. Artık huzuru ve mutluluğu hak ediyorsun." Jianta tekrar konuştu.


"Ama..." Lynx kısa bir süre düşündü. "Zeng hazır değil. Ay.. Ayrıca yapmam gereken şeyler var. Neslimden geriye bir ben kaldım. Neslim benimle yok olmamalı. Daha yapacak çok şey var." Oldukça kararsız bir ifade Lynx'in yüzünü kapladı ve hızla konuştu.

  

"Sorun yok. Lynx her şey olacağına varacak. Kaderde ne varsa o olur."

Bir ışık küresi daha yoktan var oldu ve sesi etrafta yankılanırken çabucak bir ejderha şeklini aldı.


"Titan! Gerçekten sensin Titan!" Lynx yeni ortaya çıkan ejderhaya bakarak haykırdı. 


Titan. Lynx'i büyüterek ona bildiği her şeyi öğreten eski ejderhalar kralıydı. Hatta kendi kanını vererek bugünkü Lynx'i yaratan Ejderhaydı.


"Evet benim. Hadi gel bize katıl. Seni uzun zamandır bekliyordum. Sende sonsuza kadar bizimle ol artık." Titan ilerledi ve Jianta'nın yanında durarak aynı yumuşak gülümsemeyi yüzüne takındı.


"Size katılmak ve sizinle olmak. Savaşımın sona ermesi. Huzura kavuşmak. Ailem diyeceğim sizin yanınızda sonsuza kadar olmak. Sanırım söylediğiniz gibi bunun vakti geldi artık. Zeng dediğiniz gibi yolunu bulabilir. Hem yanında Ariana, Thinker var. Hatta ne kadar sevmesem ve şüphelensem bile yanında Mex var." Lynx kendisini sakinleştirerek yavaşça konuştu. Ailesine katılmak kendisine kötü bir fikir gibi gelmiyordu.


Lynx sözlerini bitirdikten sonra gözlerindeki yaşı patisiyle silerek insan formuna dönüştü. Derin bir nefes aldı ve Titana doğru elini uzattı ve adım atmak için sağ ayağını havaya kaldırdı.





Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
ramazan (44 puan) Üye
2021-03-04 21:36:39
Ellerinize sağlık.