Fleshcrafting Technomancer

07 Mayıs 2020
Çeviri: Lohengramm
Düzenleme: Lohengramm
330 Görüntülenme
Bu bölümü 11 Kişi beğendi.
Cilt 1

Önsöz

“Amacın belli değil mi? Geyiği keyfin için değil, hayatta kalmak için vuruyorsun.”

 

Yakışıklı, orta yaşlı bir adamın hafif sesi genç bir çocuğun arkasında yankılandı. İkilinin kabilelerine özgü düğümlü rastalı, kapkara saçları vardı ve buz mavisi gözleri de benzerliklerini gösteriyordu. Yaprak döken bir ormanın çalılarının arkasına saklandılar, gözleri hayatının sonuna yaklaştığına dair hiçbir bilgi olmayan beyaz kuyruklu bir geyiğe kilitlendi.

 

Genç delikanlı yayını gerdi ve ateş etmeye hazırlandı. Ancak elleri titriyor, oku ve ipi sallıyordu. Orta yaşlı adam en başta çocuğun ilk kez geyik öldüreceği için çırpındığını düşündü. Fakat çocuk yayı indirip başını salladığında başka bir şey hissetti.

 

“Baba, neden zarar vermeyen birini öldürüyoruz? Bu çok yanlış. Bir kurdu veya kaplanı öldürmeyi yeğlerim.” Çocuk yine babasını şaşkına çeviren kelimeler söyledi.

 

On iki yaşında vahşi hayvanlar öldürmeyi düşünmesi, buram buram aptallık kokuyordu. Ancak çocuğun ses tonundaki soğukkanlılık, büyüklerinin onu çocuk olarak görmesini engelliyordu. Sık sık bu özelliğini bastırmaya çalışsa da, babasının eğitimli gözlerinden kaçamazdı.

 

“Kilian, hayatta kalmanın ilk kuralı, adaletin aptal işi olduğunu anlamaktır. Doğa adaletsizliğin anasıdır," dedi adam dudakları gülümserken. “Bizler için etobur eti sadece yenilemez değil, aynı zamanda zehirli ve gereksiz derecede tehlikelidir...” Viktor isimli adam, neden otobur hayvan etinin pazarda satıldığına dair tüm sebepleri açıklarken, Kilian’a bir anlığına gözlerini kapattırdı.

 

Gözlerini açtığında ne bakışlarında ne de duruşunda tereddütten iz yoktu. Yayını gerdi, okunu attı ve geyiği tam beyninden vurarak oracıkta öldürdü. Viktor hiç şaşırmadı. Kilian tuhaf bir genç olabilirdi, ama yetenekli bir savaşçı olduğuna şüphe yoktu.

 

Kabileleri savaşçı ve çiftçi olmak üzere iki kategoriye ayrılmıştı. Çiftçiler toprağı işliyor, savaşçılar da yakınlardaki vahşi hayvanları temizliyor, yağmacıları caydırıyor ve postunu kurtarırken et için avlanıyorlardı. Orloth Krallığı’nın bu durgun köşelerinde, böyle kabilelerin bulunması normaldi.

 

Babası hiç şaşırmamış olsa bile, geyiğe doğru ilerleyip onu Viktor'a doğru fırlatırken Kilian iç çekmeden edemedi. Yetişkin bir erkek geyik ortalama 136 kg ağırlığındaydı. Ama o böyle bir canavarı hiç terlemeden fırlatabiliyordu. Gücüne alışkın olmasına rağmen, onun gibi eski bir dünyalı için değişim şaşırtıcıydı.

 

Viktor haklıydı, Kilian yaşına uymuyordu, çünkü yaşının adamı değildi. Şikago'nun en karanlık köşelerinden birinde doğdu, bir çeteye katılarak sokaklarda hayatta kaldı, ancak neyse ki başka bir adamı bıçaklamadan büyüdü. On beş yaşında bir görev aracılığıyla bir benzeti ressamıyla tanıştı ve bu kalpazan da bu zanaatteki şaşırtıcı yeteneğini fark edip onu daha “klas” bir suçlu hâline getirdi.

 

Resim kalpazanlığında ustalaşan Kilian’ın suç dünyasında adını duyurması ve üstlerinin onayını alması sadece üç yıl sürdü. Gitgide daha önemli görevleri akıl hocası yerine ona vermeye başladılar ve onun cepleri dolarken hocasına duyulan nefret arttı.

 

Ne yazık ki sürekli yalnız olan Kilian’ın bağlantıları yoktu ve bu yüzden korumasızdı. Kısa süre sonra kendisini kadim bir çekiç soygunundan ötürü suçladılar ve kafasına mermiyi sıktılar. Beyni ve kanı yeri bulamıştı. Solucanlar tarafından gömüldü, resmen köpek gibi öldü.

 

Ancak umurunda değildi. Dünyadaki donuk ve ilginç olmayan hayatı özlemezdi. Bu sözde sanat koleksiyoncularını kandırmak çok sıkıcı bir mesele haline geldi. Çoğunluğu sanatçının şöhretinden faydalanmak isteyen kör eşeklerden başka bir şey değildi. Bir de sanat değerlendirmesi yapmaya cesaret etmişlerdi, ha.

 

Ancak Kilian'ın akıl hocası, eşyalarının arasına gizlediği çekicinin ikinci bir yaşam için bilete dönüşmesini asla beklemezdi. Çekiç, Kilian'ın ruhunu yuttu ve onunla kayboldu. Ortaçağda bir evde kundaklanmış hâlde uyandı, yanında çekiç yoktu ve çığlıkları ölüleri diriltebilirdi.

 

O zamanın üzerinden 12 yıl geçmişti ve Kilian yeni ortamına uyum sağlayalı çok olmuştu. Bu durgun kabile köyünde kadınlar ve erkekler günlerini kölelikle geçirseler de insanlar sıcak ve destekleyiciydi. 300 kişilik köyde kavgalar nadiren patlak verirdi. Şiddetli savaşçıların bol olduğu bir yer için bu rahatlatıcıydı.

 

Kilian'ın bu dünyaya geldiğinde fark ettiği ilk gariplik havadaki değişimdi. Havanın hiç kirli olmaması bir yana, aynı zamanda tatlı bir tat bırakıyordu. Buna Dra diyorlardı. Bu dünyadaki insanlar için Dra, yaşamın kaynağı, her şeyin temeliydi. Ama daha da önemlisi, büyünün temeliydi. Kabile halkı büyüyü, aristokrasinin ellerine bırakılması gereken yabancı bir kavram olarak görürken, herkesin hayatını şekillendiriyordu.

 

Ortaçağ teknolojisine sahip bu uzak kabilede, ortalama bir insanın ömrü 85 yıldı ve bu süre, 21. Yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan birinin ömründen uzundu. Ancak Dra’nın tetiklediği fiziksel değişikliklerle karşılaştırıldığında, bu ömür pek bir şey ifade etmiyordu.

 

Kilian’ın akranlarına kıyasla bir ucubeydi, ortalama bir yetişkin avcı kolayca 250 kilogram kaldırabilirdi ve üstelik günlerini imkânsız ağırlıklar kaldırarak geçirmiyorlardı. Keza hayvanlarda çok daha güçlüydü. Yine de insanlar Dra’dan çok daha fazla faydalanıyorlardı.

 

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde Dra'yı kontrol edebilenler dünyayı yönetiyordu. Toplum Dra kontrolü çevresinde inşa edilmişti ve büyükrotlar, büyücü kralları ve soylular toprakları yönetiyordu. Büyülü gelişmelerle güçlendirilmiş bu büyük şehirlerde, teknoloji seviyesi Dünya’yı utandıracak bir düzeye ulaşmıştı. DNA modifikasyonu ve genetik güçlendirme eskide kalmıştı.

 

Ama şu anki Kilian için bunların hiçbiri önemli değildi. Bu dünya etkileyici, harikalar ve fırsatlarla dolu olabilirdi, ancak işlevsel bir evin sıcaklığını hiçbir şeye değişmezdi. Kilian her zaman Tanrı'nın ona acıdığına inanıyordu. Sonuçta eğer reenkarnasyon ve büyü kurgu değilse, Tanrı’nın veya Tanrıların varlığından nasıl şüphe edebilirdi?

 

Bu doğru dürüst bir hayat sürmesi, dilediğince gülmesi, birkaç çocuk yapması ve hayatını otomatik pilottaki bir kadavra yerine erkek olarak yaşama fırsatıydı—en azından böyle düşünüyordu. Kabilesinin bulunduğu yerden duman bulutları çıktığında, gökyüzü alevler içinde kaldığında, Kilian on iki yıllık hayatı boyunca fazla saf olup olmadığını merak etti.

 

Viktor’un gözleri şaşkınlık içinde fal taşı gibi açıldı ve bir anda omzundaki geyiği yere attı, baltasını çekti ve hiç arkasını dönmeden Kilian’a “Saklanıp beni bekle, ben seni bulurum.” emrini verdi.

 

Bu sözlerden sonra Viktor ayağını yere vurdu ve kabileye doğru koşarak kayboldu. Viktor her zaman çok güçlüydü. Gerçek becerilerini gizlemeye çalışmasına rağmen, bir fili karıncaların arasında saklayamazdınız. Kilian sık sık babasının soyunu merak ediyordu, ama bunu hiç sormamıştı.

 

Hatta nadiren ona karşı gelirdi. Ama bugün itaat edemedi.

 

“Kabilemiz yanıyor, annemin ne alemde olduğu belli değil, ama ormanda yürüyüşe çıkmamı mı istiyor? Tabii canım, kesin çıkarım.” diye homurdandı Kilian babasının arkasından. Aralarındaki hız farkından ötürü, Viktor'un izini takip edemedi. Aslında köy on kilometre uzakta olsa da, Viktor’un son hızıyla ulaşması bir dakika sürmezdi.

 

Ancak Kilian için durum farklıydı. Şimdi Usain Bolt'un en yüksek hızında koşsa bile, 15 dakika sürerdi. Bu zaman diliminde bir sürü şey olabilirdi. Ama koşmaktan daha iyi bir seçeneği yoktu ve o da bunu yaptı.

 

Aklı karşıdaki alevlere kilitlendiğinden, adımlarının çıkardığı uyarıcı çatırtılar ve yüzüne çarpan rüzgârın akışı bile genelde keskin olan kulaklarından kaçtı. Çaresizce koştu, ağaçları ardında bırakarak eve doğru ilerledi ve yaklaştıkça kalbi de hızlandı.

 

Bu büyüklükte bir yangın, harici bir sebep olmadan ortaya çıkamazdı. Kabile şüphesiz acımasız bir saldırıya maruz kalmış olmalıydı. Ama hiç mantıklı değildi. Düzinelerce kilometre ötedeki akıncılar kabile topraklarına adım atmaya cesaret edemezlerdi. Onları burada bekleyen tek şeyin ölüm olduğunu zaten biliyorlardı.

 

Ama akıncılar değilse, o zaman kim? 12 yıllık evine giderek yaklaştıkça, Kilian umutsuzca suçluların akıncılar olmasını umdu. Onlar değildi.

 

Kabilenin girişine ulaştığında, bebekliğinden beri tanıdığı insanların cesetlerinin sokakları kirlettiğini gördü. Soyunu devam ettirmesi öngörülmüş düzinelerce erkek, kadın, çocuk, oyun arkadaşı ve genç kız yerlerde yatıyordu. Kan birkaç metre sıçramış, kokusu havası bastırıyor ve Kilian'ın burun deliklerini dolduruyordu.

 

Akıncılar genç kadınları veya köle pazarında satabilecekleri kişileri öldürmezdi. Akıncılar katledecek güçleri varsa gereksiz yere cinayet işlemezdi. Birkaç kişiyi öldürürlerdi, ama çoğunu kendileri için çalıştırmak için sağ bırakırlardı. Bunlar... Basit eşkıyalar değillerdi.

 

Fakat gözleri ölülere bakan Kilian, katillerin kim olduğunu sikine bile takmıyordu. Sadece kafalarını istiyordu.

 

Çatışan çeliğin sesi, kabilenin içinden yankılandı. Yanan, samandan yapılma evlerin arasında, 32 adam birini çevrelemiş, kabilenin en iyi avcılarını alaya alacak bir hızla üstün uzun kılıçlarını ona doğru savuruyorlardı. Hız, hareket becerileri, teknik, organizasyon. Sıradan akıncılar gibi giyinmiş gibi görünseler de, bu adamlar şüphesiz eğitimli savaşçılardı.

 

Hayır, tapınakçılar!

 

Kilian kesinlikle haklıydı. Bu 32 erkekten 20'si en üst düzey Küçük Tapınakçılar iken, 12'si düşük seviyeli Öz Tapınakçı’ydı. Küçük Tapınakçıların en zayıfı, 600 kilogramı zorlanmadan kaldırabilirdi. Bunlar bir kabilenin karşı koyabileceği rakipler değildi. Teki bile 300 köylüyü katledebilirdi. 32 tanesine ne gerek vardı?

 

Ancak böylesine vahşi bir oluşum tarafından kuşatılmış olsa da, Viktor’un baltası kendisine yöneltilen bütün darbelerden ustaca kaçınıyor ve düşmanlarını vahşi bir öfkeyle biçiyordu! Balta kafatasına yerleştirilirken, bıçağın eti ve kemiği koparma sesi ilk tapınakçının ölümünü işaret etti.

 

Hemen ardından, Viktor baltasını dairesel hareketlerle savurdu, tek seferde üç Küçük Tapınakçı’yı kesti!

 

Havaya sıçradı, Öz Tapınakçılar onun peşinden koştu, ama kılıçları yaklaşırken Viktor havada dönerek yer çekimine meydan okudu ve çarpışan kılıçların ucuna indi!

 

Baltası doğrudan dört Öz Tapınakçı’nın yüzünü keserek üzerlerine yağdı ve onları incitti! Yine de, hiçbiri çığlık atmadı. Ayağa kalktılar ve Viktor da ayağa kalktı. Kilian gözlerine inanamadı ve tekrar etrafa bakındı.

 

Nüfusun dörtte üçü çoktan öbür tarafı boylamıştı. Neyse ki, Kilian'ın annesi henüz onlara katılmamıştı. Hayatta kalan düzinelerce kişiyle birlikte kenarda yatıyor, yaşayıp yaşamayacaklarını belirleyecek çatışmayı izliyordu. Çocuğun kafa karışıklığı gözlerine yansıdı.

 

“Bu savaşçılar neden bu kabileyi hedef alırlar? Hayır, onu hedefliyorlar. İntikam için mi? İntikam için değilse, onun burada olmadığını gördüklerinde neden acizleri öldürecek kadar düştüler?” Kilian akıl yürüttü.

 

Asosyal olması kafasını çalıştırmasına engel değildi ve tutarsızlıkları görebiliyordu. Tereddüt etmeden, annesine doğru koştu ve onu almaya hazırlandı.

 

Viktor ve Alina oğullarının varlığını fark ettiler ve gözleri korku içinde fal taşı gibi açıldı!

 

“Kilian, hemen git!” Viktor hayatı boyunca hiç olmadığı kadar öfkeyle hırladı. Çocuğa neden emirlerine uymadığını sormaya zahmet etmedi. Şu anda bunların hiçbiri önemli değildi. Alina, Kilian’a kaçmasını işaret etti. Kilian bir an durdu.

 

Hiç mantıklı değildi. Alina, Kilian’a kıyasla çok yavaş olsa da Viktor tapınakçılarla ilgilenirken onu kaçırmak çok zor olmazdı. Ve kavganın şu anki gidişatına bakılırsa zafer Viktor’un olacaktı. Ama Kilian gözlerinde ölüm hayaletini tüm ihtişamıyla gördü.

 

Hayatta kalabileceklerine inanmıyorlardı, bu yüzden yalnızca onun kaçmasını umuyorlardı. Ama umurunda değildi. Kilian durmadı ve tekrar annesinin peşinden koşarak onu bileğinden tutup çekti. Ailenin reisi savaşabilirdi.

 

Ne yazık ki kılıçlar hâlâ çarpışırken, alkışlar yankılandı ve Kilian bütün kaçma girişimlerinin beyhude olacağını anladı.

 

“N-Neden bu kadar aptalsın?” Alina gözleri Kilian’ın ellerine bakarken iç çekti. Diğerlerinin aksine, her adımı yeri sarsan kapkara bir beygir süren bir adam vardı. Bu sıradan bir at değildi. Süren kişi de sıradan değildi. 1.88 boyunda, şişkin kaslı ve yüzü %80 Viktor’unkine benzeyen bir yüze sahip, eşkıya gibi giyinmiş olmasına rağmen bir soylu gibi at süren bir adamdı.

 

Alkışlar savaşı bitirdi ve tapınakçılar asker gibi durdu, adamın geçmesi için iki yana çekildiler. Sağ eliyle sakallı çenesini ovuşturdu ve soluyla da atının sırtını okşadı. Sanki konuşulmayan bir dili anlıyormuş gibi durdu. Adamın gözleri Viktor, Alina ve Kilian arasında gitti ve Viktor'a dönmeden önce birkaç saniye Kilian'da kaldı.

 

“Onun için geldiğimiz hâlde neden gitsin ki? Görüşmeyeli uzun zaman oldu kardeşim. En azından yeteneklerin paslanmamış. Ancak gelişmemiş olması da çok yazık,” dedi von Kressner kontu ve Viktor’un abisi Wilfried von Kressner, mavi gözlerini kardeşine dikerek. Ancak bu ismi bilenler için bu unvanın değeri azdı.

 

Çok daha korkunç bir kimliği vardı, Klaus von Karsten’in hane muhafızı kaptanlığı. Bir soylunun unvanı ne olursa olsun başka bir soylunun muhafız kaptanlığını yapması, düşünülemezdi ve büyük bir utançtı. Ancak işin içinde von Karsten adı geçtiğinde işler değişiyordu. Annesinin nasıl titrediğini gören Kilian, durumun ağırlığını hafife aldığını fark etti.

 

Güçlü olmayabilirdi ama demirden bir iradeye sahipti. Onu titretecek şeylerin sayısı çok azdı. Wilfried atından atlayıp Viktor’un önüne indi. Sağ elini kılıcının başına, sol elini baldırına attı ve yüzündeki tebessüm kayboldu.

 

“Kardeş olduğumuz için sana kendini öldürmen için fırsat tanıyacağım,” dedi Wilfred açık açık, bu esnada da duygusuz bakışları kardeşinin üzerindeydi. Viktor gülümsedi.

 

"Ne? Klaus'un sadık köpeğinin vicdan sorunları mı var? Bunları aştığını düşünmüştüm. Bu saçmalıkları geç de ne yapıyorsan yap.” On iki yıl önce Viktor, geleceği en parlak tapınakçılardan biriydi, çoğu kişi de onun abisinden daha yetenekli olduğunu düşünüyordu. Haklıydılar da. Ancak 12 yıl sonra durum farklıydı. Henüz kılıçlarını çekmemelerine rağmen, Viktor yenildiğini görebiliyordu.

 

Wilfried başını salladı; peşinden bir yırtılma sesi geldi ve Viktor’un kanı karnından püskürdü. Gücünü kaybederek gözleri tamamen açık bir şekilde dizlerinin üstüne yığıldı. Başından sonuna kadar hiç kimse Wilfried'in kılıcını kınından çıkardığını görmedi.

 

“Yüksek... Tapınakçı. Sen ... bir Yüksek Tapınakçı'sın,” dedi Viktor çok geç kalsa da.

 

“On iki yıl önce, yeteneğin benimkini geçiyordu. İkimiz de yalnızca tapınakçı olsak da, gerçek büyü kullanmak için umudumuz olmasa da, önümüzde parlak bir gelecek vardı. Ben muhafız kaptanı olarak görev yaptım sen de Ekselanslarının yardımcı kaptanı oldun. Bize Orloth’un en genç Öz Tapınakçıları dediler. Kaç tane soylu kişi bizi kıskandı ve mevkimizin peşinden koştu?

 

Babamız erken öldü ve ikimize de bakma görevi bana kaldı. Eğer Ekselanslarının koruması olmasaydı, atalarımızın topraklarını nasıl elimizde tutardık? Ancak sen bir kadın için efendine karşı geldin, karınla kaçtın ve hayatının geri kalanını soysuz bir köle gibi yaşamayı seçtin.

 

İşlediğin suçlardan bahsetmeyelim bile. Sırf o son yaptıklarından ötürü bile ölmek zorundasın,” dedi Wilfried duygusuz bir ses tonuyla. Ancak bu sözleri duyduktan sonra Viktor, kanı kaynadığı hâlde kahkahalara boğuldu.

 

“Ekselansları mı? Gerçekten ne kadar zarif bir adam! O kadar zarif ki beni rastgele bir göreve göndermeyi, karısı olarak nişanlımı almayı uygun gördü! Onun için yanıp tutuşan o kadar kadın varken o gitti benimkine göz dikti ve sen de gelmiş bana burada ahlâkçılık mı kesiyorsun? Wilfried, bu kadar utanmaz olduğunu bilmiyordum!” Viktor tükürdü, titreyen Alina gözlerini kapattı ve utancıyla acısını gizlemek için başını eğdi.

 

Bu Kilian'ın doğum günlerinde yaptığı ifadelerden, nadir ifadelerden biriydi. Bu ifadesini her zaman gizli tutmaya çalışırdı, ama acısını gizlemekte her zaman başarısız olurdu. Ve ona her zaman azami özen göstermiş olmasına rağmen, bazen Kilian annesinin onu doğurduğu için pişman olup olmadığını merak etmişti.

 

Şimdi nedenini biliyordu. Babasının oğlu değil, von Karsten Dükünün baskısının sonucuydu. O günlerde Viktor, o zamanlar 24 yaşındaki dukünün muhafız kaptan yardımcısı olarak görev yaparken Wilfried kaptanlık görevini elinde tuttu. O zamanlar Klaus çoktan Orloth’un en ünlü büyücüsü ve ülke tarihindeki en genç Yüksek Temsilci’ydi. Anne tarafından en yakın kuzenleri olduklarından büyük bir prestije sahip oldular.

 

Viktor ayağının dibinde prensesler dolaşan Klaus’un gücünü kullanarak nişanlısıyla bir gecede evleneceğini ve onu hamile bırakacağını asla düşünmezdi. Ancak, kardeşinin öfkesini gören Wilfried küçümsemeden edemedi.

 

“Kalın kafalı ve ahmak embesil. Klaus von Karsten ne zaman şehvetten gözü dönmüş bir adam oldu? Ve burada olsaydı bile yüksek zekâsı ve eşi benzeri olmayan mevkisine rağmen neden yardımcı kaptanının nişanlısını hedef alıp onu karısı yapacak kadar ileri gitsin ki?

 

Basit bir baronun kızını mı? Bu skandaldan kazancı ne olurdu ki? Uyan. Hedefi o değildi; sendin.” Bu sözlerin aşağılaması Viktor’un yüzüne uçtu. Ne var ki imaları ruhunu ezdi. Kilian o anda hayatında ilk kez Kars Dükü’nün acımasızlığıyla yüzleşecekti.

 

“Ekselanslarının kıtanın düzenini kökten değiştirmeyi amaçlayan, olağanüstü bir vizyonu var. Bugüne dek genç dükümüz de dahil olmak üzere yalnızca iki çocuk yaptı. Kadınlarla neden oynasın ki? O gece sana saldırdı, Alina’ya değil. Her zaman çok idealisttin, değişimin gereklerini kabul edemedin.

 

Senin gibi bir adam ya en sadık hizmetkar ya da bir ayaklanmanın lideri olur. Ekselansları seni nasıl yanında tutabilirdi? Seni aydınlatmama izin ver.

 

O zamanlar bir varis istedi, ancak meteorik yükselişinin birçok düşman yarattığını biliyordu. Eğer saldırmaya hazır hâlde bir sürü casus ve suikastçı barındıran Kars’ta kalsaydı, varisi güvenli bir şekilde büyüyemezdi. Bu yüzden Ekselansları da onu kendi topraklarından uzakta büyütmeyi seçti.

 

Aynı zamanda varisinin doğumunun casusları ortaya çıkarmak ve Kars’ı tamamen temizlemek için kullanmak istedi. Bunun için de aşağılayan kişi o olsa bile aşağılamaya dayanamayacak birine ihtiyacı vardı. Bu olaylarla karşı karşıya kaldığı hâlde kadınla kaçıp çocuğu içtenlikle büyütmeyi seçecek tek kişi sendin.

 

Bu yüzden de iyi bir adam olan seni seçti ve ikinizin kaçmasına gizli gizli yardım etti. Bu olay Orloth asillerini endişelendirdi ve casuslar efendilerine resmi mektuplar gönderdi, suikastçılar da sizi yakalamaya hazırdı. Sayenizde Ekselansları üç aydan kısa bir sürede işine yaramayan herkesi topladı ve hepsinden kurtuldu. Diğerleri de ona döndü.

 

Şimdi kuzey kabilelerini katletmesi ve varisini Kars’a geri getirmesi gerekiyor! Sen de yoluna çıkıyorsun!” Kılıç yine hareket etmedi, ama bu cümleler Viktor’un düzinelerce parçaya bölünmesiyle bitti.

 

Beş litre kanı et parçalarının etrafında bir gölet oluşturdu, şaşkına dönmüş Kilian bu parçaların babasına ait olduğuna inanamadı. Ancak Alina buna inanıyordu.

 

Gözleri fal taşı gibi açıldı ve vücudu titrerken bu kan gölüne doğru sürünerek ilerledi, duruma uyum sağlayamayan şaşkın Kilian’ı arkasında bıraktı. Çok kısa zamanda çok şey yaşanmıştı.

 

Alina çığlık atmadı, ama kızarık gözleri durmadan gözyaşlarına boğuldu ve kan ve et parçalarından geçti. Kilian da onu takip etti ve çok geçmeden ikisi boşuna da olsa parçaları bir araya getirmeye çalıştı. Sanki bunu yaparlarsa Viktor’u geri getirebilirlerdi. Kilian kan bağını veya süt babalığını umursamıyordu. Yalnızca Viktor’un onu on iki yıl boyunca kendi evladı gibi yetiştirdiğini ve ona yalnızca hayallerinde görebileceği bir sıcaklık verdiğini biliyordu.

 

Şimdi Viktor gitmişti. Bu mümkün değildi. Bu bir yalandı! Bunu kabul edemedi! Alina da kabul edemedi, bu yüzden parçaları adamı yeniden birleştirmek için kullanabilirlerdi. Ama bu yürek parcalayıcı sahneye rağmen Wilfried hiç merhamet göstermedi. Duygusuz bakışları sertleşti, bir rüzgâr Kilian’ın yanından geçip gitti ve yüzünün soluna kan sıçradı.

 

Elleri durdu, tir tir titredi, kanlı bakışları annesinin bulunması gereken yere döndü, ancak oraya baktığında güzeller güzeli, üzgün bir orta yaşlı kadın görmek yerine yetmiş iki parça ve bir kan gölü gördü.

 

Kilian parçaları saydı ve delirmiş gibi kahkahaya boğuldu. İyice delirirken bu kahkahalar çığlıklara, sonrasında tekrar kahkahalara dönüştü. Yine de Wilfried hiçbir duygu göstermedi.

 

“Sakın unutma, von Karsten hanesinin varisi olarak, duygusal yükler en az ihtiyacın olan şey. Hayati kararlar vereceğin zamanlar geldiğinde, duygularının seni sarsmasına izin veremezsin,” dedi wilfried ve yanında duranlar bunu göremese de kılıcı dönerek kalan yetmiş beş köylüyü parçalara ayırdı.

 

Ardından çıldırmış Kilian’ı atının yanına bağladı ve onu Kars’a geri götürdü. Yolda akıncı olarak gizlenmiş von Karsten adamları yirmi altı kuzey kabilesini daha yerle bir etti ve 8,000’den fazla adamı katletti. Kilian hepsini göremedi, yol boyunca bir süre için bayıldı.

 

Bu olay Orloth’u eşi benzeri görülmemiş bir kargaşanın içine sürükledi ve kuzeyliler de Peçeli Haydutlar’ın adı geçince titreyerek acı dolu geceler geçirdi. Klaus von Karsten bu olayı hemen kralın yargı gücünün yarısını çalmak için kullandı. Kraliyetin otoritesi paramparça olunca, kanun yaptırımını yeniden düzenledi ve niyetini nihayet belli etti.

 

Ertesi gün Kilian uyandı, dünyaya boş, ifadesiz gözlerle baktı. Yatağın karşısında mülayim bir adam oturuyor, Kilian’ı onunkine benzer gözlerle süzüyordu.

 

"Selamlar oğlum," dedi Klaus von Karsten.

Çevirmen Notu

Yeni serimiz hayırlı olsun. Telifini aldık ve seri bir süre sonra premiuma geçecektir. Premium bölümleri satın alarak aynı zamanda yazara destek olacaksınız. Benim hoşuma gitti umarım beğenirsiniz. Devamını da yazar bölümleri yeniden düzenledikten sonra getireceğiz. Hayırlı olsun.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Öne Çıkarılan Yorum
Residenttt (54005 puan) Yönetici
2020-05-23 17:29:57
Evet arkadaşlar serinin sayfasına da yazdık ama buradan da belirtmek istiyorum, seriye Haziran ayı ile birlikte düzenli bir takvim ile başlayacağız.

DeliDana (2012 puan) Üye
2020-05-17 18:10:15
Hayırli olsun seri insallah devami hizli gelir.
GLUTTONY (27 puan) Üye
2020-05-15 17:19:41
SUBARASHİİİ!
MonsterKing (952 puan) Üye
2020-05-14 05:33:03
Bol entrikalı ve oldukça uzun bir ilk bölümdü. Yine de hiç sıkmadan kendisini okuttu, fakat bunun yanında okurken bölüm uzunluğundan sanırım biraz yordu gibi. Açıkçası çok bir şey beklemiyordum bu novelden ama niyeyse ilk satırlardan itibaren okutturdu ve beklentimi zirveye çıkardı. Çeviri için çevirmene teşekkürler, ne kadar yorucu olduğunu anlayabiliyorum.
MhmtSnmz (114 puan) Üye
2020-05-11 07:59:55
Şimdi gelde yeni bölümü bekle
Redafornv2 (1253 puan) Üye
2020-05-09 14:57:33
Mc bayaa karanlik bi gecmise sahip gorunuyo derin konusu olan bi novel olacak gibi ilk bolumden serinin nereye gidecegini tam anlayamasam da gelecek vaad ettigine yemin edebilirim ama kanitlayamam cok guzel olmus eline saglik
manyetikkarpuz (1429 puan) Üye
2020-05-08 08:52:47
Seri icin tesekkurler simdilik guzel gibi umarim devam eder
ASİLZADE (2598 puan) Üye
2020-05-08 01:22:07
Serinin ilk bölümü çok yorucu boğucu olmuş tam anlamadım olayları . Kilianın durumunu biri bana açıklayabilirmi babası viktor değilmiş bi onu anladım.
Copperstone (868 puan) Üye
2020-05-08 02:22:22
@ASİLZADE, bak knk bu kral casusları ortaya çıkarmak ve varis yapmak istemiş ama çocuğun güvende kalması için o mercimeği fırına versede kızı alıp kaçacak biri lazımmış kralda viktorun nişanlısına yanlamış ordan kilian çıkmış sonra viktor çocukla ve nişanlısıyla kaçmış Bir taşta 3 kuş durumu
ASİLZADE (2598 puan) Üye
2020-05-09 01:19:21
@Copperstone, teşekkürler. Seride her türlü pokluk var yani anladım.