Goblin Slayer - Bölüm 1.1: Birkaç Maceracının Kaderi - 1

Çeviri : Kyuuseishu
Düzenleme : -
Beğeni : 1
Okunma : 232
Tarih : 14 Temmuz 2018 11:58:52

Birkaç Maceracının Kaderi - 1


Şiddetli savaş son bulmuştu. Adam, ölü bir goblinin cesedinin üstünde bastı.

Kirli çelik miğferinden, deri zırhına ve tüm bedenini kaplayan zincirli halkalardan oluşan zırhına kadar her yeri yaratığın kızıl kanıyla boyanmıştı.

Küçük, hırpalanmış bir kalkan sol koluna bağlanmıştı ve elinde de parlak bir şekilde yanan bir meşale tutuyordu.

Adam topuğunu cesede bastırdı ve boştaki eliyle goblinin kafatasına saplanmış kılıcı çıkarttı. Ucuz görünümlü bir kılıçtı bu. Boyu çok kötü bir şekilde tasarlanmıştı ve şimdi de her tarafı goblin beyniyle kaplanmıştı.

Omzuna bir ok saplanmış hâlde yerde yatan kızın bedeni korkuyla titredi. Tatlı ve güzel yüzünü çevreleyen altın sarısı saçı ter ve gözyaşlarıyla pislenmişti.

İnce kolları, ayakları, tüm o görkemli bedeni bir rahibe cübbesiyle sarılmıştı. Kavradığı çıngıraklı asanın üstündeki halkalar, kızın elinin titremesiyle  sürekli tıngırdıyordu.

Önündeki bu adam da kimdi?

Görünüşü ve yaydığı aura o kadar garipti ki bir goblin olabileceğini bile düşündü. Belki de daha da kötüsü, daha önce duymadığı bir şeydi.

''Sen de... Sen de kimsin?'' diye sordu ve içindeki dehşeti ve acıyı bastırmaya çalıştı.

Kısa bir sessizlikten sonra adam cevap verdi. ''Goblin Katili.''

Bir katil. Ejderha ya da vampir katili değil, canavarların en ezikleri olan goblinlerin katili.

Normalde bu isim insana komik ve basit gelebilirdi. Fakat o sırada Rahibe için bu kesinlikle hiç de komik değildi. 


***


Bunu daha önce duymuştun.

Tapınak'ta yetiştirilen bir yetim on beş yaşını doldurduğu anda yetişkin sayılırdı ve bir seçim yapması gerekirdi: Tanrıçanın hizmetkarı olarak Tapınak'ta kalabilirdi, ya da ayrılıp bu uçsuz bucaksız dünyada kendi yoluna giderdi.

Rahibe ikincisini seçmişti ve bu yüzden Maceracılar Lonca'sına gitmişti.

Maceracılar Loncası, ruhları görev duygusuyla yanıp tutuşan kişileri desteklemek amacıyla kurulmuştu. Denilene göre, ilk olarak bir barda denk gelen birkaç kişi tarafından kurulmuştu. Diğer işçi kurumlarının aksine, Maceracılar Lonca'sında diğer iş bulma kurumlarından daha az iş birliği vardı. Yaratıklar ve ''konuşma diline sahip olanlar'' arasındaki savaşta maceracılar, tıpkı paralı askerler gibilerdi. Kimse düzgünce yönetilmedikleri sürece silahlı kabadayıların ortalıkla gezmesine göz yummazdı.

Rahibe, şehir kapılarının ardındaki, nefesini kesen muazzam şube müdürlüğünü görünce adımlarını durdurdu. Lobiye girdiğinde, henüz sabah olmasına rağmen etrafta telaşlı şekilde koşturan maceracıları görünce şaşırmıştı. 

Bu binalarda büyük hanlar, tavernalar -genelde bu ikisi birlikte olurdu- ve iş ofisleri bulunurdu. Tabii ki buradaki yaygaranın sebebi de bu üç servisin tek bir binada toplanmış olmasıydı.

Plakalı zırhı olan her sıradan insan kadar, mekanda pelerinli ve asalı elf büyücüler de vardı. Bir köşede sakallı, baltası olan bir cüce, diğer bir köşede çayırlarda yaşayan bir halk olan rhealardan birisi... Rahibe kalabalıkta yolunu açmaya çalışarak her ırktan, her türlü silah taşıyan erkek ve dişinin arasından sıyrılıp Lonca Hanımı'na gitti. Fakat görev almak isteyen, ya da tamamladıkları görevleri bildirmek isteyen insanlar tarafından yılan gibi kıvrılan bir sıra oluşmuştu.

Mızraklı bir maceracı, ağır bir zırh giyen bir diğer maceracıyla sohbet ediyordu.

''Ee? Geçitteki mantikor nasıldı?''

''Çok bir olayı yoktu. Daha büyük bir şey bekliyorsan harabeleri falan araştırsan iyi olur.''

''Haklısın. Ama öyle yaparsan asla evine ekmek götüremezsin.''

''Hey, Başkent yakınlarında sorun çıkartan kötü bir ruh olduğunu duydum. Oraya giden iyi bir ödeme alabilir belki ne dersin?''

''Belki ben halledebilirim, ama eğer düşük seviyede bir iblis ise...''

Rahibe o sıradan konuşmaları sadece üçüncü kez duyduğunda çoktan şok olmuştu. Azminden vazgeçmemek için ses çıkaran asasının kendine yakın tutuyordu.

''...Ayrıca yakında şey de yapacağım...!''

Bir maceracının yazgısının kolay olmadığını biliyordu. Bunu Tapınak'ta, zindanlardan gelip şifa için yardım dilenen kişiler yüzünden birinci elden tecrübelemişti. Ve böyle kişileri iyileştirmek de Toprak Ana'nın bir öğretisiydi.

Ona öğretildiği gibi kendini tehlikeye atmaktan nasıl uzak durabilirdi ki? O bir yetimdi ve Tapınak onun hayatını kurtarmıştı. Şimdiyse bu borcu ödeme zamanıydı...

''Burada olma sebebiniz nedir?''

Rahibe düşüncülere dalmışken sıra ilerlemiş ve çoktan onun sırası gelmişti.

Nazik bir ifadeyle bakan Lonca Hanımı gençti fakat Rahibe'den daha büyüktü. Üstünde tertemiz, muazzam bir kıyafet vardı. Açık kahverengi saçı birkaç örgü hâlinde örülmüştü. Lobiye bir kez bakmak, loncanın resepsiyonundaki işin ne kadar zor olduğunu anlamaya yetiyordu. Resepsiyonist, profesyonel genç kadınların genelde baktığı gibi gergin bir şekilde bakmıyordu. Bu da işini ne kadar iyi bildiğinin bir göstergesi olmalıydı.

Rahibe bir anlığına endişelendi. Yutkundu ve konuşmaya başladı.

''Iıı, şey... Ben bir... Ben bir maceracı olmak istiyorum.''

''Öyle mi?'' diye sordu Lonca Hanımı, anlık bir tereddüt yüzündeki tatlı ifadeyi silmişti ve ne diyeceğini bilmiyor gibi duruyordu. Rahibe, resepsiyonistin gözlerinin, yüzünden bedenine doğru indiğini hissetti ve garip bir utanç duyup kafasını yukarı aşağı salladı.

Lonca Hanımı gülümsediğinde hissettiği bu utanç kaybolmuştu. ''Anlıyorum. Okuma yazman var mı?''

''Şey, biraz var. Tapınak'ta öğrenmiştim...''

''O zaman bu kağıdı doldurun lütfen. Eüer anlamadığınız bir şey olursa sorabilirsiniz.''

Bu bir Maceracı Kağıdı idi. Açık kahverengi parşömenin her tarafında altın rengi harfler vardı..

İsim, cinsiyet, yaş, sınıf, saç rengi, göz rengi, vücut tipi, beceriler, büyüler, alametler... Hepsi çok basit bilgilerdi. O kadar basitti ki sanki ortada yanlış bir şey varmış gibi hissettiriyordu.

''Oh,'' diye böldü Lonca Hanımı, ''Yetenekler ve Macera Tarihi kısmını boş bırakabilirsin. Lonca oraları sonradan dolduracaktır.''

''P-peki, hanımefendi.'' Rahibe kafasını salladı ve titrek eliyle kalemi aldı,  mürekkep hokkasına batırarak yazmaya başladı.

Kağıdı doldurduktan sonra Lonca Hanımı'na verdi. Lonca hanımı bakıp kafasını salladı ve gümüşten yapılma sivri bir çubuk alarak beyaz bir porselen karosunun üstüne bir şeyler kazıdı. Karoyu Rahibe'ye uzattı. Karonun üstünde Macera Kağıdı'nda yazan şeylerin aynısı sıkışık bir şekilde yazılmıştı.

''Bu senin kimliğin olacak. Ona ''Statü'' diyoruz. Yine de,'' diye ekledi alaycı bir şekilde. ''Sana bakarak öğrenebileceğimiz şeyler orada yazmıyor.'' Ardından Rahibe'yle sakin bir şekilde konuştu. ''Eğer sana bir şey olursa kimliğini öğrenmemizi sağlayacak, o yüzden kaybetmemeye çalış.''

Bir şey olursa mı?

Rahibe bir saniyeliğine, Lonca Hanımı'nın tıpkı bir memur gibi konuşması yüzünden gafil avlanmıştı, ama noktaları birleştirmesi çok uzun sürmemişti. ''Kimliğini öğrenmek'' isteyecekleri tek zaman kim olduğun anlaşılmayacak şekilde öldürüldüğün zamandı.

''Peki hanımefendi,'' dedi Rahibe ve sesinin titremediğini umdu. ''Ama bir maceracı olmak cidden bu kadar kolay mı?''

''Olması kolay, evet.''

Kadının yüz ifadesi okunamıyordu. Endişeli bir şekilde mi bakıyordu yoksa kabullenmiş bir bakış mıydı bu? Rahibe bunu anlayamıyordu.

''Rütbe atlamak zordur. Rütben öldürmelerine, ne kadar iyi iş yaptığına ve kişilik testine göre belirlenir.''

''Kişilik testi mi?''

''Bazen 'Ben o kadar güçlüyüm ki her şeyi tek başıma yapabilirim,'' diyen tipler geliyor.''

Bıyık altından ekledi, ''Ama her türden eksantrik kişi mevcut.'' Ve dediği anda bakışları bir anda değişti. Artık yumuşamış bir ifadesi vardı, sıcak bir şekilde gülümsüyordu.

Oh, böyle gülebildiğini fark etmemiştim, diye düşündü Rahibe.

Lonca Hanımı, Rahibe'nin kendisini izlediğini fark etmişti ve sert bir şekilde boğazını temizledi. ''Görevler şurada asılı.'' Neredeyse tüm bir duvarı kaplayan bir mantar panoyu gösterdi. ''Kendi seviyene uygun bir şeyler seç.''

Maceracılar sabahtan beri panonun önünde dolanıp durudğu için görev seçenekleri azdı, fakat ihtiyaçları olmasa Lonca böyle büyük bir pano yaptırmazdı.

''Bana sorarsan,'' dedi resepsiyonist, ''Alınma ama lağımları temizleyerek alışmanı öneririm.''

''Lağım temizlemek mi? Maceracıların canavarlarla dövüştüğünü sanıyordum.''

''Dev fareleri avlamak da canavar avlamak sayılır. Hem dünyaya da katkın olacak.'' Bıyık altından tekrar konuştu. ''Azıcık tecrübesi olan çaylaklar goblinleri de seçebilir aslında.'' Ve tekrar o dili tutulmuş gibi duran yüz ifadesine büründü.

"Kayıt işlemi bu kadardı. İyi avlanmalar!"

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.