Goblin Slayer - Bölüm 1.92: Birkaç Maceracının Kaderi - 11

Çeviri : Kyuuseishu
Düzenleme : -
Beğeni : 0
Okunma : 248
Tarih : 21 Temmuz 2018 21:09:30

Rahibe, hazırlıklarını tamamlamış Goblin Katili’ni takip etti. Yerdeki ipten zıpladı ve tünelin derinliklerine daldı.

Tünel oldukça heybetli duruyordu, öyle basit bir sürpriz saldırı için inşa edilmişe hiç benzemiyordu. Her adımlarında, tavandan sarkan ağaç köklerinin üzerindeki topraklar üstlerine düşüyordu. Fakat tünelin kademeli olarak aşağıya inmesi, Rahibe’yi huzursuzlandırıyordu. İnsanlar buraya ait değildi.

Bunu başından beri bilmesi gerekiyordu, ama daha yeni fark etmişti ve artık çok geçti. Bizim aksimize goblinler tüm hayatlarını yer altında geçiriyor, diye düşündü. Cücelerin yanına bile yaklaşamayacakları doğruydu, ama neden kendisi de dahil tüm insanlar goblinleri sırf fiziksel olarak güçsüz diye hafife almıştı ki?

Her neyse, artık pişman olmak için çok geçti…

Rahibe dikkatli bir şekilde meşalenin zayıf ışığıyla beraber yürüyordu. Goblin Katili’nin sırtına baktı. Hareketleri ne korku ne de tereddüt taşıyordu. İleride ne olduğunu biliyor muydu?

“Neredeyse geldik.” Goblin Katili birden durdu, Rahibe az kalsın ona çarpıyordu. Ama adam mekanik hareketleriyle dönüp ona bakamadan doğrulabildi.

“Şimdi, Kutsal Işık.”

“P-peki efendim. Siz hazır olduğunuzda… Ben de hazırım.”

Derin bir nefes aldı ve geri verdi. Elindeki asayı dümdüz bir şekilde tutmaya başladı. Goblin Katili de aynı şekilde meşaleyi ve mızrağı tutan bileklerini sabitlemişti.

“Yap.”

“Ey merhameti bol olan Toprak Ana, biz karanlıkta kaybolmuş çocuklarını kutsal ışığınla aydınlat…”

Rahibe asasını karanlığa doğru uzattığı anda Goblin Katili öne doğru atıldı. Asanın ucu güneş kadar aydınlık bir şekilde parlamaya başlamıştı. Bu, Toprak Ana’nın bir merhametiydi.

Işığı arkasına alan Goblin Katili, doğrudan yaratıkların bulunduğu büyük alana doğru atıldı.

Goblinler mağara kompleksi içindeki en büyük mağarayı kendilerine mesken edinmiş olmalıydılar. Adice inşa edilmiş odada bekleyen yaratıklar artık göz önüne çıkmıştı.

“GAUİ?”

“GORRR?”

Altı tane goblin, bir tane büyük olanlardan ve bir tane de sandalyede oturan, kafasına bir kafatası geçirmiş biri vardı. Yaratıklar ani, saf ışığın etkisiyle anlık kör oldular ve şaşkın bir şekilde kükrediler.

Ayrıca yerde, hareketsiz olarak yatan birkaç kadın da vardı.

Bu odada sevimsiz olayların yaşandığı su götürmez bir gerçekti.

“Altı goblin, bir hob ve bir şaman. Toplam sekiz.” Goblin Katili, rakiplerini sesinde hiç ürperme olmadan saymıştı.

Elbette goblinlerin hepsi gözlerini kapatıp ağıt yakmıyordu.

“OGAGO, GAROA…” Tahtında oturan şaman asasını kaldırdı ve anlaşılmaz bir dilde büyü sözlerini söylemeye başladı.

“GUAİ?” Şaman, Goblin Katili’nin elindeki mızrak tarafından göğsünden şişlenmişti. Ölürken son bir kez hırıldadı ve sandalyesinde geriye doğru düştü.

Goblinler bu trajedi karşısında donup kalmıştı. Goblin Katili de bu fırsatı kullandı. Goblin Katili, Savaşçı’nın kılıcını kınından bir çınlama sesi eşliğinde çekti.

“Pekâlâ, haydi gidelim.”

“Ne?! P-peki efendim!”

Goblin Katili konuşmaya başladığı anda dönüp depar atmaya başlamıştı. Rahibe, adamın hızından dolayı şoka uğradı. Ne yapacağını bilmez bir hâlde arkasından onu takip etti. Işık söndüğü zaman goblinler akıllarını başlarına toplayabildiler ve onları kovalamaya başladılar.

Bir kalp atışı kadar süresi içinde, Goblin Katili çoktan yokuşu tırmanan Rahibe’den çok çok uzaklaşmıştı. Bu öncü birlik ve artçı olmanın sağladığı bir şey miydi, yoksa sadece eğitim ve tecrübenin mi? Ne olursa olsun, deri ve zincir zırhlar içinde, miğferi tarafından görüşü kısıtlanmış hâlde bu kadar çevik hareket edebilmesi muazzam bir şeydi.

O sırada Goblin Katili hafifçe zıpladı ve mantra olarak Rahibe’ye söylediği sözleri tekrar etti. “Oh, olamaz!” Rahibe az kalsın yerdeki ipten atlayamıyordu. Goblin Katili çoktan duvara yapışmıştı. Rahibe de aceleyle yetişip karşı duvarda aynı pozisyonda durdu.

“GUİİİ!”

“GYAA!!”

Yokuşu çıkan goblinlerin sinirli seslerini ve yeri döven ayak seslerini duyabiliyorlardı. Rahibe gizli bir şekilde baktı ve sürünün en önündeki iri yarı ve hantal figürü gördü. Hobgoblin.

“Şimdi! Bir daha yap!” dedi Goblin Katili, Rahibe’ye.

Rahibe kafasını salladı ve asasını ve üstündeki rahibelik sembollerini tünele doğru salladı. Duanın sözlerini kekelemeden söyleyebilmişti.

“Ey merhameti bol olan Toprak Ana, biz karanlıkta kaybolmuş çocuklarını kutsal ışığınla aydınlat…”

Merhametli Toprak Ana’nın ışığı onların tarafındaydı. Fakat goblinler için aynısı söylenemezdi. Işık onların gözlerini yakmıştı.

“GAAU?”

Kör olmuş hobgoblin yerdeki ipe takıldı ve hantal bir şekilde düştü.

“On bir.” Goblin Slayer kılıcıyla atıldı ve acımasız bir şekilde kılıcını yaratığın beynine sapladı. Canavar iki kere uğuldadı, ardından bir spazm geçirerek öldü.

“Diğerleri de geliyor!” dedi Rahibe. Alametleri bitmişti ve ruhu tüken ritüelinin ardından yorgun düşmüştü. Yüzündeki kan çekilmişti.

“Biliyorum.” Goblin Katili torbasından bir şişe çıkarttı ve hobgoblinin bedenine attı. Şişe kırıldı ve içinden yoğun, siyah bir sıvı çıktı. Tiksindirici koku Rahibe’ye bunun bir çeşit zehir olabileceğini düşündürttü.

“Cehennemde görüşürüz.”

Goblin Katili ıslak cesedi tünelin içine doğru tekmeledi. Gelmeye devam eden goblinler kendilerine doğru gelen et yığınına karşı hazırlıksız yakalanmışlardı ve kılıçlarını ona saplamaya başladılar.

Bu içgüdüsel bir tepkiydi. Kılıçlarını sapladıkları kişinin kendi gardiyanları olduğunu anlayınca paniğe kapıldılar. Goblinler, hobgoblinin bedenine saplanmış ve siyah sıvıya bulanmış kılıçlarını çıkartmak için bir müdahaleye girişti….

“On iki, on üç.”

Çok geç kalmışlardı.

Goblin Katili elindeki meşaleyi hiç düşünmeden tünele doğru fırlattı. Hobgoblinin cesedi alevlerle kaplanırken “voşş” diye bir ses çıktı. Alevler diğer iki gobline de sıçradı.

“GYUİAAAAA!!” Bağıran goblinler yanarak yere yığıldı ve yokuştan aşağı doğru yuvarlanmaya başladılar. Rahibe, ona gelen yanık et kokusundan öğürdü.

“O-O da neydi?”

“Bazıları Medea’nın Yağı diyor. Bazıları petrol. Kısaca gazolin işte.” İlgisiz bir şekilde bunu bir simyacıdan aldığını da ekledi. “Böyle basit yerlerde kullanmak için oldukça pahalı bir şey aslında.”

“A-ama içeride… Aşağıda… Kaçırılmış kızlar var…”

“Ateş birkaç bedenden o kadar yayılmaz. Eğer o kızlar hâlâ hayattaysa bu onları öldürmez,” diye mırıldandı. “Ayrıca daha hayatta olan goblinler var.” Bu, Rahibe’nin tekrar dudaklarını ısırmasına sebep olmuştu.

“Bir daha mı gideceksin oraya?”

“Hayır. Nefes alamayacakları zaman, onlar bize gelecek.”

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.