POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

İdea'nın Virüsü Bölüm 34: 3.Gün

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Okunma : 44
Tarih : 28 Mayıs 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

3.Gün

"Masum Katil’im... bana böyle sarılman gerçekten çok hoş ancak ihtiyaçlara sahip bir insanım? Hani bak insan?" dedim çaresizce. Dün akşamın ileri vakitlerinde, resmen ölümden dönmüştüm. 

Beni ölüme sürükleyen neydi hala pek anlamasam da... Bunu sonrasında da araştırabilirim.

Beni rahatsız eden şeyse, ona şöminenin önünde sarıldığımdan beri bırakmaması. Saatlerdir bıkmadan usanmadan hatta yorulmadan kollarıyla ve bacaklarıyla sarıldı, bırakmıyor.

Bu zaman sürecinde tuvaletim geldi, susadım ve hatta acıktım. Şömine söndüğü için hafiften üşüyorum da. Muhtemelen aynı şeyleri o da yaşıyor ancak yine de bırakmıyor. Pek çok defa ikna etmeye çalıştıysam da işe yaramıyor!

"Aşkım, sevgilim lütfen ama artık! Kendini de mahvediyorsun, saatlerdir böyleyiz. Hatta hesaplamam gerekirse... siktir! Sevgilim sekiz saattir bu haldeyiz. Sekiz! Duyuyor musun? Yorulmak bilmiyorsun anladım ancak uykun da mı gelmedi? Vücudunu da mahvediyorsun hadi ama bırak beni." diyerek bir kez daha umutsuzca çırpındım. Ancak milim kıpırdayamıyorum! Nasıl bir şoka girdin sen? Yüzünü de göremiyorum ki?

Böyle düşüncelere dalmış gitmişken kollarının ve bacaklarının gevşediğini hissettim. Kolları düştü ve kendini serbest bıraktığında bu koca adamı yere düşmeden yakalamayı başarmıştım.

En sonunda yüzünü görebildim! Kıpkırmızı olmuş! Alnında birikmiş terleri itinayla sildim. Ah aşkım benim... kendini mahvediyorsun! Sonunda bayıldın. Umarım hasta olmazsın.

Doğru ya! Hasta olursa ne yaparım? Hekimleri çağıramam! Dışarıda resmen savaş var. Evde ilaçlar var ancak hekim kontrolü olmadan nasıl vermeliyim? Hekimlik becerilerim yok benim!

Ah! Masum Katil’im!

Onu kucaklayarak kalkmak istedim ancak bırak onu kaldırmayı, kendimi kaldıramadım! Tüm vücudum kaskatı olmuş ve kaslarım isyan ediyordu. Vücut uzuvlarımın karıncalanması ise bildiğiniz cehennemdi! 

Bu kadarı da fazla!

En iyisi şömineyi tekrardan yakayım. Ancak ondan önce, tuvalete koşsam iyi olacak!

Hızlıca yatak odasını karıştırıp bir yer yatağı buldum. Yorgan ve yastıklarla beraber hepsini sürükleyerek şöminenin önüne getirdim ve Masum Katil’imi üstüne yatırdım. Yorganı üstüne çektim. Ardından şöminedeki odunları yenileyip, tekrardan yaktım.

Saçlarını okşarken yorgunlukla yanına oturdum. Ateşi mi var? Alnımızı birleştirdim ve evet sanırım ateşi var.

Lensimi açtım ve baktım. Ateş, günümüzde oldukça basit bir şeydi. Bu yüzden lensim bunu bildirmiyordu. Yine de açıp bakmak istersem, görürdüm.

Masum Katil’imin sağlık ekranını açtım. Ateşi 39 dereceye yükselmiş!

"Seli oda sıcaklığını 15 dereceye getir." derken şömineyi söndürdüm. Üstündeki yorganı da kaldırdım. Mutfak önlüğünü zaten çıkarmıştım, çıplak bir şekilde kaldı. Banyoya koşup, bir kovaya soğuk su doldurdum ve birkaç bez alarak yanına geldim.

Evet! Ateş oldukça basit bir şeydi, bu çağda! Ancak hekim çağıramıyorum! Hangi ilacı kullanmam gerektiğini de bilmiyorum! Ateşine ancak böyle müdahale edebiliyorum!

Ne yapmalıyım?

"Efendim oda sıcaklığını ayarladım." dediğinde başımı sallayarak onayladım. Bezleri suya daldırıp ıslattım ve suyunu iyice sıkıp vücudunun belirli bölgelerine koydum.

İlaç! İlaç bulmalıyım!

İlaç dolabına çaresizce baktım. Bu ilaçların hepsi virüslüler yani bizler içindi! Hizmetlilere özellikle kendileri için kullanılan ilaçlardan da koymalarını söylemiştim! Nasıl böyle hayati bir hata yaparlar! 

Lanet olsun!

Şimdi fark ettim de... benim bu komutu vermemin üstünden üç yıl geçmişti. Bu emri değiştiren Masum Katil’im miydi?

İlaç dolabını bırakıp Masum Katil’imin yanına geldim ve artık ısınmış olan bezleri, soğuklarıyla değiştirip mutfağa gittim. Büyük bir bardak su alıp yanına döndüm. Başının arkasından destek verip biraz kaldırdım ve seslendim.

"Masum Katil’im? Sevgilim. Uyanmalısın?" diye. Belli belirsiz gözlerini açtı. "Hadi şu suyu iç?" dedim ve bardağı ağzına götürdüm. Kendimi eski günlerdeki gibi hissediyorum. Ancak farklı olan şey fiziksel olarak hasta olmasıydı.

Sudan biraz içti. Ancak yeterli değildi. "Aşkım, biraz daha içmelisin." diyerek ısrar etsem de... İyice eğilip kulağına fısıldadım. "İçmezsen, içiririm biliyorsun." dedim. Bu sefer gözlerini daha da açtı ve şaşkınca baktı.

"Hayalmiş!" diyerek geri bayılmaya kalktı ancak izin vermedim. Hayal? Ah! Doğru ya... hafızam geri gelmişti ve bunu ona söyleyemedim. Şimdi haliyle gerçek olduğuma inanmıyor. Her neyse...

—İçecek misin?

—Ne fark eder, hayalsin.

Yahu adam yanıyorsun! Tartışma benimle eh!.. Yanaklarımı suyla doldurdum ve dudaklarımızı birleştirerek içmesini sağladım.

"Bunu bir daha yapacağımı düşünmemiştim!" Derin bir soluk aldım. Yatağa geri yatırıp, bezleri tekrardan değiştirdim.

—Seli?

—Efendim ateşi düşmüyor! Şu anda 39.2 derece!"

Ne yapmalıyım? Gittikçe yükseliyor! Eski medeniyet! Eski medeniyette ot mot karıştırarak ilaç yapılıyordu.

"Seli, eski medeniyette kullanılan bitkisel ilaçların listesini çıkar." diye seslendim. Elbette bu tarz bitkisel ilaçlar, gerçek bir ilacın yerini almazdı ancak... umarım uyuduğum sırada günümüz ilaçlarından fazla almamıştır.

Seli listeyi önüme serdi ve hepsini gözden geçirdim. Ateş düşürücü olarak önce lavanta yağını sürdüm. Uyarıcı özelliğe de sahipmiş, baygınlığına çözüm olabilir!

Atıştırmalık olarak kullandığım kuru üzümleri, bir bardak suya ekleyip, kaynatmaya başladım. Tarifin basitliği beni dehşete düşürmüştü. Bu kadar basit bir tarifin etkisi olur muydu? Ancak evdeki malzemelerle yapabileceğim tek bitkisel ilaç buydu!

"Efendim... ateşi 39.3 dereceye ulaştı!" diye bağırdı Seli. Kaynayan ilaca baktım. Bu kadar kaynaması yeterli olmalı! Hızla soğuması için soğutucuya koydum onu ve tekrardan Masum Katil’imin yanına gittim.

Alnında birikmiş olan teri sildim. Bu sırada sayıklamaya başlamıştı ancak ne dediği anlaşılmıyordu. Üstündeki ısınmış bezleri yenileriyle değiştirdim. Yanağını okşadım.

Sevgilim...

Ilıdığını umduğum karışımı süzgeçten geçirdim ve bir bardağa koydum. Tekrardan Masum Katil’imin arkasından destek vererek doğrulttum. "Sevgilim? Lütfen bunu da içmelisin?" diye sessizce sordum.

Gözlerini açmadı ancak kaşlarını çatmış, dudaklarını hafifçe aralamıştı. Dudaklarının arasından sıvıyı döktüm. Tamamını içti ancak, "Ögh!" yaptığından az daha kusacak sandım. Neyse ki kusmadı ve onu geri yatırdım.

Bezleri yenileyip, elini tuttum. İlaç etkili olacak mıydı? Sadece yükselişini durdursun! Buna bile razıyım şu anda! Biraz daha ateşi yükselirse... kalıcı hasara sebebiyet verebilir!

Dışarıdan büyük bir gürültü geldi. "Efendim ilk kalkanı geçtiler!" diye bağırdı Seli.

"Bubi tuzakları ve silahlarla oyalamaya devam et. Ayrıca biraz daha agresif davran! Onları bir ay dışarıda oyalaman gerek Seli." derken Masum Katil’ime baktım. 

Her şey üst üste geliyor!

Düzenli olarak üstündeki bezleri değiştirip, terini sildim ve lavanta yağını sürdüm. Bazı zamanlar gözünü açıp bana baktı. Ardından geri kaybetti bilincini.

Bir ara ateşi 40.2 derece oldu ve vücudunun bazı bölgelerine, içinde buzların olduğu poşetler yerleştirdim. Biraz gücüm olsa onu kaldırır ve buzlu küvete yatırırdım ancak kendim ayakta zor dururken, buna imkân yoktu.

Geceye doğru bitki ilacından üçüncü defa yapıp içirdim. En sonunda ateşini 38 dereceye düşürebilmiştim. İlaç az da olsa işe yaramış, bir süre ateşini kontrol altına almamı sağlamıştı.

"Sen... gerçek misin?" diyen fısıltı misali sesini duydum. "Tüm gün sana kim baktı sanıyorsun?" diyerek gülümsedim ve göz kırptım. "Beni dinlemeliydin." diyerek elini dudaklarıma götürdüm. Aynı bir zamanlar, hastane odasında elimi dudaklarına götürmek istediği gibi.

—Ölmediğimize emin misin?

—Ölseydin bu kadar hasta hisseder miydin, sevgilim?

Derin bir nefes vererek gözlerini kapattı. Ancak eli, bir pençe misali elimi tutmaya devam etti. Kuru bir bezle, alnındaki terleri sildim ve üstündeki ıslak bezleri, soğuk olanlarıyla değiştirdim. Biraz titredi ve kaşlarını çattı ancak ses çıkarmadı.

Bitkisel olsa da daha fazla bu ilaçtan verebileceğimi düşünmüyorum. İyileştirmeye çalışırken, kötü etmeyi istemem. Ayrıca ateşi de oldukça düştü. Artık 37.6 dereceydi. 

Normale inmesine çok az kaldı!

Yer yatağına çıktım ve ona değmemeye özen göstererek, yanına yattım. Saçlarını düzeltip okşadım.

İkimizin de ödü koptu değil mi sevgilim?

Bu ev, şu kısıtlı sürede cennetimiz olmalıydı. Neredeyse oluyordu da! Ancak sıçtığımın Dövüşçü Prensi hortladı geldi! Yine gelip beni o karanlığa çeker mi acaba? Bu düşünce ile bedenim ürperdi ve tüylerim diken diken oldu.

Ancak o gitti. Boşuna endişelenip, korkmamalıyım. Artık orası nasıl bir boyut, cep evren... ne saçmalıyorum? Tabi ki böyle şeyler olamazdı. Ancak her ne bok yerse, oradan da siktir oldu gitti. Bunu bizzat hissettim. Gitti işte.

Peki ya o sırada tam olarak ne oldu? Masum Katil’imin dokunuşunu ve sesini hatırlıyorum. Ancak o karanlıkta kaybolmak üzereyken, gördüğüm onun kolları değildi. Beyaz bir ışıltıydı. Kollarının bedenimi sardığını hissetsem de tek görünen soluk beyaz bir ışıltıydı.

Masum Katil’ime endişeyle baktım.

Sen nesin?

Hiçbir kölenin olmayacağı kadar zekisin. Spor yapmaya başlaman ile vücudunun güçlenip şekle girmesi bir oluyor! Ayrıca daha önce hiç hasta olmamıştın.

Telepatik olarak yönlendirmelerime, yani emirlerime karşı koyabiliyorsun.

Gerçekten normal bir insan buna karşı koyabilir mi? Koyabilecek olsa şu videodakiler veya Üçüz Korumalarım karşı koymaz mıydı?

Masum Katil’im, sesini o karanlıkta bana duyurabiliyordu. Ve son yaptığı yalnızca sesini ulaştırmak değildi. Gitmemi, kaybolmamı yani ölmemi bizzat kendisi engellemişti! Bilerek yaptığına şüpheliyim ancak yaptı!

Bu nasıl oluyor?

Peki ya ateşlenmesi? Saatlerce bana sıkıca sarılıp, bırakmadığı için mi oldu? Yaşadığı şoktan mı? Yoksa... gücünü mü tüketti? Bendeki gibi psişik güce benzer bir gücü vardı da bunu tükettiği için mi fenalaştı? 

Ah sevgilim... sen sıradan bir katil olmalısın. Ancak tüm bu gizemler de ne böyle?

Haini anlıyorum. Onu çok ama çok iyi anlıyorum! Zira şu an ben de onu araştırmayı çok istiyorum! Ancak hala hastayım ve evde yeterli araç gerecim yok.

Biricik sevgilim, bu sende hep olan bir şey miydi? Yoksa sonradan mı gerçekleşmeye başladı? Lütfen çabucak iyileş... ve bunu birlikte keşfedelim.

***

Gözlerimi açtığımda bir çift gökyüzü mavisi gözle karşılaştım. "Günaydın." dedim yüzümü dikkatle inceleyen bu adama. Elimi alnına götürüp ateşine baktım.

Evet, iyi olmalı. Yüksek bir ateş hissedemiyorum.

Bu sırada hala yüzümü inceliyordu, oldukça yakından. "Hey! Bu beni ilk öptüğün zamana benzedi. O zamanda beni böyle inceliyordun ve evet hala utanç verici." dedim gözlerimi kaçırarak. Yanaklarım kızarmış mıdır ki?

"Sen kesinlikle gerçek değilsin."

Bir fısıltıyla bu cümleyi kurdu, tekrardan. "Neden gerçek değilmişim?" diye sordum. Yani ben kendimi oldukça gerçek hissediyordum.

"Çünkü hatırlamadığın anılardan bahsediyorsun." dediğinde güldüm.

"Artık hatırlıyor olamaz mıyım?" diye bir kez daha sordum.

İnanmak istemiyormuşçasına başını iki yana salladı. "Aşkım... beni öldürmeye amma istekliymişsin sende! Alt tarafı ölümden döndüm. Sanki bunu ilk defa yapıyormuşumcasına şok geçirme böyle." dedim ve ona uzanıp sarıldım.

"Hani benim günaydınım?" diye sorup, gülümsedim. Ağzı öylece açık kaldı. "Gerçeğim, tamamen!" dedim oflayarak. Sıkmaya başladı bu.

"Ölümden dönmüş adamın, tuvalet ihtiyacını gidermesine bile izin vermeden sekiz saat boyunca sıkıca sarılmak suretiyle alıkoydun, yetmezmiş gibi fenalaşıp tüm gün ayağında koşturdun. Şimdi de bana hayal olduğumu mu söylüyorsun? Hadi ama!" diye haklı bir şekilde yakardım.

"Günaydın."

Sonunda! Günaydınımı alabildim! "Gerçek olduğuma inanmıyorsun hala değil mi?" diye tek kaşımı kaldırarak sordum. Yutkundu ve başıyla onayladı. Höh! Kardeşim bu ölümden dönmekten daha zor!

"Ne inatçı çıktın ya, gel buraya!" diye kızdım ve üstümdeki adamı aniden altıma alıp derin bir şekilde öptüm. Nefes almasına izin vermek için çekildim ardından tekrar ve tekrar tadına baktım. 

Başımı saçlarına gömdüm ve tekrardan öptüm. Yanakları kızarmış bir halde, nefes nefese bıraktım. "Eee? Hala mı hayal?" dediğimde başıyla onayladı ve gözünden bir damla yaş akıp, yastığı ıslattı.

"Sevgilim daha ileri gitmeyeceğim. Hastasın! Ben de pek iyi değilim." dedim üzgünce. Neden böyle bir şey oldu ki? Zihin sağlığı gittikçe kötüleşiyor mu? Yoksa bilinçsizce her şeyden kaçınmak mı istiyor? Bu yüzden mi böyle?

"Sadece elini ver bana sevgilim, söz veriyorum asla bırakmayacağım." diye fısıldadım kulağına. "Gerekirse yüz defa daha ölümün kıyısından dönerim, yeter ki elimi bırakma."

Yalvarmaya mı başladım?

"Kalbim elinde, canımı acıtacak kadar sıksan da önemli değil. Bırakıp gitmediğin sürece, çiçeklerin ortasında oturacağız. Ne olursa olsun... Vereceğim son nefese kadar, bencilce seveceğim seni. Başka kimseye vermeyeceğim, kendimde hapsedeceğim. Ve gözlerimi kapattığımda senin sesini duyacağım, senin sıcaklığını ve dokunuşlarını hissedeceğim. Ellerimde çiçeklerle önünde eğileceğim. Gözlerin gibi gökyüzü mavisi çiçeklerle, başka bir gün ise saçların gibi kar beyazı çiçeklerle... Bahçeye akasya ekeceğim, çünkü aynı onun gibisin. Güzel, güçlü, narin... Ve bekleyeceğim sevgilim. Aşkımın kendisini toparlamasını, ne kadar uzun sürerse sürsün. Yeter ki bırakma elimi, kalbimi fırlatma bir kenara. Arkanı dönme, sıkıca sar. Lütfen..."

Bazı yerleri en derinlerden gelen sesimle, bazı yerleri ise çatlayan sesimle söyledim. Kesinlikle yalvarıyordum. O, avucumun içindeki sabun gibiydi. Fazla sıkamıyordum, ancak kesinlikle ellerimi gevşetemiyorum da!

"Gözlerini aç ve bana bak, beni hisset. Yanındayım."

Boynunu öpücük yağmuruna tuttum. Her dokunuşumla ürperen, kızaran bu adam neden şu anda en ufak tepki vermiyor? Zihni kırılmış olsa bile, vücudu... Yine neler oluyor? Neden tepki vermiyor bana? Her zamanki o tatlı gerginliği, dudaklarından dökülen hafif inlemesi, kızaran yanakları... Sıkıca sarıldım, tuttuğum gözyaşlarımı serbest bırakmadan.

"Kötü zamanlarımızda, iyi zamanlarımızda... Gözlerin, tüm yıldızlardan daha güzel parlıyor, ellerin... ellerinin dokunuşları çok iyi hissettiriyor. Biliyorum, zor. Ama önemli değil. Sana baktığımda yüzümde oluşan bu ifade asla değişmeyecek. Ve gülümsediğinde kalbim güm güm atmaya devam edecek. Çünkü sen mükemmelsin. Gülümsemen, gülümsemen... her şeyden daha güzel. Ve sana bunu her gün söylemek istiyorum. Asla değişme. Çünkü böyle yeterince güzelsin, mükemmelsin. Daha fazlası kalbime zarar aşkım."

Yaşlarımı içime akıtmaya başladığımdan, yutkundum. Belki de şair olmalıydım? Kesinlikle... bu adam bana ne yapıyor böyle? Ah... ağlıyor. Ağlamasından nefret etsem bile... yine ağlıyor. Neden... neden? Kimseye ihtiyacım yok, yanımda olduğu sürece. Keşke tüm insanlık silinse yeryüzünden, yalnızca ikimiz kalsak. O zaman kimse kötü anlar yaşatmazdı bize. Kimse ayırmaya çalışmazdı. Kimsenin oyununa alet olmazdık. Onu sevgiyle boğabilirdim. Sevgiyle baktığı gözlerinde kaybolabilirdim, yıllar ve yıllar boyu.

Hala çıplak olduğunu fark ettiğimde, "Bekle sana kıyafetlerini getireyim." diyerek üstünden çekilip doğruldum. Tüm vücudum acı içinde, feryat figan çığlıklar atıyor!

İleriye doğru bir adım atmamla yere kapaklanmam bir oldu.

Ih! Sikeyim böyle işi.

Zar zor ayağa kalktım ve bir adım, bir adım... bir adım diyerek yatak odasına gidip, Masum Katil’ime giyecek kıyafetler alıp şöminenin önünde duran yer yatağına geri gittim.

"Hadi Masum Katil’im, tekrardan hasta olmadan bunları giy." dedim ve üstüne bıraktım. Ancak... o da ne?

"Masum Katil’im?" diye sarstım onu ve... o?

"Yapma bunu! Yapma bunu! Masum Katil’im bunu yapma! Yine mi?!"

Hayır... tekrardan tepkisiz haline mi döndü?

"Bak ben yaşıyorum! Beni kurtardın! Yemin ediyorum! Sarıp sarmaladın ve gitmemem için bağırdın! Tam yok olup gidecek, karanlığa karışıp kaybolacakken sıcacık kollarının belimi sardığını hissettim. Gitmeme müsaade etmedin! Beni tuttun. Bana hayata dönebilmem için yol gösterdin!" diye bağırdım ve sarstım.

Aniden başını çevirdi ve bana baktı. "Gitmemen için yalvardığımı duydun mu?" dedi ve onu hemen onayladım. "Lütfen. Gerçeğim. Tamamen." dedim ve elini kalbimin üstüne götürdüm. Elinin altındaki kalbim, çıldırmışçasına atıyordu.

—Çok gerçekçisin!

—Gerçek olduğumdan olmasın?!

Hahh... bunaldım! Çok bunaldım!

Ne yaparsam yapayım gerçek olduğumu kabul etmeyecek mi?

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)