POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

İdea'nın Virüsü Bölüm 37: 6.Gün

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Okunma : 52
Tarih : 28 Mayıs 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

6.Gün

Sığınacak bir mağara veya ağaç kovuğu bulamadığımdan, ormandan odunları toplayarak sahilde ateş yaktım. Kıyafetlerimiz ıslak olduğu için, ikimizi de tamamen soydum. Kurumaları için ateşin yakınına sererken, bilinci kapalı olan Masum Katil’ime sarıldım.

Üşüyüp hasta olmasını istemiyorum. Vücut sıcaklığım ve ateş ile eminim ki üşümesini veya hasta olmasını önleyebilirim. Gerçi artık umursamadığına eminim.

O... kendini öldürmeyi denedi. Benimle son bir gün diledi ve sonunda da bunu bitirmeyi istedi.

Bunu nasıl yapar? Nasıl?

Yeter artık!

Tam dibindeyim! Gerçeğim, canlıyım.

Çektiği acıyı tahmin bile edemem ama... ne olursa olsun! Asla! Asla ölmesine izin vermeyeceğim. Bu deli saçmalığını bitireceğim.

"Cennette miyim?" diye soru sorduğunu duydum. Belki de evet demeliyimdir? Hayır, bir deliliği kapamak için başka bir delilik olmaz!

"Cennet? Hayır sevgilim hala yaşıyoruz." derken tepkisini izledim. Şaşkınca kalktı. Elini ateşin alevine götürdü ve yandığında geri çekti.

"Ölmeyi becerememişim ha?" dedi kendi kendine. Omzundan tutup geri yatırdım. Bıkkın bir surat ifadesine sahipti. "Benden nefret mi ediyorsun?" diye sordum üstüne eğilirken. "Evet." dedi soğuk, kendinden emin bir tavırla. Bir kez daha içim acıdı. 'Evet.' dedi...

"Tamam. O zaman anlat hepsini. Benden nefret etmenin sebeplerini. Döv, kır, bağır! Hepsini kabul ediyorum." Çaresizce söylesem de bunları, sinirle yumruğumu hemen başının yanındaki kuma vurdum. Sinirliyim, üzgünüm, çaresizim! Acı içindeyim!

"Kes şunu. Hayal olan senden gerçekten nefret ediyorum! Neden böyle? Niye ölmeme bile izin yok?! Meleğimi istiyorum!" Diye öfkeyle bağırdı ve kolunu gözlerine siper etti. Ağlıyordu. Yine ağlattım onu. Gerçek olmadığımı düşündüğü içindi yani.

"Çakma Meleğin burada... Tam burada. Ama inanmıyorsun, inanmayacaksın. O yüzden... hayal bile olsam?.. Bilinç altının hayali olsam bile? Yetmez mi? Benimle kal. Beni sev. Ne kadar çaresizim?" Bir elimi yüzüme götürdüm. Gözyaşlarım... durmuyorlar.

Akan gözyaşlarıma şaşırırken, o beni sertçe itti. Geriye düştüm. Kalçam... şimdi daha kötü ağrıyor. Üstüme çıktı ve tam yumruk atıyordu ki durdu. Sadece durdu. En az benim kadar çaresizdi ha? Bunun üzerine;

"Bu deli saçmalığına son veriyorum artık." dedim ve o üzgünce gülümsedi. Üstümdeki adamı tek hamleyle altıma aldım. Yanağımı okşadığında gözlerimi kapattım, ardından aynı eli saçlarımın arasına gitti.

—Nasıl?

—Eve döndüğümüzde görürsün.

Sıkıca sarıldım ona. Bu... oldukça tehlikeli olacaktı. Ancak şu an kollarımdaydı ve kalp atışlarını dinliyordum.

Bir kez daha kendini öldürmeye çalışmasındansa, deney faresi olmayı veya öldürülmeyi yeğlerim. Bunları göze alarak gerçek olduğumu kanıtlarım!

"Şimdilik... biliyorum gerçek olmadığımı düşünüyorsun. Ama lütfen? Bırak da bir gecemiz huzurlu geçsin. Ölmeden önce?" diye sordum. Karşılık olaraksa, kollarıyla vücudumu sardı.

Sabaha kadar ateşin yanında böyle durduk. Arada bir odun atmak dışında, çıplak bir halde bir birimize sarıldık.

Sabah olduğunda ateş sönmüş, kıyafetlerimizse olabildiğince kurumuştu. Gerçi... benim yalnızca bluzum vardı. Bu yüzden Masum Katil’imin bluzunu giydim. Onun bluzu çok daha uzundu ve alt kısmımı kapatıyordu.

Bu sırada uyandı. "Günaydın!" dedim neşeyle ve kurumuş kıyafetlerini ona attım. "Bu senin bluzun ama?" dedi elindeki bluzuma bakarken. Omzumu silkerken, hafiften bir umut içimi sardı.

"Senin yüzünden kıyafetlerim orada kaldı. Bu yüzden ben de seninkini giydim. Yakışmış mı?" dedim kendimi göstererek.

Düşünceli bir şekilde başını sallarken, kıyafetlerini giydi. Bana herhangi bir şey demeden eve doğru yürüdü. Peşinden hızla onu takip ettim. Bu sırada... evet! Kalçam hala ağrıyor.

"Biraz yavaşla! Dünden sonra benim için yürümek biraz zor." dedim. Bir yere oturmak istiyorum ancak bunun durumu daha iyi yapmayacağına eminim. Bu yüzden bir ağaca yaslandım.

"Gerçek olduğunu kanıtlayacağını söylüyorsun ancak eve gidişimizi yavaşlatmak için elinden geleni yapıyorsun!" dedi sinirle. Şimdi de böyle bir şeyden mi şüpheleniyordu yani? Bu çok acıtıyor! Evet, kalçamdaki acıdan daha fazla acıtıyor kalbimi.

"O zaman koluma gir ve destek ol! Böylece hızlı gideriz." dedim sinirle. Köpürüyorum öfkeden! Ayrıca bu hali canımı çok yakıyor. Sabrım tükendi. Daha fazla zaman veremeyeceğim. Veremem.

Pekala bensiz bir hayat yaşayabilir. Olan onca şeyden sonra... bencilliklerimden, kötülüklerimden ve koruyamamamdan... Beni görmeye devam etmek istemezse, kabul!

Yeter ki yaşasın.

Hızla ormanın içinde eve doğru yürüdük. Öyle ki gezintimizden keyif bile alamadım! Bir daha yan yana yürüyebilecek miyiz?

Korkuyorum...

Bu sırada kölelerin, ev sınırına yaklaşmak için verdikleri savaşı duyabiliyorduk. Bubi tuzakları patlıyor, yaralananlar çığlık atıyor. Aslında bayağı yaklaşmışlar. Sadece altı günde?

Beklediğimden daha yetenekli çıktılar.

En sonunda eve vardığımızda beni bıraktı. Üstüme düzgün bir şeyler giyerken, "Hadi! Kanıtla? Nasıl yapacaksan..." dedi ve bir 'hıh'lamayla koltuğa oturdu.

"Seli?" diye Seli'yi çağırdım, karşımda oturan Masum Katil’imin gözlerinin içine bakarken.

"Tüm korumaları kaldır. İzin ver buraya gelsinler. Ayrıca söyle, Masum Katil’ime zarar vermesinler. Onu dostuma veriyorum. Artık Markut'un kölesi. Teslim oluyorum." dedim bir solukta. Seli bu kararıma karşı çıktı ancak...

"Seli! Dediğimi yap. Bu kendimi Masum Katil’ime kanıtlamak için son kozum. Başkaları var olduğumu gördüğünde bana inanmaktan başka çaresi kalmayacak!" dedim öfkeyle.

Seli emrimi yerine getirirken, Masum Katil’ime yaklaşıp kucağına oturdum.

—Son bir kere daha. Sonrasına ne olacaksa olsun.

—Ne olacaksa olsun.

Korkuyorum... ya sonuncu olursa?

"Efendim, eğitmeniniz ile bilim lideri geldi." diyene kadar Seli, dudaklarımızı ayırmamıştık. Masum Katil’imin dudaklarını bıraktım.

"Unutma, sana kızgın değilim Masum Katil’im. Ve seni her daim seveceğim."

Ve de...

İşte şimdi başlıyoruz.

Kapıyı açtım.

Bilim lideri ve eğitmenim hızlıca içeriye girdiler. Seli onları karşıladı ve Masum Katil’im ise oturduğu yerde umursamazca onları izledi.

"Masum Katil!"

"Çakma Melek nerede? Seli teslim olduğunu söyledi ve sana zarar vermeyeceğiz. Sadece onu istiyoruz." dedi bilim lideri. Çok telaşlıydı...

Ne?

Masum Katil’im ilk önce bana baktı sonra onlara döndü. Bu sırada şaşkınlıktan dilimi yutuyordum. Bu adamlar beni görmezden gelip salona girdiler ve Masum Katil’ime nerede olduğumu mu soruyorlar?

"Hey? Buradayım?" diye seslendim. Ancak duymadılar. İnanamıyorum! Bu bir şaka olmalı. "Sikeyim sizi! Buradayım ben!" diye tekrardan bağırdım ancak...

Yüzü iyice çöken Masum Katil’im ayağa kalktı.

"Beni izleyin."

İkisi birbirine baktı ve Masum Katil’imi bahçeye kadar izlediler. Onlara, yaptığı mezarı gösterdi. "İşte." dedi, işaret parmağıyla gösterirken.

Eğitmenim başını iki yana salladı. "Olamaz! Onu bizzat gördüm ölmedi!" diye bağırdı. Ancak Masum Katil’im sadece eğildi ve eline biraz toprak aldı.

"Evet! Evet! Ölmedim zaten! Neden beni görmüyorsunuz?" diye bağırdım bir kez daha. Masum Katil’im bana baktı.

"Yetmedi mi? Kanıtladın işte. Hayal gücümün bir ürünüsün." dedi ve üzgünce mezara baktı. Masum Katil’imi dikkatlice izleyen eğitmenim bir kez daha bağırdı.

"Ben gittikten sonra ne oldu, Masum Katil?!"

Böylece Masum Katil’im anlattı. Bilim lideri ise başını iki yana sallıyordu.

"Kral yine yapacağını yaptı ve ölürken yanında Kraliçesini de sürüklemiş. Yine engel olamadık."

Masum Katil’im adama baktı. "Engel olmak? Onu öldürmeye gelmiyor muydunuz? Bu yüzden kendimizi eve kapattık. Ve Kral ölmüştü? Anlamıyorum." dedi. Muhtemelen çok umursadığından değildi...

Böylece bilim lideri anlatmaya başladı. "Bir Kraliçe, Kralını öldürdüğünde tuhaf bir olay oldu. Kraliçe aynı bu olaydaki gibi nedensizce öldü. Nedenini ilkinde bulamadık ancak ikinci defa Kral önce öldüğünde anladık.

Kral, Kraliçeden daha güçlüydü. Kraliçe, Kral'ının zihnine erişemiyordu ancak Kral'ın erişimi vardı. Krallar her öleceklerini anladıklarında, Kraliçelerinin zihnini ele geçiriyor ve ölmesi emrini veriyor. Böylece Kraliçeler bir gün uyandıklarında, aniden ölüyorlar.

Çakma Meleğin zihnindeki aktiviteleri gözlemlemeyi başardık, üç yıllık sürede. Onun uyanacağı kesin ve net bir gerçeklikti. Özellikle onu böylesine iyileştiren ve koruyan sen varken.

Değişen zihnini inceledik, böylece Kral yine ölürse, Kraliçe'ye vereceği emri geçersiz kılabileceğimizi düşündük. Ancak... yetişememişiz. Büyük bir yanlış anlaşılmaya yol açmışız! Üzgünüz, Masum Katil. Çok üzgünüz." dedi. Şok içinde dinledim. Bu olamazdı! Beni öldüreceklerdi! Ne demek kurtarmaya çalışmak? Diğer yandansa...

Yani o gördüğüm karanlık filan... Hepsi Kral piçinin ölmeden önce zihnimi yıkamasından mı kaynaklanıyordu?

Peki öyleyse, bu işe yaramadı.

"Masum Katil’im! Anladım. O anlattığım karanlık ve yaşananlar bu olmalı. ANCAK! Ben buradayım! Siktir... gerçekten buradayım! Beni kurtardın. Buradayım. Neden görmüyorsunuz beni!" diye eğitmenim ve bilim liderine bağırdım.

Hatta eğitmenimi ittim ve geriye doğru tökezleyerek düştü. "Bak! İttiğimde düştü! gördün mü?" diye Masum Katil’ime baktım. Bu sırada ise eğitmenim düştüğü yerden kalktı.

"Lanet... ayağım takıldı." dedi! Ne ayak takılması be! Bildiğin ittim ve düştün! Sikeyim senin gibi babayı! Lanet olsun! Masum Katil’im? Lütfen!

Buradayım... Ben... ölmedim?

"Mezarı aç! Mezarı aç! Siktiğimin MEZARINI AÇ!" diye bağırdım arkalarından. Ancak beni dinlemedi. Bu sefer... emir de bir işe yaramadı. Tek yapabildiğim olduğum yerde oturmak oldu.

Arkalarından koşup hepsini dövmek istiyorum. Haine sert bir tekme, bilim liderine güzel bir yumruk! Ve Masum Katil’im... O da bir tokadı hak etti. Ancak yapamıyorum, dizlerim tutmuyor. Tüm vücudum... titriyor.

Bu sırada Geli ve diğer hizmetliler geldi. Hiçbiri beni görmüyor! Neden beni görmüyorsunuz? Yoksa... ben gerçekten öldüm? Ben gerçekten öldüm mü? Kendi cesedimi niye göremedim o zaman?

Ah... o piç gitmeden önce çoktan öldüğümü söylememiş miydi? Ölmüşüm işte. Gerçekten ölmüşüm.

Arafta mı takılı kaldım?

Bu sırada evden, büyük bir çantayla çıkan Masum Katil’imi gördüm. Ona seslenecektim ama... ölmüşüm ben ya? Ona daha fazla musallat olup, hayatını sikip atmaya devam edemem.

Harbiden... musallat olmuşum ona! Hayaletim! Hayaletler gerçekten var mı şimdi? Vay be! İlk elden tecrübe ettim. Keşke not alabilseydim.

Bu sırada Masum Katil’im, motosiklete atladı ve gitti. Ah... gitti. Kendini öldürmez değil mi? Yok. Kendini öldürecek adam öyle büyük bir çanta almazdı. O sadece gitti. Umarım sevebileceği birilerini bulur. Umarım bir gün mutlu olabilir?

Mezarımın başında bir kalabalık oluştu. Geli ve diğer hizmetliler. Hiçbiri feryat figan ağlamıyordu. Ancak hepsinin gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Daha eğlenceli bir cenazem olmasını isterdim.

"Seli? Oynak bir şarkı çal da millet eğlensin." diye seslendim, Seli'ye. Bir şekilde verdiğim komutları alabilmesi tuhaftı. Ancak... bu fenomeni araştıracak fırsatım yoktu artık.

Hem eski medeniyette, bazı inanışlara göre hayaletler ve teknoloji arasında tuhaf bir bağ vardı.

Öyle bir şey olamaz mı?

Bu sırada Seli gerçekten eğlenceli bir müzik çalmaya başladı. Geli sinirle "Seli! Bu saygısızlık da ne demek oluyor!" diye haykırdı.

Ah! Geli'm benim! Sevgili hizmetlim, sağ kolum. Dostum ve yardımcım. Bana gerçekten çok yardım ettin, her konuda. Sana bir teşekkür dahi edemeden gitmek... oldukça hüzünlü olmadı mı?

"Ancak efendim bunu emretti." dedi Seli. Bunu söylemesiyle hizmetliler daha kötü bir şekilde ağlamaya başladı. Yüreğimi yıktılar! Eğlenin, lanet! Sadece öldüm? Bu kadar ağlamayın! Beni de üzüyorsunuz burada.

Bu sırada Üçüz Korumalarım, tuhaf tuhaf hizmetlileri inceleyip onları kenara çekerek geldiler. Önümde diz çöktüler.

"Efendim. Bizi uzak tutmanıza oldukça alındık, bilesiniz. Lütfen emirlerinizi iletin." dediler. Hizmetliler, Geli ve ben şaşkınca onlara baktık.

Bunlar ne diyor? Bu bir anma yöntemi mi? Geli kızgınlıkla bağırdı. "O öldü! Mezarını görmüyor musunuz?" Ancak Asena başını kaldırdı ve gözlerimin içine baktı.

"Asıl siz görmüyor musunuz? Efendimiz tam önümüzde?" dedi ve tekrardan "Efendim? Neler olduğunu anlayamıyoruz ancak canlı ve kanlı bir biçimde önümüzdesiniz? Ayrıca bilmelisiniz ki Masum Katil’iniz sur dışına çıkıyor. Buna müsaade edecek misiniz?" diye saygıyı hiçbir şekilde elden bırakmadan sordu.

Ne?..

"Siz beni görüyor musunuz?" diye şoke olarak sordum, Asena'ya yaklaşıp. Şaşkınca birbirlerine baktılar.

"Evet? Açık ve net bir şekilde önümüzdesiniz efendim. Lütfen emredin." dediler. Şaşkınlıkla ellerimi ağzıma götürdüm.

Ben... ben...

"Ben ölmedim mi?" diye sorduğumda şaşkınlıkla bana baktılar.

"Efendim, bize yeterince canlı gözüktünüz."

Diğerleri onlara delirmişçesine baktı.

Ama... beni görüyorlar? Nasıl?

"Asena? Elime dokunabilir misin?" diye sorarak elimi uzattım. Asena elime dokunduğu an ufak bir sessizlik oldu. Sonrasında insanlar çığlık atmaya başladı.

Geli boynuma atladı. "Bu nasıl olur!?" diye bağırıyordu. Ne? Şimdi beni görüyorlar mı? Dövüşçü Prens!

Sadece beni değil, diğer herkesi de mi manipüle etmişti?!

Asena'ya dokunduğumda büyü misali bozuldu! Olamaz! Olamaz! Yoksa... asıl oyunu bu muydu? Eğitmenim ne demişti? Üçlünün zihnine ulaşamıyordu!

Lensimi açtım ve Masum Katil’imin nereye gittiğini gördüm. "Üçüncü çıkışa ilerliyor. Onu engellemeliyiz!" diye bağırdım ve Üçüz Korumalarım bana yol açtı.

Tolga, siyah bir motosiklete atladı. "Efendim, en hızlı olan benim." dediğinde onu onaylayarak arkasına atladım.

Diğer ikisi bizi takip ederken, son hızla Masum Katil’ime ulaşmak için gidiyorduk. Surdan çıkmadan önce... Gerçi çıksa da sorun olmazdı. Ama yine de! Lanet olsun! Acaba o da Kral yüzünden mi cesedimi görmüştü?

Ne acabası?! Tabi ki öyle.

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)