POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

İdea'nın Virüsü Bölüm 38: Seremoni

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Okunma : 80
Tarih : 28 Mayıs 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Seremoni

Üçüncü çıkış kapısına vardık. Masum Katil’im... burada olmalı!

"Surun Zekâsı! Hemen kapıyı aç!" dedim. Kapının hemen dışında duruyordu sevgilim. Böylece surun kapısı açıldı.

Ancak... Nerede? Nerede?

Hızla lensimin gösterdiği yere geldim.

O... yok? O yok!

Küpesi, yerde.

Hayır... hayır...

Asla çıkarmayacağına söz vermişti!

"SÖZ VERMİŞTİN!" 

Dizlerimin üstüne çöktüm. Neden oraya gitti ki? Neden sur dışına gitti? Neden? Küpesi yoksa nasıl bulabilirim onu? Bulamam ki? Koskoca Dünya!

"LANET OLSUN!"

Kendimi toparlamaya çalışırken, "Surun Zekâsı. O ne zaman çıktı?" diye sordum bozuk sesimle.

"Efendim, çıkalı yarım saat oldu." dedi. Üçüz Korumalara döndüm. "Onu sur dışında arayacağız. Silahlarınız yanınızdadır umarım?" dediğimde her biri üstündeki silahı çıkardı. Ve eminim ki üstlerinde daha çok silah vardı.

Tekrardan motosikletin ardına atladım ve üç yana ayrılarak Masum Katil’imi bulmak üzere yola çıktık.

***

Pek çok katil saldırısına uğradım ancak... hepsi öldü? Başta Tolga öldürüyordu ama onun cephanesi yaklaşık üç saatin sonunda bitti. Diğer ikisi de cephaneleri bittiğinde yanıma geldi. Sonra saldıran katillerden birine döndüm ve tek bir kelime söyledim.

"Öl."

O an gözleri kocaman oldu ve olduğu yerde yığıldı. Ölmüştü. Böylece bize yaklaşan tüm katilleri öldürdüm. Üç sınırımı aşalı ise çok olmuştu. Yirmiden sonra saymayı bıraktım. Nefes almak kadar kolaydı artık. Belki de gücüm, surun dışında çok daha etkiliydi. Tuhaf bir şekilde.

Hava kararana kadar aradık, tek bir iz bile bulamadık. Üçüz Korumalar devam edebileceklerini söyleseler de sınırlarına geldiklerini görebiliyorum. Başımı iki yana salladım.

"Eve dönelim." dedim. Masum Katil’im, Geli'nin motosikletini almıştı. Şu an sahip olduğumuz motosiklet ile ona yetişmek ancak bir hayaldi zaten. Ayrıca kim bilir nereye gitti?

Böylece sur içine girdik ve malikâneme gittim. En tehlikeli oyuncaklarımın bulunduğu odaya girdim. Ancak amacım tam olarak silah değildi.

Yo... hiç değil.

Küreleri buldum. Bir sinek büyüklüğündeydiler ve havada uçabiliyorlardı. Çok güçlü patlayıcılardı, bunlar. Aralarındaki iletişim ise asla kopmazdı. Asla aksamazdı. Havada duman misali dönen bu toplardan tek biri aksasa, hepsi patlar ve bunun yarattığı etkiyi, kimse hayal dahi etmek istemez.

Etrafımda bir duman misali dönmeleri ile yarattıkları elektriksel alanla da çok güçlü kalkandılar. İki uç noktayı birleştirmiştim böylece. Yanlış ellerde büyük bir yıkım aracı olurlardı.

Şimdi aralarındaki bu kopmaz, eş zamanlı iletişime ses de ekleyeceğim. Böylece sesim Dünya'nın her yanında çınlayacak.

Sabaha kadar onlara ses özelliğini vermek için uğraştım. Aynı zamanda patlama özelliklerini de devre dışı bıraktım. Başarılı olduğumdaysa çalıştırdım. Etrafımda duman misali döndüler. Binlerce küre... Yaptığım en büyük şaheserdi. Onları böyle kullanacağımı asla düşünmezdim.

Hayat...

Aylarca yetecek erzağı topladım ve üstüme dayanıklı, vücut sıcaklığımı ayarlayan, özel yapım kıyafetlerimi giydim. Çantamı sırtıma takıp dışarıya çıktığımda Geli, hain ve Üçüz Korumalar beni bekliyordu.

Üçüz Korumalar önümde eğildiler, emirlerim için. Ancak onlara;

"Mutlu bir hayat yaşayın. Barış içinde. Peşimden gelmeyin." emrini verdim. Geli önüme çıktı.

"Efendim, izin verin sizinle geleyim?" diye teklifte bulundu. Ancak ona da aynı emri verdim.

Tam motosikletime binecektim ki hain kolumu tuttu.

"Benim suçum. O gün senden korkup kaçmamalıydım. Bildiklerimi tamamen anlatmalıydım. Böylece-" Onu susturdum. Olan olmuştu. Artık hiçbir şeyin önemi yok.

"Sadece hatalarını tekrarlama. Şimdiyse izin ver gideyim." dedim. Ancak izin istemiyordum, bu bir emirdi. Böylece bıraktı kolumu. Hiç ama hiçbiri, ufak bir saniye bile direnemiyordu. Masum Katil’im direnmişti.

"Babalık? Masum Katil’im... o emirlerime direnebilen tek kişi bilesin. Ayrıca içeride kendimden numuneler bıraktım. Araştırmalarınıza yardımcı olur umarım." diye acıklı bir şekilde gülümsedim. Onun şaşkın yüzüne son defa baktım.

Sonrasında motosikleti çalıştırıp surun üçüncü çıkışına doğru sürdüm. Motosiklet bana özel yapılmıştı. Bu sayede çok rahat sürebiliyordum.

Kapıya vardığımda Surun Zekâsı önümde belirdi. "Lütfen! Çıkmayın. Sur içinin bir Kraliçe'ye ihtiyacı var. Size ihtiyaçları var." dedi ancak kararımı çoktan vermiştim. Gidecektim.

"Sen ki tüm Dünya'yı izleyensin. Onun izini bulamaz mısın?" diye sordum. Başını eğip iki yana salladı. Doğru ya. Surun Zekâsı bile bir köleyi umursamıyor. Özellikle tasmasını çıkarmış bir köleyi.

"Tüm Dünya'yı izleyenim. Filtrelerim, tek bir kişiye indirgenmeye uygun değil." Surun Zekâsı bile... Onu o kadar geliştirmeme rağmen!

Önemsemiyor...

"Kraliçem. Onu siz de bulamayacaksınız. Bunu biliyorsunuz? Lütfen gitmeyin." dediğinde güldüm. Hatta kahkaha attım!

"İyi de... onu bulmak için dışarı çıkmıyorum ki? Ben sadece son bir masal anlatacağım. O kadar. Belki duyar ve gelip beni bulur. Ah... ne iyi olurdu beni bulması?" dedim ve aptalca gülümsedim, gözlerimdeki yaşlar dökülürken.

Onu bulamayacağımı ben de biliyorum! Ve bu gerçek, beni kahrediyor. Ancak o beni bulabilir. İlk tanıştığımızda da beni bulan o değil miydi?

O beni bulur.

"Hadi, aç şu kapıyı." dediğimde açtı kapıyı. Ve el sallayarak uğurladı beni.

Surun dışına çıkıp dümdüz ilerledim. Akşam oluncaya kadar. Bu motosiklet pek hızlı değildi ancak günlerce deposunu yenilemene gerek olmazdı. Unutkan olduğumdan dolayı prenseslerden biri yapmış ve hediye etmişti. Böylece deposunu yenilemeyi unutsam da yolda kalmayacaktım. Kim bilirdi ki? Bir gün böyle işe yarar olacağını.

Akşam olduğunda motosikletten indim. Bu sırada katillerden birinin saldırısına daha uğradım ancak basitçe öldürdüm. Artık tek kelime etmeme gerek yoktu, ölmesini düşünmem yeterli oluyordu. Birer böcek gibi eziyordum hepsini. Korkutucu yönü ise, hiçbir şekilde bir şey hissetmememdi.

Onlarca insanın hayatını aldım ve hiçbir şey hissetmeden almaya devam ediyorum...

Çantamdan etrafa sıcaklık yayan, açıldığında artı şeklini alan cihazı çıkardım. Ayarlarını aleve yükselttim. Ateşler bir kamp ateşi edasıyla yükseldi. Öylece izledim bu ateşi. Ne kadar güzel dans ediyor? Ahenkle... ve bir küreyi elime alıp başladım konuşmaya.

" İşte Masum Katil’im. Ne diyebilirim ki? Gerçekten öldüm ve hayalete dönüştüm sandım ancak gerçek çok farklıymış. Kral herkesi manipüle etmiş. Seni de. Bu yüzden olmayan cesedimi gördün, bu yüzden diğerleri beni göremedi.

Üçüz Korumalarımda başarılı olamamış. Muhtemelen onları ilk ben tamamen manipüle ettiğimden. Birazcık daha bekleseydin, herkesin beni gördüğünü görecektin. Ama hey? Artık bir önemi yok, değil mi aşkım? Artık hiçbir şeyin önemi yok.

Seni bulamadım. Ne ölünü, ne dirini. Muhtemelen de bulamam. Bu yüzden son bir masal anlatacağım sevgilim. Son bir masal. Bu, bizim masalımız olacak."

Yutkundum. Gözlerim yaşarmıştı. Onu o kadar çok seviyordum ki! Yapamam. Ben... olmaz. Bulabilir mi beni? Bulamazsa da... amaçsızca dolanıp dururum. Gerçek masalımızı her yerde anlatırım. Eski medeniyetten bile önceki çağlarda, ozanların yaptığı gibi.

Her yerde anlatılsın, duyulsun. Bu bize aitti. Tamamen, bize.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir çocuk varmış.

Bu çocuk ki yapayalnızmış. Hayatta tek bir amacı olmayan, neden yaşadığını bilmeyen zavallı bir kız. Günleri yalnızlık dolu geçerken, bir oğlanla tanışmış. En sonunda yalnızlığı dağılmış, sabahları uyanmak için bir neden edinmiş.

Amma velakin kötülük, alevler şekline girmiş ve bu oğlan çocuğunu kaçırmış. Kızın asla ulaşamayacağı bir yere. Kız kaderine isyan etmiş ve ağlamış, günlerce.

Cennet bu yakarışlara katlanamamış bir fırsat tanımış, bu dostunu kurtarabilmesi için. Ancak kötülük tekrardan şekil değiştirmiş ve engel olmayı başarmış.

Kız çocuğu, olmuş erkek çocuğu. Böylece büyümüş bu diyarda. Genç ve atik bir delikanlı haline gelmiş.

Günlerden bir gün, kader bu ya karşına büyüleyici ve göz kamaştırıcı birini çıkarmış. Ona ilk görüşte vurulmuş ve günlerini mutlu bir şekilde geçirmek istemiş. Ancak kötülük buna izin verir mi? Defalarca ayırmaya çalışmış bu ikiliyi.

Birbirine büyük bir aşk ve tutkuyla bağlı olan bu çift, kötülüğü yenmiş en sonunda. Ve arkalarına yaslanmışlar, rahatça. Kesinlikle bu onların mutlu sonuydu!

'Ömür boyu mutlulukla yaşadılar.'

Bitişiydi.

Onların cehaletine gülmüş kötülük. O kadar kolay mıydı her şey? Mutlu son? Mutlu son diye bir şey yoktu! Böylece kollarını son bir kez daha sıvadı kötülük. Çiftimiz birbirinden ayrı düştü.

Ve Çakma Melek, eşini bulmak için attı kendini maceralara. Ancak... onu asla bulamayacağını anladı. Kötülük, şeytani bir planla birini daha koparmıştı ondan. Uzanamayacağı yerlere götürmüştü.

Böylece evine döndü Çakma Melek ve gizemli büyüsünü açığa çıkardı.

Bir kez daha attı kendini yola. Bir amacı vardı Çakma Meleğin. Dünya'dan da, kaderden de umuttan da bıkmıştı. Tek isteği vardı artık. Kaf dağına ulaşmak! Kaf dağını bulacaktı, sonsuz uykusuna yatmak için.diye anlattım ve durdum.

Sinek boyutundaki top, yanına yirmi-otuz tane topu alarak gökyüzüne çıktı. Ve dört bir yana, sesimi dışarıya vererek uçup gittiler.

Kaf dağı... nerededir acaba?

Bulabilir miyim?

Ümitsiz bir görev... yakarış...

***

Uyandım ve karnımı doyurdum. Bu sırada beni öldürmeye çalışan birkaç katili daha hallettim. Motosikletime binip tekrardan yol almaya başladım. Sur dışındaki büyük ve bir o kadar da güzel olan Erciyes Dağı, masalıma uygun bir metafordu, değil mi?

Oraya gider ve güzel bir ev inşa ederim. Bazı zamanlar orada yaşar ve beklerim, bazı zamanlarsa Dünya'yı keşfederim, içimdeki acıyı bir nebze olsun yatıştırabilmek için...

Saymadığım günlerin sonunda öylece yol alırken, motosikletimi durdurdum. Çöplükte dikkatimi çeken bir şey vardı.

O...? O!

Beyaz bir at!

İnanamıyorum!

Elbette gerçek bir hayvan değildi. Bozulmuş bir robottu. Ancak o bir attı! Hem de beyaz!

Onu çalıştırmalıyım!

Böylece, karşı koyamadığım bir merak ve istekle sistemini inceledim. Bu bir şaheserdi! En az etrafımda duman misali dönen toplar kadar! Böyle bir şeyin sur dışında ne işi vardı? Katillerin de mi sanatçısı vardı? Zira bu at ne düzgün ulaşım aracı olurdu ne de öldürmek için işe yarardı.

Sistemi bana tekrardan şok geçirtti. Bu şey... azıcık bir enerjiyle aylarca çalışırdı! Azıcık bir enerji. Bense bu atı yıllarca sürebilecek enerjiye sahiptim. Bazı yerleri paslanmış ve hafiften kurcalanmış ancak büyük bir hasara da sahip değildi!

Motosikletimden parçalarla paslı kısımları olsun bozuk veya eksik kısımları olsun tamir ettim. Motosikletimin tüm enerjisini ona verdiğimde, gerçek bir at gibi hareketlenerek ayağa kalktı ve şaha kalkarak kişnedi.

Sen... mükemmelsin!

Motosikletimin tüm enerjisini onda depoladım. Bu kadar enerjiyle, gerçekten yıllarca sürebilirim bu atı! Yıllarca!

Ata binmeden önce durdum ve bir küreyi daha elime aldım.

Cennet sonunda bu zavallıya elini uzatmıştı. Ona Pegasus* göndermişlerdi! En az âşık olduğu adam kadar mükemmel...

Bu zavallı, cennete teşekkür etti sessizce. Pegasus şaha kalktı, kanatlarını dört bir yana açarken. Saygıyla boynunu eğdi, Çakma Meleğin önünde. Çakma Melek de onun önünde saygıyla eğildi ve böylece birlikte yol almaya başladılar.

Bu yolculuk, cennet tarafından kutsanmış bir görev olmuştu, Çakma Melek için."

Bu top da yanında yirmi-otuz topu alarak gökyüzünde kayboldu. Eminim ki sesimi her yere iletiyorlardı. Herkes dinlesin. Sur içi, sur dışı...

Böylece atın sırtına atladım ve o da memnun bir şekilde kişneyip öne atıldı. Motosikletimle yarışabilecek bir hızı vardı!

"Sen gerçekten mükemmelsin." diye fısıldadım mekanik kulağına. Anlamışçasına kişnedi ve daha da hızlandı.

Yolda ilerlerken pek çok tuhaflıklar gördüm. Katillerin belli bir mimarileri vardı ve bu şaşırtıcıydı. Toplu bir şekilde yaşayan katiller. Sur içinden kimse benim kadar ileriye gitmediğinden gören de olmamıştı. Ayrıca etraflarında, içeriyi dışarıya yansıtmayan kalkan vardı. Sur Zekâsının gözlerinden kaçmanın yolunu bulabilmişlerdi! Biliyordum, sur içi keşif için daha uzağa gitmeliydi.

Gökyüzüne doğru uzanan siyaha yakın koyulukta renklerde, upuzun birer buz sarkıtı gibiydi bu yapılar. Bir araya geldiklerinde korkunç bir manzarayı ortaya çıkarıyordu.

Kürelerden birini elime aldım ve bunu tasvir ettim.

Çakma Melek, cennetin gönderdiği beyaz atıyla birlikte yol alırken, cehennemin bir yansımasını gördü. Emindi. Kötülüğün kalbi burada atmaktaydı.

Gökyüzüne uzanan bu kocaman koyu dikitler, kim bilir içlerinde ne kötülüklere gebeydi? Kim bilir, toprağa mühürlenmiş hangi canavarın dişleriydi, cennete uzanan?

Bu yerde kötülük ne gibi şeytani planlar kurguluyordu?

Ve meraklandı Çakma Melek. Biricik sevgilisi iyi miydi?"

Böylece küreler tekrardan havalandı ve dört bir yana dağıldı. Acaba... Masum Katil’im bunları dinliyor mudur? Gerçekten merak ediyorum. O iyi midir?

Sevgilim... rica etsem, beni bulabilir misin?

Bir kez daha...

Gruplaşmış katillere denk geldim ancak tek bakışımla birkaçını öldürdüğümde yolumu açtılar. İşte bu doğru karardı. Yoksa gözümü kırpmadan hepsinin alıverirdim canını.

Kraliçeye saygı duymalılar.

Böylece atımı sürmeye devam ettim. Günler ve günlerce. Artık cidden sayamıyorum.

" Cehennemin yanılsamasından çıktıktan sonra, uçsuz bucaksız bir ormana girdi Çakma Melek. Bu orman ki tüm kâbusların gerçekleştiği yerdi. Siste dolanan kâbuslar, kişileri delirtirdi.

Ancak Çakma Meleğe cennet bir kez daha yardım eli uzattı. Ona iki rehber gönderdi.

Bembeyaz elbiseleriyle salınan bakireler, Çakma Meleğe, cennet ışığının ulaşamadığı karanlık ormanda ışık oldular. Bu ormandan çıkana kadar ona rehberlik ettiler. Tüm çılgın kâbuslardan korudular."

Gerçekten de ormanda iki kadın, beyaz elbiseleriyle salınarak gelmiş ve bana yol göstermişti. Ormandan çıktığımdaysa birbirlerine kıkırdayarak ormanın derinliklerinde kaybolmuşlardı.

Daha ne tuhaflıklarla karşılaşacağım acaba?

Masum Katil’im?

Neredesin?

İyi misin?

İyi ol...

* Pegasus, Yunan mitolojisi'nde "kanatlı at" anlamına gelir. Deniz Tanrısı Poseidon ile yılan saçlı Gorgon Medusa'nın oğlu, dev Chrysaor'un kardeşi olduğuna inanılır. Ayrıca Zeus'un oğlu Herkül'ün kardeşi olarak da bilinir.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)