POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

İdea'nın Virüsü Bölüm 40: Masum Katil

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Okunma : 45
Tarih : 28 Mayıs 2018
Önceki Bölüm Tüm Bölümler

Masum Katil

Hayal gücüm had safhaya ulaştı. Belki de ateştendi? Karşımda meleğimin hayalini görüyorum. Canlı! Yanakları kızarıp utanıyor, sinirlenip öfkeleniyor...

Eğer yerde yatan cesedini görmeseydim, onun gerçek olduğuna inanabilirdim. Ancak o orada yatıyor öylece... vücuduna ölümün soğuğu sinmiş, kaskatı kesilmişti. Tüm can ve kan çekilmişti.

Onu gömmeliyim. Gömmeliyim ama!

Nasıl gömerim? Buna nasıl yeter gücüm?

Neden oldu?

Onu fazla zorladığımdan mı?

Evet evet... öyle olmalı! Gücünü kullanması için çok zorladım ve öldü. Vücudu kaldırmadı. Onu ben öldürdüm! Ben ve benim aptalca ısrarlarım! Öldürdüm.

"Nereye bakıyorsun? Ben gerçeğim. Bak bana!"

Hayal gücümün ürününe baktım. Nasıl da sinirlenip kızıyor? Sürekli gerçek olduğunu haykırıyor? Evet...evet... Belki de cesedini gömmeliyim. Böylece huzura ermeli!

Son kez kucağıma aldım ve zar zor da olsa bahçeye kadar taşıdım. Hayal gücümün ürünü olan ise başımda bağırıyor, çağırıyor.

Ne dediğini bile anlamıyorum. Umurumda da değil.

Ben... Meleğimi gömdüm! Onu gömmeye yetecek gücüm varmış gerçekten! Nefret ediyorum! Nefret ediyorum onsuz dünyadan! Zaman nasıl ilerlemeye devam edebiliyor? Ben... benim kalkacak gücüm yok.

Burada yatmak istiyorum, sonsuza kadar. Meleğimin yanından ayrılmak istemiyorum!

Asla... asla...

Salonda ne işim var? Hayal gücü! Bedenimin kontrolünü bile ele geçirmiş ha?! Şimdi de emrini kullanıyor! Neden direnemiyorum? Bilinçaltımdan nefret ediyorum!

Nefret!

Yiyemiyorum... Meleğim yanımda değilken boğazımdan içeriye zorla ittiğim tüm yiyecek... Hayal gücümün ürünü olan, ellerimden tutup götürürken korktuğum başıma geldi ve müthiş bir mide bulantısıyla kendimi banyoya attım.

Midemde hiçbir şey kalmayana kadar... Zaten bu yüzden öylesine zayıflamamış mıydım? Yemiyor değildim... Sorun içimde durmaması... Onların yaptıkları yüzünden... Kusmadan duramıyorum... Saçlarıma da dokunamıyorum. O uyurken, saçlarımı her taramaya çalıştığımda ellerim titremeye başlıyordu.

Yaptıkları şeyler yüzünden...

Meleğim varken, onun yiyeceklerini yerken... Böyle bir şey olmamıştı. Saçlarımı da sevgiyle kurutuyor, tarıyor ve büyük bir özenle ilgileniyordu.

Böyle nasıl yaşayabilirim?

***

Gün batımına baktım. Denizden gelen bir esinti, burnuma tuzlu bir koku getiriyor. Sanki hiçbir şey değişmemişti! Aynı günü tekrardan yaşamak istiyorum, son bir defa daha.

Hayal gücümün ürününü öptüm. Hissetmem gereken o sıcaklık hissi yok. Dokunduğumu bile hissedemiyorum. Sanki bir kava kütlesine dokunuyormuşum gibi.

Bom boş...

Denize ve gökyüzünün kızıllığına son bir kez daha baktım.

Meleğim.

Neredeysen korkma. Ben de geliyorum yanına!

Seni hiçbir yerde yalnız bırakmam! Asla elini bırakmayacağım!

Deniz... oldukça soğuk. Karanlık.

Gittikçe dibe batarken, meleğimin görüntüleri gözümün önüne geldi.

Ne kadar da mutluydu!

Nasıl da açmıştı gözlerini, ölüme direnmişti!

Nasıl da dehşete düşmüştü?

Çocuk konusunda oldukça üzgündü...

O tutkusu... beni arzulayan bakışları...

Dans ederkenki yüz ifadesi... zamanı kaybettiği ne kadar da belliydi?

Kıskançlığı... korkusu ve endişesi...

Onu ilk gördüğüm hali. O odaya girdiğinde, ne kadar melankolik hava yayıyordu etrafa? Onu gülümsetmek istemiştim. Ama o ağlamıştı. Nasıl da şaşırmıştım? Nasıl da güçlüydü?

O zamanlar fark etmemiştim ama... nasıl acı çekmişti? Gözlerindeki o acı... Mahvolmuşluk...

Yine ölmedim? Nasıl ölmemeyi başardım? Ne kadar iğrencim! Sevdiğim adamın peşinden gidemiyorum. Kendimden iğreniyorum.

Demek gerçek olduğunu kanıtlayacak, ha? Keşke gerçek olsaydı! Keşke! Bunu o kadar çok isterim ki! Lütfen kanıtla! Lütfen gerçek olduğunu kanıtla! Öldüğünü kabul etmek istemiyorum!

***

Kapı açıldı ve eğitmeni ile bilim lideri içeriye daldılar, büyük bir endişe ve korkuyla. Anlayamıyorum? Neden bu kadar endişeliler?! Saçmalığa bak! Onu öldürmeyi bu kadar çok istiyordunuz, öldü işte!

Ne? Ne?

Onu kurtarmaya mı çalışıyorlardı? Zihni yıkandığı için mi ölmüştü? Önceden gelebilselerdi, onu kurtarabilirler miydi? Ancak... Bu nasıl olur?

Ve tabi ki hayal gücümün ürünü olan meleğimi görmediler. Bağırdı çağırdı ancak... Bir ara eğitmenini itti ve itmesiyle, eğitmen gerçekten düştü! İçime aptalca bir umut oluştu. Başka bir olay mı dönüyordu burada?

Yoksa o gerçekten...

"Ah! Ayağım takıldı."

Bunu söylemesiyle umutlarım bir kez daha söndü. O... o gerçekten ölmüştü. Hayal gücümün ürünü olan ise, mezarının üstünde dizlerinin üstüne çökmüş, ümitsiz bir yüz ifadesiyle bağırıyordu.

Hayal bile olsa, onu bu halde görmeye dayanamıyorum!

Bir hışımla arkamı döndüm ve evimize girdim. Son bir kez daha. Lanet olsun! Gerçekten umutlanmıştım! Gerçek olduğuna inanmak istemiştim! Ama değildi işte.

Değildi!

Böylece çantama erzak depoladım. Madem kendimi öldüremiyorum, bu erzaklara gelecek olan katiller tarafından katledilebilirim? Artık ölebilirim... artık...

Böylece Geli'nin motosikletine atladım. İyi ki ondan öğrenmiştim, kullanmayı. Son bir kez mezarının bulunduğu yere baktım. Geli ve hizmetliler, mezarı çevrelemişlerdi. Omuzlarının sarsılışlarından ağladıklarını anlayabiliyorum.

Her biri ona büyük saygı duyuyordu. Bir insan herkes ile iyi geçinebilir miydi? Meleğim geçinirdi. Daha birinin bile arkasından kötü veya kaba laf ettiğini duymadım. Hâlbuki diğer prens ve prenseslerin hakkında neler neler konuşuluyordu!

Ancak meleğim... o başka bir boyuttaydı.

Hepimizin korumak istediği bir elmastı.

"Efendim, neler oluyor?" diye sordu Asena. Üçüz Korumalar da gelmiş ha? Onlara hizmetlilerin, mezarı başında ağladıkları yeri gösterdim.

"Gidin ve görün."

Diğer ikisi giderken, Asena motosikletimi tuttu. Kaşlarımı çatarak baktım ona.

—Efendim? Nereye gidiyorsunuz acaba?

—Surun dışına çıkacağım Asena. Beni takip etmeyin.

—Ancak efendim, Çakma Melek ne der bu duruma? Onun izni var mı?

Sinirle soludum.

Ondan neyin iznini alabilirim ki? Öldü! O öldü! Bizzat kendi ellerimle gömdüm! Öldü! Lanet olsun ki öldü!

Sertçe Asena'nın elini çektim ve hızla yola koyuldum. Normalde iki saatlik bir zaman alması gereken yolu on dakika da gitmiştim. Geli'nin motosikleti ve yolların düz olması...

Sadece meleğimi tekrardan görmek istiyorum!

Onunla buluşmaya gidiyorum!

Surun Zekâsına, Çakma Meleğimin öldüğünü söyledim. Bu sırada kendi kendine konuştu. En sonunda o bunu onayladığında bana inandı ve kapıyı açtı.

"Sevgili Masum Katil. İnanıyorum ki Çakma Melek, hayatını yaşamanı isterdi."

Ardımdan bunu söylediğini duydum ve kapılar kapandı.

O yaşamamı mı isterdi? Bunu bilmiyor muyum sanıyordu? Elbette biliyorum! Ama o öldü! Öldü! Beni yapayalnız bıraktı!

Artık söz hakkı yok. Ancak yaşayanların söz hakkı vardır. Ölüler ise sessizdir.

Beni kimsenin takip etmesini istemiyorum. Yani... yaşarken söz verdirmişti. Bu küpeyi asla çıkarmamam için. Ama artık öldü.

Sözümü tutmak zorunda değilim!?

Kulağımdaki küpeleri çıkardım ve yere attım. Yaşasaydı, ne çok kızardı bu hareketime! Yaşasaydı tabi.

Yaşasaydı...

Motosikletimin enerjisi tükenene kadar bilmediğim bu yerde dolandım, rastgele. Tuhaf bir şekilde tanıdık geliyor. Daha önce görmediğim bu yerler, evimde hissettiriyor. Bir zamanlar katil olduğum için miydi?

Ne tuhaf.

Birkaç katile denk geldim. Rahatça öldürebilmeleri için önlerinde durdum. Ancak beni görmeleriyle, çığlıklar atarak kaçmaları bir oldu.

Ne oluyor?

Beni öldürüp erzağımı almaları gerekmiyor muydu?

Neden böyle bir tepki verdiler?

Belki de şansızdım. Şansımı başka katillerde denemek üzere yola çıktım. Böylece akşam oldu. Tek bir katil bulamamış ve yorulmuştum.

Buralar katil kaynıyordu hani? Meleğim böyle söylememiş miydi? Katiller ona sürekli saldırmıştı. Bana niye saldırmıyorlar? Sur insanı olmadığımdan mı?

Biri saldırsın artık!

Gecenin ilerleyen saatlerinde katillerden oluşan bir grup buldum. Kendimi önlerine attım. "Hadi!" diye bağırdım hepsine. Hepsi ellerini havaya kaldırdı ve dehşet içerisinde, geri geri yürümeye başladılar.

Bu da ne?!

—Neden saldırmıyorsunuz!?

—Efendimiz... Beyaz Dehşet! Lütfen canımızı bağışlayın. Bizler birer hayvanız, size zorluk çıkardık. Hemen gözünüzün önünden çekiliyoruz.

Böylece ne olduğunu anlayamadan kayboldular! Kaçıp gittiler! Yok artık! Ayrıca onlar bana ne dedi? Beyaz Dehşet mi? O kim? Beni biriyle mi karıştırıyorlar?

Yoksa... Meleğimin dediğinden daha korkutucu bir katil miydim? Böylesine ün yapmış!? Şimdi tüm katiller benden kaçacak yani. Harika! Harika..!

Böyle de ölemiyorum. O zaman surdan olabildiğince uzaklaşacağım. Öylece yürüyeceğim. Acaba nereye kadar gidebilirim? Erzaklarım bitip açlık ve susuzluktan ölene kadar.

Böylece yürüdüm. Meleğimin görüntüsü ise zihnimdeydi. Keşke... keşke hayalini görebilseydim şimdi. Yanımda kızsaydı.

Onu neden göremiyorum?

***

Aylarca yürüdüm, ne kadar çok erzak almışım böyle? Bitmek tükenmek bilmiyor! Katiller ise gördüklerinde kaçıyorlar... Katillerin bu kadar korkak olabileceğini kim düşünebilirdi? Veya ben mi fazla dehşet saçmıştım ortalığa? Meleğim... iyi ki sana gücüm yetmemiş.

"Masum Katil’im..."

Ha? O... o ses nereden geldi? Bir an, beni çağırdığını duydum! Nerede? Nerede? Sertçe etrafıma bakındım. Uğultu şeklinde yankılanan sese doğru koştum. Bu! Meleğimin sesi! Neredesin? Hayal olman umurumda değil!

Bir katilin elinde tuttuğu şeyden geliyordu bu ses. Nasıl yani? "Elindekini bana ver! Derhal!" diye bağırarak adamın üstüne yürüdüm ve bileğinden tutup kendime çektim. Avucunun içinde minik bir top tutuyordu.

Bu da ne?

Bileğini bıraktığım katil, özür dileyerek kaçtı. Aptal korkaklar! Avucumun içindeki şeye baktım. Sen de neyin nesisin böyle? Biraz önceki ses, senden mi çıkıyordu? Meleğimin sesinin ne işi var? Ses kaydı tekrardan başladı.

İşte Masum Katil’im. Bu da bizim sonumuz. Ne diyebilirim ki? Gerçekten öldüm ve hayalete dönüştüm sandım ancak gerçek çok farklıymış..."

Bu... bu... bu.

Nasıl yani?

Do-do-doğru muymuş!?

O gerçeğim diye ağladığında, bağırdığında hatta küfrettiğinde!

Doğru muymuş?

O... yaşıyor?

Nefes alıyor!

O gerçekmiş!

GERÇEK!

"YAŞIYOR!"

Beni aramış! Sur dışında beni aramış! Bulamamış! Çok uzaklaşmıştım... Geli'nin motosikleti çok kısa zamanda, çok fazla yol alıyordu. Diğer hiçbir motosiklete benzemiyordu.

Ve o anlattığı masal da neyin nesi? Sonumuz derken?! Ne sonu? Ne demek son! Ne demek sonsuz uyku? Kimse sonsuza kadar uyuyamaz ki? Neyden bahsediyor?

Her neyse! Ne dediğini anlayamıyorum şu anda. Yok, Kaf dağıymış yok sonsuz uykuymuş... Anlamıyorum! Anlamıyorum masalını! Ne anlatıyor?

Sura geri dönmeliyim! O hayatta! Sura geri dönüp sıkıca kucaklayacağım!

Lanet olası prens! Hepsi onun yüzünden oldu. Onun yüzünden, hayal gücümün bir ürünü sandım meleğimi!

O kadar yalvarmasına rağmen onu dinlemedim! İnanmadım! O mezarı açmalıydım. O mezarı kesinlikle açmalıydım. Ne kadar aptalım?

Motosikletle ve yürüyerek aldığım bunca yolu, gerisin geri döndüm. Günler günleri, haftalar haftaları ve aylar da ayları kovaladı.

Ah!

Hiçbir katilin ulaşım aracı yok muydu? Bacaklarımı hissetmiyorum artık ve çok yavaşım! Bu sırada hikâyeyi ilerletiyordu meleğim.

İlerletiyor ve ilerletiyor. Belki şu an çok daha ilerideydi!? Sesi bana ulaşana kadar kim bilir ne kadar zaman geçiyordu aradan? İçim acıyor, yanıyor! Kavruluyorum endişeyle! O... o amacını, zihnini kaybediyor! Yitiyor...

Bu sırada, Kaf Dağı denen yere yaklaştığımı hissediyorum. Ve anlamıştım, sonsuz uyku derken neyden bahsettiğini. Bu yüzdendi, koşabildiğim kadar koşmam. Bayılana kadar yürümem! Bir an önce sura geri dönmeyi istemem!

O... o vazgeçmişti! Neden? Sadece o yuvarlak şeylerle, yaşadığının yayınını yapamaz mıydı? Sur’da bekleyemez miydi? Neden kendini ölüme mahkûm ediyor? Yaşamak onun için bu kadar mı zorlaşmıştı? Yoksa içindeki karanlığın oyununa mı gelmişti?!

Elbette öyle olmalı. Ölmek istemez benim meleğim. Asla istemez. Ama ne demişti? İçindeki karanlıkta, ışığı olmazsa kaybolacağını... o ışığının da ben olduğumu söylemişti. Ancak ben yokum yanında. Aylardır! Karanlıkta kayboldun değil mi aşkım? Biraz daha dayan, ışığın seni arıyor!

Onu bulmalıyım. Onu bulmalıyım ancak!

Kaf Dağı nerededir? Bilmiyorum.

Orasının neresi olduğunu öğrenmem için Sur’un bilgeliğine ihtiyacım var! Ah bu cahilliğim!

Masalları sevdiğini biliyordum, buna rağmen hiç merak edip de masallar evrenine göz gezdirmemiştim!

Hiç böyle bir şey yapabileceğini düşünemedim!

Tek bildiğim ayların geçmiş oluşu. Ancak sonunda sur kapısına vardım. Açlık ve susuzluktan ölüyordum! Surun Zekâsı beni gördüğü gibi kapıları açtı ve sur insanları tarafından içeriye taşındığımı hissettim.

Gözlerimi hastanede açtım. Lanet olsun! Ne zamandır uyuyordum? Hikâye de nereye kadar ilerledi? En son çiçeklerden bahsediyordu. Bunu duyana kadar kim bilir ne kadar zaman geçmişti zaten! Yaklaşıyordu... çok yaklaşmıştı!

Hemen doğruldum ve kalktım. Hekim oturmamı istese de... Geli ve eğitmeni gördüm.

"Nerede o? Kafdağı nerede? Söyleyin bana, derhal! Ayrıca hızlı bir motosiklet bulun bana! Onu yakalamak zorundayım!" diye çaresizce bağırdım. Ancak... neden? Neden sessizce ağlıyorsunuz?

"Masum Katil, lütfen sakin ol. Bitti. Nerede olduğunun hiçbir önemi yok."

Eğitmen böyle söyledi sessiz bir fısıltıyla. Elinde tuttuğu yuvarlak bir topu bana verdi.

—Ben... ne zamandır uyuyorum?

—Sadece bir gündür. Üzgünüm.

Beni elimdeki bu siyah topla baş başa bıraktılar. Toptan meleğimin sesi yükseldi ve... hayır! Masalın sonu olamaz bu!

Olamaz...

Yetişmeyi bırak, yaklaşamadım bile! Onu kurtarmaya yaklaşamadım bile! Sonsuz uykuya yattı.

Ve o sonsuz uykuya yattı.

Kollarım boşaldı, top keskin bir sesle yere düştü. O öldü? Ben yaklaşamadım. Kurtaramadım. Lanet olsun bana! Neden sur dışına çıktım ki? Neden birazcık daha oyalanmadım ki?

Tek isteği uyumaktı, çünkü beni ancak o zaman görebiliyordu?!

Ancak ebedi uyku yalnızca ölümle gerçekleşir!

Sevgilim... karanlığın oyununa geldin? Hâlbuki bir tek rüyalarında benimle buluşmak ve yanımdan ayrılmak istemiyordun! Yoksa gerçekten kendini öldürmek için bunca yol gitmezdin!

O gün hızla gitmeseydim, beni yakalardı. Beni yakalar ve bu sefer ikna edebilirdi. Veya... ikna etmesine gerek yoktu?

O 'gerçeğim' diyorsa, 'tamam' demeliydim.

Önceki Bölüm Tüm Bölümler


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)