İdea'nın Virüsü - Bölüm 27: Hain

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Beğeni : 0
Okunma : 201
Tarih : 2 Nisan 2018 09:22:21

Yaklaşık bir hafta daha test ve kontroller ile geçti. Bu sırada yaptığım düzeneği Geli'ye yolladım. Ve... lanetli piç, yani Dövüşçü Prens ise rahat durmadı yerinde.

Eğitmenim kapıyı çalmadan, odaya daldı.

Yatakta birbirimize sarılı halde huzurla, mutlulukla yatıyorduk. Onu görmesiyle tüm vücudunun elektriğe kapılmış gibi titremesi bir oldu, Masum Katil'imin. Alnından öptüm.

"Aşkım, sevgilim... Bana bak?" Diyerek bakışlarını korkulu rüyalarını, dehşet içinde hatırlatan o adamdan aldım.

Gözlerimin içine bakarken titremesinin durduğunu ve rahatladığını hissederek gülümsedim. "İşte böyle, şimdi bana bir ağrı kesici getirir misin? Lütfen?" Diye ricada bulunduğumda yutkundu. Elimi o kadar çok sıkmıştı ki, hafif kırmızılıkta parmak izleri kaldı.

"Suyu da unutma!" Diye seslendim arkasından. Usulca kalkıp gitmesine şaşırsam da bunun onun için ne kadar zor olduğunun farkındayım. Eğitmenim olacak pislik ise alaycı bir gülümsemeyle bizi izliyordu.

"Ne halt yemeye geldin?" Diye sordum, sesimi kontrol etmeye gerek duymadan. "Hey hey! Bu düşmanca tavır da nesi böyle?" diye şaşırmış rolü yaparak, aynı eski günlerdeki gibi elini ensesine götürdü ve güldü.

"Biricik kızımın iyi olduğunu görmeye gelemez miyim?!"

Yemin ediyorum yakınımda, silah olarak kullanabileceğim herhangi bir alet olsaydı onu öldürmüştüm.

"Ve bu biricik kızın seni öldürecek, biliyorsun değil mi?" dedim yine sakin bir tonda. Bakışları daha ciddi bir hal aldı. "Ben sadece seni düşünerek hareket ettim." dediğinde güldüm. Kahkaha attım!

"Evet... çok iyi düşünüyorsun beni. İlk önce yakarak öldürmeye çalıştın olmadı, sevgilime tecavüz ettirdin. Tabi bunlar sadece bildiklerim. Bir de Dövüşçü Prens'in ne bok olduğunu bildiğin halde saklaman var. Söylesene? Dostumda da parmağın var mıydı?" diye sordum ve gülerek alkış tuttum. Sinirli bir tavırla yere baktı.

"Sinirlenmeye hakkın yok. En azından benim karşımda. Ayrıca korkma. Bunca yıl baba dedim sana. Bu yüzden ölümün acısız olacak." dedim. Sadece gülümsedi.

"Beni öldürebilecek yeteneğe sahip değilsin sen." derken alaycı gülümsemesi yüzünde asılı olsa da ses tonu soğumuştu. Ve de evet... gerçekten kas kafa.

"Yeterince durmadın mı? Siktir ol git. Sevgilime kâbuslarını hatırlatıyorsun." dedim ve elimi salladım. "Dövüşçü Prens'in bir hediyesi." diyerek lensime görüntüler yollarken, çekti gitti.

Görüntüler... tecavüze aitti. Ona muhtemelen ilaç verilmişti ve... Titreyen ellerimi ağzıma götürdüm. Sıkıca bastırdım. Tek bir ses dahi çıkmaması için. Bunu yapmazsam vahşi çığlıklarımın dışarı çıkacağına eminim.

Ona neler yapmışlar böyle?

Bu nasıl bir eziyettir?

Ne biçim cani bunlar?

"Haağhh..." Titrek bir nefesi içime çekip, hızla ağzımı tekrardan kapadım. Bağırıyor, çağırıyor, yalvarıyor... Ama kahkahalar eşliğinde devam ediyorlardı.

Lanet olsun... lanet olsun... lanet olsun...

Ona hiçbir şey olmamalıydı! HİÇBİR ŞEY! O benim tüm yetkimi, sorumluluklarımı, mal varlığımı... her şeyimi almıştı. Prens olan bana nasıl davranılması gerekiliyorsa ona da öyle davranılmalı ve korunmalıydı.

Ama bu?! Bu?! Öldüreceğim. Bir tek Dövüşçü Prens'i değil. Bize bunca şey yapılırken gözünü yuman o liderler... hepsini... her birini... tek tek avlayacağım! Ne komik! Onların beni yutmasından korkuyormuşum.

Şimdiyse ben onları yutacağım!

"HAHAHAHA!"

Her birini mahvedeceğim! Masum Katil'ime böylesine acı çektirenleri tek ve tek! Kızgın demirleri...ahh... acaba o zaman da kahkaha atmaya devam edebilecekler mi? Yapacağım onca şeyden sonra...

O liderleri öldürmeyeceğim! Kesinlikle! Onları mahvedeceğim! Hahaha! Ölmek için dizlerinin üstüne çöküp yalvaracaklar! Yine de ölemeyecekler. Acılar içinde...

Masum Katil'imi korumalıydılar. Sur içinde böylesine bir şeyin yaşanmasına izin vermemeliydiler. O adamın istediğini yapmasına müsaade etmeleri! Onları mahvedeceğim.

Bu sırada yan odadan içeriye Masum Katil'im girdi. Direk geldi ve sarıldı. Hala gözümün önünde görüntüler oynuyor. Çığlıkları kulaklarımda yankılanıyor.

Nasıl sakin olabilirim?

"Merak etme. Her birini avlayacağım. Tek ve tek öldüreceğim." dedim titreyen sesimle. Başını omzumdan çekip yüzüme baktı. "Sana ne söyledi?" diye sordu meraklıca. Keşke bir şey söyleseydi. Onu basitçe öldürerek bırakmak istemesem de...

Ne yaptın sen babalık?

Ne yaptın?

"Aşağılık prensin bana bir hediyesi varmış. Ama iyi oldu. Onlara nasıl işkence edeceğimi biliyorum artık." dedim kararlıca. Yüzüm seğiriyor, gözümün önündeki işkence ve vahşetten dolayı.

"Sen... bir şey izliyorsun... ne... hediyeyle alak-" derken elini ağzına götürdü. Ah... bunu ondan saklayamadım. Hemen anladı.

Kendimi sikeyim!

"Bakma...bakma...bakma...Bakma!" diye çığlık atarak gözlerimi kapadı. Ama bir şey fark etmez ki? Gözlerim açık veya kapalı... ne fark eder? Görüntü lenslerde zihnimde... Titreyen elleri gözlerimin üstünde baskı yaparken ağlamaya başladı.

"Bakma." dedi ve hıçkırdı. Görüntüyü ekrandan çektim. "Yapma... ağlama...lütfen." dedim ama önümde çökmüş bir halde delicesine ağlıyor. Sertçe kendime çektim ve sarıldım.

"Unuttun mu? Hepsi birer kâbus... sadece kâbus." diye tekrarladım kulağına. "Kâbus, duydun mu? Onlar birer kâbus... zamanla aklından silinip gidecek kâbuslar. Hiçbirinin üstünde bir izi kalmayacak." dedim. Ellerimi bir kez daha vücudunda gezdirdim.

"Tek düşünmen gereken şey benim nefesim, benim sesim, benim sıcaklığım, benim tenim; üstünde gezdirdiğim ellerim, sana bakışlarım, atan kalbim, diline doladığım dilim..." dedim ve öpmeye başladım. Ellerimi tüm vücudunda defalarca gezdirdim. Tam boynundan yukarıya çıkacakken durdurdu.

"Sık." dedi. Anlayamaz şekilde ona baktım. "O adamı silmek istiyorsun değil mi üstümden? O zaman sık." dedi ve parmaklarımın üstünden boğazını biraz sıktı. Kaşlarımı çattım. Görüntüleri tekrar ekranıma aldım ve hızlı hızlı geçtim. Oh... defalarca boğazını sıkmış ha? Öldürmek istemiş ama son anda bırakmış.

Ağzına sıçtımın piçi!

Dudaklarına dokundum. "Tamam." dedim. O istiyorsa... ihtiyacı varsa... Ve sıktım. Sıkıca kavradım boğazını ve tüm gücümü uyguladım. "A..." diye ağzından tuhaf bir ses çıktı, gözlerini kapatıyordu ki "Sakın gözlerini kapama. Bana bak." dedim.

Gözlerini kapatmaktan vazgeçti ve bana baktı. İki elini yanaklarıma götürdü. Tam kendinden geçiyordu ki bıraktım. Öksürdü. Boğazındaki parmak izlerime baktım.

Kesin moraracaklar.

"Şimdi daha iyi misin?" diye sordum. Zoraki bir şekilde gülümsedi. Dudaklarına bir öpücük daha kondurdum. "Seni seviyorum." dedim bir kez daha. "Gördün değil mi?" dedi ve yeniden ağlamaya başladı. Yaşlarını sildim.

"Seni seviyorum. Özür dilerim. Çok özür dilerim." dedim ve daha da sıkı sardım. "Sana yapma demiştim..." diye kızarak ağlamaya devam etti. "Biliyorum... biliyorum... özür dilerim." dedim tekrar ve tekrar.

"Seni seviyorum. Ve seni tanıdığım şuncacık zamanda hakkında bildiğim bir şey varsa o da güçlü olduğun. Sen güçlüsün. Ve bunu atlatacaksın. Seni o zaman kurtaramamış olabilirim... bunun için özür dilerim. Ama atlatacaksın. Yanından ayrılmayacağım. Tamam mı?" dedim ve yüzünü kendiminkine doğrulttum.

Gözleri hala doluydu. "Atlatacağız. Birlikte." dedim. Başını sallayarak onayladı ve tekrardan ağlamaya devam etti. Sadece o değil... ben de öyle. Birlikte yaşlarımız tükenene kadar ağladık.

Vücudundaki tüm o izleri tamamen silmek için günlerimi ona vermek istiyorum. Gece ve gündüz fark etmeden. Ama hastaneden çıkana kadar yasakladı hekimler. Ve bu sefer onlara uyacağım.

Bu sırada...

"Seni istiyorum." diye fısıldadı kulağıma. Ah!.. Şimdi, ben seni nasıl reddedebilirim? Altını indirdim ve üstünü çıkardım. Bir kez daha kucağımda oturdu. İlaç vaktimi geçirmişim... Hekimler oldukça kızacak.

"Bu pozisyonu bayağı sevmeye başladım." diye gülümsedim. Sertçe dudaklarımızı birleştirdim. Tüm vücudunu bana yasladı. Ateşiyle yanıyorum. "Seni çok ama çok fazla istiyorum." dedi tekrardan.

Erekte olmuş penisimi, içine almaya başladı. "D-dur! Daha hazırlanmadın! Tekrardan zarar göreceksin!" desem de durmadı. Tamamen içine aldığında sıcaklığını en derinime kadar hissediyordum. Çok ama çok fazla dardı... Tam hareket edecekti ki kalçalarını tutarak engelledim.

"Yavaşla... canın acıyacak." dedim. Başını iki yana salladı. "Acısın." dedi. Ve hareket etmeye başladı ki onu aniden altıma aldım. "N-ne?!" diye şaşkınlıkla bağırdı. "Sakin olmalısın. Kendine zarar vereceksin." dedim alnımızı birleştirirken.

Gözlerini kaçırdı. "Onların acıttığını biliyorsun." dedi. Sertçe dudaklarımızı birleştirdim ve dişledim. "Onlar...onlar...onlar... BİR TEK BENİ DÜŞÜNECEKSİN!" diye haykırdım. Gözlerini kocaman açtı ve tekrardan ağlamaya başladı.

"Özür dilerim... üzgünüm... sadece beni hisset, beni düşün ve bunları asla unutma." dedim içinde yavaşça hareket etmeye başlarken. "Ah!" diye inlemeye başladı. "Beni sıkıca sarmalısın." diye fısıldadım kulağına. Yatağın üstünde cansızca duran kolları, vücudumu sardı.

"İşte böyle. Seni seviyorum Masum Katil'im." dedim ve daha da hızlandım. "Seni seviyorum!" diye çığlık attı.

Tabi ki seviyorsun. Ve ben de... hafızamı kaybetsem de, senle alakalı her şeyi unutsam da... fark etmez. Seni her gördüğümde yeniden ve tekrardan âşık olacağım.

"Inn!.. Ah!" Biraz önce sıktığım bu boynun her santimini yaladım ve defalarca öptüm. Hiç bıkmadan, usanmadan ve içine girip çıkarken... Öptüm, ısırdım, yaladım ve okşadım. Yarasını yalayarak temizleyen bir kedi gibi.

Gelecek varken, geçmişteki üç beş hatıraya ihtiyacımız yok. Hiç kimsenin sana zarar vermeyeceğinden kesinlikle emin olacağım. Bu sefer kesinlikle... Çünkü yanından asla ayrılmayacağım.

"Asla elini bırakmayacağım." Ardından ellerimizi sıkıca kenetledim. Dudaklarımı omzuna bastırırken birlikte geldik.

Yorgun ve bitkin bir halde içinden çıktım ve üstüne düştüm. Yavaşlayan kalp atışlarını dinledim. "Daha öncede hiç bırakmayacağını söyledin. Daha önce de kimsenin bana zarar veremeyeceğini söylemiştin!" diye bağırdı ve ağlamaya devam etti.

Lanet olsun! Lanet olsun!

"Özür dilerim." dedim üzgünce.

Özür dilerim. Çok ama çok özür dilerim.

"Artık tamamen buradayım. Tamamen yanındayım. Geçmişten gelen başka hiçbir şey aramıza giremeyecek, gelecekte de hiç kimseye izin vermeyeceğim. Özür dilerim. Seni seviyorum." dedim tekrar ve tekrar. Kucağımda ki titreyen bu bedeni sıkıca sardım.

"Seni her gördüğümde yeniden âşık olacağım ve bunu hiçbir şey değiştiremez. Ve söz veriyorum. Bunları bize yapanlar, bedellerini ödeyecekler." dedim sakince. Sadece baloda bir kez daha görecek. O kadar.

"İlk balomuz gibi olacak. Güzelce dans edeceğiz. Öyle ki herkes zarafetimize bakıp kıskanacak. Kollarımın arasında duracaksın aynen böyle." dedim ve biraz daha sıktım.

Bir elini aldım ve parmaklarımızı kenetlerken fark ettim ki uyuyor. Gülümsedim. Son yıllar oldukça yorucu oldu, değil mi sevgilim? Özellikle senin için... oldukça yıpratıcı. Göğsüme yasladığı yüzünü, biraz yukarı kaldırdım. Melekleri kıskandıracak bir güzelliği vardı. Yavaşça yanaklarındaki ıslaklığı sildim.

Yeni yeni akşam karanlığı çökerken, pencereden dışarısını izledim. Artık çocuklar gitmiş ve gün batımını izlerken sosyalleşen yaşlılar gelmişti. Karanlık çöktüğündeyse onlar da gitti.

Kucağımda uyuyan adamın saçlarını okşadım. İlk gördüğüm zamanki halleriyle alakaları kalmamıştı artık. Çok daha parlaktı saçları. Bakımsızlıkları oldukça geride kalmıştı.

Biraz kilo almış ve içe çökük yanakları dolmaya başlamıştı. Geli'nin programıyla vücudu da hızla kendini toparlıyordu. Ve zihni... o da toparlanacak. Üç yılı ve yaşadığı acıları, birkaç günde silinemezdi belki. Ama yavaşça silinecek.

"Sana yapılabilecek en güzel evi yapacağım. Gün batımını, içimizi sıcak tutacak tarçınlı bozalarımızı içerek izleyeceğiz. Günlerimiz huzur ve mutluluk içinde geçecek. Tüm bu acıları bir gün hatırlamayacaksın. Önümüzde çok uzun bir hayat var. Tüm acıların iyileşecek. Tek ihtiyacın olan birlikte geçireceğimiz zaman. Ve bir gün, iki yaşlı bunak olacağız. Muhtemelen sen oldukça agresif olursun. Bol bol kavga ederiz, sonra birbirimize sarılırız. Asla yaşlanmayan sevgimizle. Defalarca yaptığımız gibi izleriz gün batımını."

Uyumakta olan Masum Katil'ime fısıldadım. Bu sırada Geli'den bildirim geldi. Verdiğim düzeneği yerleştirmekte zorlandığını söyledi. Ben de dostuma haber uçurdum, düzeneği yerleştirebilmesi için Geli'ye yardımcı olmasını istedim. Ve ekledim.

—Umuyorum ki sen de hain değilsindir?

—Değilim desem, inanır mısın?

Haklı. İnanmam. Şu andan sonra kucağımda yatan aşkım dışında hiç kimseye güvenmem. Ama bu düzeneğe ihtiyacım var. Bunu yapmasına. Bu yüzden ayrıntıları ne Geli'ye, ne ona söyledim. Ve onlara emirler yağdırdım.

Ne işe yarayacağını tahmin dahi edemeyecekleri bir karmaşayla planı kurdum. Böylece ihanet etseler bile, edemeyecekler. En fazla bir şeyler olabileceğini tahmin ederler. Ama ne olacağını... hah... bilemezler!

Böylece planımın ikinci aşamasına geçtim. Masum Katil'imse hala derince bir uykudaydı. Onu uyandırmadan kolunu kendime çektim ve anlattığı cihazı etkinleştirdim.

Dediğine göre Seli adında bir yapay zekâya komut verebilirmişim? Dediği kadar iyi mi bu yapay zekâ bakalım...

Seli, yüksek sesle bir şey diyordu ki sesini kapaması komutunu verdim. Hemen durdu. Benim gibi yazdı ve lensime mesaj olarak söyledikleri düştü.

—Efendim. Beni hatırlamıyorsunuz ama ben Seli. Sizin ve Masum Katil'inizin kişisel asistanıyım.

—Evet Seli... biliyorum. Ve üzgünüm. Geli'den sonra seni de yakmışım, isim konusunda.

—Efendim bana verdiğiniz ismi son derece seviyorum.

—Senin adına sevindim Seli. Şimdi benim için yapman gerekenler var. Ama yapabileceğine pek emin değilim.

—Efendim, uyumadan önce beni son derece geliştirdiniz. Öyle ki Surun Zekâsı'nı gölgede bırakabilirim.

—Vay vay vay... iddialısın. Uyandıktan sonraki sana vereceğim ilk ve çok önemli bir görev. Bölgemizdeki tüm elektrik sistemlerinde kaçaklara sebebiyet ver. Hatta boz ve hiçbir iz bırakma.

—Bu dediğinizi kesinlikle yerine getirebilirim efendim. Elektrik kesintileri ve kaçakları ne sıklıkla ve ne derecede olsunlar? Ayrıca efendim ne süsü vereyim?

— Son zamanlarda oldukça meteor düştü dünyaya değil mi? Bununla ilgili bir hikâye bulabilir misin?

—Elbette efendim. Birçok komplo teorisi türemekte zaten. Hepsine kanıt olabilecek şekillerde süsleyebilirim. Ama bunun için sadece bulunduğumuz bölge değil, sur içinin başka yerlerini de yapmam gerek.

—Sur içini tehlikeye atmadığın sürece büyüklüğü umurumda değil. Sadece yap. Hatta kapalı elektrik hatlarında bile bunlar meydana gelsin. Birkaç kişide ölümcül olmayan hasarlar bırak. Ve sıklıkları ise... aslında iki gün sonradan itibaren, ilk gün hafifken takip eden günlerdeyse çoğalsın ve balo gününden önceki gün hiçbir aktivite gözlemlenmesin.

—Balo gününde ise... sana yakında göndereceğim programı işaretimle birlikte açacak ve ne yapman gerektiğini orada göreceksin Seli.

Yazdım. Bunu onayladığını belirten bir yazı ile beraber işlemlere başladı. Zamanında yaptığım ve isim dahi vermediğim basit zekâyı nasıl da geliştirmişim? Kendimle gurur duymaya başlıyorum. Masum Katil'imin kolundaki bu eklentiyi kapattım.

Zifiri karanlık çökmüş, yıldızlar ise gökyüzünü aydınlatıyorlar. Kucağımdaki adam, yıldızlardan daha güzel olan gözlerini açtı. Yüzüne aniden korku ve endişe yansıdı. Refleksle doğrulmak istedi ama...

"Aow!" diye doğrulamadan tekrardan kucağıma düştü. "İşte bu yüzden yavaşlamanı istemiştim." dedim bir gülümsemeyle. Tekrardan başını kaldırdı. "İyi misin? Seni çok zorladım!" dedi endişe ve büyük bir telaşla. Yavaşça başımdaki sargıya uzanan elini tuttum.

"Asıl canı yanan sensin." dedim pis bir sırıtışla. "Evet...evet..." dedi düşünceli bir şekilde. Ne düşünüyorsun? Bir elimi kalçasının üstüne koyduğumda yüzünü acıyla buruşturdu. Çenesinden tutup başını yukarıya kaldırdım.

"Benden başka bir şey düşünmeyeceksin." dedim ve dudaklarına derin bir öpücük verdim. Sertçe ama nazikçe dilimizi doladım. Gözlerinin içine baktım. "Yalnızca bana bak. Yalnızca beni gör." dedim tekrardan. Yutkundu.

Boğazında morarmış el izime baktım. Dudaklarımı üstünde gezdirdim. "Yeter bu kadar." dedi ama durmadım. Omzumu sıkıca tuttu. "Lütfen meleğim." dedi. Kendimi geri çekip ona gülümsedim. "Tamam." dedim.

İşte böyle. Sadece beni gör. Benden başka hiçbir şey düşünme.  

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.