İdea'nın Virüsü - Bölüm 28: Hoşgeldim!

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Beğeni : 0
Okunma : 37
Tarih : 26 Nisan 2018 12:27:26

Hekimler birkaç kontrolden sonra başımdaki sargıları çıkarttılar. Ağrı kesici ilaçlarımı da verdiler. 

"Sayın Prens Çakma Melek. Artık bir sorununuz yok. Yine de kendinizi çok zorlamayın ve fiziksel aktivitelerinizi her gün yapmayı ihmal etmeyin. Verdiğim ağrı kesiciyi ise sadece ağrınız olursa kullanın." dedi, hekimlerden biri.

'Prens' demesiyle kaşlarımı çatsam da onlara hizmetleri ve çabaları için tek tek teşekkür ettim. Böylece hastaneden dışarıya ilk adımımı attım.

Dışarısı... Dünya... Sonunda kendimi bulmuş hissediyorum. Tüm kokular, renk cümbüşleri...

Mükemmel! Masum Katil'im ellerimizi kenetledi.

"Sonunda." dedi, bana güzel bir gülümseme bahşederek. Benim için yalnızca birkaç haftaydı, ancak onun için acı dolu yıllardı. Ve şimdi son buldu.

Dayanamayıp dudaklarına bir öpücük kondurdum. Utangaç bir edayla etrafına bakındığında yüzümü astım. "Sana dokunduğumda tek düşünmen gereken benim! Başkalarını unut." dedim ve bir kez daha öptüm. Bu sefer gözlerimin içine bakmayı sürdürdü.

"İşte böyle." dedim ve ben de gülümsedim. Acaba üstüne çok mu gidiyordum? Bunu düşünmeden duramıyorum, bu tarz anlarda. Merak ediyorum da...

Eve girdiğimizde Seli'nin hologramı önümde bitti. "Efendim isteklerinizin hepsi yerine getirildi." dedi. Masum Katil'im bana endişeyle baktı. "Bir şey değil sevgilim. Sadece balo." dediğimde kaşlarını çattı. "Ne planlıyorsun?" dediğinde yüzümü astım.

"Hoş geldin demeden, sorguya mı çekiliyorum?" diye yakındığımda yüzü yumuşadı. "Haklısın. Evimize hoş geldin." dedi dudaklarıma bir öpücük bırakırken. "Hoş buldum sevgilim." dedim ve gülümseyerek belinden kendime çektim. "Aw!" Yaptı dudaklarımı ona doğru götürürken.

Tek tek odaları gezdirdi. Her şey yabancıydı. Hiçbir şey, tanıdık dahi gelmiyor... Veya en ufak bir hatıra... Yok. Yani bu evin planlarını bizzat kendim hazırlamış ve yapılması için emri vermiştim. Bunu hatırlıyorum. Ancak... bitmemişti... Ve kesinlikle bu kadar büyük bir ev yoktu planda.

Masum Katil'imin gelmesiyle mi değiştirmiştim her şeyi? Gerçekten hiç mi hatırlamayacağım? Arkamdan gelip, kollarını karnımın üstünde birleştiren Masum Katil'ime, "Önemi yok. Yeni hatıralarla dolduracağız." diyerek döndüm.

Gözünden bir damla yaş geldi. "Evet." dedi ve yutkundu. Yanağından öptüm. Ardından alnımızı birleştirip bir süre gözlerimizi kapadık. Ve merak etmeye başladım. Şimdiye kadar hep haykıran ve ağlayan bu adamı. Haykırmaları ve yaşları son bulduğunda ne olacaktı?

"Efendim, Geli geldi." dedi Seli. Ona kapıyı açmasını söyledim. Böylece Geli içeriye girdi. Elinde bir sürü kutu vardı. "Efendim bunlar yarın giyeceğiniz kıyafetleriniz." dedi ve kutuları bıraktı.

"Başka bir şey daha var mı Geli? Sadece bunlar için gelmiş olamazsın?" diye sordum. Başıyla onayladı.

"Efendim..." dedi ve Masum Katil'ime baktı. Bir birlerine sertçe baktılar. "Ne oluyor?" diye sordum. "Efendim Dövüşçü Prens balonuzu sabote etmek istiyor." dedi tek nefeste. Masum Katil'im sinirlice elini duvara vurdu.

"Bunu söylemeyecektin." dedi öfkeyle. Geli ise "Ben yalnızca Çakma Meleğe itaat ederim." dedi ve düşmanca olmasa bile sinirlendiğini belli eden delici bakışlarını Masum Katil'ime yöneltti.

"Anladım Geli. Söylediğin için teşekkür ederim. Lütfen detaylarını gönderir misin?" dedim ve Masum Katil'imin kolundan tutup yatak odasına götürdüm.

"Ne yapıyorsun?" diye sordum. Neden bunu benden gizliyor? Yani zaten böyle bir şey yapacağına adım kadar emindim o piçin. Ancak Masum Katil...

"Benden gizlediğin başka neler var?" dedim ve onu duvar ile aramda sıkıştırdım. Gözlerini kaçırdı. "Başka bir şey gizlemiyorum." dedi.

Ama...

"Masum Katil'im. Şu an Geli'ye ve hatta dostuma dahi güvenmiyorum. Seli bile... Bu yüzden planımın tek bir parçasını dahi çözemeyecekleri şekilde görev dağılımlarını yaptım. Şu koca dünyada güvendiğim tek kişisin. Bunun farkında ol ve lütfen benden bir şeyler gizleme." dedim yalvarırcasına. Yutkunurken gözleri doldu.

"Ama sen de benden gizledin." dediğinde tuhafça ona baktım. "Neyi gizlemişim?" diye sordum. Aklıma bir şey gelmiyordu. Acaba... "Hatırlayamadığım zamanlardan mı?" diye sorumu yineledim. Başını iki yana salladı.

"Dövüşçü Prens'le konuştuğunu sakladın. Hem de ben kucağındayken..." Hırlarcasına söylemişti bunu. O an aklıma geldi ve öfkelendim.

O piç...

"Amacım saklamak veya gizlemek değildi. Sadece üzülmeni veya celallenmeni istemedim. Yalnızca beni düşünmeni istedim." diye açıklamaya çalıştım kendimi. Sinirlendi. "Söylemeliydin." dedi sertçe. Başımı iki yana salladım.

"Amacım senden gizlemek değildi ama söylemezdim de. Hem... ne kadar aşağımda olduğunu anlamasını sağladım. Haddini bildirdim." dedim. Yüzü sinirle daha da gerildi.

"Had bildirme mi? Benim üstümden!" diye bağırdı. Şaşırdım ama... sanırım, gerçekten haksızım. Bunu yapmam yanlıştı? Anlayamıyorum... Bu tarz şeyleri anlayamıyorum! Ama bu onu daha da kötü etkiliyor, en azından bunu fark edebiliyorum. Bu yüzden sıkıca sarıldım.

"Özür dilerim. Ama çok sinirlenmiştim. Öfkelenmiştim. Ve üzülmeni istemedim... Kâbuslarını hatırlatmasını istemedim. Ama tamam. Söz veriyorum bundan sonra her şeyi anlatacağım sana. Sen de benden bir şey saklama tamam mı?" diye sordum, usulca onaylamasını bekleyerek.

Beklentilerimi karşılayarak, başını aşağı yukarı sallayıp onayladı. Kendimi geri çektim ve yüzünü ellerimin arasına aldım.

"Şimdi söyle? O piçle konuştuğumuzu nasıl öğrendin? Bu sabotajı neden benden gizlemek istedin? Neden kendi başına halletmeye çabaladın?" diye üst üste bir sürü soru sordum. Gözlerini kaçırmak istedi ama müsaade etmedim.

"Bilmemin sebebi... beni de aradı ve bazı şeyler söyledi. Kendi başıma halletmeye çalışmam ise... çünkü... çünkü baloda tüm davetlilerin bulunduğu salonda videomu yayınlayacaktı. Sana iha-" Seslice yutkundu. Gözleri uzağa daldı...

Bunu böylesine sakince söylemesi ve tamamlayamaması... işte onu böylesine mahvetmişti o piç. Buna nasıl cesaret edebildi? Fazla mı yumuşamışım, hatırlayamadığım o zamanlarda?

Bir an ellerimin titremesine mani olamasam da kısa sürede topladım kendimi. "Tamam. Anladım. Önemi yok. Bunu yapacak vakti olmayacak zaten." derken gülümsedim. Vücudu çok kötü titriyordu. Adeta bir yaprak misali...

Onu sıkıca tuttum ve yatağa götürdüm. Beyaz olan yüzü kötü bir şekilde solmuştu.

"Kâbuslar aklına geliyor değil mi? Ama artık uyandın. İzin ver bu kâbusun izlerini sileyim. Bedeninden, zihninden, kalbinden, ruhundan." dedim ve dudaklarımızı birleştirdim.

"Daha yeni hastaneden çıktın." dedi titreyen bir sesle. "Sanki hastanedeyken rahat durmuştuk." dedim ve gülümsedim. Yanaklarının yavaşça kızarışını izledim. Gökyüzü mavisi gözleri, yaşla dolu bir şekilde bakıyor.

"Bırak ve gitsin her şey. Geriye kalan tek şey ben olayım." dedim ellerimi bluzunun altına götürürken. Parmaklarım göğüs uçlarına değdiğinde dudaklarından arzuyla dolu inlemeler döküldü.

"Innghh...ın..." diye. Şu an çok daha hassas, ha? Bluzunu geriye kıvırdım ve dudaklarımı narin ve pembe olan meme uçlarına götürdüm. Biraz somurduğumda uçları sertleşti. Dilimle oynadım. "Ah!" diye bağırdı, ısırdığımda.

Dilimi göğüs ucundan aşağılara doğru götürdüm. Hızla fermuarını açıp pantolonunu çıkardım. Arzuyla seğiren penisinin etrafını yaladım. "Inngh!" Yatak çarşafını elleri arasına almıştı. Boydan boya yalayıp, ağzımın içine aldım.

"D-dur bu!" dese de dinlemedim. Tamamen ağzımın içine alıp hareket ettirdim. Bir aşağı bir yukarıya... dilim ise içinde kalan kısmının üstünde oyunlar oynadı, yaramazca.

"Ah!" diye bağırdı ve menisiyle ağzımı doldurdu. "Durmanı... söylemiştim...ha..." dedi derin bir soluk vererek. Başımı kaldırıp ona baktım. Yuttum. Ağzımın kenarından akan kısmıysa yavaşça elime alıp yaladım.

Bunu gördüğünde tekrardan sertleşti. Gülümsedim. "Çok..." dediğinde başımla onayladım. "Biliyorum." Parmaklarımı tek tek içine götürdüm ve zevk noktasını öncesinde yaptığım gibi keşfettim.

Ayrıca fark ettirmeden, çıkardığım kıyafetin cebinden bir nane şekeri attım ağzıma. Hızlıca eriyenlerden. Önceki tecrübelerinden ders çıkartan bir erkeğim ben. Gerçekten... erkek... Böylece içini yavaşça doldururken dudakları da ilgisiz kalmadı.

"Ih... mm... nane?" Yaptı şaşkınca. Gülümsedim. "Ağzımda meninin tadıyla seni öpecek değildim ya." diye güldüm. "Bu arada o da oldukça lezizdi." dedim ve yüzünün utançla daha da kızarışını izledim.

"Utansan bile gözlerini benden kaçırmamalısın." dedim çenesinden tutup bir kez daha öperken. Arzunun ateşini görebildiğim utangaç gözleri, tekrardan gözlerimle buluştu. İçindeki hareketlerimi daha da hızlandırdım ve sertleştirdim.

"Ihh...ahhh..." İnlemeleri de çığlıklara dönüştü. Boynunu yaladım ve ısırdım. Sırtımdaki elleri pençe misali derimi kesiyordu. Boynunu yalayarak ensesine gittim ve birkaç ufak öpücük izi bıraktım. Bir elimi göğsüne götürdüm ve ucunu sıktım.

"Ah!" diye inleyerek tepki verdi. Bense içini son bir kez daha sertçe doldurdum. "Ha!" Yaptı gözlerini kocaman açarken. İkimizde geldik.

"Bedensel uyumumuz mükemmel değil mi?" diye fısıldadım kulağına. Kendimi hemen yanına bıraktım. Bir elini enseme, diğeriniyse belime doladı ve kendine çekti. "Bunu nasıl başarıyorsun? Her zaman..." diye kendi kendine mırıldandı.

"Ben dahi anlayamazken, çekip çıkarıyorsun..." diye devam etti. Alnından öptüm. "Her daim." dedim. Elimi saçlarına geçirdim. "Gerçekten çok özlemişim, saçlarımı okşamanı." dedi gözleri tekrardan dolarken.

"Bir daha özlemene gerek kalmayacak." dedim gözlerinden akan yaşları silip. Gülümseyerek onayladı.

—Bir daha aptalca bir şey yapmayacaksın?

—Söz.

—Çünkü senden daha önemli hiçbir şey yok.

Memnuniyet dolu bir ifadeyle yüzünü göğsüme bastırdı. Biraz da sırnaştı. İlgi isteyen bir kedi gibi hareketleri. Bu kadar sevimli olmak zorunda mıydı? Ayrıca gözlüğüm buralarda bir yerlerde olmalı değil mi? Kesinlikle neko kıyafet siparişi vermeliyim.

"Acıktın mı?" Diye sorduğunda aklıma tek gelen şey kendisiydi. Biraz daha yemeyi isterdim onu. Ama bayağı yorulmuş gözüküyor.

"Ne istersin?" diye sordum. Şöyle bir düşündü. "Mantar çorbanı özledim." dedi. Mantar çorbası demek... pek doyurucu değil. İlerleyen saatler için atıştırmalık hazırlasam iyi olur.

"Önce duşa girelim mi?" dediğimde gülümsedi. Birlikte sıcak, dinlendirici ve yenileyici bir duş aldık.

Kendi kendime bir melodi mırıldanarak kremalı mantar çorbasını yaparken, masada oturdu ve öylece izledi. Çorbayı yaptım ve önümüze, kocaman kâselerle koydum. Bu bile tok tutmaz ama... neyse. Canının çektiğini yesin. Onu bol bol şımartmak istiyorum.

Çorbadan bir kaşığı ağzına attı ve gözlerini kapattı. "Nefis!" diye bağırdı ve gözünden bir kaç damla yaş geldi. "Nefis! Çok özlemişim..." dedi ve burnunu çekti. "Senin çorban gibisi yok!" Müthiş bir zevkle çorbayı içiyordu. Daha önce kimsenin böylesine bir zevkle yemek yediğini görmemiştim.

"Beğenmene sevindim." dedim utanırken. Bu şekilde söylemesi... Öne uzanıp gözünden gelen yaşları sildim. "Ama ağlamanı istemiyorum." Başını iki yana salladı. "Mutluluktan bunlar." dedi ve çorbaya gömüldü. Yani biliyordum mutluluktan olduğunu ama yine de istemiyorum!

Daha ben yarısına gelemeden o hepsini bitirdi ve ikinci kâseyi istedi. İştahla ikinci kâseyi de bitirdiğinde geriye yaslandı. "Kısa sürede kilon tamamen normale dönecek." dedim mutlulukla. Her yaptığım yemeği böyle iştahla yerse... fazla kilo almasından endişelenmeye başlayacağım.

Ayağa kalkıp toplayacaktım ki durdurdu. "Sence de bu gün fazla yorulmadın mı? Bunu ben de halledebilirim." dedi ve mutfak önlüğünü giydi. Bu sefer de ben onu izledim. "Mutfak önlüğüyle fazla seksisin." dedim çapkınca. Sıradan bir mutfak önlüğü, onun üstündeyken nasıl bu kadar baştan çıkarıcı olabiliyor?

Gerçekten... elimi bazı yerlerine götürerek bol bol utandırmak istiyorum. Masum Katil'im... Beni nasıl birine dönüştürdün sen? Bu tarz şeylerin fazla abartıldığını düşünüp milleti küçümseyen, hor gören beni...

Ona olan bakışlarımı fark ettiğinde utandı. Kulaklarının kademe kademe kızarışını gördüm. Tüm o işleri bitirirken, kalçasının bir o yana bir bu yana sallanışını gördükçe ağzımın suyunu tutmak her geçen saniye daha da zor oluyordu. Mımm... Bu sırada Seli belirdi.

"Efendim kalp atışlarınız tehlikeli olabilecek seviyeye yükseldi. Eğer sakinleşmezseniz, beyninizde oluşan kan basıncı-" Bitirmesine izin vermedim. "Seli? Susar mısın?" dedim masumane bir gülümsemeyle.

Masum Katil'im kırmızı bir suratla döndü. "Sen tamamen iyileşene kadar, önlük kullanmıyorum!" dedi ve önlüğünü üzüntülü bakışlarımın arasında çıkarıp katlayarak çekmecelerden birine koydu.

"Seli! Yaptığını beğendin mi şimdi?!" diye yakındım. Sadece güldü. Bu sırada Seli'nin görüntüsü dikkatimi çekti. Oldukça şeffaf, bozuk ve sıradandı. Renk dahi yoktu!

"Ayrıca... yarın akşam balo da böyle dolanamazsın Seli. Diğer yapay zekâlara rezil olursun valla. Sana bir şeyler hazırlayayım." dedim ve ana işlemcisinin olduğu depoya doğru yöneldim.

Masum Katil'im de hızlıca arkamdan geldi. "Aklında neler var?" diye sordu, bana gülümseyerek. Şöyle bir düşündüm. "Seli? Peri masalında gibi gözükmek ister misin?" diye teklifte bulundum. Mutlulukla onayladı. "Bir çift kanata asla hayır demem!" dedi heyecanla kendi etrafında dönerken.

Bunu ne kadar zamandır bekliyordu? "Elbette Perim. Yarın tüm gözler ilk sende, ikinci olarak bizde olacak." derken görüntüsünde ayarlamaları yapmaya başlamıştık bile.

Etrafına hafif bir sis efekti ekledik ve Masum Katil'imin göz rengine sahip kanatların üstüne ufak yıldız ışıltıları... Saçlarını Masum Katil'im ayarladı ve asıl bedenimin saçlarına benzetti. Uzun ve kıvırcık. Tenini, ay ışıltısına benzer bir şekilde tasarladım. Gözlerini su yeşili yaptık. Uzun, narin ve sade beyaz bir elbise giydirdik.

Hatlarını tamamen belli ediyor ve sırtından dekolte veriyordu. Masum Katil'im kıyafetinin çok sade olmasından şikâyet etti. Bu yüzden biraz daha kırık beyazda dantel işlemeler yerleştirdik. Ağır süslemelere ve renklere sahip gerdanlıkla birlikte işlemlerimiz bitmişti.

Seli kendine baktı. "Efendilerim bu mükemmel!" dedi heyecanla ve çocuk gibi sevindi. Bizse bir birimize 'çak!' yaptık.

Tekrar salona geçip, oturduğumuzda Masum Katil'imin eli titredi. "Ne oldu?" diye sordum. Davetiye listesini bana gösterdi. Şöyle bir baktım. "Ne oldu Masum Katil'im?" diye sordum tekrardan. Sakinleşmesi için elimi saçında gezdirdim.

"Neden onlar da listede?"

Ah... Tabi ya!

"Üzgünüm. Sana planımı anlatmayı unuttum." dedim. Gerçekten... nasıl böyle önemli bir şeyi unutabilirim?

"Seni gördüğümde zihnimden geri kalan her şey siliniyor ve bir tek sen kalıyorsun. Bu yüzden unutmuşum özür dilerim." dedim tekrardan. Yanakları hafifçe kızardı. "Önemli değil." dedi ve gözlerini kaçıracaktı ki... "Gözlerini kaçırma benden." dediğimde tekrardan gözlerimizi birleştirdi.

"Baloyu özellikle onlar için yaptım. Bu onları ilk ve son görüşün olacak. Tabi sen de cezalandırmak istemezsen?" dedim yarı izin alır tavrımla. Başını iki yana salladı.

"Prensi böyle ortadan kaybedersen liderler-" İşaret parmağımı dudaklarına götürdüm. "Evet. Anlattın. Biliyorum. Liderler uzun vadede beni yok eder. Yani öldürür. Ama Masum Katil'im. O liderler sana yapılanlara sessiz kaldı. O sırf prens diye, seni korumadılar. Hatta muhtemelen beni de. Söylesene? Onların daha fazla nefes almasına izin verecek biri miyim?" diye sordum. Bu, cevabını beklediğim bir soru değildi.

Elini göğsüme götürdü. "Burası iyi mi?" diye sordu bir kez daha. Şaşkınca ona baktım. "Biliyorsun?" diye sordum ama bu da aslen bir soru değildi. Onayladı. İçimdeki bu kara deliği, kötülüğü biliyor. Buna rağmen kabul ediyor beni! Böyle bir insanı hak etmek için ne yaptım?

—Bu kadar intikam isterken burandaki karanlığın tatlı çekimine kapılmanı istemiyorum, meleğim. O zaman söyledim, yine de unuttuğun için tekrar edeceğim.

—Evet. İçinde kötülük var. Kötülük yaparken zevk aldığını biliyorum. Sonrasında pişmanlık bile duymadığını da... Bunlar doğru. Ama bu seni çakma yapmaz. Bu seni kötü biri yapmaz. Çünkü sen kötülük yapmamak için direniyorsun. Pek çoğunun direnemediğine direniyorsun. Masumlara kendi zevklerin ve hatta amaçların dâhilinde olsa bile zarar vermekten kaçınıyorsun. Bu gerçekten iyi biri olduğunu göstermiyorsa, başka neyi gösteriyor?

Diye soru olmayan soruyu sordu. Dudaklarıma bir öpücük kondurdu ve gülümsedi.

"Sen ciddi misin?" diye sordum dolan gözlerimle. Fazlasıyla şaşkınım. Mutluyum! "Fazlasıyla... bu yüzden seni seviyorum. Ve sen bir iblis değilsin." dedi, gözümden gelen yaşları sildi. Yine de daha fazlası geldi ve bağırarak ağlamaya başladım.

"Bu ne böyle aniden! Kimsenin söyleyemeyeceği şeyleri söylüyorsun! Çok mutluyum!" diye bağırarak ağlamaya devam ederken güzel kollarının arasına aldı ve sıcacık sardı. Üstümden nasıl bir yükü, basit bir şeymiş gibi kaldırıp bir kenara attı?

"Bu yüzden kendinden nefret etmeyi bırak. Lanetler okumayı bırak... lütfen. Sadece benimle yaşa?"

Böyle bir teklif nasıl reddedilebilir ki?

Gerçekten çok mutluyum!

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm